İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 27

Bölüm Yirmi Beş

Hoş geldinizzzz

Keyifli Okumalarrr

Diğer bölüm beni tatmin etmediği için bir bölüm daha atıyorum bugün.

Öptüm sizii

***********************

Okulda matematik hocamın azarını yedikten sonra eve geldim. Fazla düşünmekten olsa gerek bugün çok yormuştu okul beni.

Eve gelir gelmez formamı çıkarıp pijamalarımı giydim. Winx’li hırkamı giyince yine triplere girsem de üstünde durmamaya çalışarak yemek yedim. Biraz Melih’le dalaştık, biraz ders çalıştım derken saat geç olmasına rağmen uykum gelmeyince çiçeklerime bakmaya karar verdim.

Bardak şeklinde termosumda kahve yapıp üzerime battaniye aldıktan sonra, gerçekten keyifçi olanlar kışın balkona böyle çıkılacağını bilir, balkona çıktım.

Biraz çiçeklerle uğraştıktan sonra kahvemi içmek için sandalyeme oturdum.

Bugün İzmir normalden farklı bir şekilde çok sessizdi.

“Kafamın içindeki ses susmadığı için sen mi susmaya karar verdin?”

Kendi söylediğime güldüm sonra.

Unutmaktan mı bahsetmiştim?

Ondan bahsetmeyecektim ve unutacaktım değil mi?

Kahretsin ki çıkmıyordu kafamdan. Ben ondan kaçmaya çalıştıkça ona sürükleniyor, o da benden daha çok nefret ediyordu.

“Belki bu benim sınavımdır,” dedim titreyen sesimle, “Belki öğrenmem gereken bir şey vardır ondan. Belki bu yüzden çıkmıştır karşıma. Belki bu yüzden kaçamıyorumdur ondan.”

Ben kendi kendime konuşurken evren bana cevap verir gibi bir şey yaptı.

Üst katın balkon kapısı açıldı. Önce Gonca ablanın sesini duydum.

“Oğlum hasta olacaksın. Ne işin var senin balkonda yine?”

Sonra Efe’nin neşeli sesini duydum.

“Anne biraz takılıp gireceğim. Bebek değilim ya, beş dakikada hasta olmam. Battaniyem var zaten. Hadi öptüm. Yarım saat yokum ben. Özlersin.”

“Kapat kapıyı sıpa!”

Ve kendi aralarında gülüştüler.

Alt katta onları dinleyen ben de buruk bir gülümsemeyle onlara katıldım.

Benim gibi battaniyesini almış balkona çıkmıştı.

“Ah, Efe… Acaba benziyoruz diye mi sevmedin beni? Ben de çok insan vermem ya hani.”

Birkaç saniye sandalye takır tukur sesler geldi önce, sonra kısık sesle tanıdık bir şarkı çalmaya başladı.

Can Ozan, Damla Eker/ Gündelik Düşler Fırtınası

“Sert konuş zaman geçmiyor başka türlü.

İçinden geçenleri korkma, söyle.

Uyudun, uyandın yine aynı güne.

Dedin, bu hayat geçmez böyle.”

Sonra kendisi de şarkıya eşlik etmeye başladı benim onu dinlediğimden habersiz bir şekilde.

Sonra Efe de sessizce şarkıya eşlik etmeye başladı.

“Aynı rüyadayız biz, sen umursamasan da.

Büyürken dinlediğimiz hep o aynı masallar.

Küçük çocuklar gibi köşede saklanırken,

Yakalandık zamana.

Yakalandık zamana.”

O huzurlu sesi, bana bu kadar yakın oluşu, bende uyandırdığı duygular derken gözümden bir yaş aktı usulca.

Ben Sıla Koç, kendime oldukça yabancı bir şey yapıp biri için ağlıyordum. Bugüne kadar kimin benimle ilgili ne düşündüğünü takmamış, sadece eğlenmeye odaklanmışken şimdi tek odaklandığım şey Efe’nin benimle ilgili ne düşündüğüydü.

Şarkı aniden durunca dikkatimi tekrar üst kata verdim.

“Efendim canım,” diyerek açtı telefonu Efe, “Balkondayım. Yeni evimizin manzarası çok iyi. Sen ne zaman geleceksin bana?”

Kahkahalarla devam etti telefonla konuşmaya.

“Evet bebeğim seni eve atacağım. Yemek de yeriz, ben yaparım sana. Sen seversin yemeklerimi. Tamam hadi öpüyorum. Selam söyle Serap teyzeye de. En kısa zamanda geleceğim ziyaretine. Görüşürüz.”

Ne yaşadım ben ya?

Ben kime ne yaptım?

Neyin cezası bu?

Neden ben böyle bir konuşmaya şahit oldum?

Ben burada neden sevgilisi olan biri için ağlıyorum?

Neden Allah’ım, delireceğim?

Neden?

***********

Ah Sılam üzümlü kekim benimm

Diğer bölüme geçmeden bu bölümü beğenmeyi unutmayınnnnn

Bölüm sonu

41 yorum