İçeriğe geç

Sırdaş

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Sırdaş

Bölüm 1

Bölüm 1

Söylenmeyen sözlerin ağırlığını hâlâ taşıyan, üzerinden belki de birkaç kış geçmiş günlerden biriydi. Soğuk bir barda, üşüyen bedenini ısıtma umuduyla bir kadeh şarabı tek hamlede bitirdi. Ama şarabın verdiği sıcaklık, yıllardır peşini bırakmayan pişmanlığını hafifletmeye yetmedi. Hasret duygusundan arınamamış, içindeki boşluğu bir türlü dolduramamıştı. Peki ya her şey farklı olsaydı? O zaman bugün hissettiği bu hislerin yerini mutluluk alabilir miydi? Yoksa tüm bunlar sadece kendi hatasının, kendi bencilliğinin bir yansıması mıydı? Boğazında bir düğüm oluştu; öyle ki yutkunamadı. Tükürüğü nefes borusuna kaçınca boğulur gibi öksürmeye başladı. Tam o sırada, sırtına bir elin hafifçe vurduğunu hissetti. Arkasına döndüğünde tanımadığı bir yüzle karşılaştı. Gözlerini ona dikmiş, endişeyle bakan bir yabancıydı. “İyi misiniz?” diye sordu. “İyiyim,” dedi Kayra, toparlanmaya çalışarak. Yabancı elini sırtından çekti ama yanından ayrılmadı; öylece dikildi. Ardından boğazını temizleyip konuştu: “Karşı masanızda oturuyordum. Farkında olmayacak kadar derin düşüncelere dalmış gibiydiniz… Bir sırdaşa ihtiyacınız var mı?” Kayra şaşkınlıkla bakakaldı. Sonra zihninden bir düşünce geçti: Ama… neden olmasın ki? Kabaca bir baş hareketiyle onay verdi. İçindeki yalnızlık, ona hayır deme şansı bile bırakmamıştı. Yabancı karşısına oturunca hiç acele etmedi; rahat bir tavırla garsona seslenip bir şişe şarap daha istedi. Kayra’nın gözleri istemsizce onun mimiklerine kaydı. Ne kadar dingin, ne kadar umursamaz görünüyordu; sanki hiçbir şey onu sarsamaz, mutsuz etmek için hiçbir sebep yetmezdi. Kayra’nın içinde kıskanç bir his belirdi. Bu düşünceyi kabul etmese de içinden geçirdi: Keşke ben de böyle yaşayabilsem. Keşke umursamasam, geçmişten kopabilsem. Ama hiçbir zaman bu yabancı kadar rahat olamadım. Adam boğazını temizleyince düşünceleri dağıldı.“Adım Ömer,” dedi basitçe. Kayra yaşını sormak istedi ama kabalık olacağını düşündü; bunun yerine zihninde bir tahmin belirdi: Orta yaşlı, dünyayı görmüş bir adam profili çizilmişti. O sırada Ömer’in gözlerinde kısa bir an için kederin gölgesi belirdi. Ardından yine o kayıtsız, umursamaz ifade geri geldi. Kayra’nın zihninde ise tek bir düşünce yankılandı: Belki de, ne kadar umursamaz görünürsek görünelim, her insanın umursadığı şeyler vardı. Fakat bunu saklamak, maskenin ne kadar iyi kullanıldığına bağlıydı. “İsmini bilmek seni tanımaya yeter mi?” diye sordu Kayra. Ömer, yüzündeki anlamsız bir ifadeyle omuz silkti. Bu soruya gelene dek saatler geçmiş, yelkovan yeniden sıfır noktasını dönmüştü. “Seni böylesine hüzünlendiren şeyi bana anlatmayacak mısın?” dedi Ömer. Kayra dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle karşılık verdi: “Bu gece karşımda tek başına oturduğuna göre, bu masanın tek hüzünlüsü ben miyim?” Ömer birkaç saniye boyunca gözlerini Kayra’nın üzerine dikti. O bakışların derinliğinde kısa bir keder parladı, sonra sessizce fısıldadı: “...Haklısın.” Cebinden bir paket sigara çıkardı. Çakmağın turuncu alevi yüzünü aydınlatırken, anlık bir keder çizgisi göründü. Sonra gri duman yavaşça havaya karıştı. Tam o sırada mekânın led ışıkları yanmaya başladı. Küçük barın havası değişti: