Uzun zamandır başımdaki ağrı ile birlikte nükseden ateşi yok sayarak düşünmeye kendimi mecbur bırakıyor ve daha önce anlam yüklediğim ne varsa iç karmaşama yenik düşerek yitip gitmelerini seyredip kendimi suçluyordum; ancak dün okuduğum bir kitap bugün kendime karşı verdiğim savaşta yıkılan kalelerimi en baştan inşa edip kaçınılmaz yenilgilerimi mucize zaferlere dönüştürdü, son zamanlarda önce acı bir şekilde sonrasında ise bilgelikle karşılayıp buyur ettiğim ilginç hissiyatlar içerisindeyim, her şeyin nedenini sorgulamayı kendime alışkanlık edindiğimden bu yana düşünmekten gözüne uyku girmeyen, huysuz bir insana dönüştüğümden tahmini ölüm yaşımın bu yarısında 'kendimi değiştirmek' amacıyla ulvi bir göreve soyundum, her şeyin bir nedeni olmak zorunda olmadığını kabullendim ilk önce; bu kabulleniş beraberinde bana kontrolüm dışında gelişen olayların cezasını kendime kesmemem gerektiğini düşündürdü, bir anda artık endişe, korku, çekingenlik gibi zayıf duyguların esiri olmamaya karar verdim ve içimde atılan düğümleri çözmeye yardımcı başka bir el bulamadığım için bu kararımı anında uygulamaya koydum; bana göre kontrolüm dahilindeki olguları ancak ve ancak ben yönetebilirdim zaten, bunun dışında kalan bütün öğretici vukuatlara karmakarışık bir kafa ve kalple müdahale etmeye çalışıp sonu başından belli başarısızlığa esir olmak acemilikti, benim değiştiremeyeceğim şeyleri başka hiç kimse de değiştiremezdi; bu nedenle olanlar ve olabilecekler konusunda kaygılanmak yerine sadece bakış açımı değiştirip olayları farklı yorumlayarak negatif duygulanımlarımla savaşabilirdim, insan somut olarak göremediği bütün duygularının bu görünmezliğine ilahi bir vasıf yükleyip ne de kolay o duyguların esiri oluyormuş meğer, oysa anladım ki ne olumlu ne olumsuz, hiçbir duyguyu uçlarda yaşamamak gerekiyor; çok yoğun hissettiğimiz duyguların her biri bizleri doğanın bahşettiği aklı sağlıklı kullanmaktan alı koyuyor ve keskin olduğuna inandığımız düşünceleri çeldirici bir şekilde buğulandırıp zihnimize gölge düşürüyor, bu böyle olmak zorunda değil elbette; insan olarak pek tabi duygulara mahkumuz; ancak bu duyguların yoğunluğunu kendimiz tayin edebilir ve o çok güvendiğimiz fikirlerimizi dahi değiştirmenin bizi korkutmadığı bir esneklikle gerçekten düşünmeye başlayabiliriz, burada muhakkak ki 'düşünce esnekliği' konusuna değinmem gerekiyor, bilgelik, cesurluk, istikrar ve sevgi ile her yönlü düşünebilme kabiliyetine ben esnek düşünme diyorum, inanın bana bunu başardığınız zaman sizlere çok ters düştüğüne inandığınız düşüncelerin bile haklı bulabileceğiniz tarafları olduğunu görerek şaşıracaksınız; nitekim bizlere hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını ve zihnimize üşüşen en absürt düşüncelerin dahi bir anda gerçekliğin dokusunda şekillenebileceğini gösteren şu çok bilindik söz de bu görüşümü doğrular: 'Asla, asla deme!', kabuslarımıza yer edinen en kötücül durumlarda esnek düşünebilme ile duygulara kendimizi çok kaptırmadan, her an doğanın bir parçası olarak bize yazılan kaderin çizgisinden ilerlediğimiz gerçeğini aklımızda tutup erdemli bir şekilde hareket etmek kendimizi tamamlama yolunda ulaşabileceğimiz en üst mertebedir, nefret, endişe, korku, kıskançlık gibi istenmeyen duyguların yanında aşk, mutluluk, cömertlik gibi hissetmekten keyif aldığımız duygular da uç noktalarda yaşanıp benlik hakimiyetimizi kaybetmemize yol açtığında görürüz ki kontrolümüzde addettiğimiz şeyler de artık bizim kontrolümüzde değildir; o nedenle hayatımı çizildiğine inandığım kader çizgisinde yürümeye devam ederken hiçbir şeyin aşırısına kaçmayacağıma dair kendime söz verdim, bu karar aynı zamanda şu zamana kadar arayıp da bulamadığım hayat amacını keşfetmemi sağlayarak kendime bir hedef belirlememe ve varacağım daimi noktaya gidene kadar hiçbir şeyin beni o noktaya ulaşmaktan men edemeyeceğine olan inancımı arttırdı, insan hayatının merkezine bir değer atfettiğinde yaşamı çok daha coşkuyla yaşıyor kanımca, kendi amacımı bulduğumdan beri daha enerjik uyanıyor, alarmı ilk çalışında kapatıyor, şarkılara gönülden eşlik ediyor ve yaşamın bu sıradan ama küçük güzelliklerinde keyif buluyorum, öyle ki bu enerji benim dışımdan da dolup taşıyor ve çok yakın olmadığım ancak sosyal çevremde bulunan insanlar da daha fazla gülümsediğimi söylüyorlar, sizi de bu gerçeklikten mahrum bırakmayarak yakın zamanda keşfettiğim yeni var olma amacımı açıklayayım: yazmak!
