Oğuz'ın elimi tutup sıkması ile ona baktım. "Anana girsin bu durdurma işi." Diye söylendi. Gözleri kapalı şekilde sessizce bekliyordu. Yükseklik korkusu mu vardı? "İyi misin?" Diye sordum. Oğuz ise bana sert çıkıştı. "O kadar iyiyim ki, şuan kalkıp halay çekesim var."
"İyi de sen halay sevmezsin ki." Dedi Simay, istemsizce kahkaha atarken Oğuz gözünü açıp "Aptal sarışın." Diye söylendi. Teleferik tekrar çalışınca derin bir nefes alıp verdim.
İnince Barlas onları bekledik. Gaye, Barlas ve Ege aynı teleferikte çıktı. Ardından Batu ve Derin geliyordu. Barlas bey bana bakıp sırıtınca kaş göz yaptım. "Sen hayırdır birader?" Dememek için kendimi tuttum ama kendimi tutmam bir işe yaramadı ve yanına gidip dedim. "Kabadayı Bahar abi." Diye söyledi gülerek. Ona karşı göz devirdim.
"Yarışmaya var mısın?"
Kaşlarımı çattım. Ne yarışından bahsediyordu? "Anlamadım." Dedim teke düz bir sesle. Karın boyu neredeyse dizlerime gelecekti. Koşarak yarış yapacak değildik herhalde!
Barlas anlamadığım için gözlerini devirdi ve ellerini omuzlarıma koyarak beni yan tarafıma çevirdi. Kendi arkama geçip ellerini belimde bağladı. Başladı dengemi bozma girişimleri. Bende ne eksik diyordum.
Başını boynuma yaklaştırıp derin bir nefes aldı. Kulağıma fısıltıyla, "Kayak yarışı." Dedi. "Hah?" Diye bir nida koptu dudaklarımdan. Ne ara kapattığımı bilmediğim gözlerimi açtım. Yakınlığı ve kokusu mayıştırıyordu beni.
"Kayak yarışı diyorum." Diye tekrarladı cümlesini sakinlikle. Ondan uzaklaşıp etki alanından çıktım. Baktığı yere baktım. Kayak yapan insanlar ve küçük bir kulübe vardı. Kayak malzemeleri satıyordu.
Aklıma gelen fikirle sinsice sırıttım. Yavaşça Barlas'a döndüm. Sirince gülümsedim ve saçımı geriye savurdum. "Kaybeden, kazananın bir günlüğüne kölesi olacak ve her dediğini yapacak. Anlaştık mı?" Diye sordum hevesle.
Annem sağolsun küçük yaşta öğrenmiştim kayak yapmayı ve çok da severdim. Barlas kiminle dans ettiğini bilmiyordu anlaşılan.
Barlas küçük bir kahkaha attı. Yüz ifadesinden eğlendiği anlaşılıyordu. "Kaybedeceksin gerek yok böyle bir ukalalığa." Dedi hala eğlenen ifadesiyle.
Gözlerimi devirdim. "Kabul et ya da etme. Asıl ukala sensin, çok eminsin kazanacağına." Diye soludum sinirle. Barlas bana doğru bir kaç adım attı. Gözlerine bakabilmek için başımı geriye eğdim. Barlas ise başını bana eğdi.
Yüzlerimin kalbimi hızlandıracak kadar yakındı. Sanırım yine kaçmam gereken yere gelmiştik. Kaçmadım bu kez. Aksine meydan okurcasına yakınlaştım başımı dikleştirerek.
"Kazanacağıma emin değilim. Sen, bana kaybedeceksin ve... Ve bu ilk kaybetmen olmayacak." Dedi fısıltı ile.
Biliyordu.
Onu sevdiğimi gerçekten biliyordu.
Zorla yutkundum. Geri çekildim. "Edebiyat okuma bana, sayısalcıyım ben anlamıyorum seni." Dedim pürüzlü çıkan sesimle. Boğazımı temizledim. "Kabul." Dedi sadece ve uzatmadı. İyi ki uzatmadı, diye geçirdim içimden.