çiçeklerden yükselen taze koku, köşedeki müzik grubunun sesleri ve şöminenin sıcaklığı… Hepsi birden, iki yabancının paylaştığı bu ağır havaya garip bir tezat oluşturuyordu. “Benim hüznüm belki de sana çocuk oyuncağı gibi gelecek,” dedi Kayra, bakışlarını Ömer’den çekmeden. “Sonuçta sen benden daha büyük, yaşanmışlık dolu bir adamsın; gözünde küçük bir çocuk havası mı taşıyorum ben?” Ömer, üflediği sigara dumanının ardından cevap verdi: “Hüzünü küçük ya da büyük diye sınıflandıran bir sırdaşı hiç tanımadım hayatımda.” Bir an durdu, sonra ekledi: “Sahi… ilk sırdaşım sensin galiba.” Kayra birkaç saniye duraksadı, sonra gülmeye başladı. Dışarıdan bakan biri için bu kahkaha neredeyse deliceydi. “Hayatımda ilk defa bir ilki başarmışım desene,” dedi. “Bunu duymak gurur verici.” Ömer kaşlarını hafifçe kaldırdı:“Nasıl yani? Daha önce gurur duyduğun hiçbir şey yapmadın mı? Bana hayatını bomboş geçirdiğini söyleme sakın.” Kayra omuz silkti, dudaklarının kenarında buruk bir tebessüm belirdi.“Sen çok dolu geçirdiysen anlatsana o halde.” “Zor…” dedi Ömer, sesi hafifçe titreyerek.“Tanımadığım biriyle… en değerlimi paylaşmak… onu anlatmak… çok zor. Anlamıyorsun değil mi?” Kayra birkaç saniye afalladı; ne söyleyeceğini, ne diyeceğini şaşırmıştı. Karşısındaki kocaman adam, isyan eder gibi bir hüzünle acısını paylaşmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyordu. “Pekala,” dedi Kayra sonunda, sesi yumuşayarak. “Sanırım önce birbirimizi tanımak daha doğru olacak. O zaman bir şeyler paylaşmak da daha kolay olur… çünkü ben de senin gibi hissediyorum.” “Çocukluğundan bahset biraz,” dedi Ömer, merak ve hafif bir çekingenlikle.“Çocukluğum mu…” Kayra’nın sesi hafifçe düşmüştü. “Ben yetimhanede büyüdüm. Anlatacak pek bir anım yok sanırım.” “Kulağa ilginç geliyor,” dedi Ömer. “Belki de anlatacak bir şeyler çıkar, iyisiyle kötüsüyle. Düşünsene… mesela oraya nasıl gittin?” “Ben kendimi bildim bileli orada yaşıyorum,” dedi Kayra. “Bebekken alınmışım galiba. Babam ölmüş, annem ise bana bakmak istememiş. İzini uzun yıllar sürdüm. Biliyor musun… komik gelecek ama onu bulduğumu sanarak başka birinin evine gitmiştim bir keresinde. Beni evden atmıştı ve ben yalvar yakar, yakasına yapışmıştım. Meğersem dosyalar karışmış; kızı da onu benim vesilemle bulmuş. Garip olan şu ki, beni evden atan kadın o kızı atmadı. Galiba ‘kan bağı’ denilen şey doğru, hissetmekle alakalıymış, önceden fark etmemişim.” “Senin vesilenle bulmuş derken… o nasıl oluyor?” diye sordu Ömer, kaşlarını kaldırarak. “Şimdi şöyle…” dedi Kayra, derin bir nefes alarak. “Kadın beni almayınca ağlaya ağlaya müdürün odasına baskın yapmış gibi oldum; bağırdım, çağırdım… Ne yaşadığımı bilmiyorum bile, o birkaç saniye bende yoktu. Bunun için daha sonrasında terapi bile aldım.Her neyse, o sırada o kız da tesadüfen oradaydı ve annesinin ismini duyduğunda beni sarsmıştı. Kadın hakkında öğrendiğim her şeyi anlattığımda kızın gözleri fal taşı gibi açıldı. Meğersem o da annesini arıyormuş. Benden bilgileri duyup bire bir uyuşunca, bana dedi ki: ‘Onu kadına götürürsem istediğim her şeyi yaparmış.’Bende götürdüm.” Ömer kısa bir an düşündü, sonra sordu:“Karşılığında ne istedin?” “Kulağa komik gelecek ama…” dedi Kayra, dudaklarını ısırarak, “bana yardım etmesini istedim. Oradan… kaçmak için.”