İçeriğe geç

SIRADAN HAYATLAR

Bölüm 2 · 6 dk okuma

SIRADAN HAYATLAR

Bölüm 2

ASİ BİR GENÇ KIZIN GÖZLERİNDEN

Müziğin yüksekliği çınlayan kulaklarımla birleşince önüne dalgaları katıp devleşen bir tsunami gibi sarsıcı etki yaratıyor; o tatlı melodisine kendimi kaptırmak şöyle dursun art arda gelen zonklamalarla tenimi ürpertip irkilmeme sebep oluyordu, o gece daha önceki birçok geceler gibi asiliğim baş kaldırmış olduğundan çılgın arkadaşlarımın lafına uyup evden sıvışmış ve arka sokakların birine konuşlanmış pis bir gece kulübünde kendimi kaybetmiştim, yaptığım şeyle gurur duymuyordum elbette; ancak bana dayatılan hayata karşı çıkma göstergesi olarak bu yolu benimsemiştim ve şimdi ailemin belirlediği yatma saatinde evde uyuyor olmak demek benim için bunca zaman vermeyi sürdürdüğüm bağımsızlık savaşında yenilmek demekti, bazı noktalarını mantıklı dahi bulsam onların kurallarına boyun eğmek kendi oluşturmaya çalıştığım görkemli karaktere ters düşecekti ve bu da bir gün annemin kopyası olmak ile eş değerdi benim gözümde; ona benzemeyi neden bu kadar korkutucu bulduğumu sorguladığımda beynimin içinde imparatorluğunu kurup iç güdülerimden güç alan alaycı ses bana cevabımı veriyor: 'Senin için olabileceklerin sınırını aşıp sana çizilen yolun dışına çıkmak, yani farklı olmak görünür olmak demek' diyordu, düşününce evet, bu kesinlikle doğruydu; annem gibi olduğumda herkes beni onun kızı olarak anacak, kırk yılda bir karşılaştığım, annemin gençliğinden kopup gelen yabancılar bile ona ne kadar çok benzediğimi söyleyerek beni onurlandırdıklarını düşünme hatasına düşeceklerdi, gençliklerinde kendi benliğini yaratma yolundan geçip başarısız olmuş sözde yetişkinler bu iç çatışmamı 'ergenlik' gibi sığ bir sözcükle etiketleyip benimle alay edecek ve bilinçaltlarında büyümeyi durdurmuş genç bedenleri içten içe beni kıskanacaktı, bütün bu yargılar arka plandaki vahşi batı müziği ile daha da keskinleşiyor, beni düşüncelerimin salt doğrularım olduğuna ikna ederek her şeyi siyah beyaz şeklinde iki uca ayırmama yol açıyordu; başımı sallasam da nafile, kafama üşüşen ardı arkası kesilmez düşünceler bal bulmuş sinekler gibi gerçekliğimin etrafında dönüp duruyordu, birden aklıma çocukluk anılarımın en unutulmaz parçalarından biri olan anasınıfı gösterim geldi; o gösteride ilk aşk itirafımı almış olmanın yanı sıra annem ve babamın da gururla övündükleri biricik kızları olma mertebesine yerleştirilmiştim, şimdi çok uzaklarda bir yerlerde kalan o benliğim üzgün ve biraz da kızgın gözleriyle bana bakmaktaydı; belki de artık aynı kişi olmadığımdan kızıyordu bana; ancak şimdiki benliğim küstah bir şekilde değişimin hayatımızın bir parçası olduğunu ve ondan asla kaçamayacağımızı haykırıyordu, aynen de öyle olmuştu; hem kendime hem de sevdiklerime zarar veren sancılı bir değişim sürecinin ardından bu gerçeği kabullenmiş hatta değişime dört kolla sarılarak onu benimsemiştim, birçoklarında da bu şekilde değil midir, işe önce saçlarımızı, giyim tarzımızı, bedenimizi değiştirerek başlarız; çünkü değişimin en görünen yüzü budur, farklı ortamlara ilk dahil oluşunuzu hatırlayın, insanların sizinle iletişime geçme arzusunu en derinden etkileyen faktörlerden biri tabi ki de dış görünüşünüzdür; nitekim en sağlam dostlukların ve de en tutkulu aşkların dünyasına girmek için önce kapıyı çalarız, eminim ki hiç kimse dış yüzü çürümüş, örümcek ağlarıyla kaplı, eski ve paslı tokmağı olan bir kapıyı çalmak istemez; ancak dış görünüşümüzdeki bu değişiklik her sabah aynaya baktığımız anda yakalandığımız bir kabus gibi bizi en zayıf noktamızdan, ikiyüzlülüğümüzden nişan alır, biz ona somurturken aynadaki yansımamız gaddarca gülümseyip bize dış dünyaya övünçle pazarladığımız bu tablonun aslında ucuz ve aldatmacalı bir ambalaj olduğunu ve dolandırıcının da bizzat kendimiz olduğunu söyleyerek bizimle alay eder, sabah rutinimizin bir parçası olan sıradan bir yüz yıkama ayna karşısındaki mahkemede yaptığımız acımasız bir yüzleşmeye dönüşür ve o çok sevgili vicdanımızı rahatsız eden bu detayı daha fazla görmezden gelemediğimizde içimizi de değiştirmeye başlarız; işte esas değişimin tam da bu anda gerçekleşmeye başladığını söylememe gerek yoktur sanırım.

