“Söylediklerini duymamış gibi yapacağım, çünkü karışık bir ruh hali içindesin. Ağzın ne dediğini bilmiyor.” Ceren bozulduğunu belli eden bir şekilde suratını asıyor. Hafif kabaran saçını eliyle düzeltip uçlarıyla oynamaya başlıyor. Asla bana bakmıyor, göz teması kurmuyor.
Onu incittim.
“Özür dilerim.” diyorum kısık bir sesle. “Seni yargılayacak en son insan benim.”
“Neyse bu konuları geçebilir miyiz? Önümüzde daha büyük problemler var.” Gözleri masa yüzeyindeyken hızlı hızlı söylüyor bunları Ceren. İncinse bile bunu asla yansıtmamayı ister. Güçsüzlükleri, zaafları, yaraları... Eğer onları dillendirmezse ya da üzerine konuşmazsa etkisiz birer eleman olacaklarını varsayar. Onun güçlü biri olduğunu söylemiştim öyle değil mi?
“Sence hangisinden başlamalıyız?” diyerek ona ayak uyduruyorum. Normalde konuların üstüne giderim ama Ceren’e karşı bunu yapmam.
“Aslında önceliği Sepet Katili’ne vermek isterdim ama baksana sessizliğe gömüldü diyorsun. Belki de oynadığı küçük oyundan sıkılmıştır.”
“Hiç sanmıyorum.” diyerek bu sava karşı çıkıyorum. “Oyunu büyüttü, sertleşti. Hatırlasana Umut’un adını açıkça yazdı.”
“Aslında o da ilginç.” Ceren’in kavisli kaşları çatılıyor. “Umut böyle bir durumda paniğe kapılıp birilerine koşmaz mıydı?”
“Anıl onun koruyucusuydu hep ama Sarp’a daha çok güvenirdi. Belki de ikisinden birine gitmiştir. Onlarla görüşmediğimizi varsayarsak bunları bilmememiz çok normal.”
“Öyleyse görüşeceksin. Anıl seni aramamış mıydı? Bu bile büyük merak konusu.”
“Ama merak etmiyorum.” Tavrım net. Bir daha Anıl’la hiçbir şekilde iletişim kurmayacağıma yemin ettim. Bu sözümü tutacağım. “Üstelik...” Sesim tehditkâr bir tınıda çıkıyor. “Biz o üçlüye yem atmayacak mıydık?”
“Öyle bir şey yazmalısın ki üçünü de kapsayacak ama kendilerine özel bir şey olmalı. Paniğe kapılmalılar.”
Ceren haklı. Üçünü de ayrı ayrı ima edersem blöf yaptığımı anlarlar. Yazdığım şey hem hepsini kapsamalı hem de sadece birini işaret etmeli. Anıl, Sarp ve Helin... Sepet Katili üçünden biriyse sırrının açığa çıkmaması için mutlaka bana ulaşacak.
Onlar değilse... İşte öyle bir olasılıkta ne yapacağımı hiç bilmiyorum.
**
Aklıma zekice bir plan geliyor. Tüm her şeyi tersten denemeye karar veriyorum. Yani @sepetkatili’nin bana yazmasından değil yazmamasından yola çıkacağım.
Çünkü üçünün de ortak noktası benim. Eğer hepimizi kapsayan bir sırrı açığa çıkarmaya yeltenirsem gerçek @sepetkatili hariç hepsi panikleyecektir. Çünkü katil beni biliyor ve kendimle ilgili sırları açığa çıkarmayacağımı bilir. Blöfüme karşı burun kıvırır ve 'hadi bak işine kardeşim' diyerek sessizliğini korur. Kim hareketsiz kalırsa da o aslında yakayı ele verir.
Düşüncelerimi Ceren’e aktarıyorum.
“Helal kız.” diyor bana. “Kafan bazen çalışıyor.”
“Bazen mi?” Ölümcül bakışlar eşliğinde parmaklarımla masada ritim tutmaya başlıyorum.
“Takılıyorum.” diyor u harfini uzatarak. “Kızma hemen.” Sonra bir müddet düşünüyor. “Peki nasıl bir şey sunmayı daha doğrusu nasıl bir yem atmayı düşünüyorsun?”
“İşte ona henüz karar vermedim. Bu işin sonunda kendimi ve kimliğimi de tehlikeye sokabilirim.”
“Zaten tehlikedesin. Kimliğin her an açığa çıkabilir. Katil durmayacak.”
İçimi buruk bir his kaplıyor. “Aslında başta böyle değildi. Beni düşündürüyordu ama iyi anlamda. Bana takmıştı evet ama iyi biri olduğu hissine kapılmıştım. Nasıl bu denli yanılmış olabilirim aklım almıyor. Katil hep böyle miydi yoksa onu bir noktada değişime sürükleyen bir şey mi oldu?”
“Filozofa bağlama hemen.” Ceren rujunu tazelemeye girişiyor. Şeftali tonlarında bir şey sürüyor, beyaz tenine yakışan bir renk. Minicik el aynasının sırt kısmında beyaz istiridye süsleri göze çarpıyor.
“Ama düşündürüyor bunlar beni.”
“Sırları düşün sen. Odak noktamız şimdilik bu. Adım adım gideceğiz, unuttun mu?” Dudaklarını birbirine bastırıp son rötuşu da tamamlıyor Ceren. Gözleri capcanlı, vücudu kıpır kıpır. Plan tamamlandıktan sonra, harekete geçmeden hemen önce hep böyle olur.
Bense sıkıntıdayım. Kendimi de riske atacağım nasıl bir sır sunmalıyım, iyice düşünmem lazım.