Hoş geldinizzz
Keyifli okumalar
BÖLÜMÜ BEĞENMEYİ UNUTMAYINN
***************
Dersler öyle böyle geçmiş, biz yine öğle arasında elimizde köfte ekmeklerle bahçedeki çardağa oturmuştuk.
Tabii ben, Pınar geldiği an ona neler olduğunu, ne haltlar yediğimi tek tek anlatmıştım.
Gerek laf arasında beni bölüp söverek, gerek arada dayanamayıp çimdikleyerek, gelerek mallığıma dayanamayıp beni pataklayarak arkadaşlık görevini yerine getirmişti.
Efe konusunu askıya alıp bilinmeyen numaranın yaptıklarını anlattığımda ise Baran’la tüm bahçeyi inleterek güldüler.
“Ah be! Tatlı çocukmuş,” dedi Pınar.
Baran hemen ona yandan bir bakış attı. Ellerini havaya kaldırdı Pınar, “Enişte kontenjanından dedim tabii ki. Sanki bu masaya oturtsak bize ayak uydurur gibi geldi. Sevdiği birinin olması da… Ne bileyim, ben sizi yakıştırdım biraz.”
“Ne! Abart biraz daha istersen.”
Pınar, canım arkadaşım. Beynini seveyim senin.
“Ne yalan söyleyeyim ben de öyle hissediyorum. Efe bana samimi gelmiyor. Numara yapıyor gibi,” dedi Baran.
Şu yaşıma kadar öğrendiğim ve asla şaşmayan bir şey vardı.
Bir kız, bir kızın nasıl biri olduğunu hissediyorsa aynı şey erkekler için de geçerliydi.
Şimdi Baran tutarsız, dengesiz, patavatsız, uyuz ve daha birçok şey olabilir ama neticede bir erkek ve eğer Efe’de bir şey var dediyse ben onu dinlerdim.
“Nasıl oynamak?” dedim hemen. Ne düşündüğünü tam olarak öğrenmem gerekiyordu.
“Ne gördün?” dedi Pınar’da. Akıllı kızdır kendisi. Leb demeden Çorum’a giderdi.
“Ne bileyim! Geldi yanına mesela, tuhaf tuhaf hallere girdi.”
Hemen dirseklerini çardağa yaslayıp ciddileşti.
“Hani bazı tipler havalı olmak için tepkilerini saklar ya, gülmez falan. Bana öyle geldi. Seninle konuştu bir ara. O zaman taktım ona. Ters bir durum var sandım. Lafını yuttu, söyleyeceğini söylemedi, gülecekti gülmedi. Sohbeti mi uzatmaya çalıştı, ilgi delisi mi anlamadım.”
“Sıla da söyledi zaten. Özel ilgi bekliyor falan diye de diğerleri ile böyle değil. Kendi arkadaşlarıyla konuşurken çok normaldi.”
Efe…
Her gün daha da giriyordu aklıma. Onunla zıtlaştıkça, uzaklaşmaya çalıştıkça her şey birbirine bağlanıyor ve yine hatırlatıyordu kendini.
“Ne olursa olsun benden uzak olsun. Daha kendini anlayamayan biri yani belli ki. Ne yapacağı belli olmaz. Anlamaya çalıştıkça ben yoruluyorum. Zaten iki günlük çocuğun neyini abarttım ki? Ben de kendimi anlamıyorum artık.”
İç çekerek ayaklandı Pınar.
“Hadi sınıfa. Ders başlayacak.”
Bahçedeki herkes içeri girmeye başlayınca Baran’ın arkadaşları yanımıza geldi. Baran arkamızda onlarla konuşurken biz Pınar’la kol kola sınıfa doğru yürüyorduk.
“Niye böyle oldu?” dedim dudaklarımı büzerek.
“Çok beğendin çünkü onu,” dedi kendinden emin bir şekilde, “Ben daha önce birini beğendiğini görmedim bile. İyi çocuk, zeki çocuk, komik çocuk… Hep bunları duyduk senin ağzından ama onu böyle bir yere koymadın. Senin için farklıydı. Efe’ydi sadece. Dışardan bakınca çok net anlayabiliyorum. İçinde olunca görmemişsindir.”
Çocuk gibi başımı salladım hemen. Ben düşündükçe karışmıştı her şey. Şimdi Pınar, içimdekileri bana net olarak anlatınca biraz rahatlamıştım.
“Sen hiçbir şey yapma,” diye ekledi Pınar, “Bir adım gelecekse ondan gelsin. Gelmeyecekse de gelmesin. Ben sana en güzelini bulurum.”
Gülüşerek sınıfa girdik. Yine tüm okulu inleterek konuşmuş kendimizi rezil etmiştik kahkahalarımızla.
Bu demek oluyor ki bugün başarılıyıydı.
“Ders ne?” dedim Pınar’a sıramıza oturunca.
“Matematik,” dediği an küçük bir çığlık attım.
“Ben ödevi yapmayı unuttum!”
*********
Sılamız unuttu en azından ben hiç ödev yapmazdım
Siz nasılsınız akademik hayatta?