Beraber kayak takımı satan kulüben, kayak takımları kiraladık.
Onunla kayak yapmak çok zevkliydi. Yarış yaptığımız bile çıkmıştı bir an aklımdan. Anlaşılan kiminle dans ettiğini bilmeyen asıl benmişim.
Sonuç olarak Barlas yine haklı çıkmıştı.
Ben ona yenilmiştim.
Ve bu ilk yenilgim değildi. Son da olmayacaktı.
Yarış bitince, bilerek ani bi' manevrayla kendimi yere attım. Muhteşem oyunculuğumu konuşturarak acıyla inledim. Barlas korkuyla yanıma geldi.
"Noldu? İyi misin?" Diye sordu endişeyle. Yalandan yüzümü buruşturup ayağımı tuttum. "Ayağım buruldu." Dedim mızmız bir çocuk nidasıyla. Barlas bana sen iflah olmasın temalı bakışlarından atıp, beni kucağına aldı.
"Odaya çıkıp, ayağına bakalım." Başımı sallayıp, onu onayladım. Fırsattan istifade kollarımı boynuna sardım. Başımı boyun girintisine yaslayıp, kedi gibi sokuldum. Kokusu huzurdu.
Odaya çıkınca beni yatağa bıraktı. Sırtımı yatağın başlığına yasladım. Barlas çizmelerimi ve çorabımı sırasıyla çıkarttı. Bileğimi tutup nazikçe okşadı. Tutuşu çok değerli bir vazoyu tutar gibi dikkatli ve naifti. İlk kez biri bu kadar değerli hissettirmişti bana. Hemde sadece bir dokunuşuyla.
"Acıyor mu?" Diye sordu hala bileğime bakarken. Onu izlemeye daldığımı farkedince, kendimi toparladım. Acıyla inledim. "Çok acıyor." Diye cırladım. Barlas başını kaldırıp bana baktı. Gözlerini kısıp bir süre sessizce düşündü. İnandırıcı olmak adına, acıyla yüzümü buruşturup, gözlerimi yumdum.
"Ben kas gevşetici krem getireyim." Deyip odadan çıktı.
Derin bir nefes aldım gidince. Odaya göz gezdirdim. Osgarlık oyunculuk sergilemiştim. Dilim damağım kurumuştu. Başımı eğip kapıyı kontrol ettim. Barlas gelmemişti hala. Karşı masada duran sürahi ilişti gözüme. Alt dudağımı yaladım.
Yataktan kalkıp kendime su doldurdum. İki koca bardak suyu içtim. Yarım bardak daha doldurup elime aldım. Oh be su gibisi yoktu. Bardaktaki suyu içmeye başladım. "Ağrı kesici ister mi-... Misin diye soracaktım ama gerek yokmuş." Barlas'ın sesini duyunca elimdeki bardak yere düşüp parçalandı. Boğazıma kaçan suyla öksürmeye başladım.
Hass...
"Bak bu sefer gerçekten kendine zarar vereceksin." Dedi Barlas imayla. Elimdeki bardağı yerine koyup sağ ayağımı havaya kaldırdım. "Ahh!" Diye bağırdım yalandan. Barlas kapıyı kapatıp içeri geçince içimden inanması için bildiğim bütün duaları okudum.
Barlas duvara yaslanıp kollarını göğüsünün orada bağlayınca ona baktım. "Kendi koyduğun kuraldan kaçmak için yaptın dimi?" Diye sordu, inanmamış. "Ayağım acıyo Barlas." Diye söylendim. Yatağa doğru yavaş adımlarla yürüdüm.
"Rol yapma Bahar. Buraya gelirken sol ayağın acıyordu şimdi sağ."
