SIR – 8. Bölüm: Kırılma Noktası “Ne demek içeriden biri var?” dedim. Demir kapıyı kapattı. Yüzü solgundu ama gözleri her zamanki gibi keskindi. “Depodaki koordinatlar sadece üç kişide vardı,” dedi. “Ben. Emir. Ve…” Bakışları ağır ağır kapıya doğru kaydı. Babam içeri girdi. O an nefes almayı unuttum. “Beni mi suçluyorsun?” dedi babam soğuk bir sesle. Demir geri adım atmadı. “Suçlamıyorum. Hesap soruyorum.” Odanın içindeki hava gerildi. Bir kıvılcım yeterdi. “Emir’i kim aldı?” diye bağırdım. “Birbirinize bakmayı bırakın!” Demir cebinden küçük bir cihaz çıkardı. “Depodaki saldırıdan önce bir sinyal kesintisi oldu. İçeriden bir konum paylaşımı yapıldı.” Babam kaşlarını çattı. “Ben yapmadım.” “Telefonundan yapılmış,” dedi Demir. Kan beynime sıçradı. “Yalan söyleme,” dedim babama. “Lütfen…” Babam telefonu çıkardı. Ekranı açtı. Yüzü bir anda dondu. “Bu…” diye fısıldadı Kadın içeri girdi. Bakışları birimizden diğerine kaydı. “Elinizdeki cihazı ver,” dedi Demir’e. Demir tereddüt etmedi. Küçük takip cihazını kadına uzattı. Kadın masaya koydu. Cihazı açtı. Ekranda tek bir şey yanıp sönüyordu: uzaktan erişim aktif. Babamın yüzü taş kesildi. “Telefonuma sızmışlar.” Demir sertçe konuştu: “Ya da biri senin üzerinden sızdırdı.” “Yeter!” diye bağırdım. “Şu an suçlu arayacak zaman mı?! Emir onların elinde!” Sessizlik çöktü. Kadın sakin bir sesle konuştu: “Emir’i almak, seni kontrol etmek demek. Seni kontrol etmek, babanı kırmak demek. Bu zincir planlı.” Babam başını kaldırdı. “Santrale gideceğiz.” Demir kaşlarını çattı. “Bu kadar basit mi? Tuzak olduğunu bilmiyor muyuz?” “Biliyoruz,” dedi babam. “Ama başka seçeneğimiz yok.” Kalbim göğsüme sığmıyordu. “Ben de geliyorum,” dedim bir kez daha. Bu sefer kimse itiraz etmedi. Şafak sökmeye başlarken yola çıktık. Eski enerji santrali şehrin dışında, terk edilmiş bir vadinin içindeydi. Paslanmış borular göğe doğru uzanıyordu. Camları kırık. Duvarlarında yanık izleri. Araba durdu. Demir bana döndü. “Ne olursa olsun, panik yok.” “Emir’i görürsem koşarım,” dedim dürüstçe. “Koşmayacaksın,” dedi sertçe. “Onlar bunu ister.” Babam silahını kontrol etti. Kadın çantasından küçük bir kulaklık çıkardı. Bana uzattı. “Bundan sonra yalnız değilsin. Duyduğunu, gördüğünü anında söyle.” Kulaklığı taktım. İçimdeki korku yerini garip bir soğukluğa bırakıyordu. Santralin ana kapısından değil, arka bakım girişinden girdik. İçerisi karanlıktı. Sadece çatlaklardan süzülen sabah ışığı vardı. Bir ses yankılandı. Alkış sesi. Yavaş. Alaycı. “Hoş geldin, Sera.” Tüylerim diken diken oldu. Yukarı baktım. Yürüyüş platformunun üzerinde siyah giyimli bir adam duruyordu. Yüzünde maske yoktu. Gülümsüyordu. “Demek sonunda geldin.” Babamın eli titredi. “Arman…” İsim havada asılı kaldı. Adam başını eğdi. “Yıllar oldu, komutan.” Kanım çekildi. “Bu kim?” diye fısıldadım. Babamın sesi kısıktı. “Operasyonda