İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 20 · 3 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 20

Bölüm On Sekiz

Hoş geldinizzz

Hepinize iyi bayramlar dilerim

Bölümü beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayınnn.

*************

“Sen yemeyeceksen ben yerim bak böreğini!”

“Al ye,” diyerek tabağımdaki her şeyi Melih’in tabağına döktüm.

Evdeki herkes şok tabii ki. Sıla kendi hür iradesiyle yemeğini paylaşıyor.

“Abla hasta mısın?”

Melih de abla dediğine göre dışardan gerçekten kötü görünüyordum.

“Başım ağrıyor. İştahım yok. Size afiyet olsun,” diyerek kalktım masadan.

Kendimi yüz üstü yatağıma atıp bir süre öylece bekledim, uyuyamadım bile. Hala utanıyordum yaptığımdan. Çocuğun üzerine çok gidiyordum, bunun farkındaydım ama bu kadar çabuk mesafe koymasını beklemiyordum.

“Doğru düzgün konuşamadım bile. Nasıl bu kadar saçmalayabildim ben?”

Odam sıcak gelmeye başlayınca sandalyemi camın önüne getirip camı açtım. Kar yağmaya başlamıştı hafif hafif.

Elimi camdan çıkararak yağan kara dokunmaya başladım. Soğuk hava ve sakince yağan kar bana da iyi gelmişti.

Telefonum çalmaya başlayınca masama uzanıp açtım. Arayan Pınar’dı.

“Naber aşkım?”

“Fena değil. Senden naber?”

“Fena değilim ben de. Baran’lar sahile gitmiş kuzenleriyle. Ateş yakmışlar başkaları da katılmış onlara. Giderdim aslında. Zaten gel dedi ama yani darlamak da istemedim. Aklım ka-“

“Yani sen bana diyorsun ki gel beraber gidelim. Ben tek gidemedim sahile, o kalabalığa. Ben mi yanlış anladım?”

“Hayır, kanka hadi gidelim. Lütfen!”

Benden hiç beklenmeyen bir şekilde “Hadi!” dedim. Beni evden çıkarmak, hele ki akşam altıdan sonra, imkansıza yakındı ama bugün kendimden uzaklaşmaya ihtiyacım var. Biraz başkası için uğraşmalıydım.

Salona gidip annemlerden izin aldıktan sonra simsiyah giyindim. Saçımı açıp taradım. Toka izi çıkmıştı ama düzleştirmek de istemiyordum.

Siyah şapkamı takıp saçımı sakladım.

“Zaten hava buz gibi. Kime ne benim saçımdan?”

Saçım siyah, gözüm siyah, üstüm siyah!

Renk lazındı bana. Büyük gümüş küpeler, üst üste birkaç kolye ve yüzüklerimle biraz toparlasam da makyaj çantamda duran bordo ruju görünce her şeyim tamamlanmıştı.

***********************

“Kanka ben bir hışımla çıktım ama sosyal anksiyetem tuttu, bak ben sana söyleyeyim. Orda sana emanetim. Sen zaten daha soğuk kanlısın. Sen halledersin. Zaten orda kuzeni var, tanıdık ama hani dizilerde de olur ya. Kamp ateşi, biralar, yabancı in-“

“Kanka sakin ol. Bak oradalar. Zaten birkaç kişi okuldan. Onlarla iki dakika konuşsak dağılırız. Sakin ol.”

“Ay tamam. Sende de var bir haller ama seni sonraya attım kanka. Kusura bakma.”

“Sen lütfen bana bulaşma. Ben, beni unutmaya geldim zaten şimdi.”

“O derece diyorsun.”

“Hayal edemezsin.”

“Dur, ben kendimi rezil edeyim. Sen haline şükret.”

Pınar el sallayarak Baran’a doğru yürümeye başladı. Baran onu görür görmez elindeki şişeyi kumun üstüne bırakıp Pınar’ı kucakladı.

Önce Pınar’ı kuzeniyle sonra geri kalanlarla tanıştırdı. Ne kadar sosyal bir kişi olması başımı ağrıtsa da bu rahat tavrı ve insanların onu sevdiğini bilmek gururlandırıyordu beni.

“Bu da Sıla. Dershaneden beri beraberiz işte üçümüz.”

“Memnun oldum,” diyerek oturdum kumun üzerindeki bir mindere.

Hemen elimize içecekler tutuşturulunca birkaç saniye içinde herkesle muhabbete girdim.

“Sıla sen 10-A’dasın değil mi?” diye soru kıvırcık siyah saçlı bir çocuk. Gözleri zeytin gibiydi.

“Evet de, anlamadığım bir şey var. Neden herkes benimle ilgili her şeyi biliyor gibi.”

Gülerek kulağıma eğilip fısıldayarak konuştu. “Erkek arkadaşın olmasa herkes üstüne atlayacak çünkü. Değerinin farkında değilsin.”

“Ben bunu daha önceden duymuştum sanki,” dedim düşünerek ama nerden?

Birkaç saniye düşünsen de zorlanmadan direkt hatırladım.

Galiba bizim bilinmeyen numaranın sahibini bulmuştum!

**********

Diğer bölüme geçebilirsinizzz

Beğenmeyi unutmayınnn

Bölüm sonu

34 yorum