Onu ilk öpen bendim.
Tereddüdünü hissetmiştim çünkü. Beni ürkütmekten, ondan uzaklaşmamdan korkuyordu. Bana ilk kez sarıldığında bile teması o kadar hafifti ki bu sarılışı hayal etmiş bile olabilirdim. Ama değildi. Fırtınalı bir hava gibi kokuyordu, yağmur sonrası etrafa yayılan toprak kokusu gibi.
Teni pürüzsüzdü, yanakları her zaman soğuk bir his bırakırdı elimde. Heybetliydi, uzun boyu, sarıldığında beni içine sokacakmış gibi hissettiren geniş omuzları vardı. Saçı hafif dalgalıydı ve hep düzgünce tarardı. Bense o muntazam saç tellerini dağıtmaya bayılırdım. Bana kızardı ama gülerdi ve hiç engel olmaya çalışmazdı.
İlişkimizi çok hassas bir şekilde inşa ettiğini ve kendimi ona bırakmamı söylerdi. Çekerdik bir kumsala sandalyelerimizi, denize bakarak saatlerce konuşurduk. Ne konuştuğumuzu inanın hatırlamıyorum. O kadar dolu dolu, o kadar saçma sapan sohbet ederdik ki ruhumun dinginleştiğini hissederdim.
O bana huzur verirdi.
Görüşmemizin ikinci ayında pizza gecesi yapmaya karar vermiştik. Dijital bir platformdaki mini bir korku dizisine başlamıştık: Göldeki Ev.
Gerildiğim her bir sahnede Sarp’a biraz daha sokulmuştum. Beyaz bir tişört vardı üstünde, bense siyah örme bir kazakla tayt giymiştim. Ananas süslü uzun çoraplarım gecenin bir bölümünde gündem konusu olmuştu hatta. Çorabın ipliğiyle oynarken 'ne duruyorum ki' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yüzümü ona dönmüştüm, bir saniye sonra o da bana bakmıştı. Gözbebekleri o kadar iriydi ki beni içlerine çeken birer kara deliğe benziyorlardı.
Etraftaki her şey sessizleşmişti. Düzensiz soluklarımın sesi kulaklarıma süzülüyordu. Kalbim atıyordu kuvvetlice: güp güp.
Ve bir anda burunlarımızın birbirine değdiğini hissetmiştim. Dudakları da yanakları gibi soğuktu ve yüzüm alev alev yanarken o öpücük beni feraha ulaştırmıştı.
Tepkisini ölçmek için kendimi geri çekmiştim. Gözleri kapalıydı ve yavaşça açmıştı. Gülümserken bana tekrar sokulmuştu ve bu sefer... bu büyülü anı noktalamaya hiç yeltenmemiştim.
**
Birkaç ay dünya sadece ikimize ait olmuştu. Ben hayatım boyunca olmadığım kadar pozitif birine dönüşmüştüm. Sanki gerçek Beril’i keşfediyordum. Yaptığım her işten tat alıyordum, kendi istek ve arzularımı öncelik yapıyordum. İlişkimiz yıpratıcı değil, besleyiciydi.
Sarp’ın her detayını aklıma kazıyordum. Saçını yapmak için saatler harcardı, sporu çok severdi, yorulduğunda üçlü kanepeye uzanıp boş gözlerle tavanı izlerdi. Gece uyumadan önce sosyal medyadaki inanılmaz saçma videolara dalardı. Uykusu ağırdı. Sabahları uyanmak bilmezdi.
Beşinci ayımızın sonunda bana ailemi sormuştu. Yurtdışındaki erkek kardeşimin yanında olduklarını söylemiştim anne babamın. Onların gerçekte nasıl biri olduklarını anlatmaya utanmıştım. Beni hiç arayıp sormadıkları Sarp’ın dikkatini mutlaka çekmiştir. Yine de hiç üstelemedi. Bunun kırmızı çizgi içeren bir konu olduğunu kavramıştı. Bu yüzden onu bir kere daha sevdim.
Günler bu şekilde akıp giderken Sarp’ın telefonları hiç susmamaya başladı. Küçük arkadaş grubu artık onu darlıyordu. Sarp’ın sahalara yani arkadaşlarının yanına dönme vakti gelmişti.
Bir akşam, dışarda plan yapıldığını söyledi. Gitsek güzel olurdu. Arkadaşlarıyla tanışırdım, hem artık vakti gelmişti. Biz flört dönemini atlatıp ciddi bir ilişkiye yelken açan yetişkin bireylerdik. Bizi kabul edeceklerdi. Hem beni çok seveceklerdi. Beni herkes severdi.
Sarp bana bunları söyleyerek beni ikna etti. Çünkü kalabalıklara çok karışmak istemediğimi fark etmişti. Bu yüzden toplu buluşmalar konusunda beni zorlamıyordu ama artık hayatının iki kısma bölünmesinden yorulmuştu. Arkadaşları ve sevgilisi kaynaşırsa o da iki tarafa sürüklenmekten kurtulurdu.
Buna nasıl hayır diyebilirdim ki. Onun mutluluğu her şeyden önemliydi.
O gece... Umut, Anıl ve Helin’le tanıştım.