Benim 'varoluş' hikayemden yola çıkacak olursam ulaşmak istediğim şey her zaman gelecekte görmeyi arzu ettiğim benliğim olmuştur, ne bir başkası ne de kalabalıklarca sevilip takdir gören bir idolün yeniyetme kopyası olmak isterim, ben gazetelerden, dergilerden, posterlerden ve fotoğraf albümlerinden kesilmiş ayrı ayrı parçaları bir araya topladığım nefis bir kolaj çalışması misali kendi benliğimi ince bir iplikle dans eden bir tığmışçasına milim milim işlemek gayesindeyim, bazen çok iyi tanıdığım birinin kişiliğinden kendime yabancı bulduğum bir parçayı bir pelerin gibi omuzlarıma örterek taşıyıp o niteliği kendime atfetmeye çalışırım; örneğin en yakın arkadaşımın inatçılığı, bende nasıl duracağını çok merak ettiğimden bu huyunu seçip kendi karakterimin bir parçasıymışçasına hiç gocunmadan sergilemeye uğraştım; ancak benim için bir fikir veya eylemi uygulamaya geçirmemek adına herhangi bir konuda bu derece bir karşı koymayla ideale zıt gitme savaşında enerji tüketmek çok anlamsızdı, ben genelde muhalefet olduğum durumlarda bile mücadele verip karşıdakini düşüncesinden caydırmaya çalışmak yerine onu ve düşüncelerini olduğu gibi kabul ederek ortamdan uzaklaşmayı tercih ederim; açıkçası enerjimi de vaktimi de böyle şeylere harcamak istemem, bir başka deneyimimde bu kez kendimi de şaşırtarak zor bir hedef seçip sevmediğim hatta sempati dahi duymadığım birinin 'sabırlı olma' huyunu benimsemeye kalkıştım ve sonuç hiç de beklemediğim bir şekilde olumlu oldu, ilk birkaç hafta bu niteliği üzerimde taşımak hayatımın en çetrefilli sınavlarından birine dönüşmüştü; söylemek istediklerimi ağzıma geldikleri gibi sayıp dökemiyor, normalde olsa dakikasında anlatacağım sırları, dedikoduları dudaklarımı ısırma pahasına susarak insanlardan saklıyordum; ancak ilerleyen zamanlarda sebatın o kadar faydasını gördüm ki, getirisi götürüsünden kat ve kat daha fazla olduğundan bu özelliğin halen inşasına devam ettiğim kalıcı benliğime yerleşmesine karar verdim, bu ve bunun gibi daha nice deneyim bana bir insanı her şeyiyle sevemeyeceğimizi ve ondan her şeyiyle nefret edemeyeceğimizi göstermiş oldu, en yakın arkadaşımın benimsemeye hazır bulduğum huylarını bir parçam yapma düşüncesi hüsranla sonuçlanırken yıkılmaz bir ön yargıyla kendime asla yakın göremediğim birinin huyunu severek kabullenmiştim, bu fark ediş ile benim için siyah beyaz olan her şey yavaş yavaş değişmeye başlamış ve geç idrak etmiş olmanın verdiği hüzünle birlikte hiç anlayamamışlara duyduğum istemsiz bir acıma duygusunun sakladığı kibri gözlerimin önüne sermişti, kendimi en başından var etme sürecinde iç dünyamda yaşadığım bu dalgalanmalar dış görünüşümde de çokça değişiklik yapma isteği uyandırmış, saçlarım insanların artık peruk taktığıma inanacağı kadar sık aralıklarla değişmiş, giysi dolabım birbirinden anlamsız parçalara ev sahipliği yapar olmuştu, kilom da bu değişime ayak uydurarak genel güzellik algısının gafletine uğramış ve beni türlü spor dalları arasında mekik dokumaya itmişti.

