İçeriğe geç

SIR

Bölüm 15 · 9 dk okuma

SIR

Bölüm 15

15

Barlas yanımdan ayrılınca öylece kalakaldım. Sanki tüm hayatım orada bitmiş gibiydi. Ne yapacağınızı bilemediğiniz bir an olur ya. Tam olarak o anı yaşıyorum. Kendime gelmemi sağlayan telefonumdu. Çalan telefonu cebimden elime aldım. Annemin aradığını görünce gözümü sildim. Annem normalde okuldayken beni aramazdı hatta okulda telefonu kapatıp derslerime odaklanmamı söylerdi.

Derin bir nefes alıp verdim. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Efendim anne?" Dedim, annemin titreyen sesi beni ürpertmişti. "Mia'yı veterinere götürdüm, gelmen gerekiyor." Dedi, ardından soru sormama bile fırsat vermeden "Okuluna araba yollattırdım, ona bin gel." Dedi, bunu dediğine göre telefondan söylemeyeceği bir şey olmuştu.

Telefonu kapatıp sınıfa çıktım. Çantamı alıp Simay onlara annemin aradığını söyledim. Simay ve Oğuz yanımda olmak isteseler de "Mia çok güçlü, ona bir şey olmamıştır." Diyerek yanlarından ayrıldım. Bahçeye çıktığımda bizim arabalardan birini görünce arabaya bindim.

Yol boyu Mia'yı düşündüm. Acaba bir yerden falan mı düştü? Çünkü fazlası ile yaramaz bir kedi. Veterinere gelince içeriye girdim. Zaten her hafta Mia'yı buraya getirdiğim için odasını falan biliyordum. İçeriye girmemle masada yatan Mia'yı gördüm. İyi de o böyle yatmaz ki. Dili dışarıda uyumaz ki.

"Bahar çok üzgünüm ama Mia'yı kaybettik. Anne sütü alamayan kediler ya hayatta kalmaya çalışır ya da ölümü beklerler. Mia da kendini aç bırakarak ölümü beklemiş."

Üç gün sonra

Alışverişten aldıklarımı odamdaki tekli koltuğa koydum. Yorgunlukla kısa bir duş alıp, pijamalarımı giydim. Saçımı kurutmadan yatağa girdim.

Yatağımın yanındaki beyaz komidinde duran fotoğraf çerçevesini elime aldım, son bir haftadır hep yaptığım gibi. Fotoğrafta kedim Mia kucağımdaydı ve ikimizde birbirimize bakıyorduk. Ben kocaman gülümsemiştim.

Dolan gözümden bir damla yaş, elimdeki çerçeveye düştü. Mia'nın fotoğrafını öpüp iç çektim. Günlerdir yaptığım tek şey Mia'nın fotoğraflarına bakıp ağlamaktı. Okula da gitmemiştim 3 gündür. 2 gün hafta sonuna denk gelmişti.

Evden dışarıya bile çıkmıyordum. Simay ve Oğuz hafta sonu yanıma gelip destek olmuşlardı. Sürekli de görüntülü arayıp beni güldürmeye çalışıyorlardı.

Bir kaç kez de Barlas aramıştı ama sebebini merak edip açmamıştım. Sevgili Gaye'ciği için bana demediği kalmamıştı. Hangi yüzle arıyordu acaba?

Babamlar resmi olarak ortak olmuşlardı ve yakın zamanda büyük bir davet verip ortaklıklarını ilan edeceklerdi.

Bunun dışında dün babamlar yemeğe gitmişti Barlas'lara ama ben gitmemiştim. Babam ve annem de zaten ısrar etmemişti iyi olmadığım için.

Bugün ise... Simay sabah erkenden gelip beni uyandırmış ve acımdan unuttuğum şeyi bana hatırlatmıştı. Yarın Oğuz'un doğum günüydü. Öncesinde plan yapmıştık ama ben iyi olmadığım için Simay benden habersiz organize etmişti herşeyi. Ona bunun için teşekkür etmiş ve yanaklarını sulu sulu öpmüştüm.

Bana sadece kendime kıyafet ve Oğuz'a hediye almak vardı. Onu da bugün halletmiştim.

Mia'nın fotoğrafına son bir kez bakıp uyudum.

(';︵;')

Esneyerek yataktan doğrulup, çalan alarmı kapattım. Hızlıca gri eşofman ve belimi hafif gösteren siyah, askılı bluz giydim. Saçımı at kuyruğu yaptım.