Evet, doğru, yazmak ve dünyanın bin bir farklı köşesindeki yabancı insanları bu yazdıklarımla etkileyip onların hayatlarına bir noktadan da olsa dokunmak yaşam piramidimin en üst basamağına yerleşti; ancak bilirsiniz hayatta her zaman amaçlarımıza sadık bir gidişat izleyemeyiz, bizleri gittiğimiz yoldan alıkoyan birçok etken söz konusu olur; örneğin çok kariyer odaklı yaşayan biriyseniz zamanla sizi mutlu eden en küçük ve size özel aktiviteyi dahi yapmaktan vaz geçip dinlenmeniz gereken vakitleri bile çalışmaya ayırabilirsiniz ya da özel hayatınıza, insan ilişkilerinize öncelik tanıyan biriyseniz hele de hayatınızın merkezine romantik ilişkinizin nesnesini koymuşsanız bilin ki duyguların en zalimi olan aşk sonunda yaşamak adına verdiğiniz savaşta kuşandığınız bütün kılıçları elinizden alacak, kendi benliğinize ait bulmadığınız birtakım tavırları takınıp sonrasında pişmanlığını yaşayacağınız hataları yapmanıza sebep olacaktır; nitekim ben de bu yollardan geçmiş biri olarak potansiyelinden bahsettiğim bütün bu acıları ve pişmanlıkları kaçınılmaz bir şekilde yaşadım; ancak hayatın zaferlere gebe yenilmez prensi olan zaman benim kişisel savaşlarımda da kendisine biçilen rolü oynayarak bana eninde sonunda yasını tuttuğumuz bütün olguların, asla unutmam deyip de anılarını zihnimizde tekrar tekrar canlandırarak kalıcı kılmaya çalıştığımız kişilerin ve hatta yaratıcıya verdiğimiz kutsal sözlerin dahi geçeceğini gösterdi, işte bu gerçeği kavradığım an kendimi asırlardır aynı toprağa kök salmış ulu bir ağacın değişime mahkum yaprakları gibi hissettim, ben zamanın ilerleyişinden ne kadar çok kaçmaya kalkışsam da biliyorum ki mevsimler geçecek, döngüler tamamlanacak ve zamana dair her şey olması gerektiği gibi olacak; yaşama enerjimi sömüren tekdüzelik de bundan kaynaklanıyor, her şeyi bu denli doğru anlamaya ve kavramaya başladığımdan beri kendi hayatıma bir yabancı misali uzaktan bakar oldum ve bu benimle birlikte olan herkesin eylemlerini de tek bir pencereden görebilmemi sağladı, artık kimin hangi durumlarda nasıl hareket edeceğini hesap edebiliyor, bazılarının diyeceklerini onlar ağızlarını dahi açmadan duyabiliyordum, bu düşündüğünüz gibi bir yetenek falan değil üstelik, bu lanet bir hastalıktır kanımca, benim nezdimde ben bu hastalığa yakalandığımdan beri hayata dair hiçbir umut beslemez, gidişatın değişebileceğine yönelik hiçbir açık görmez oldum ve ne yazık ki asırların geçmesine kırılgan yapraklarıyla tanıklık etmek zorunda kalan ağaç gibi pasif bir şekilde çevremde dönen tiyatroyu izliyorum, duygularımın dahi rutine binmesi ve hissiyatlarımın birbirleriyle bu denli benzeşmesi bir insana has kıldığım duyguları başka bir insana da istemsizce duymaya başlamam içinden çıkılmaz bir döngüde olduğum gerçeğini suratıma çarpıyor; şimdilerde yaşadığım her şeyin herkesin yaşadıkları ile eş değer olduğunu fark ediyorum, insanların çoğu yaşadıklarına özel anlamlar yükleyerek kaderinin yalnızca kendisine yazılmış olduğu konusunda yanılgıya düşer, oysa araştırırsak benzer olayları ve hatta bire bir aynılarını yaşamış başka insanlar olduğunu da fark ederiz, insanın bu kendini özel hissetme ihtiyacı nereden gelir bilmem; ancak tamamen palavradır, bizler de tıpkı tilki, kaplan, ağaç, balık gibi yaşam döngülerimizi doldurmakla meşgulüz ve süremiz sona erdiğinde hiç şüphe yok ki ardımızda bir avuç kül ve yahut çürüyüp kurtçuk yuvası haline gelmiş bir beden bırakarak göçüp gideceğiz, o nedenle insanın yaşamını kıymetli kılan bir varoluşsal sebep bulması elzemdir.