İçinde bir karışıklık vardı; bir yandan suçluluk hissi onu boğuyor, diğer yandan ilk defa birinin desteğiyle özgürleşmenin verdiği hafiflik yüreğine yayılıyordu. Gözlerini Ömer’den ayırmadan düşündü: Belki de hayatım boyunca hissettiğim ilk güven duygusu bu anla başlıyor.Ömer, Kayra’nın sözlerini sessizce dinledikten sonra hafifçe başını salladı. Gözleri, Kayra’nın gözleriyle buluştuğu anda tuhaf bir ağırlık hissettirdi; sadece bir bakışla, aniden paylaşılan bir sır ve kırılganlık dünyalarının farkına vardılar. Bir an sessizlik çöktü, ama sessizlik, kelimelerden daha çok şey anlatıyordu. Ömer’in yüzündeki hafif yumuşama ve Kayra’nın gözlerindeki şaşkın kabullenme, o anı unutulmaz kılmıştı. "Ben çok anlattım sıra sende" Ömer derin bir nefes aldı, sigarasından çıkan dumanı yavaşça üfledi. Kayra’nın gözlerine bakıyordu, ama sadece bakmakla kalmıyor, içten içe onun kırılganlığını hissediyordu. “Seninle böyle konuşmak… garip bir rahatlık veriyor,” dedi sessizce. “Ama bilmeni isterim, her zaman böyle olamazdı. Ben de… bir zamanlar kendi acımın esiri oldum. Belki senin hissettiklerini ben de yaşadım. Ama çoğu zaman, bunu kimseyle paylaşamadım. Çünkü paylaşmak… acıyı çoğaltır gibi gelir insana.” Bir süre sessiz kaldı, sonra ekledi:“İşte bu yüzden bazen umursamaz görünürüm, bazen sessiz kalırım. Ama bu, içimde hiçbir şey hissetmediğim anlamına gelmez. Senin cesaretin… bana bir şeyi hatırlattı: acıyı paylaşmak, bazen yalnızlıktan daha az yalnız hissettirir.” Ömer’in sesi titriyordu ama bakışı kararlıydı; Kayra, onun yüzündeki kısa süreli keder ve ardından gelen sakinliği fark etti. İçten içe, belki de ilk kez Ömer’i gerçek haliyle görüyordu; maskesinin arkasında sakladığı o insanı…Ömer bir an durdu, gözleri kayboldu sanki geçmişin gölgesine takılmıştı. “Kardeşim… intihar etti,” dedi sessizce, sesi kırılgan ama ağırdı. “İlişkisinin bitmesini kabullenemedi. Elimden gelen her şeyi yaptım, ona destek oldum… ama bu işe yaramadı. O gün… onu yapayalnız bıraktım. Ve o günden beri… vicdan azabı peşimi bırakmadı.” Bir süre sessizlik çöktü, sadece küçük barın sessizliği ve uzaktan gelen müzik vardı. Kayra, karşısındaki adamın acısını, yılların yüklediği suçluluk duygusunu hissedebiliyordu; bir bakışla, kelimelerden çok daha fazlası aktarılıyordu.Ömer gözlerini Kayra’ya dikti, sesi kısık ve kırılgandı: “Söylesene… Kayra, sen olsan depresif kardeşini evde yalnız bırakabilir miydin, bir anlığına bile olsa? İçin içini kemirmez miydi, ‘tüm suç bende’ demeden duramaz mıydın?” Bir an sessizlik çöktü; barın hafif müziği ve uzaktan gelen çıtırtılar dışında hiçbir şey yoktu. Kayra, Ömer’in bakışlarında kendisinin de hiç paylaşmadığı bir yükü, aynı suçluluk ve çaresizliği gördü.Kayra derin bir nefes aldı, gözlerini yere indirdi ve sessizce konuştu: “Bilmiyorum… belki de bırakmazdım. Ama bir anlık bile olsa… bazen insan çaresiz kalıyor. İçim yanardı, evet… ama bazen kendi acımızla baş edemediğimizde, doğru olanı yapmak da zor oluyor. Sen yalnız değilsin Ömer… belki de hepimiz bazen yapamayacağımız şeyler yaparız.” "Sanırım o geceyi net anlatmak biraz zor olacak.