Barlas'ın dediği cümlemi üzerine afalladım. Ayağımı yere indirip ona baktım. Kendinden emin bir şekilde bana bakıyordu. Ah be Bahar rol yapıyosun bari bozma. İşte bu nedenle oyuncu olmak istemiyorum.
Rahatça yatağa oturup ona baktım. Bana üstten üstten bakıyordu. "Bana su getir." Diye söyledi Barlas, ne dediğini anlamadığım için ona baktım. "Ha?" Diye söylendim istemsizce.
Barlas göğüsünün orada bağladığı kollarını çözüp önüme geldi. Yine başlıyoruz. Bana doğru yaklaşıp dudaklarıma baktı. Ardından gözüme bakıp geri çekildi. "Bana su getir kölecik." Dedi, anladım.
Oyun oynama sırası ona geçmişti. Derin bir nefes alıp verdim. Ayağa kalkıp bardağa su doldurdum. Barlas'ın yanına gidip bardağı ona doğru uzattım. Barlas elimden bardağı alıp "Kafanı eğ." Deyince gülümsedim. Ne alaka simdi? Her neyse. Kafamı eğdim. Barlas kafamdan aşağıya suyu döktü.
Kendime gelip geri cekildim. Ona kaşlarımı çatıp bakarken "Bu yalan söylediğin içindi." Dedi. Bir şey demeden odadan çıktım. Tabi odadan çıkarken "Siyah giyin kölecik, sana çok yakışıyor." Demişti.
Odama geçip ilk iş saçımı kuruttum. Hafif ıslanan kıyafetlerimi çıkarıp bavula baktım. Siyah mı giyinmem lazımdı? Bavulumdan siyah bir kazak ve siyah pantolon çıkardım. Üstüme giyip yatağa oturdum.
Çok geçmeden Simay acele ile yanıma geldi. Yanıma derken odaya geldi. Hızla bavulu açıp bütün kıyafetlerini yere döktü. "Ne arıyosun?" Diye sordum, hızla aramaya devam ederken "Tavşanlı şapkamı arıyorum." Dedi, göz devirip telefonumu elime aldım.
"Buldum!" Diye bağırdı Simay, göz ucu ile Simay'a baktım. Tavşanı kafasına geçirmiş bana bakıyordu. Aptal bu kız.
Simay yanıma oturup telefonu elimden çekince ona baktım. "Bu akşam hani beraber kalacaktık?" Dedi, odalarımız aynı ne alaka ki şimdi bu? "Seninle kalacaz ya." Dedim gülümseyerek. Bana göz devirip telefonu yatağa koydu. "Barlas öyle demiyor." Dedi, bana attığı bu bakışı çok iyi biliyorum! Kıskanıyordu.
"Ne diyomuş Barlas Bey?"
Simay bana bakıp "Ege ile yer değişecekmişsiniz." Dedi, peki bundan benim haberimin olmaması? "Anladım." Diye söyledim.
Odaya giren Barlas ve Ege'ye baktım. "Barlas Bahar bilmiyor seninle kalacağını." Dedi Simay, Barlas gülümseyip bana baktı. "Kalacaksın, öyle değil mi köl-" Derken sözünü kestim. "Öyle."
Koridordan gelen çığlık sesi üzerine yataktan kalkıp koridora geçtim. Oğuz Batu'nun sırtındaydı. Derin ise kıskanıp inmesini söylüyordu. Gülüp onlara baktım.
Barlas kolunu omzuma atınca "Yemeğe." Dedi, derin bir nefes alıp verdim. Emredersiniz ya.
Beraber otelin restorant kısmına indik.
Dikdörtgen yemek masasının etrafına sandalyeler dizilmişti. Derin, Oğuz yan yana oturmuştu.
Barlas Ege'nin Simay'ın sandalyesini çektiğini görünce, hafif sırıttı. Bana döndü. "Bahar sandalyemi çeksene, oturamıyorum." Dedi sırıtarak.
Kaşlarım hafif çatıldı ve gülümsemeye çalıştım. Sessizce dişlerim arasından, "Niye elin mi kırıldı?" Diye tısladım.