Benim sebebim daha önce de bahsettiğim gibi yazma aşkı, içten içe yalnız büyüyen her insan gibi ben de buna tutuldum ve şimdi bana ait olan bu parçamı bırakma düşüncesi dahi nefesimi kesiyor, neden ona bu kadar tutuldum aslında bilmiyorum, dedim ya insan yaşadıklarını kendine has atfedip elinde kalanlardan ders çıkarmayı seviyor ve kendine ait bir kutsal kitap oluşturuyor diye; ben bunu da yapmadım üstelik, biliyorum ki benim gibi yalnız büyümüş ve yetişkinlik yaşamı boyunca da kendisi gibi birine sarılamadığından yalnızlıkla avunmuş, hatta zamanla bunu bir erdem olarak taşımayı seçmiş nice insan var; ancak hepsi de yazar değil, herkesin esir olduğu yalnızlıkla baş etme yöntemi farklı olabilir gibi basit bir sonuca da varmak istemem; nitekim çok sevilen ve hayatlarının ufak zamanları dışında yalnızlık nedir bilmemiş insanların da çok yetenekli yazarlar olabildiklerine tanıklık edebiliriz; o nedenle bir türlü neden bu hastalığa yakalanmış olduğumu çözemiyorum, fazla duygusal bir insan asla olmadım; ancak yaşamı keyifli ve değerli kılmaya verdiğim emek her daim duygusallığımdan ileri gelmiştir, hatta aynaya baktığımda kendimin ta içlerini görebildiğim nadir zamanlarda bir çocuğun halattan salıncağına minder bulamamış olmasına bile ağlayabildiğimi hatırlayarak kendi duygusallığıma tanıklık ettiğim de olmuştur; ama düşünmenin değerini bilen ve yaşamımdaki olaylara yaklaşım şeklimi doğrudan etkileyen dur durak bilmez zihnim bana her zaman duygulara ve onları hissettiren insanlara karşı temkinli olmamı tembihler, elimde değil; o yüzden böyle konudan kopuk konuşmalarım, en yaralayıcı hikayelerin gereksiz ayrıntılarından yola çıkarak yaptığım anlamsız esprilere kahkahalarım, her şeyi anlarken hiçbir şey anlamıyormuş gibi davranmalarım, haa bir de gözlere doğrudan bakamam mesela, insanlar bunu fark ettiğinde de sonuna kadar itiraz ederek asla böyle bir şey olmadığını söylerim; oysa acı bir şekilde doğru, klişe olduğunu düşünsem de insanın ruhuna açılan kapı olduğuna inandığım gözleri onlar bana bakmadığında incelemeyi, gözlemlemeyi çok severken o gözler doğrudan benimkilerle buluştuğunda bakmaktan sonuna kadar kaçınırım, hele de bu gözler bana görmek istemediğimden ötürü ısrarla bakmadığım bir manzarayı gösteriyorsa, beni çözebilen insanlar var, elbette var, zaten o denli kompleks biri değilim; benim sihrim birçok insanın tersine düşündüklerimi ve dediklerimi uygulamak olabilir ancak, belki de bu nedenle çok şeye koşturuyor gibi görünüp hayatımın tekdüzeliliğine sığınmışımdır aslında, bir yerlerden hiç istemediğim şekilde içgüdülerim beni rahatsız etmeye devam ediyor ve fark ediyorum ki zihnim hangi kirli ve parlak görüntüleri canlandırırsa gözlerimin arkasında, onları yaşamaya mahkumum, havadan gelen elektrik vücuduma karışıp benim renklerime dokunduğunda ve eğer birazcık da bir medyum gibi sezgilerime kulak vermişsem olabilecekleri herkesten de önce yaşayabiliyorum; ancak tahminlerimin hiçbir şekilde gerçeklerle uyuşmadığı durumlarda bana taşınan bütün bu zerrecikler hayal dünyamda birleşerek içi şişmiş yağmur bulutları olup somut dünyaya taşınıyor ve kelimeler, yağmur damlaları misali hayatım boyunca üstünden geçtiğim bütün kurak toprakları yaşam suyuyla yıkıyor.
Söyleyeceklerim, söylediklerimden elbet ki fazla; ancak sizlere sadece yazar olduğumu söyledim, 'Ben çok başarılı bir yazarım' demedim. Heyhat dostlarım, demek ki bunları okumanızı bütün kalbimle dilemişim.

