İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 34 · 7 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 34

Bölüm Otuz İki

HOŞ GELDİNİZZZZ

Bugün çok mutluyum çünkü yaz aşı yarışmasında 4.sıradayız. Günlerden 19 Haziran 2024 eminim ilerde tarihe bakınca vay be diyeceğiz. Bu yola yarışma için çıkmamıştım aslıda. Sadece yazma konusunda iyi miyim emin olmak istemiştim. 50 milyonluk evlilik kitabını yazmıştım ilk olarak ama sonra daha neşeli bir şey yazmak istedim konu buralara kadar geldi.

(4 gün sonraki Duygu: Aşkım bir numaradasın!

Bölümü atmadan önceki Duygu: Sabahtan beri herkes seni karalamaya çalışıyor :,)

Bundan sonra çok dram yazmamaya çalışacağım çünkü gerçekten karakterle uyuyup uyanan biriyim. Şu an Efe, Sıla, Bilinmeyen Numara dersken çok saf ve mutlu hissediyorum. Sizin de beğenmeniz bu mutluluğu arttırıyor tabii ki. Elli yere teşekkür mesajı yazdım buradan da yazayım.

Sizi çok seviyorum ve çok teşekkür ediyorum. Daha bir çok eserde görüşürüz.

Hepinizi öpüyorum.

-yazar Duygu

*********************

Önümden hızla merdivenleri inince peşinden koşmaya başladım.

“Sen göster bana bakayım nerde bu p**!”

Efe bahçe kapısını açıp sokağa fırlarken grubumuza girip Pınarlara ses kaydı attım.

“Allah sizi kahretmesin! Neredesiniz? Arda geldi evime, olay çıkaracaktı. Okulun oradaki parka yolladım onu! Tek gitmiyorum yanımda Efe var. Sesi dinlediğiniz an uçun yanımıza.”

Telefonumu cebime atıp Efe’nin kolunu tuttum onu yavaşlatmak için. Yavaşlamak yerine beni de hızlandırdı.

“Efe kavgaya gitmiyoruz! Bir şey yapmayacaksın sen de Arda’ya.”

“Ne demek bir şey yapmayacağız ya,” dedi hızlı hızlı yürümeye devam ederken, “Şerefsiz evinde girmeye çalışmadı mı? Haneye te***üz bu! Polis çağırmadığımıza dua etsin.”

Ona yetişmeye çalışırken nefes nefese kalmıştım. Tabii palet gibi bacaklarıyla benim iki adımımı tek seferde atıyordu sırık oğlan.

“Olayı kapatmaya çalışıyorum. Baran gibi kavga edip yeni bir olay yaratamazsın sen de. Bu yanlış anlaşılma biter sizin kavganızın peşinde koşarız sonra.”

“Ben onun her yerini kırayım şimdi bakalım bir daha olay yaratabiliyor mu ırz düşmanı.”

Parkın kapısına geldiğimizde korkuyla Efe’nin önüne geçip onu durdurdum. Hava buz gibiydi ve güneş tamamen batmıştı. Eğer bir kavga çıkarsa bize yardım edecek kimse olmayacaktı etrafta ve bunlar birbirlerini öldürene kadar dövecekti.

“Efe lütfen bak, yalvarıyorum sana. Sadece yanımda dur. Hiçbir şey yapma. Ben konuşayım beş dakika sonra hemen eve dönelim. Bak lütfen.”

Sinirle gözlerini yumdu, “O çocuk sana dokunmaya kalkarsa o elini kırar sonra onun g…”

“Tamam. Dokunmaz zaten. Sakin ol sen ve sakın konuşma, tamam mı? Ortamı gerecek bir şey söyleyeceksin eminim.”

“Tamam, sakın uzatma! İki küfret, gidelim.”

Ben önde Efe arkamda parkın içine doğru ilerledik, çok geçmeden Arda’yı bir banka keyifle yaymış bir şekilde bulduk.

Önce beni görüp gülümseyerek ayağa kalktı ağzına fırıncı küreğiyle vurduğum. Efe’yi fark ettiği an gerildi ama hemen. Yüzündeki gülümsemesi anında silinirken konuşmanın istediği gibi gitmeyeceğini anladığına sevinmiştim.

“Bu niye geldi?” dedi onun karşısına dikildiğimde. Efe birkaç adım gerimizde gözlerini dikmiş bizi izliyordu. Bir an lafa atlayacak sansam da söz verdiği gibi konuşmadı.