İstersen sen devam et, ben kendimi toparlayana kadar." Kayra hafif bir öksürükle tekrar konuşmaya başladı: “Sanırım sana kaçış hikayemi anlatmam gerekecek. Kızı zorla dahil ettiğim küçük ama muhteşem planım bence fazlasıyla zekiceydi.Sabah saatlerinde bir kız, ailesine gideceği için bavulunu hazırlıyordu. Normalde eşya getirmek veya götürmek yasaktı yurda, ama bir kişi eksilecek sevinciyle hemen kabul etmişlerdi. Her neyse, işte bu kız da tam olarak benim annesine götürdüğüm kızın oda arkadaşı çıkmasın mı… benim için tam piyango olmuştu.Kız gitti, konuştu falan. Biz bu kızın kıyafetlerini sırt çantalarımıza tıkıştırıp dışarıda bir şekilde başka bir valize koyduk ve asıl valizinin boş kalmasını sağladık. Valiz çok büyük olmasına rağmen içine girebilmek ayrı meseleydi tabi.Sabah saat sekiz olur olmaz kızların odasında bitmiştim, valizin içine bir şekilde girdim. Geriye sürüklenmek kalmıştı, ama yakalanmaktan korkuyordum biraz. En fazla bağırır veya ceza verirlerdi; daha ilerisi yoktu. Tahminen bir şey kaybetmezdim. Ve şimdi kaçamazsam bir daha şansım olmazdı. Çünkü annesini bulan kızın evrakları yaklaşık beş güne tamamlanacak ve o da gidecekti; bu sefer yardımcım da olmayacaktı.İlk etapta sürüklenmemin ardından müdürün sesini kulaklarım işittiğinde neredeyse nefesimi tuttum. Umarım belli etmezlerdi. Bu arada, neden yürüyerek çıkmıyorsun diye soracak olursan… cumartesi sabahındaydık ve yurttan kafana göre çıkma şansın yoktu. Özellikle hafta sonları hiç çıkış hakkımız yoktu; başımıza bir şey gelirse falan…Neyse, bir şekilde atlattılar müdürü. Ama görmesem de üzerimde panik atak geçirecek gibi olduklarına yemin edebilirim. Kanıtlayamam tabii. Kapı kapanma sesinin ardından valizi açtılar… ama neredeyse boğulmak üzereydim. Nefes nefese bir çıktım. Zar zor çıkmamla güvenlik abiyle göz göze gelmem bir oldu.Hayatımda ilk defa maraton koşar gibi koşmuştum. O günü unutulmaz yapan şey de o koşudur benim için.” Ömer’in yüzünde hafif bir gülüş belirdi; ama neredeyse samimi gelmiyordu. Belki de Kayra’ya öyle gelmişti…Ömer, gözlerini hafifçe kısarak sordu: “Bahsettiğin büyük pişmanlık… ve geçmiş… Bu yetimhane ile mi alakalı?” “Hayır…” dedi Kayra, yutkunarak.“Mevzu, hayal edemeyeceğin kadar farklı.” “O geceyi anlatsana,” dedi Kayra merakla. Ömer’in gözlerinde farklı bir ifade belirmişti. Bir anlığına masaya bir şişe daha şarap istedi; belki de onuncu sigarası bitmiş ve kül tablasına çoktan atmıştı. Yeni birini ise tekrar yakıyordu. Kayra ise şişedeki şarabı bardağına dolduruyordu.“Benim kardeşim…” diye başladı Ömer, sesi hafifçe titreyerek. “Her zaman mükemmel bir adam olmuştu. Ne kadar kıskanılacak bir kişiliğe sahip olsada, onu her zaman sevdim. Ve yüreğim yanıyor… yalan değil.O, kendi küçük olsada yüreği büyük bir insandı. Bana hayatı boyunca, aşkın bir saçmalık olduğunu söyler; sadece akademik başarısına ve geleceğine değer verirdi. Hatta bir aralar bir modellik ajansından teklif almış ve kabul etmişti. Daha çok tanınmasa bile ileride büyük yerlere gelmek istiyordu. Geleceği parlak bir çocuktu.O asla yaşıtları gibi kavgalara girmemişti; eli bıçak tutmaz, bir hayvanı bile incitemezdi. Zaten eve zorla sahiplendirdiği bir köpeği vardı; adı Sakız’dı. Kendisi iştahsız olduğu ve sürekli sakız çiğnediği için böyle bir isim koymuştu.