Bugün koşuşturmacalı bir gün olacağı için rahat kıyafetler tercih etmiştim. Bugün Oğuz'umun doğum günüydü ve benim yüzünden morali bozulsun istemiyordum. O yüzden bugün Mia'mın artık var olmadığı gerçeğini oksitledim. Kendimi avutuyordum, evet ama buna ihtiyacım vardı.

Akşam giyeceğim kıyafetim ve diğer eşyalarımı yanıma aldım ve evden çıktım. Simay ile beraber tuttuğumuz cafenin boş bir odası vardı. Orada hazırlanacaktık. Bizim tüm sınıfı ve okuldaki Oğuz'un arkadaşı olan herkesin davet etmiştik. Dışarıdan samimi olduğumuz bir kaç kişi de davetliydi. Simay bahsetmişti.

Simay, tek başını yaptığı için herşeyi, davetiyeleri dağıtma işini Derin'e vermişti. Bizim saf Derin, olayları bilmediği için Barlas ve Gaye'yi de davet etmişti. Geleceklerini zannetmiyordum ama emin de değildim.

Cafe'ye girdim. Simay henüz gelmemişti. Organizasyon ekibi süslemeleri yapıyorlardı.

Saatlerce onları organize etmekle uğraştım. Herşey tam istediğim gibi olmuştu. Güzel bir konsept yakalamıştik Oğuz'un seveceği tarzda.

Simay gelince beraber bize bahsettikleri boş odaya girdik. Küçük ama ferah bir odaydı. Camel rengi suni deri bir L koltuk, ortasında ahşap oval masa vardı. Onun dışında bir boy aynası sabitlenmişti duvara ve kenarları altın varaklıydı. Otel oldukça lüks bir kesimde olduğu için abartılı bulmadım ama pek pahalı olmadığım belliydi aynanın.

Saçımı dalgalandırıp, makyajımı tamamladım. Buğulu bir göz makyajı ve nude rengi ruj kullanmıştım yüz makyajimda. Elbisemi çok beğenerek atmıştım. Rengi beyazdı, boyu dizlerimin bir karış üstünde bitiyordu. Üst kısmı dar ve V şeklinde göğüs dekoltesi vardı. Belden aşağı eteği bol geliyordu.

Simay ise saçını dağınıp topuz yapmıştı ve straplez siyah bir elbise tercih etmişti. Elbise bedenini sarıyordu ve hatlarını belli ediyordu. Boyu dizlerinin bir karış üstünde bitiyordu.

Beraber Cafe kısmına geçiş yaptık. Herkes gelmeye başlıyordu yavaş yavaş. Doğum günü sürpriz değildi o yüzden gizli kapaklı iş çevirmemiştik ve Oğuz'a kendi doğum günü için davetiye vermiştik. Her sene kutladığımız için Oğuz zaten bişeyler planladığımızı anlıyor ve çaktırmıyordu ama sürpriz tadı da kalmıyordu.

Cafe hızla dolmaya başladı. Gelenlerle selamlaşıp kısa kısa sohbet ettim. İnsanın sosyal biri olması cidden yorucuydu. Gören yanıma geliyordu resmen!

Simay yanıma gelip "Sana sürprizim var ama bizim eve gelmen lazım." Dedi, gülümsedim. Simay'a sürpriz hakkında soru sormaya bile o kadar üşendim ki. Kabul edip geçiştirdim.

İçeriye Gaye, Ege ve Barlas gelince onlara baktım. Barlas Gaye'nin elini tutuyordu. Ne bekliyordum ki? Beni hayatından çıkardı, ben üzüldüm diye Gaye'yi bırakıp bana mı gelecek? Başka bir tarafa baktım ama üçü birden buraya doğru geldiklerinde tekrar onlara baktım.

"Hoş geldin!" Diye sevinçle bağırdı Simay, ardından Ege'ye sarıldı. Barışmışlar mıydı? Kaşlarımı yukarıya kaldırıp baktım. "Hoş bulduk güzelim." Dedi Ege, Simay Ege'den ayrılıp bana baktı. "Biliyo musun? Biz barıştık." Dedi, yüzünde güller açıyor gibiydi. Ege ise bana mahçup şekilde bakıyordu. "Bunu duyduğuma sevindim." Dedim gülümseyerek. Ege bana bakıp gülümseyince ben de ona karşı gülümsedim. Bu konu hakkinda daha fazla konuşmaya gerek yoktu.