“Seninle yalnız görünmek istemiyorum çünkü,” dedim soğuk bir sesle. Ona baktığım her saniye daha da midem bulanıyordu.

O pislik gülümsemesi tamamen yok olmuş onun yerine gergin ve sıkıntılı bir ifade gelmişti. Ruh halinin bu kadar hızlı değişmesi beni ürkütüyordu.

“Bak Sıla, ben sana yaklaşmadım fark ettiysen. Sen bana yaklaştın. Maç öncelerinde yanıma geldin, bana çikolata aldın, her teneffüs ben bahçede basketbol oynarken sen geldin izledin beni. Sen yaptın bunları. Ben sevgilisi varken gözü dışarda dolaşan biri değilim bak. Sakın beni yanlış anlama. Yarın öbür gün aklında bir soru işareti olmasın, bu çocuk benimle ama yine gözü dışarda mı diye.”

“Ben seninle birlikte olmayacağım ki!” dedim sinirle, “Delireceğim senin yüzünden ya! Ben seni sevmiyorum Arda. Daha kaç kere yüzüne söylenmesi lazım bunun anlaman için?”

“Ben duydum seni Pınar’la konuşurken. Sevgilisi var ama seviyorum diyordun.”

Arkamdaki Efe’nin bunları duyması beni mahvetmişti. Arkamı dönüp ona bakmak istesem de bunu yaparsam bu kişinin kendisi olduğunu anlayacağını düşünerek ona bakmadım.

Sinir yavaş yavaş vücudumdan ayrılıp yerini üzüntü ve yorgunluğa bırakınca daha yumuşak bir sesle konuşmaya başladım.

“Bak Arda. Yemin ederim ben seni de anlıyorum. Kaç yıllık ilişkini bir yanlış anlaşılma yüzünden bitirdin, şimdi de benden karşılık bekliyorsun ama ben sana bu karşılığı veremem.”

“Sıla,” dedi bana doğru bir adım atarak. O da sesini alçaltmış, sakinlemişti ama bana yaklaşması hoşuma gitmemişti. O bana bir adım atınca bir adım geriledim hemen. Efe’nin de hareketlendiğini duysam da arkamı dönmeden Arda’ya bakmaya devam ettim. Ters bir şey yaparsa bunu hemen fark etmem gerekiyordu.

“Benden kaçmana gerek yok Sıla. Sevdiği kıza zarar verecek biri değilim ben.”

“Senin sevgine s*çayım ben,” dediğini duydum Efe’nin. Çok şükür ki Arda onu duymamıştı.

“Sen şimdi Ecem’in, okuldakilerin tepkisinden korkuyorsun. Anlıyorum ben ama buna gerek yok,” sesini iyice alçalttı. Artık fısıldayarak konuşuyor bir yandan da Efe’ye bakıyordu, “Arkadaşların da sevmiyor beni ama sen seviyorsun. Anladım ben seni. Benden bir adım gelene kadar bir şey yapmayacaktın. Ecem’den ayrıldım sana geldim işte! Artık tek bir saniye bile ayrı olmak istemiyorum senden. İstediğin zamana kadar saklarız beraber olduğumuzu. Sen yeter ki bir kere tamam de bana.”

Gülmeye başladım. Asla gülünecek bir şey olmamasına rağmen sinirle güldüm.

Bu onu rahatlatmış olacak ki gülümseyerek başını yana eğdi. Kendince bu gülüşümü olumlu bir şey olarak yorumlamıştı ama bu sinirden delirdiğimin işaretiydi.

“Ben seninle asla sevgili olmayacağım. Asla!”

Böyle bir tepki vereceğimi o kadar beklemiyordu ki şaşkınlıkla geriledi.

“Seni ne kadar sevdiğini görmüyor musun? Dünyayı iste ayaklarına sererim Sıla. Bana seni sevdiğini söyle artık!”

“Yeter!”

Ne Efe konuşmuştu ne ben. Ecem birden saklandığı ağaçların arkadasından çıkarak yanımıza geldi. Efe ile birbirimize baktık önce. Ne olduğunu, kimin amacının ne olduğunu şaşırmıştım.

Ecem bana doğru yaklaşınca Efe beni arkasına aldı ama Ecem’in hedefi ben değil Arda’ydı. Efe’nin önüne geçip Arda’ya doğru parmağını sallamaya başladı.