"O sihirli kelimeyi demem mi lazım illah?" Dedi imayla. La havle la havle.
Sandalyeyi sertçe çektim. Barlas'a ters bir bakış attım.
İçimden bir an 'ne kadar güzel gülüyor be insafsız' diye, geçirdim. Kısa bir an.
Barlas istifini bozmadan oturup, omuz silkti. Ege, Simay'ın karşına, Oğuz'un yanına oturmuştu. Barlas ise Derin'in karşısına ve Ege'nin yanına.
Barlas masadakilere, Ege ve diğerlerine karşı gülümseyip önüne döndü. Bana bakmadan, eğlenen ses tonuyla konuşmaya başladı. "Tamam Bahar, sen de oturabilirsin." Dedi.
Masadakiler bana şaşkınca baktılar. Üzerimdeki bakışları görünce gergince gülümsedim. Oğuz'un karşına, yani Barlas'ın yanına oturdum. Masada hala boş bir sandalye vardı. Masanın uç kısmında, Ege'nin çarprazında duruyordu. "Şakacı çocuk ya." Deyip şakaya vurdum.
"Acı sever misin Bahar?"
"Hah? Hayır kim sever ki?" Diye mırıldandım, Barlas'ın sorusuna karşı.
Barlas cevap vereceği sırada, garson masamıza geldi.
Barlas, garsonun vermeye çalıştığı menüyü eline almadan garsona geri uzattı. "Biz başlangıç olarak iki çorba alabilir miyiz? İkisi de acı olsun." Deyip bana bakıp göz kırptı. "Malum kendisi fazla tatlı." Dedikten sonra yapmacık şekilde gülümsedi. Anlaşılan kendine eğlence arıyordu beyefendi!
Dişlerimi sıkıp, Barlas'ın kulağına yaklaştım. "Derdin ne? Beni öldürüp kurtulmak falan mı istiyorsun?" Diye sinirle tısladım.
Barlas kısa bir an gözlerini yumup, derin bir nefes aldı. Sanki kokumu içine çekmişti. Rahat bir ifadeyle gülümseyip, benim gibi fısıltı ile, "aksine güzelim, acının sese iyi geldiğini duydum. Belki o cırtlak bağırmalarına da iyi gelir." Dedi.
Ufak bir kahkaha attım. Gıcık. Daha çok yaklaşıp, gözlerine baktım. "Bugünün yarını da var, unutma olur mu?" Deyip göz kırptım.
Barlas dudağıma baktı. Ardından gözlerime bakıp, yüzüme düşen saçı kulağımın arkasına koydu. Gülümsedi. "Şuan herkesin bize baktığını fark etmeyip, dibime giren kıza bak sen..." Diye mırıldandı.
Farkettiğim gerçekle gözlerimi kocaman açıp, yutkundum. İstemeyerek geri çekildim.
Utançtan kızardığıma emindim. Masadakiler özellikle Simay ve Derin imayla kaş göz yapıyorlardı.
Barlas kendinden emin bir şekilde geri çekilip arkasına yaslanıp, karşısında oturan Ege'ye baktı. Diğerleri de sipariş vermişti, bizim laf dalaşına girdiğimiz sırada.
Ege ile Barlas koyu bir sohbetin içine girdiler. Maç hakkında konuşuyorlardı. Oğuz'da onlara katıldı. Barlas ve Ege Cidden çok yakındı. Aynı Oğuz ve Batu gibilerdi, belki de daha ötesi. Batu demişken, o odasında uyuyormuş ve sonra gelip katılacakmış aramıza. Sohbet arasında Derin bahsetmişti. Öğrendiğim diğer şey ise, Batu sonunda itiraf edebilmişti aşkını. Yani resmen sevgili gibi olmuşlardı. Sonunda, diye bir nida kopmuştu dudağımdan.