sağ kurtulan tek kişi.” Arman kahkaha attı. “Sağ kurtulan mı? Hayır. Bırakılan.” Demir yavaşça konum aldı. “Emir nerede?” Arman parmağını aşağıyı işaret etti. Santralin ortasında, eski türbinlerin önünde bir sandalye. Ve ona bağlı biri. Emir. Başını kaldırdı. Göz göze geldik. O an dünya sustu. “İyi misin?” diye fısıldadım, ama sesim çıkmadı. Arman konuştu: “Yaklaşabilirsin, Sera. Ama tek başına.” Demir kulağımdan fısıldadı: “Gitme.” Babam dişlerini sıktı. “Bu benim meselem.” “Hayır,” dedi Arman yukarıdan. “Bu onun meselesi.” Silahını Emir’in başına dayadı. Kalbim durdu. “Silahlar yere,” dedi Arman. Demir bana baktı. “Bu tuzak.” “Biliyorum,” dedim. Babam silahını yavaşça yere bıraktı. Demir bir saniye daha direndi. Emir gözlerini kapattı. Demir de silahını bıraktı. Ben adım attım. Her adımda ayak sesim yankılandı. Emir’in karşısına geldiğimde dizlerim titriyordu. “İyi misin?” dedim bu kez sesim çıkarak. Zorla gülümsedi. “Geç kaldın.” Gözlerim doldu. Arman aşağı inmeye başladı. “Çok güzel,” dedi. “Aile buluşması.” Babam bağırdı: “Beni istiyorsan bırak çocukları!” Arman yüzünü ona çevirdi. “Ben mesaj vermiştim. Sevdiğin her şeyi alırım demiştim.” Bana döndü. “Şimdi seçim zamanı.” Elini cebine attı. Küçük bir uzaktan kumanda çıkardı. “Bu santral artık çalışmıyor. Ama patlayacak kadar yakıt hâlâ var.” Demir küfretti. “Üç seçenek var,” dedi Arman. “Bir: Emir ölür, siz gidersiniz.” “İki: Hepiniz burada ölürsünüz.” “Üç: Sera benimle gelir.” Nefesim kesildi. “Ne?” dedi babam. Arman gözlerini bana kilitledi. “Yıllardır seni izliyorum. Potansiyelin var. Babanın mirası… sende.” Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. “Saçmalık,” dedi Demir. Arman sakinliğini bozmadı. “Baban hata yaptı. Ama sen… doğru şekilde yetiştirilebilir.” Babamın yüzü karardı. “Kızımı alet etmeyeceksin.” “Geç kaldın,” dedi Arman. “Zaten ettin.” Elindeki kumandayı kaldırdı. “Bir dakikan var.” Kulaklığımda kadının sesi duyuldu: “Sera, oyalayabilirsin.” Demir fısıldadı: “Bir planım var ama riskli.” Babam sadece şunu söyledi: “Ne karar verirsen ver, arkandayım.” Kalbim parçalanıyordu. Emir bana baktı. “Sakın…” dedi kısık sesle. “Onunla gitme.” Arman gülümsedi. “Otuz saniye.” Zaman akıyordu. İçimde iki ses çarpışıyordu. Kaç. Savaş. Bir adım attım. Arman’a doğru. Babam bağırdı: “Sera!” Arman’ın yüzünde zafer ifadesi belirdi. “İşte bu—” Tam o anda Emir sandalyesiyle yana devrildi. Demir yere atladı, yuvarlanarak silahına ulaştı. Kadın yukarıdan ateş açtı. Babam Arman’a doğru koştu. Her şey bir saniyede patladı. Silah sesleri. Çığlık. Kıvılcım. Arman kumandaya bastı. Kırmızı ışık yanıp sönmeye başladı. “Patlama başlatıldı!” diye bağırdı kadın kulaklıktan. Geri sayım sesi yankılandı. 60… 59… 58… Dünya tekrar yıkılıyordu. Ve bu kez seçim değil… kaçış zamanıydı.
Bölüm 10
8. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.