“Senin Sıla’yla aranda bir şey olduğunu düşündüm. Bugüne kadar hep bundan emin olup ikinizi de parçalamak istedim ama artık sadece sana acıyorum. Sen hastasın Arda!”

“Kes sesini!” diye bağırdı Arda. Parkın dışındakilerin bile onu duyduğuna emindim.

Arda bu denli sinirlenince Efe beni biraz daha uzaklaşıp Ecem’e yaklaştı. Arda’nın ona bir şey yapması an meselesiydi çünkü.

Ben ve Efe, Ecem’e bir şey olmasından deli gibi korksak da Ecem korkusuzca Arda’nın üzerine yürüyordu.

“Sen başına gelen her şeyi hak ettin Arda. İlgi arsızlığından başka bir şey değil yaptığın. Çok saf Sıla, çok da güzel. Sen ona o yüzden kapıldın hemen. Onun birçok konuda ilki olmak istedin. Onda iz bırakmak istedin çünkü kendini böyle iyi hissedecektin. Bir baltaya sap olmuş gibi!”

“Sus,” dedi Arda. Artık sinirden öyle bir hale gelmiş, terleyip kızarmıştı ki konuşurken adeta bir yılan gibi tıslıyordu.

“Sen susacaksın Arda bundan sonra. Ben seni Sıla’nın yanında görmeyeceğim bir daha. Yoksa seni mahvederim. Senin tüm sırlarını bilen tek kişi benim, unuttum mu?”

“O bana aşık!” diye bağırdı Arda. Bilinçsizce aklına geleni söylüyor gibiydi. Kendini kaybetmişti.

Bana yaklaşmaya başlayınca Ecem ve Efe gözleri ona dikerek her an üzerine atlayacak gibi hazırda beklemeye başladılar. Kıpkırmızı gözleri, dudağındaki yarası, dağılan saçları ve deli gibi hareket eden göz bebekleriyle beni iyice korkutmuştu.

“Sıla aşıksın bana. Senim ağzından duydum. Yapma böyle. Beni böyle bırakma.”

Yalvarır gibi konuşmaya başlayınca elimde olmadan ağlamaya başladım. Bu hissettiğim her şey artık beni aşıyordu. Dayanamıyordum. Nefesimin kesildiğini, boğulduğumu hissediyordum.

“Ben başkasına aşığım!” diye haykırmaya başladım. Artık hiçbir şeyi içimde tutacak gücüm de içimde canımı acıtmayan tek bir nokta da kalmamıştı, “Ben başkasını seviyorum. Köpek gibi aşığım ona. Öl dese ölürüm! Şu an ya, şimdi! Tek bir saniye düşünmem onunla olmak için canımı veririm ama bu sen değilsin ve asla olmayacaksın! Yeter artık! Defol hayatımdam! Nefret ediyorum senden! Yüzünü bile görmek istemiyorum!”

Hiç tepki vermedi. Öylece ayakta dikilip gözlerime baktı.

O tepkisiz kalınca Efe kolumdan tutarak beni kendime getirdi.

“Hadi gidiyoruz.”

Ecem’i de oradan alarak çıkışa doğru yürümeye başladık. Arda ölmüş gibi kımıldamadan dursa da bir an gelip bize arkamızdan saldırır diye arkamıza baka baka çıkışa kadar geldik.

Tam kapının önüne gelince durup tekrar ona bakmak istedim. Olduğu yerden yüzüme bakmaya devam ediyordu. O kadar acınası bir halde, o kadar korkunç bir durumdaydı ki çok daha hızlı akmaya başladı gözyaşlarım.

“Bakma ona Sıla,” dedi benim gibi ağlayan Ecem, “O kendini kaybetmiş. Kimse ona yardım edemez artık.”

“Hadi,” diyerek yürümem için ittirdi beni Efe. Kendime gelip birkaç adım atınca hepimiz Arda’nın haykırışıyla durduk.

“Size bunu ödeteceğim! Size bunu misliyle ödeteceğim!”

*****

Arda’nın ağzına bir tane patlatıp “Kes lan sesini!” diye bağırmak istiyorum. Umarım böyle ruh hastalarına denk gelmeyiz bebeklerim.

Bölümü beğenmeyi unutmayınnn!

Bölüm sonu

30 yorum