Barlas bazen cidden gıcık oluyordu ama biraz önce ki yakınlığı bile beni mayıştırmaya yetmişti. Yemekler gelene kadar masada dönen sohbete katıldım.
Yemekler gelince Barlas, masadaki pul biberi alıp, çorbama biraz ilave etti. Bana gülümseyerek pul biberi yerine koydu ve çorbasından bir kaşık aldı keyifle.
Sabır çekerek sakin olmaya çalıştım ve çorbadan bir kaşık aldım. Ağzım yanınca su dolu bardağı başıma diktim. "Gerizekalı." Diye mırıldandım kendi kendime.
Gaye gelip Ege'nin çarprazındaki boş sandalyeye oturdu. Barlas, ona baktıp, "Gaye diğer masaya geç." Dedi tekedüze bir sesle. Masadakiler ise konuşmuyor ama Gaye'ye ters ters bakıyorlardı. Ege hariç.
Ege, Barlas'a bir şey dememesi için rica dolu bir bakış attı. En azından ben öyle yorumlamıştım ve öyle de oldu. Barlas, sustu. Barlas derin bir nefes alıp verdi ve çorbasından bir kaşık daha aldı.
Gaye ile gözlerimiz kesişince titrek bir nefes aldım. Bana bakışları donuktu ama eskisi gibi nefret yüklü değildi. Şuan kendimi herkesin içinde çırılçıplak hissediyordum. O gün olanlar ve video tek tek aklıma gelirken, gözlerimi yumdum ve düşünmemeye çalıştım.
Barlas bana bakıp, gözlerimi yumduğunu gördü. Sandalyenin alt tahta yerinden tutup, sandalye ile beraber beni kendine çekti. Omzuma kolunu atıp başını, benim önüme doğru eğdi ve bana baktı. "Sakin ol külkedisi, şuan tek derdin yediğin çorba olmalı." Dedi rahatlatıcı bir ses tonuyla. Sesindeki baskın ton yabancı olduğum bir histi. Şefkat. Şefkatliydi sesi.
Bir an içinde bulunduğumuz ortamı unutup gözlerine baktım. "Külkedisi ha?" Alayla güldüm.
Tekrar, yüzüme düşen saçıma dokundu. Elini yanağımda gezdirdi. Oyalanarak kulağının arkasına götürdü bir tutam saçımı. Ardından gözlerine baktı. "Saçların, külkedisi. Aramıza giriyor. İnatla." Dedi tane tane.
"Aramızda olan sadece saçım mı sence Barlas?" Deyip titrek bir nefes aldım. O an söylemek istediğim tek cümle, 'seni seviyorum aptal.' Demekti ama sustum.
Ben sustum ama gözlerim konuşuyordu sanki. Gözlerine daha dikkatli baktım, anlamasını umut ederek.
Dudağıma bakıp, biraz daha yaklaştı. Şuan çok yakındık! Kelimenin tam anlamıyla nefesi yüzüme çarpacak kadar yakındık.
Arkadan gelen öksürük sesi ile kendimize gelip, geri çekildik.
Barlas, kolunu çekip yemek tabaklarını önüme doğru getirdi.
Öksüren Oğuz'u şuan boğabilirdim. Aklınca abicilik oynuyordu. Tüm büyüyü bozmuştu. Çorbayı zorla bitirdim. Gaye geldiği için sohbete hiç dahil olmamıştım.
Sonunda yemek faslı bitince masadan kalktım. Bizimkiler otelin gece kulübüne gideceklerdi. Gaye ile daha fazla zaman geçirmek istemediğim için onları masada bırakıp, asansöre yöneldim. Onlara da kırılmıştım. Gaye'ye ters bakmak dışında, sessiz kalmışlardı. Her neyse. Bu benim meselemdi, onların değil.
Asansör kapısı kapanacakken biri elini uzatıp, kapanmasını engelledi. Kapı açılınca Barlas'ın yüzü göründü. İçeriye girip, bana bakmak yerine kapının kapanması için düğmeye bastı. Kapı kapanınca, önüme geçip bana baktım. Elini belime koyup beni, kendine doğru çekti. Beklemediğim bu hareketiyle yutkundum.
