İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 21 · 4 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 21

Bölüm On Dokuz

Hoş geldinizzzzz

Bu bölüm ve sonrasındaki bölümler en sevdiğim bölümlerrrr

Umarım siz de beğenirsinizzz

*************

“Sıla sen 10-A’dasın değil mi?” diye soru kıvırcık siyah saçlı bir çocuk. Gözleri zeytin gibiydi.

“Evet de, anlamadığım bir şey var. Neden herkes benimle ilgili her şeyi biliyor gibi.”

Gülerek kulağıma eğilip fısıldayarak konuştu. “Erkek arkadaşın olmasa herkes üstüne atlayacak çünkü. Değerinin farkında değilsin.”

“Ben bunu daha önceden duymuştum sanki,” dedim düşünerek ama nerden?

Birkaç saniye düşünsen de zorlanmadan direkt hatırladım.

Galiba bizim bilinmeyen numaranın sahibini bulmuştum!

“Bu arada doğu mu peki?”

“Ne?” dedim şaşkınlıkla. Hemen kendimi toparlayarak ağzından bilgi almayı denemeye karar verdim.

“Erkek arkadaşın var mı?”

“Hayır da neden bunu düşündün?”

Şaşırsa da cevabımı beğenmiş olacak ki dişisini etkilemeye çalışan T.C. erkeği gibi hafifçe kuma uzanarak artist artist içeceğini yudumlamaya başladı.

“Çok mesafelisin erkeklere karşı. Ben Baran haricinde erkek görmedim mesela yanında.”

Hazır olun! Birazdan sen farklısın, herkes gibi değilsin serenatı gelecek.

“Garipsin biraz, farklısın. Hoşuma gidiyor ama bu huyun. Neyse, erkek arkadaşın olmadığına göre sana yürüyebilirim artık.”

Ben tiksintiden mi, şuursuzluğunun yarattığı bir sinirden mi desem tepki veremeden donmuşken tanıdık bir ses yükseldi kulağımın dininden.

“Aa! Batu! Naber kanka?”

Sesin sahibi ise ondan kaçmak için yerin dibine gireceğim Efe’den başkası değildi.

Sadece ben değil kumun üstüne oyun hamuru misali yayılan Batu bile korkup yerinden sıçramıştı.

Onlar tipik erkek tokalaşmasını yaparken, ben yardım bakışlarımla Pınar’a baktım. Ona Efe’nin kim olduğunu tek bakışımla anlatabilirdim ama kendisi Baran’ın abisi ile tanıştığı için zaten kalp krizi geçirmiş, beni tamamen unutmuştu.

Batu yere geri oturmadan Efe benim yerime oturmuş sıkıştığımız için de beni resmen poposunun kenarı ile ittirmişti.

Elimle yerden destek alıp dengemi topladım. Sonra hemen diğer tarafa kaydım. Özgüvenim yerle bir olurken bacaklarımı kendime çekerek elime batan taşları silkeledim.

“Delinmiş mi elin?”

Kafanı kaldırıp konuşan kişiye baktım. On ikinci sınıftaki okul başkanı İbrahim’di bu. Baran sürekli potaya asılıp kırdığı için kendisiyle bayağı sohbetimiz olmuştu.

“Bilmem,” dedim omuz silkerek, “Göremiyorum ama acımıyor da.”

Telefonunun flaşını açarak avucuma doğru tuttu.

“Ağzına s*çmışsın,” dedi sadece.

Dobralığı yüzünden gülmeden edemedim. Direkt elindeki birayı avucuma dökünce soğuktan ve elimin sızlamasından dişlerimi sıktım.

“Bitti. Peçeten varsa bastır istersen.”

“Bende var,” diyerek elimi İbrahim’in elinden aldı Efe. Sonra da elimdeki peçeteyi avucuma bastırmaya başladı. Aynı zamanda da avucuma üflüyordu sanki beni deviren o değilmiş gibi.

“Ne bu? Vicdan azabı mı çekiyorsun?”

“Senin yüzünden oldu bu. Beni suçlayamazsın.”

“Sen ittin ya beni poponla,” dedim şaşkınlıkla. Zeytin yağı gibi üste çıkıyor bir de. Sarı papatya!

“Sen benim orama mı baktın?” dedi sanki ona uygunsuz bir şey yapmışım gibi. Hemen elimi bırakıp sırtını döndü bana.

Şaşkınlık ve utançla kendimi savunmak için çırpınmaya başladım.