"Nasılsın Bahar?" Dedi Gaye, bana mı dedi? Bahar dediğine göre Simay'a diyecek hali yok ya. "İyiyim, teşekkür ederim." Dedim, ardından gözüm Oğuz'a kaydı. Bu ne ara geldi? "Oğuz gelmiş." Dedim, Simay yanımdan ayrıldı. Büyük ihtimalle pastayı getirecekti. Oğuz'un yanına gidip "Nasılsın doğum günü çocuğu?" Diye sordum. Oğuz beni baştan aşağıya süzüp "İyiysen iyiyim Bahar hanım." Dedi gülümseyerek.

Tam da tahmin ettiğim gibi Simay pastayı getiriyordu. Herkes 'Doğum günün kutlu olsun' diye bağırırken ben alkışlıyordum. Simay Oğuz'a doğru gelirken pastaya yakından baktım. Pasta kedi şeklinde miydi? Hem de beyaz kedi. Gözlerini mavi yapmışlar. Aynı Mia. Simay Oğuz'un önünde duran masaya pastayı koydu. Oğuz ise bana döndü.

"Mutlu günümde sen mutsuz olunca bir anlamı kalmıyor. Senin mutluluğun benim için her şeyden önemli. Belki Mia gibi olamam ama böyle şeyler yapabilirim."

Eliyle pastayı gösterdi. Pasta Mia için miydi? Gözlerim dolarken Oğuz bana sarıldı. Gözlerimi tutamayıp Oğuz'un omzunda ağladım. Taa ki arkadan Batu "Sulu göz pastayı kesin." Diyene kadar. Gülerek sarılmayı kestim. Oğuz bıçağı bana uzatınca "Bu kadarı fazla, sen kes." Dedim. Oğuz gülerek "O zaman dileğimi senin mutlu olman için kullanıyorum." Deyip pastayı kesti.

Pasta kesilince bir alkış tufanı koptu. Herkes alkışlıyor ve bazıları ıslık çalıyordu. Oğuz ile sarılıp hediyemi uzattım. Oğuz hediyemi alıp ilk benim hediyemi açtı. Hevesle tepkisini izledim.

Küçük kutuyu açıp burukça bana baktı. Gözleri dolmuştu. Duygulanmıştı benim koca ayım. Kolyeyi çıkarıp boğazına taktı. Uzun gümüş bir zincirin ucunda yuvarlak zincirle aynı renk bir plaket vardı. Plaketin üstünde, minimal bir çizimle bronz renginde el ele iki kişi vardı.

Biri kız.

Diğeri erkek.

İkisinin ortasında bir ayıcık vardı.

Yani Oğuz ve ben. Ayıcık ise bizim aramızda anlamı olan bir objeydi.

Oğuz bana sarılıp, kulağıma fısıldayarak, 'teşekkür ederim.' Dedi.

Herkes hediyelerini vermiş, pastalar yenilmişti. Zaman hızlı akıyordu bu gece ve herkes dans ederken çok mutlu gözüküyordu.

Bende mutluydum. Yani dışarıdan öyle göründüğüme emindim en azından ve amacım da buydu. Hala kalbim Mia'nın yokluğunu sindirmeye çalışıyordu ama bedenim dans edip etrafa gülücükler atmakla meşguldü.

Terlemiştim dans etmekten. Simay Ege ile bir köşede gülerek konuşuyordu.

Derin ile dans etmeye son verip, çantamı aldım ve lavayboya gittim. Çişim gelmişti. Tuvalet boştu. Kabinlerden birine girip kapıyı kilitledim. Klozetin kapağını açıp oturdum.

Tuvaletin dış kapısının açılma sesi geldi. "Niye tüm ilgiyi üzerine çekmeyi başardı. Ondan nefret ediyorum." Bu sesi çok iyi tanıyordum. Gizem'e aitti. Biriyle konuşuyor olmalıydı.

Onları dinlemem yanlıştı biliyorum ama dedikoducu tarafım çok kurnaz ve meraklıydı. Acaba Gizem kimden bahsediyordu? Bizim sınıftan biri olduğunu sanmıyorum çünkü herkes birbiriyle çok yakın.

"Emin ol benim kadar nefret etmiyorsundur." Dedi kinayeli sesiyle Gaye.

Gaye..?

Hani şu, benim sevdiğim çocuğun dibinden ayrılmayan sevgilisi Gaye?

Evet bu onun sesiydi. Maalesef.

Acaba ikisinin ne gibi ortak bi' noktası olabilirdi ki? İlginç.