"Ee nerde kalmıştık külkedisi?" Dedi çapkın bir gülümsemeyle. Oyununa ayak uydurarak kollarımı boynuna doladım. Gözlerine meydan okuyarak baktım.
"En son aramıza giren saçlarımdan bahsediyorduk beyefendi."
Başını bana doğru eğip yaklaştırırken, kapının açılması üzerine acele ile çekildik. Barlas elini cebine attı.
Gelen kişiye baktık. Oğuz'un gelmişti. Tuhaf olan biz zemin katta binmiştik asansöre, şuan 1. Kattaydık ve Oğuz en son yemek masasındaydı. Belli ki peşimizden gelmiş ve aynı asansöre binmek için bir kat çıkmıştı. Peki ya neden? Resmen Barlas ile yalnız kalmayalım diye yapıyordu. Ah, Oğuz ah!
"Tam zamanlama Oğuz, cidden harikasın. Böyle devam et." Barlas söylenerek, kapının açılması için düğmeye tekrar tekrar basıyordu. Tüm sinirini düğmeye basmak için harcamış gibiydi.
Kapı açılınca Oğuz'un, "nereye lan?" Diye sorusu ardından asansörden çıktı Barlas.
"Merdiveni kullanacam ben Oğuz." Dedi ve cevap vermesini beklemeden merdivene yöneldi.
Barlas sinirle gidince, kahkaha attım. Oğuz kolunu omuzuma atıp bir abi edasıyla bana baktı.
"Hayırdır siz?" Deyince omuz silktim. Kata gelince, Oğuz'u asansörde bırakıp indim. Kapı kapanmadan öpücük attım ona. Oğuz gülerek el salladı. Onun odası bir üst kattaydı. Beni tek bırakmak istemiyordu, Barlas ile aynı katta yüz ifadesinden belliydi. Bir de bu gece aynı odada kalacağımızı bilse ne yapardı acaba!
Barlas hala gelmemişti. Odalarımızın kapılarının ortasındaki, duvara sırtımı yasladım.
Barlas görüş açıma girince ona baktım. Yere bakarak söyleniyordu.
"Az daha gec gelsene amina koydugumun kişis-" kafasını kaldırıp, beni görünce afalladı ve sustu.
Duraksadıktan sonra, kendine gelip tepkisiz bir şekilde yanımdan geçti ve odaya girdi. Peşinden odaya girdim.
Ben odaya girince, kolumdan tutup beni duvara yasladı. Kapıyı kitleyip, iki elini duvara, iki yanıma koyup bana baktı. İşte bunu beklemiyordum.
"Artık kimse gelemez sanki?" Diye mırıldandı boğuk çıkan sesiyle.
Dudaklarına bakıp, iç çektim. Kalbim maraton koşuyor gibi hızlıydı. Yine dengemi bozuyordu ve ben yine buna izin veriyordum. Barlas şuan beni öpecek kadar yakındı ama ya ertesi gün yine hiç birşey olmamış gibi yaparsa?
Seslice yutkunup gözlerine baktım. "Evet kimse gelemez ama telefonla arayabilirler bay çok zeki." Dedim heyecandan titreyen sesimle.
Dediğimi umursamadan, yüzüme doğru yaklaştı. Dudaklarım dudaklarına değiyordu.
"Öp Bahar."
İki kelime.
Burası fazla mı sıcak oldu? Bir elimi kalbinin üzerine koydum. Başımı geriye atıp, ayaklarımın ucunda yükseldim boyuna yetişebilmek için. Dudaklarımız hala birbirine temas ediyordu. Çok yakındık ve beynimle değil, kalbimle hareket ediyordum. Dudaklarını öpmeye başladım.
