İçeriğe geç

Sır Sepeti

Bölüm 40 · 3 dk okuma

Sır Sepeti

Bölüm 40

~|~

Sarp’la yağmurlu bir gecede tanışmıştık. Genel kanının aksine yağmur hiç de romantik sayılmaz. Karşılıklı bolca ıslanırsın, makyajın akar, kıyafetlerin çamaşır makinesinde yıkanmışa döner. Hele bir de çamur oluştuysa etrafta... Pek de matah bir tanışma anı sayılmaz öyle değil mi?

Ama benim için fazla özeldi. İkimiz de, ıslanıp kuytu bir köşeye sinmiş yavru bir kediyi fark etmiştik. Onu ilk kucaklayan Sarp olmuştu ve ben de yanlarından hemen ayrılmak istememiştim. Sorgulamıştım kediyi kucaklayan adamı. Yavruyu güvenli bir yere götürdüğünü kendi gözlerimle görmek istemiştimya da demiştim ona... hayvanı bana ver, çünkü ben ona bakarım.

Sarp’ın tatlı inadıyla ilk, o gün tanıştım.

Beni reddetti ve sonra ama dedi... Gelip şu güvenli yuvayı görebilirsin.

Normalde kabul etmemem gereken bir teklifti bu ama Sarp etrafına inanılmaz güven veren bir enerji yayar. Ben de onaylamış bulundum ve bir baktım ki onun peşinden sokağı arşınlıyorum.

Evi çok tatlıydı, dar planlı bir apartmanın beşinci katında oturuyordu. Bir oda ve mutfakla iç içe bir salonu vardı. Masanın üzerinde meşrubat ve pizza kutuları göze çarpıyordu. Biraz dağınık bir tip olduğunu anlamıştım. İçeride hiç çiçek yoktu ve pencere önüne dizilebilecek çiçekleri düşünürken bulduğumda kendimi, şaşırmıştım. Sarp’a ve evine çok çabuk adapte olmuştum.

Birilerini bu denli kolay benimseyebilen biri değildim. Hayatım boyunca yalnız ve biraz silik bir tip olmuştum. Gerçi ezik biri değildim, insanlar beni havalı diye nitelendirirdi. Güzel ama soğuk ve kimseyi umursamayan o kız... İşte tarifim buydu. Yine de arkadaş edinmek için hiç çabalamazdım. Benimle konuşanları nazikçe kendimden uzaklaştırırdım. Hayatımda insan istemezdim.

Ama Sarp’ı istemiştim.

**

Onda ilgimi ilk çeken şey evindeki fotoğraflar olmuştu.

Sıcacık gülüşleri olan kalabalık bir ailesi vardı. Sarp yazın kızaran kışın solan beyaz bir tene sahipti. Kumrala kaçan sarı renk saçı vardı ve yaz geldiğinde teller iyice sararırdı. Ailesinin diğer üyeleri ise esmer ve sarışınlık arasında gidip gelmişti. Annesi balık etliydi ve üç çocuğunu da her bir fotoğrafta ahtapot misali sarıp sarmalamıştı. Babaları tam da babaydı. Güçlü, kuvvetli, daha doğrusu heybetli görünen dağ gibi bir adamdı. Fotoğraflarda biraz arkada durmuştu hep ama gölgesi bariz bir şekilde ailesinin üzerine düşmüştü.

Tatlı ve düşündürücü bir tesadüftü bu. İmrenmiştim bu karelere ve galiba onların içine dahil olmak istemiştim.

Kediyi kurutup karnını doyurduktan sonra o mışıl mışıl uyurken Sarp bana kahve yapmıştı. İçine süt eklemişti, yumuşak seveceğimi düşünmüştü.

Gülümsemiştim. Uzun zamandır ilk kez biri beni düşünerek ben söylemeden, benim için bir şey hazırlamıştı. O kahvenin tadını asla unutmam ki zaten aynı lezzeti bir daha hiç yakalayamadım.

Bana kaybettiği kedisinden bahsetmişti. Bu yüzden sokaktaki hiçbir kediye duyarsız kalamıyor ama bir yandan da korkuyordu. Çünkü sevdiği ve bağ kurduğu bir canlının kaybı insan için çok zordu. Yine aynı zorluğu yaşamak istemezken Sarp’ın insani yanı her seferinde baskın çıkıyordu. Bana bunları anlatmıştı; korkularını ve zaaflarını. Kolunu kanepenin sırt kısmına başını da avuç içine dayamıştı. Kesintisiz bir şekilde bana bakıyordu. Yağmurdan sonra ısındığı için yüzü kızarmıştı, yeşil gözleri ise yosunlar misali kopkoyuydu. Yanaklarındaki çilleri saydığımı hatırlıyorum. On dokuz taneydi. Her birini tek tek öpmek istemiştim. Neydi beni bu denli coşturan, ona kaptıran hala tam anlamıyla çözemiyorum.

Ama bazen doğru insanı ya da daha doğrusu ruhunuzun frekansını yakalayan o kişiyi bulduğunuzu hissedersiniz ya benim için bu kişi Sarp’tı.

Onunla o gün kahve içip doyasıya konuştuğumda kalbimin üzerinde bir gökkuşağı açmıştı. Bana hissettirdiği her şey farklı bir rengi temsil ediyordu. Beni renklere boğmuştu ve sonra Anıl’la tanıştırdı. Her şeyi griye çeviren de işte bu tanışıklık oldu.

Renkler benden bir bir uzaklaştı.

Ama o güne daha var.

Şimdi size biraz daha Sarp’ı anlatmak istiyorum.

Bölüm sonu

4 yorum