İçeriğe geç

Sır Sepeti

Bölüm 36 · 3 dk okuma

Sır Sepeti

Bölüm 36

~|~

Çok geçmeden bakışlarımla odayı tarıyorum. Biblo gibi burada da garip bir şeyler olabilir. Yatağın altında sadece tozlar uçuşuyor. Temizlik yapmayalı çok uzun zaman oldu, dışarısı buz gibi olduğu için pencereyi de açmıyorum. Havasızlıktan ölmemek adına yarın gün içinde titizliğimi konuşturmayı planlıyorum.

Olmayan bir şeyi harekete geçirmek zorlayıcı olacak.

Yastıkların altı da bana bir şey sunmuyor. Dolabımı karıştırıyorum. Kıyafetler gelişigüzel atılmış. Katlı olanları da arayış için dağıtıyorum. Sonuç hüsran. Sonra makyaj aynasına geçiyorum. Rujlarımın arasında bir tanesi dikkatimi çekiyor. Hiç kullanmadığım bir markaya ait, rengi parlak sarı. Neon ışıkları hatırlatıyor bana.

Rujlarımı daima yan yana düzgün bir sıraya göre dizerim. Bu yüzden bu sarı şey normal zamanda asla dikkatimi çekmezdi. Çünkü tam da benim dizilimime göre yerleştirilmişti, hem de milimine kadar. İşte bu yüzden, normal bir zamanda bunun bana ait olmadığını asla fark etmezdim.

Ama bana ait değil.

Makyaja dair fikirlerimi daha önce belirtmiştim size. Güvenli sınırlar içinde sadece olanı vurgulamak adına bir şeyler sürerim. Aykırı renk tonlarını asla tercih etmem. Ruju elime alıp bir süre düşünüyorum. Ceren’e anlatmalı mıyım?

Gerçi beni dinleyeceğini hiç sanmıyorum. Biblo olayında bile beni kale almadı. Hemen ardından bu ruju piyasaya sürersem ona büyük bir şaka yaptığımı zannedecek ve artık durmam gerektiğini söyleyecek.

Duramam. Gizemler bir bir birikiyor. Artık bir şeyleri çözmem gerek.

Anıl’la konuşmak için dayanılmaz bir arzu duyuyorum. Ona her şeyi anlatabilirdim bir zamanlar. Bana akılcı bir şekilde çözümler sunardı. Sonra telefonumda cevapsız aramalar kısmına giriyorum. Anıl’ın ismi orada. Bugün beni arayan oydu. Onu cevapsız bıraktım.

Aylardır onunla hiç konuşmuyoruz ve bugün beni araması sadece midemi bulandırdı. Yine de şu an, bir miktar merak duygusu hissediyorum.

Tam da Helin’le nişanlanmışken Anıl aylar sonra beni neden aradı?

**

Yemek için şık bir kafeyi seçiyoruz. Menüsü zengin, fiyatlarsa ateş pahası ama insanın bazen kendisini şımartması gerek. Şu an Ceren de ben de o şımarıklığa fazlaca ihtiyaç duyuyoruz.

Oturmak adına ön bahçeyi tercih ediyoruz. Tavanda ısıtıcılar var, bu yüzden sıcacık olacağız. Koltuk minderleri şişkin, turuncu ve beyaz çizgili. Canlı bir enerji yayıyor burası ve çok geçmeden gevşediğimi hissediyorum. Etli noodle tercih ediyorum. Baharatı ve tadı yoğun olan yemeklere zaafım var. Telefonlarımızı bile sessize aldık, Ceren’in bunu kabul etmesine şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Ama şu zaman dilimi sadece bize ait olacak.

Büyük hazine... Gözlerimi kapatıp anın tadını çıkartıyorum. Yanaklarım sıcacık, kıpkırmızı olduklarını hayal ediyorum.

“Ee, ne yapmayı düşünüyorsun?”

Gözlerimi açıyorum. Siparişler gelmiş ama farkında bile değilim. Güpegündüz, hem de dışardayken içim geçmiş olabilir mi? Sandalyemde huzursuzca kıpırdanıyorum. “Hangi konuda?” diyerek ortama adapte olma süreci tanıyorum kendime.

“Şu dörtlü hakkında tabii ki.” Ceren hamburgerinden koca bir ısırık alıyor. Her bir yemeği, nasıl göründüğünü düşünmeden öyle özgüvenli bir biçimde yer ki karşısındaki insan gözlerini ondan alamaz. Doğal güzellik böyle bir şey olsa gerek.

“Şimdilik hiçbir şey düşünmek istemiyorum Ceren. Bir süre sosyal medya detoksu yapmaya karar verdim.”

“Bunu zaten bir kere yaptın. O zaman güzel anlamda dikkat çekmiştin ama kısa süre içerisinde aynı şeyi tekrarlarsan kitlenin çoğunu kaybedersin.”

“Bunu göze alamam öyle değil mi?” Yüzüm buruşuk, suyun içinde fazlaca kalan derilere benziyor olmalıyım.

“Alamazsın.” Ceren çok net.

Hay lanet diyorum. Bunu bu aralar çok sık tekrarlıyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.