Hoş geldinizzz
Bugün 19 Haziran Çarşamba ve biz yaz aşkı yarışmasında 4. Sıradayız. Akşama kadar üçe yükseliriz gibi geliyor. Sosyalde bir paylaşım yaptım ama burdan da şu an bölümü düzenlerken not düşmek istiyorum.
Güzel yorumlarınız mutlu uyumama mutlu uyanmama sebep oluyor. Tanımadığım insanlar olsanız da sizi çok seviyorum.
Ablanız kardeşiniz gibi her zaman sohbete açıl olduğumu unutmayın.
Sizi çok seviyorum.
Umarım kitabım sizi de az da olsa mutlu ediyordur.
Keyifli okumalarrr
Not: notu yazdığım gün 23 Haziran ve birinci sıradayız arkadaşlar. Hatta uygulamanın her yerinde bizim kitabımız var. Size yazacağım sevgi sözcüklerine yer yetmez. Ayrı bir bölüm yazacağımmm
******************
Ertesi sabah Pınar ve Baran okula gidiş yollarına ters olmasına rağmen beni evden almaya geldiler. Sabah Pınar’ın elli kere aramasıyla uyanıp aşağı indim.
“Kanka!” diye bağırdım bahçe kapısında botumun fermuarını çekerken.
“Yeter! Bin kere aradın. Annem gebertecekti en son.”
“Ama sen de beş saattir hazırlanıyorsun Sıla. Bize simit aldım pastaneden. Okula gidip konuşmamız lazım.”
“Konuşacağız zaten. Dün hiçbir şey anlatmadın.”
“Efe değil mi o?”
Baran başını kaldırmış Efe’lerin balkonuna bakarken sorusuyla beraber bakınca Efe ile göz göze geldim.
Mecburi bir şekilde “Günaydın,” dedik hepimiz.
“Günaydın,” dedi o da. Sesi belli belirsiz çıkmıştı. Elindeki peçeteyle burnunu silince hasta olduğunu anladım.
İlk önce biraz üzüldüm. Sonra aklıma balkondaki konuşması gelince üzülmekten vazgeçtim.
“Hadi gidelim!”
Pınar’ın koluna girip onu sürüklemeye başlayınca Baran da diğer koluma girip konuşmaya başladı.
“Kanka bu çocuk bir garip ben söyleyeyim. Bakışı bile farklı sana.”
“Ben sana söyleyeyim mi nedenini,” dedim sinirle ona dönerek, “Erkek çünkü. Siz erkekler böylesiniz. Canınız ilgi ister birinden, yapışırsınız ona böyle saçma şeylerle. Eğlenirsiniz istediğiniz kadar. Sonra yeni eğlence bulunca bırakırsınız. Ha olmadı mı istediğiniz, o zaman da Efe’nin yaptığı gibi her gün ayrı davranırsınız. Öldüreceğim sizi ama önce Arda’dan başlayacağım.”
“Kanka ne diyorsun ya! Ben evde televizyon izliyorum sonra bütün erkekler kötü!”
Gülmeden edemedim. Biraz sakinleşince Efe’den önemli işlerim olduğunu hatırlayıp sevgilisine öpücük yollayan Pınar’a döndüm.
“Kanka sen bir şeyler yapacağım demiştin. Anlatmadın da bir şey. Ne oldu?”
“Şöyle diyeyim sana, ne yaptığımı tam söyleyemem ama gerçekten bilerek ve isteyerek Arda’ya yürümediğin sürece sana bir şey olmayacak.”
“O nasıl oldu?” diye sordum merakla.
“Onu söyleyemiyoruz maalesef.”
Ve Baran’la beraber dünyanın en komik şakasını yapmış gibi gülerek birbirlerine sarıldılar. Onları boşverip elimdeki simit poşetinden bir simit çıkarıp ısırdım.
Pınar işte, canım benim. Olmayan ablam gibi beni korumasına her zaman hayrandım. Galiba bir ablası olduğu için nerde ne yapması gerektiğini, özellikle kriz anlarında çok iyi biliyordu.
Ben önde sakin sakin simit yiyip yürürken Baran ve Pınar birden koşarak kollarıma girip beni itmeye başladı.
“Ne oluyor be!” diye tepki verip olanı sorgulasam da giriş kapısına doğru yürüyen Arda’yı görünce onlardan da hızlı bir şekilde kapıya doğru yürümeye başladım.
Biz hızlanınca bizi fark eden Arda da hızlandı ve işte o an maraton koşucusu gibi okula koşmaya başladık.
Sınıfa girip soluklanmaya çalışırken sınıftaki diğer kişiler bize deli gibi bakıyordu.
“Eteğin altına tayt giydiğimiz iyi olmuş. Bir tarafımız çıkardı bu koşmaya.”
Sırf gergimliğimi atmak için kurduğum cümle yüzünden birkaç saniye suratıma baktı ikisi de. Sonra üçümüz birden okulu inleterek gülmeye başladık.
Hiçbir şeyden haberi olmayan sınıf arkadaşlarımdan biri, “Ya bu ne sabah sabah! Biraz sessiz olun,” deyince daha fena gülmeye başlayıp koridora çıktık.
Cam kenarına geçip kendimize geldiğimizde ilk ciddileşen kişi Baran oldu.
“Böyle kaçamayız her seferinde. Mutlaka konuşmamız lazım.”
“Katılıyorum,” dedi Pınar, “Ama Sıla gelemez. Sen ve ben gideceğiz sadece konuşmaya. Yan yana görünemezler Arda’yla. Ecem kesinlikle Arda’yı izliyordur. Eğer Sıla bir saniye bile yanımda görünürse sorun olur. Biz yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalışıyorum falan deriz. Sevgiliyiz sonuçta. Biri Arda’yla görse bile normal konuşuyorlar der.”
Rahatsızlıkla kımıldanmaya başladım.
“Her şeyi size yüklüyor gibi hissediyorum. Çok özür dilerim ama cidden elimden bir şey gelmiyor.”
“Ben özür dilerim,” dedi Baran çok nadir duyulan pişmanlık dolu sesiyle, “Çocuk basketten sonuçta. Bir şekilde seni gördüyse de sen Pınar’la beni izlerken gördü. Şimdi de suçumuzu düzelteceğiz senin için.”
O an gurudan mı desem, arkadaşlarımın mükemmelliğine şükürden mi desem gözledim dolunca ikisine birden sarıldım.
“Teşekkür ederim.”
“Önemli değil küçük kardeşim benim,” dedi Baran sırtımı sıvazlarken.
“Ben senden büyüğüm,” dedim hala ona sarılırken.
“Seni koruyorum kızım. Bana abi diyeceksin bundan sonra.”
Pınar ikimizin de ensesine şaplatınca kendimize gelip ayrıldık.
“İçine ettiniz güzelim anın. Pis ruhsuzlar. Hadi herkes sınıfına. Yallah!”
**********
Bölümü beğenip sonraki bölümlere geçebilirsiniz.
BÖLÜMÜ BEĞENMEYİ VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYINNNNN














