Burada biraz geçmişi eşelememizin vakti geldi. Hepsini teker teker öğreneceksiniz sevgili sır düşkünleri. Biricik sepetinizin dökülme vakti!
Sırayla gidelim. Her birini tek tek tanımanızı istiyorum.
Biz beş kişiydik, yumruk haline gelen beş parmak. Birlikten kuvvet doğar cümlesinin vücut bulmuş hali... Çoğunlukla beraber takılırdık, mükemmel uyum sergilerdik ama aslında her birimiz farklıydık ve bazılarımız... diğer birkaçımızdan pek fazla hoşlanmazdı.
Sarp’la başlamak istiyorum izninizle. Bu satırlarda olmayı en çok hak eden o. Kalbimi en çok kıran da o, kalbini en çok kırdığım da o. O benim genç yetişkinlik dönemimin en büyük parçası. Son sevgilim, ilk aşkım ve sızısı hiç geçmeyenim.
Arabeske bağladım öyle değil mi? Ama ne yapayım.
Bu satırları yazarken arka planda öyle bir şarkı çalıyor ki duyguları en yoğunundan hissetmemek elde değil.
Sanırım Sarp’ı özlüyorum ama bu duyguyu hep derinlere gömüyorum. Bir şeye ne kadar odaklanırsan ya da üzerine düşünürsen o şeyin varlığını somutlaştırırsın. Evet Sarp’ı özlüyorum ama bunu dillendirdiğim, Sarp’ı sosyal medyada gizlice takip ettiğim ya da eski fotoğraflarına baktığım zaman onunla ayrı olduğumuz gerçeği daha belirgin bir hal alıyor. Bir canavara dönüşüyor, pek çok kolu olan bir canavara ve o kollar boğazıma sımsıkı sarılıyor. Beni boğuyor. Nefes alamayacak hale geliyorum.
Belki de kendi tırnaklarımla kazıyarak elde ettiğim o nadir sevgi parçasını çarçur ettiğim için kendimden nefret etme hissiyatımdır bu. Bilemiyorum. Ben sevgiyi pek tadan biri olmadım. Ailem sağ olsun. Yine de bir noktada onu elde etmiştim. Sarp gerçekten de beni sevmişti. Sanki hassas bir kelebekmişim gibi kanattan ruhumu kavramıştı.
O kadar sevmişti ki beni, bakışlarından taşan yoğunluk yüzünden gözlerine bakamıyordum. Çok etkileniyordum; her tavrından, her hareketinden. Elimi tuttuğunda tenim ürperiyordu, gülüşümü çok sevdiğini söylediğinde göğsüme biri hava pompalıyordu. Peki ben ne yapıyordum? Sakin bir çehreyle onu dinliyordum, bir kedi gibi ona sokuluyordum ama aramızdaki o ruhani mesafeyi de hep koruyordum. Çünkü belki de beni gerçekten sevmiyordu. Sadece kafasındaki Beril hoşuna gidiyordu. Gerçek Beril’i tanıdığında belki de beni artık o kadar sevmeyecekti. Beynimde sürekli bu olasılıklar dönüp duruyordu.
Onu o kadar çok seviyordum ki kalbim ona doğru taşıyordu sanki. Gece kafamı yastığa koyduğumda tavanda sadece onun yeşil gözleri olurdu. Yine de bunu ona hiç yansıtmadım.
Sarp’ı deli gibi severdim ama bir gün beni bırakacak korkusu yüzünden ona bunu asla açıkça hissettirmedim.
Ne büyük pişmanlık.