Şimdi bulunduğum noktadan yola çıkarak söyleyebilirim ki asla pişman değilim, olup olabileceğim her şeye kendim karar veriyorum ve bu bizzat hedeflediğim özgür dünyaya oldukça yakın, mırıldanacağım şarkılar, yazacağım şiirler, izleyeceğim filmler, okuyacağım kitaplar ve söyleyeceğim sözler… Bunların hepsi bugün bulunduğum dünyada bana ait, aldığım kararları vurdumduymaz bir şekilde uygulamaktan vazgeçip bu kararlılığı başkasının göstermediği her durumu eleştirerek ikiyüzlülüğü çekici kılabilir, bir gün ak dediğime öbür gün kendim dahi inanarak kara diyebilirim. Bütün bunlar 'değişimin' içimde meydana getirdiği kasırgadan ötürü de olsa biliyorum ki rüzgarlar melteme dönüşüp seller dindiğinde kasırganın ardında bıraktığı düzlükte benim ektiğim tohumların çiçekleri yeşerecek; işte sizlere satırlar boyu anlattığım bu nedenlerden ötürü bu gece evden kaçtım; ancak ebeveynlerime yapacağım açıklama 'canım öyle istediği için yaptım' olacak, anlatsam da anlamayacaklarına kendimi bu denli inandırdığım için susmaya devam edecek ve bunu da çalıntı bir tablo gibi üstü örtülü bir şekilde karakterimin duvarına çivilediğim sabır ile süsleyeceğim.

Düşünceler, ah düşünceler…

Kafamın içinde devam eden bu savaş ateşkes ile dindiğinde bir şeyin eksikliğini fark ederek irkiliyorum: Müzik, deminden beri başımı zonklatan, gözlerimin çukuruna değin her zerremde hissettiğim o baş ağrıtıcı müzik şimdi nerede? Önce aklıma sistemin bozulmuş ya da elektriğin gitmiş olabileceğine yönelik çürütülmesi kaçınılmaz olan birtakım tezler üşüşüyor; ancak daha bu tezlerin gerçek olma ihtimalini sıfıra indirgeyen argümanları dahi sıralayamadan odamın içinde evimizin dışındaki ulu çınara bakan pencerenin camını döven yağmur damlalarının sesini duyuyor ve gözlerimi açıp babamın uyumamı kolaylaştırması adına altı yaşımdayken tavanıma monte ettiği yapma yıldızların parlaklığı ile karşılaşıyorum, şimdilerde babamın bu yıldızları aslında bana masal okuma külfetinden kurtulmak adına yapmış olduğunu düşündüğümden ötürü CD kalemiyle kapkara boyamış olduğum yıldızların ufacık boşluklarından sızan parlaklığı bu gece gizlice evden kaçıp arkadaşlarımla bara gidecek kadar cesur olmadığım gerçeğini yüzüme vurmaya yetecek kadar fazla; çocukluğumdan gelen anılarla daha masumane olan yanım ise bu konunun cesurlukla uzaktan yakından alakası olmadığını söyleyerek doğru şeyi yapmış olduğum konusunda kırılan gururumu teselli ediyor, iç savaşımın kaybını simgelemesi adına karakterime sonradan alıntıladığım her bir parçanın etrafta uçuşmasını sessizce seyrediyor.

Evet, işte şimdi gözlerimi tam anlamıyla açtım ve uyandım.

Bölüm sonu

2 yorum