Öpüşüme karşılık verirken, ellerini duvardan belime indirdi ve beni kendine doğru çektim.
Çok geçmeden kapıya hayvan gibi tekmeler atan Ege yüzünden geri çekildi. 'Barlas aç lan, benim Ege.' Dediği için kim olduğunu biliyorduk.
"Ama ben bunları sikerim." Diye mırıldandı kendi kendine Barlas. Resmen basılmıştık.
Barlas sinirle kapının kilidini açıp, Ege'ye baktı. "Ne var yine?" Diye sordu sabırsızca.
Ege, "patron sana ulaşamamış." Derken içeri girmişti bile. Ege yatağa oturdu. Barlas telefonu cebinden çıkarıp, bir kaç tuşa bastı ve kulağına yaklaştırıp, odadan çıktı.
Barlas çıkınca Ege, bana baktı.
Siz ne yapıyodunuz?
Gözlerimi kaçırıp omuz silktim. "Hiiç biz şey... yani öyle konuşuyorduk işte sonra sen geldin. Cidden niye geldin sen ya?" Dünya'nın en saçma cümlesini kurdun tebrikler Bahar!
"Konuşuyordunuz? Sen kapının arkasındaydın..." Deyip şüpheyle beni süzdü. Ellerini geriye doğru koyup hafif yatağa uzandı ve konuşmaya devam etti. "Her neyse, gelmek istemezdim. Simay ile ilgileniyordum ama Patron işte..." Dedi sonlara doğru sıkıntıyla. Bahsettiği 'Patron' en üstleriydi. Yani bu işi başlatan ve sürdüren kişi. Onca insanı zehirleyen kişi. Tanımadığım birinden nefret ettim o an. Patron denilen biyolojik atıktan nefret ettim.
Uzun zamandır ertelediğim konuyu açmak için uygun bir zamandı.
"Ege ben daha önce diyecektim ama bir türlü fırsat olmadı. Ben Simay ile seni destekliyorum. Belki bir şey ifade etmez ama bil istedim. O ara tek amacım Simay'ı korumaktı ve mantıklı olanı yapmaya çalıştım. Duygularınızı önemsemeden." Dedim pişmanlıkla Ege'ye bakarak.
Ege gülümsedi dostca. "Baldız baldan tatlı diye boşuna demiyorlarmış. Dert etme sen sorun yok. Hem sen doğru olanı yaptın kendince." Dedi içtenlikle.
Oh be üstümden yük kalkmıştı resmen!
Ege'nin yanına oturup, ellerimi arkaya uzattım. İlgilenmiyor gibi gözükerek bakışlarımı odada gezdirdim. "Ee sizin şu Patron niye aramış? Tatilde olduğunuzu bilmiyor mu, yoksa önemli bir şey mi var?"
Ege konuşacakken bir an kaşlarını çattı ve gözlerini kısarak bana baktı. Rahat görünmek için göz teması kurmadım, sıradan bir şeyden bahseder gibiydim.
Ege gülümseyerek bana doğru, kafasını çevirdi. Ciddi bir ifadeyle bana baktı.
"Barlas'a kız ayarladı son plan için ama kız Barlas'ı bırakmadı. Patron da kızı seviyor. O nedenle konuşuyorlar." Dedi yüzüme bakarak.
Şaşkınlıkla Ege'ye baktım. Bakışlarımı kaçırıp tırnaklarımı yemeye başladım. "Kimmiş bu kız? Güzel mi? Çirkindir kesin." Deyip es verdim. Endişeyle kafamı, Ege'ye çevirdim. "Çirkin dimi?" Diye sordum umutla.
Ege yataktan kalktı. "Güzel kız aslında. Kırmızı saçlı, mavi gözlü, hafif de çilleri var. Tam Barlas'lık." Dedi.
Odaya Barlas gelince, Ege bana baktı.
"Neyse Bahar, görüşürüz." Deyip odadam çıktı.