“Sen burnumun dibine soktun bir yerlerini. İki metre çocuksun, kamyon kasası gibi şeyin var zaten. Görmemek mümkün mü?”

“Ha! Yani ölçtün, biçtin de. Kimlerle aynı ortamdayım? Bir de komşumsun. Allah’ım sen yardım et.”

Ve biraz daha üzgün hissettim kendimi. Resmen iki günde çocuğu kendimden bezdirmiştim. Hatta belki benden tiksiniyordu.

“Haklısın,” dedim sessizce, “Sana da benim gibi mal kızın teki düştü.”

Söylediklerinden pişman gibi bana bir bakış attıktan sonra kendini ortama bıraktı o da.

Ortamdaki herkesle gayet kolay bir şekilde konuştu, şakalar yaptı ve geceyi benim için daha da zorlaştırdı.

Ben olanları unutmaya çalışırken o unutmam gereken yeni şeyler yaratıyordu. İçime kapanıp insanları dinlemeye başladım ben de ama zamanla uyku bastırınca Pınar’a, “Kalkalım mı?” diyerek ayaklandım.

Baran, “Abi ben Pınar’ı bırakayım,” diyerek ayaklanınca abisi hepimizi bırakmayı teklif etti. Efe’nin de bizim apartmanda oturduğunu öğrenince onu da alıp arabaya bindik.

Baran’ın abisi ve kuzeni öne; Baran, Pınar, Efe ve ben arkaya oturmuştuk. Sıkış sıkış oturmamıza rağmen kimse rahatsız değildi. Efe ile yapışık oturan ben hariç.

Çocuk benden hoşlanmadığını daha ne kadar belli edebilir bilmiyorum ama ben kendimi sürekli ona yapışık bir halde buluyorum.

“Kanka,” dedi Pınar kulağıma fısıldayarak, “Bu o mu?”

“Maalesef,” dedim bıkkınlıkla.

“Kanka çocuk olay. Ben bir sürü fotoğrafınızı çektim yan yanayken. Eve gidince atarım sana.”

Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim ilk önce. Efe duydu mu duymadı mı diye de ekstra gerilmiştim.

“Kanka çok karışık durum, çok!”

Kafasını sallayarak anlatmamı beklese de “Eve gidince anlatırım,” diyerek önümde döndüm.

Önce Pınar’ı bırakıp sonra Efe ve beni bıraktılar.

Teşekkürler ve vedalaşma bitince Efe ile aramızda olan gerginlik iyice arttı.

Birkaç adım önde olmak için hızlandım. En azından mesafeyi açıp rahatlamak istedim ama giriş kapısına anahtarı sokamayınca aramızdaki mesafe kapandı. Bu da yetmezmiş gibi arkamda kapıyı açmamı bekliyordu.

Bir denedim açılmadı, iki denedim açılmadı. En sonunda kelimenin tam anlamıyla kafamın ısındığını hissedip şapkamı çıkardım.

Anahtarı Efe’ye uzatıp “Sen açar mısın? Ben yapamadım,” dedim saçlarımı havalandırıp kafamı soğutmaya balışırken.

Uyumak üzere olduğum için gözlerimi açık tutmakta zorlanmaya başlamıştım.

“Sakın uyuma,” dedi Efe demen uyararak.

“Uyumuyorum merak etme.”

Anahtarını alıp onu iterek apartmana girdim.

“Daha fazla bana katlanmana gerek kalmadı,” dedim kendi katıma çıkınca.

“Katlanmak mı?” dedi elimdeki anahtarı alıp evimin kapısını açarken.

“Evet nefret ediyorsun benden ya. Ondan dedim.”

Botlarımı çıkarıp apartmanın içinde saçma yerlere fırlattım. Efe de onları alıp düzgün şekilde kapımın önüne bıraktı. Bu iyice sinirimi bozmuştu. Bağırıp çağırmak istesem de annemleri uyandırmak istemediğim için sessizce konuştum.

“Konuşurken çok sertsin, başkasın ama ayakkabılarımı düzeltmeye kadar düşüncelisin davranışta. Sonra da sorunlu ben oluyorum. Bir g*tünle devir beni, bir kapılarımı aç. Ben seni anlamıyorum ama galiba anlamasam benim için daha iyi olacak. Yakın olunacak bir tip değilsin. İyi geceler.”

***************

(Bu kitapta yazdığım en uzun ve en güzel bölüm şu ana kadar bu. )

Yarın yeni bölümde görüşürüzz

Bölüm sonu

23 yorum