İşte aptal kardeşim… Ne kadar aptal olsada, aptal olarak nitelendirdiği aşk onun sonunu getirdi. O zamanlar bir kızla tanışmıştı. Normalde bana kimseyi anlatmazdı, ama bir gece odasına girdiğimde deli gibi ağlıyordu. Kaçışı olmadığı için anlatmak zorunda kaldı.Bir kütüphanede, çarpışma klişesiyle karşılaşmış bir kızla… Tabi, ilk başta umurunda olmamış. Ama birkaç sefer, ev yolunda hayvan beslerken görünce, kız dikkatini çekmişti. Bizimkinin…Kızın fotoğrafını çekmiş uzaktan; elinde kucağına aldığı bir köpekle gülümsüyordu. Resimde bana göstermişti. İznini almaması yanlış tabii, bunu savunmuyorum, ama bir şekilde kapılmıştı işte.Daha sonrasında kızın arkadaşlarını kendine bakarken birkaç kez yakalamıştı. Kızın ona karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini merak etmişti. Bir mektup yazmaya karar vermiş kıza; çünkü benim kardeşim utangaç bir adamdı. Ne kadar istesede, yüzüne söylemekten çekinmişti. İşte böyle bir şey benimsemiş kendine; yazmış, götürüp koymayı bekliyormuş o gün heyecanla. Ama ne kadar beklese de kız gelmemişti kütüphaneye. Bir hafta, bir ay… üzerinden uzun bir süre geçmişti, ama o hiç çıkarmamış o mektubu çantasından.O his, bir gün kızı sokakta gördüğünde karşısına çıkmıştı. Tüm cesaretiyle uzatmış ona zarfı ve hızla uzaklaşmış oradan. Birkaç gün kütüphaneye gitmemişti şaşırmıştık. Belki de dünyanın en disiplinli insanıydı benim kardeşim. Ama kız, bizim sokağın başında onu görünce notuna cevap vermiş; o da tutuşturduğu bir zarf ile kaçmış oradan. Uzun bir süre sonra bir kere buluşmuşlar; o ağladığı gündü zaten bana anlatmıştı. Neden ağladığını sorduğumda sustu, cevap vermedi. Ama reddedilmişti; belliydi. Ben biraz sinirlendim; kız nota cevap yazıyor, madem buluşmaya da gidiyor, neden kardeşimin canını acıtıyordu? Kayra, sonunda tuttuğu gözyaşlarını bıraktığında sarsılmıştı. Belki içtiği şarabın etkisiydi; belki de duygularını artık kontrol edemiyordu. Ömer’in kardeşi… Sanrı’ydı. Yıllardır aşamadığı, reddettiği için neredeyse takıntı hâline getirdiği ilk ve tek aşkı. Kayra fısıldadı:“Çünkü korkuyordu… Yanlış yapmaktan, sevgiyi tatmaktan, sevilmeye layık olmaktan. Ama sen anlayamazsın… Ne hissettiğimi, ne kadar pişmanlık duyduğumu.” Tanışma hikâyeleri birebir aynıydı ve Kayra, Sanrı olduğuna yüzde yüz emindi. Bu asla tesadüf olamazdı. Gözleriyle bıraktığı yaşlarla Ömer’e baktı: “Benden nefret ediyorsun, değil mi? Hadi… kalk ve git buradan. Çünkü o aptal bendim… Kardeşinin ölümüne sebep olan… çok acı, değil mi? O gerçekten kendini mi öldürdü?” Kayra’nın nefesi düzensizdi; vücudu hafifçe titriyordu, gözleri donuktu. Zihninde bir girdap vardı: geçmişin reddedişleri, küçük kaçış hikayeleri, mektuplar… Hepsi peş peşe tekrar tekrar canlanıyordu. Kalbi sıkışıyor, aklı dönüyor, tüm suçluluk bir yumruk gibi göğsüne çarpıyordu. Sessizdi; hiçbir kelime çıkmıyor ağzından. Sadece derin, boğuk bir acı, suçluluk ve kaygı içindeydi. İçten içe, belki de travma sonrası stres tepkisi yaşıyordu: obsesif düşünceler, suçluluk ve çaresizlik duygusu. Hiçbir şey söyleyemiyordu, sadece oturuyor, geçmişin ağırlığı altında eziliyordu.