İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 29 · 4 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 29

Bölüm Yirmi Yedi

Hoş geldinizzzzz

Keyifli okumalarrrr

Satır aralarında ve yorumlarda Sıla ile beraber karakterlere haykırmayı unutmayınnn

********************************

“Ben öldürürüm o Arda’yı. Haberiniz olsun,” dedim öfkeyle. Pınar ve Baran şaşkın şaşkın okulun yakınındaki parkın bankına oturmuşken ben,bir sağa bir sola yürüyor, içimde tuttuğum her şeyi kusuyordum.

“Nasıl biri bu? İnanmak, kabullenmek istemiyor beynim. Umarım tam şerefsizdir de ayrıldı diye herkese istek atıyordur. Umarım bir tek bana istek atmamıştır. Umarım…”

Söyleyeceğim şeyin ağırlığı ile banka ikisinin arasına oturdum. O cümle de bir türlü çıkmadı ağzımdan.

“Umarım benim yüzümden ayrılmamışlardır Ecem’den. Umarım o kız ben değilimdir,” diye tamamladı Pınar aklımdaki cümleyi benim yerime.

“Kanka ben değilimdir ya. Ben olamam. Bir yakınlığımız yok, bir şeyimiz yok. Güzel de değilim. Bir olay da olmadı aramızda. Adam akıllı konuştuğumuz bile yok. Yemin ederim kafayı yiyeceğim.”

“Takipçi sayısı artmamış. Aksine azalmış,” dedi Baran.

“Şaka mı yapıyorsun abi ya!” dedim yüzümü ellerimin arasına alarak, “Pis pis gülüyordu bir de. Mal herif!”

“Kalkın,” diyerek ayaklandı Pınar, “Herkes evine. Yallah!”

Neye uğradığımızı şaşırsak da üstelemeden evlerimize dağıldık. Onların evi okula benim evimden daha yakın olduğu için Pınar’ı bıraktıktan sonra tek yürümem gerekiyordu.

Pınar’ın oturduğu binaya geldiğimizde anaç bir tavırla bana döndü.

“Kanka seni eve bırakmam lazım aslında ama bir şey var aklımda. Koşarak eve git, tamam mı? Markete falan girme. Arda karşına çıkarsa da saklan. Asla denk gelmemeniz lazım onunla. Kimse seni Ecem’in elinden alamaz.”

“Tamam,” diyerek başımı salladım, “Aklında ne var bilmiyorum ama sağ ol kanka. Bana yaz olur mu?”

“Tamam,” dediği an koşmaya başladım ve şükürler olsun ki kimseyi görmeden binanın içine girmiştim.

Kapıyı kapatıp nefes nefese “Şükür kimseyi görmedim,” diyerek soluklandım.

“Birini mi bekliyordun ki?”

Apartmanın içinde biri konuşunca küçük bir çığlık atıp arkamı döndüm. O kadar korkmuştum ki Arda ile karşılaşacağım için, binadaki kişinin de Arda olduğunu düşündüm.

Yanılmışım. Binanın içindeki kişi siyah eşofman ve kazak giymiş, sarı saçları dağılmış, oturduğu merdivende karanlığa karışmış Efe’ydi.

“Niye oturuyorsun burada? Karanlıkta da görünmedim ilk başta. Aklım çıktı korkudan.”

“Kusura bakma,” dedi sakince, “Seni korkutmak istememiştim.”

“Sorun değil,” dedim geçiştirmek için.

Hasta mıydı acaba?

Sesi sanki üzgün gibiydi.

Ayağa kalkarak yanıma geldi. İlk defa tam olarak gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı.

“Geçen gece yüzüklerinden biri düştü sen kapıyı açmaya çalışırken. Sen fark etmedin tabii o arada ama ben aldım yerden. Sonra sen öyle konuşunca,” duraksayarak gözlerini kaçırdı. Derin bir nefes alıp tekrar gözlerime baktı ve aceleci bir şekilde konuşmaya devam etti.

“Bir şekilde veremedim işte sana yüzüğünü. Al. Bende kalmasın.”

Yüzüğümü alıp yalandan gülümsedim.

“Teşekkür ederim,” dedikten sonra koşarak eve girdim.

Bilerek gözlerimin içine baka baka konuştu. Bunun için çabaladı ama neden? Sevgilisi varken ve benimle arkadaşlık kurmak istemediğini söyledikten sonra neden?

Efe de Arda da aynı şeyi yapıyordu. Hatalı olan ben miydim?

Çantamı yere fırlatırken annemin ayakkabısının ayakkabılıkta olmadığını görünce koridorun ortasına oturarak bir süre elimdeki yüzüğe baka baka ağladım.

****************

Duşa alıp kendime geldikten sonra anneme sofrayı kurmakta yardım ettim. En son sürahinin dolmasını beklerken parmağımdaki yüzüğe odaklandığımda karşıma geçti.

“Sıla,” dedi yumuşak bir sesle, “Sana bir şey soracağım cevabına göre kızacağım sana. Bu yüzden dürüst ol.”

Yutkunarak başımı salladım. Bu kadın neyi duymuştu? Hangi felaketi?

Arda?

Baran’ın patavatsızlığı?

“Sen aşık mı oldun?”

Neye uğradığımı şaşırarak tepkisiz kaldım. Bunu sormasını beklemiyordum.

Evet desem mi kızacaktı, hayır desem mi?

Gülümseyerek saçımı okşadı. Benim gözler tabii saniyesinde dolmuştu.

“Ah be kızım. Sevmiyor mu o seni?”

Daha fazla annemin gözlerine bakamadım. Hemen ona sarılarak ağlamaya başladım.

Hiçbir şey söylemeyerek sadece sarıldı bana.

“Su taşıyor. Alo!” diyerek daldı içeri Melih. Ağladığımı görünce de “Kim ağlattı lan benim ablamı?” diye bağırmaya başladı.

Sinir bozukluğu ile gülmeye başladım.

“Allah kız delirdi,” dedi Melih. Bu sefer hepimiz güldük.

Annem ikimize birden sarılıp ilk defa bizimle gönül işleriyle ilgili konuştu.

“Benim ders konusunda sert olmama bakmayın, kirpiğinizin titreyişinden anlarım sizi. Siz de şunu unutmayın, ne olursa olsun gelip geçer. Sevdiğimiz birinin kalıp bizimle olması tabii ki başka bir şey, bunu herkes ister ama olmuyor diye de kendimizi tamamen salamayız. Biraz üzülürüz, derslerde uyuruz, matematik ödevleri yapılmaz mesela,” dedi gözlerimin içine bakarak. Konuşmanın sebebi de böylece belli olmuştu.

“Ne olursa olsun hayat devam ediyor. Bir yerinden tutunup ilerlemek lazım. Hadi şimdi yemeğe. Aç ayı da oynamıyor.”

Sürahiyi alıp tam mutfak kapısını çıkacaktı ki arkasını dönüp Melih’e’ e parmak salladı.

“Senin adını bir kızla yan yana duyarsam sınavdan önce, keserim seni. Haberin olsun.”

Gülmeden edemedim. Annemle ne kadar duygularımızı açmasak da beni anlaması ve destek olması beni çok rahatlatmıştı. Belki de farklı şeyler yaşamam insanların farklı yönlerini tanımam içindir.

Kim bilir?

***************

Umarım okurken keyif almışsınızdırrr

Bölümü beğenmeyi, yorum yapmayı ve kitabı sosyalde paylaşmayı unutmayınnn!

Bazen sessizce gelip okuyanlar oluyor. Ben tüm okurlarımı bilmek isterim.

Yeni karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz

Bölüm sonu

29 yorum