İçeriğe geç

Sırdaş

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Sırdaş

Bölüm 2

Bölüm 2

Ömer, Kayra’nın anlattıklarını dinlerken yüzü değişmişti. Gözleri bir anlığına kararmış, derin bir boşluğa dalmıştı. İçinde hem öfke hem de çaresizlik birikmişti; kardeşinin ölümünün sorumlusu karşısındaydı ve bunu kabullenmek zorundaydı. “Sen… sen yüzünden… her şey…” dedi, sesi titriyordu. Dudaklarının arasından çıkan kelimeler kesik kesikti, bir kelimeyi tamamlayamadan diğerine geçiyordu. Gözlerini kaçırıyor, sonra tekrar Kayra’ya dikiyordu; bir yandan suçlamıyor gibi görünse de her bakışı suçlamanın ağırlığını taşıyordu. Elleri istemsizce masaya vurdu; nefesi düzensizleşti. “Böyle… böyle bir şeyi… nasıl…” diye fısıldadı, kelimeleri boğazında düğümlenmişti. “Ben… ben… senin yüzünden o… o artık yok…” Bir an sessizlik çöktü; Ömer’in gözlerinde gözyaşına yakın bir nem vardı ama öfke ve acı onu ağlamaktan alıkoyuyordu. “Sen… sen bunu anlamıyor musun? Bu… bu kadar… hayat değiştiren bir şey! Kardeşim… öldü…” Ömer başını ellerinin arasına aldı; titreyen omuzları, yılların biriktirdiği suçluluk ve acıyla sarsılıyordu. Ardından, yavaşça başını kaldırdı ve Kayra’ya baktı: gözleri hem kırgın hem de sarsılmış, hem öfke hem de çaresizlik doluydu. “Bunu… seninle paylaşmak… belki biraz hafifler ama… artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz…” Kayra’nın sesi neredeyse fısıltı kadar inceydi: “Beni götürür müsün… onun mezarına?” Ömer, kendi karmaşasında kaybolmuş bir hâlde duruyordu. Gözleri yorgun, yüzü hâlâ o acının gölgesiyle çizilmişti. Kayra’ya bakarken, ne hissettiğini tam olarak bilemiyordu; öfke, suçluluk ve bir nebze de çaresizlik birbirine karışmıştı. Bir an sessiz kaldı, sonra kafasını salladı. Ayağa kalktı ve sert bir nefes aldı: “Gidelim,” dedi. İkisi, adım adım mezarlığa doğru yürürken, sessizlikleri konuşmalarından daha fazlasını anlatıyordu. Rüzgâr yaprakları hışırdatıyor, güneş hafifçe batmak üzereydi; gölgeler uzuyor, hafif bir melankoli sarıyordu etrafı. Kayra, öne doğru eğildiğinde, kendi ellerinin titrediğini fark etti. Ömer’in yanından yürürken, kelimelerin ne kadar yetersiz kaldığını düşündü. Orada, Sanrı’nın mezarının önünde durduklarında, dünya sanki durdu. Ömer, sessizce mezarın önünde durdu. Kayra’ya dönmeden, sadece gözleriyle onayladı; “Buradayız,” der gibiydi. Kayra diz çöküp ellerini mezara koydu, nefesi kesik kesikti. İçinde binlerce sözcük vardı ama hiçbirini söyleyemiyordu. Ömer arkasında sessizce duruyor, aynı ağırlığı omuzlarında hissediyordu. Sessizlik, ikisinin arasında konuşmadan kalan her şeyi anlatıyordu. Gözler, eller, hafifçe titreyen nefesler… Her biri, kaybedilenin ağırlığını taşıyordu. Ve öylece durdular…

Bölüm sonu

1 yorum