Ege gidince arkasından baktım bir süre. Barlas'ın tam karşına geçip kaşlarımı çattım. Tam şuan tokat atmak istiyordum suratına. "Gidiyorum ben. Hem ben kızıl değilim zaten. Kızıl seversin sen." Deyip odanın kapısının kulpunu tuttum.
Barlas elini, elimin üzerine koyup beni durdurdu. Kapıyı kilitleyip anahtarı üzerinden aldı ve benden uzaklaştı. Geriye bir bakış atıp ne yaptığına baktım. Yatağa oturmuş, bana bakıyordu.
Gözlerim dolmuştu kıskançlıktan. Bir kızıl belalımız eksikti zaten!
"Şimdi neler oldu anlat kölecik."
Elim kapının kulpundan çektim sesini duyunca. Hay ben böyle iddiayı seveyim.
Omuzumun üzerinden ona baktım. Gözümden bir damla yaş aktı sol yanağıma doğru. Ağlamayacaksın Bahar. Derin bir nefes aldıp, ona döndüm. Yatağa doğru bir kaç adım atıp, bakışlarımı odada gezdirdim. Gözlerine bakmayacaktım. Bakamazdım.
"Ege patronun niye aradığını söyledi." Dedim başımı dikleştirerek. Ben güçlü bir kızdım ve güçlü duracaktım. En azından bu odadan çıkana kadar.
Barlas kaşlarını yukarı kaldırıp geri indirdi. "Patron tam olarak ne söylemiş bana?" Diye sordu gözlerini kısarak.
Gözlerimi devirdim. "İşte şu iş için patronun sana ayarladığı kız peşine takılmış, kız da tam senlikmiş falan ya. Of bana niye soruyorsun kendin konuştun!" Diye cırladım.
Barlas kahkaha attı. Gülmesi normalde hoşuma giderdi ama şuan sinir bozucuydu. Gülmesinin bitmesini bekledim, kollarımı göğsümde bağlayıp.
Sonunda gülmesini kesmeye çalışarak bana baktı. "Nasıl bir şeymiş Ege'nin hayali karakteri? Anlatsana biraz." Dedi merakla.
Öfkeden dediğini anlamayıp kızı tarif etmeye başladım. "İşte kırmızı saçlı, mavi gözlü, hafif de çilleri varmış. Tam senlikmi- bir dakika, Ege'nin hayali mi?"
Barlas gülmeyi tamamen kesip, her zaman ki ciddi yüz ifadesini takındı ve bana baktı. "Ee yani güzelim." Derken ayağa kalkıp bana, yaklaştı. Tam dibimde durdu. Ciddi şekilde konuşmaya başladım. "Ben uyuşturucu satıyorum Bahar, sence benim patronum bana kız ayarlar mı?" Sert sesiyle bir aydınlanma yaşadım.
Alt dudağımı ısırıp, ona baktım. Çok mantıklı konuşmuştu. Ege bittin sen. Aptal çocuk.
Omuz silktim. "Yaa ne bileyim ben, sanki hayatımda uyuşturucu mu sattım? Ege öyle söyleyince ben kıska-" cümlemi yarıda kesip, içimden kendime küfür ettim. Resmen çocuk bana yakınlaştıkça beynim duruyordu. Pot üstüne pot kırıyordum.
Barlas tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Evet sen, kıskandın mı?" Diye sordu. Dalga geçer gibi değil, merakla sormuştu. Hatta bir kaç saniye gözlerinin parıldadığına şahit olmuştum.
"Belki azcık."
"Azcık." Gülerek dediğimi tekrarladı kinayeyle. Azcık olmayabilirdi ama bunu ona demeyecektim. O anlamıştı ama benden duymasına gerek yoktu.
Barlas bir elini sol yanağıma koyup,
okşadı. "Bu kelimeyi pek kullanmam ama Bahar... Lütfen ağlama bir daha. İçim gidiyor." Dedi gözleri gözlerimde, eli yanağımda ve kalbi kalbimdeyken.