Ömer’e bir mektup uzattı. Ömer’in gözlerinde aniden bir karanlık belirdi; şok olmuştu. Bu cevabı, bu tepkiyi… beklemiyordu. Biricik kardeşinin ölümüne sebep olan kadın, karşısında oturuyordu ve ona… sırdaşım mı demişti? Kafasını salladı, düşünceler içinde kaybolmuş bir hâlde. İçinde bir karmaşa, suçluluk ve şaşkınlık birbirine karışmıştı; gözleri mektuba, sonra Kayra’ya tekrar kaydı. Ömer mektubu alarak sessizce açtı. Üzerinde minik, gülümseyen bir sticker vardı; bu el yazısı… Kayra’ya yazılan mektup, tam olarak onun kardeşinden geliyordu. “Sevgili hayvansever,” diye başlamıştı. Kulağa biraz saçma geliyordu ama bir o kadar da tatlı bir hissiyat bırakıyordu ardında. “Neden bu mektubu aldığını merak ediyor olmalısın… Korkma, kötü bir amacım yok. Ama uzun süredir içimde biriken hisler peşimi bırakmıyor. Bu, adeta yüzmeyi bildiğin hâlde denizde kollarını hakaret ettirememek gibi, ya da çok sevdiğin bir yemeği yutamamak gibi. Sanırım bu mektup sana benim deli olduğumu düşündürecek, ama umurumda değil. Bir kere olsun tanışmak ister misin? Her şey mümkünken…” Ve ardından, küçük bir kalp çizilmiş: “Sevgilerimle.” Ömer sinirle tısladı, sesi kısık ama keskin:“Ona canına kıymasına sebep olacak ne söylemiş olabilirsin?! ”Kayra’nın boğazı düğümlendi; neredeyse kelimeler boğazına yapışacak gibi oldu. Gözleri doldu, elleri titredi. Ömer’in bakışları, yıllardır içinde taşıdığı suçluluğun yüzüne vurulmuş bir ayna gibiydi. “Lanet olsun sana… konuş!” diye devam etti Ömer, sesi daha da sertleşmişti. Kayra derin bir nefes aldı, kalbi hızla atıyordu. “Ben… ben yalnızca… o gün… doğru olanı yapamadım,” diyebildi güçlükle, sesi neredeyse fısıldıyordu. “Korktum… yanlış yapmaktan, sevilmeye layık olmamaktan… Ben sadece… yanında olamadım. ”O an Kayra’nın içinde suçluluk, pişmanlık ve çaresizlik birbirine karıştı; gözlerinden sessizce birkaç damla yaş süzüldü." Ben ona bir mektup yazdım zaten. Sanada söylemiş, tanışmaktan gurur duyacağımı ama bunu yapmak istemediğimi belirtmiştim. Çünkü ben insanlardan bunalıyordum; doğruyu söylemek gerekirse kendime bile zor tahammül ediyordum ve kendimi fazlalık olarak görüyordum. O gün, gözlerinin beni aradığını fark ettiğimde usulca uzaklaştım. Unutmasını umdum, başka birinden etkilenmesini diledim. Ama bunu yapmaya çalışırken kendimi ona çekilirken buldum. Bu yanlıştı, çünkü kendimi buna layık görmüyordum. Bana acındırma yaptığımı söyleme; psikolojimin ne hâlde olduğundan haberin yok. O bir ay içerisinde annemi buldum, yanına gittim, hatta kucağına yatarak saçımı sevmesini bekledim. Ama o ne yaptı biliyor musun? Beni kabul etmedi; bir fazlalık olduğumu söyledi ve bu bana çok koydu. O gün amaçsızca yürürken onu gördüm. Sanrıyı yanımda gelip bana sarıldığını hatırlıyorum; birkaç saniye bile olsa iyi hissettirdi. Sonrasında kimseye anlatmadığım kadar çok şey anlattım ona; tüm hayatımı, duygularımı ve hislerimi. O ise beni dinlemiş, sakinleştirmişti.Ama gecenin sonunda bir anda ona kapılmaktan korktuğumu hissettim, gideceğimi ve onu bir daha etrafımda görmek istemediğimi söyledim. Sanırım biraz da sert konuştum ve yok olmaktan bahsettim. O etkilenmişti, neredeyse yalvardı bana. Ama arkama bakmadım.O gecenin ve ardından geçen her yılın, her saniyesi o ana dönüp ona bunları söylememeyi dilememi sağladı. Çünkü bu kadar zaman sonra bile aklımdan hâlâ çıkmıyor; ne o mektup, ne o gece, ne de günlerce gizlice izlediğim o adam… O gerçekten kendini öldürdüyse, bunun sorumlusu da bensem, ben hiçbir şey hak etmiyorum demektir. Sahi, bunu neden yaptı? Benim de yapacağımı düşünerek ortak bir noktada buluşmayı mı umdu, yoksa aynı gökyüzüne bakmayı mı? Söylesene… neden kalbim böylesine acıyla yanıyor?"

Bölüm sonu

1 yorum