"Bugün ilgi odağı evet. Yarın da ilgi odağı olacak ama bu kez rezilliğini konuşacak herkes Bahar'ın. Her şeyi ayarladın mı?" Gizem'in sinsilik akan sesi ürpermeme neden oldu. "O iş bende rahat ol ve sadece plana sadık kal." Dedi Gaye aynı sinsilikle.

Benden başka Bahar'dan bahsediyor olmalılardı. Son sınıflardan Gaye'nin sevmediği tek Bahar bendim.

Bir dakika.

Son sınıflar tek Bahar da bendim.

Gizem dostumdu? Zorla yutkundum, uğradığım ihanet boğazıma bir yumru oturttu. Tekrar yutkundum.

İkisi gidene kadar bekledim. Belli ki makyaj tazelemeye gelmişlerdi. Onlar gidince bir süre daha durup çıktım. Ellerimi yıkadım. Aynadaki aksime baktım. Toparlanıp güçlü durmam gerekiyordu. Bana açtıkları savaşa sessiz kalmayacaktım. İkisi de bana verdiklerinin iki misli zarara uğrayacaktı.

Derin bir nefes alıp, saçımı düzelttim. Terden dağılan makyajımı tazeleyip, parfüm sıktım. Elbisemi düzeltip, duruşumu dikleştirdim ve lavabodan çıktım.

Parti alanına geçtim. Gaye ve Gizem ayrı ayrı yerlerde duruyorlardı ama göz temaslarını yakalamıştım. Simay ve Ege hareketli bir şekilde dans ediyordu. Oğuz ise Asel ile dans ediyordu. Asel ile yaşıttık ama başka şubedeydi ve bizimle aynı okuldaydı. Belli ki takılıyorlardı. Oğuz'un mutlu olmasına gülümsedim içtenlikle.

Romantik bir parça çalmaya başlayınca, herkes yavaşladı ve etraf aşk kuşlarıyla doldu. Oturmak için gözüme kestirdiğim köşeye ilerledim.

Belimden sıkıca kavrayan bir el beni hızla çekti. Beni çeken bedene sertçe çarptım. Şaşırmıştım. Başımı kaldırıp kim olduğuna bakmadan kim olduğunu anlamıştım. Bu kokuyu artık istesem bile unutamazdım ve her yerde tanırdım.

Başımı kaldırıp Barlas'a baktım. Diğer elini belime sarmadan hemen önce ellerimi tutup omuzlarına yerleştirdi. Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. "Bakma öyle." Diye mırıldandı. Aynı sorgulayan ifademle ona bakmaya devam edince, sıkıntıyla nefes verdi. "Sadece dans etmek istiyorum." Deyip müziğin ritmine göre hareket etmeye başladı.

Şuan onu itip gitmek gereken yerdeydik. Ben ise aptal bir aşık gibi kalbimin sesini dinledim. Ve ellerimi boynuna dolayıp, ona ayak uydurdum.

Gaye hakkında olan kavgamızdan sonra hiç konuşmamıştık. Zaten okula da gitmemiştim ve hiç yüz yüze gelmemiştik. Aramalarını hep reddetmiştim. Şuan ise beni aniden çekip dans etmek istediğini söylüyordu. Bu çocuk dengesizin tekiydi. Ve benim dengemi bozmaktan da hiç çekinmiyordu.

Başımı sol göğsüne yasladım. Kalp sesi kulağımı dolduruyordu ve hızla ritmi benim kalbimin ritmiyle yarışırdı. Kokusunu derince soludum. Tam o an beklemediğim bir sey oldu. Aklımdan geçeni sesli dile getirdi.

"Ah şu aklımı başımdan alan kokun." Mırıltısı çok sessiz ve boğuktu. Eğer ki bu kadar yakın olmasaydık, bu seste duymam imkansızdı bu cümleyi. Ama ben duymuştum ve iyi ki duymuştum. Başımı göğsünden kaldırdım ama uzaklaşmadım. Gözlerine bakabilmek için başımı geriye attım. Şimdi gözleri en yakıştığı yerde, gözlerimdeydi.

"Seni duydum." Dedim imayla.

"Duy diye söyledim." Dedi kalın çıkan sesiyle.

İkimizde gülmüyorduk ve alaya vurmuyorduk birşeyleri. Aramızda yoğun bir çekim vardı. Bu çekimi hisseden sadece ben değildim eminim. Başını bana yaklaştırıp alnını alnıma yasladı. Dudakları çok yakındı. Bakışları beni öpecek gibiydi. Yutkundum seslice. Gözlerimi yavaşça yumdum.

Sanki mekandan soyutlanmıştık.

Biz burada değildik. Ve Biz gerçektik.

Beni öpecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.