Birbirine sıkı sıkı sarılmış anne, baba ve çocuk figürünün olduğu bir biblo bu. Sıcacık bir aileyi resmediyor, bende asla olmayan bir şeyi.
Bibloyu elime alıyorum. Sanki hayallerim somutlaşıp avuçlarımın içine düşmüş gibi hissediyorum. Çok bir şey istememiştim çünkü bu hayattan. Gülümseyen ve gözü daima üzerimde olan bir anneyle şefkatli ve ilgili bir baba... Çocukluğum boyunca hayal ettiğim tek şey buydu.
Bazen erkenden uykuya çekilirdim, çünkü rüyamda onların bana sarılma ihtimali vardı ama gerçekte yoktu. Uyku bu yüzden cazipti. Bazen bilerek hasta olmaya çalışırdım, sanki o zaman onlar için kıymete binecekmişim gibi hissederdim.
Ne büyük aptallık.
Aslında kendimden ziyade kardeşim için üzülüyorum. Beni bile isteye dünyaya getirmişler. Onlar için deneme tahtası olmalıydım, çocuk sahibi olmak nasıl bir şey, bunu tatmalılardı. Bir amaç uğruna meydana gelmiştim. Ama kardeşim... O bir kaza ürünüydü. Fark ettiklerinde aldırmak için çok geç kalmışlardı. Bu yüzden ona katlandılar.
Evet, bende bir şeyler denediler ama onu hiç istemediler.
Bu yüzden belki de kardeşim benden daha şanssız bir insandır.
“Bir şey mi oldu?” diye soruyor Ceren.
“Bu.” diyorum bibloyu çevirip göstererek. “Bu benim değil ve evime nereden geldi bilmiyorum.”
Korkmaya başlamalıyım öyle değil mi?
Ben de başlıyorum.
**
“Emin misin?” diye soruyor Ceren.
“Sence evime aldığım şeyleri unutacak kadar devrelerim mi yandı?” Hırçın bir tavırla koltuğa oturuyorum. Bacaklarım sabırsız bir ritim tutuyor. Biblo avuçlarımın arasında.
“Belki de birinin hediyesidir ve unutmuşsundur.” Ceren dudaklarını büküyor. Kısacık bir tişört giymiş, şekilli kaslara sahip karın bölgesi apaçık meydanda. Üşüse de güzelliğinden taviz vermiyor.
“Sanmam. Yani unutmazdım.” Saçımı kulağımın arkasına atıyorum. Gözüm bibloda, dudağımı dişliyorum.
“O kadar da fil hafızalı sayılmazsın. Küçücük şeyleri kaç kere unuttun, hatırlasana.”
Ama bu büyük bir şey! Böyle haykırmak istiyorum onun yüzüne doğru. Ne var ki yapamam. Ailem en sevimli yüzlerini gösterir arkadaşlarıma karşı ve çevrem, annemi de babamı da çok sever. Kültürlü ve enerjik olmaları, çocuk ruhlarını kaybetmemeleri, gezmeye olan düşkünlükleri ve paraya önem vermeden eğlenmeyi seçmeleri... Onları farklı bir kategoriye sokuyor. Cazip anne baba kategorisine...
Durumun böyle olmadığını bizzat deneyimlemiş olsam da arkadaşlarıma karşı hiç açık vermedim. Yalandan anılar ürettim, güzel anılar. Ailemle gittiğim tatiller, annemin bana yemek yapmayı öğretişi, babamla beraber fotoğraf çekmemiz, annemin yazdıklarını ilk benim okuyuşum gibi, gerçekle asla uyuşmayan anılar. Galiba... ruhumun derinliklerinde bir köşeye itilmiş o çocuğun, acıları yüzünden daha fazla utanmasını istemedim.
Bu yüzden Ceren’e bu biblonun çok büyük bir şey olduğunu ve onu kolayca unutamayacağımı söyleyemiyorum. İçim korku dolu bir halde, bibloyu düşünüp dursam da “Haklısın.” diyorum belli belirsiz gülümseyerek.
Bibloyu yerine koyuyorum. Yerime oturuyorum ama gözüm hala kitaplık rafında. Ceren bir şeyler söylüyor ama duymuyorum. Bakışlarım kararmış bir halde düşünceler girdabında sürükleniyorum.