"Bizim bitiş dediğimiz şey, genellikle yeni başlangıçtır. Ve bitirmek, aslında yeni bir yere başlamaktır."
-T.S. Eliot
6 YIL SONRA
Sevdiğim adamı geri almak için her şeyi yapmaya çalışacaktım. Kendimi derslere ve mülakatlara adadım 1,5 yıl boyunca. En sonunda Polis Meslek Yüksekokulunu kazandım ve okumaya başladım. 4 yılın ardından mezun oldum. Mezuniyetten sonra 1 sene boyunca sadece iş aradım. Ankara’ya döndüm ve ilk olarak iş için başvurular yaptım. Mülakatın birinden çıkıp yürümeye başladım. Telefonum çaldı, arayan Simge’ydi. Açtım. “Efendim.”
‘Naber nasıl geçti mülakat?’
“İyi geçti. Buradan eminim, çok memnunlardı beni gönderirlerken.”
‘İçin rahatsa iyi. Hiç sıkıntı yapma seni her yer işe alır. Asıl senin gibi birini almayanlar kaybeder.’ Dediğine güldüm.
“Eve geçiyorum şimdi. Sen Kaan'la birlikte misin?”
‘Bende buradayım ve sana bolca sarılıyorum Beri.’
“Bende sana bolca sarılıyorum. Hadi kapattım ben.” Dedim ve telefonu kapattım. Yorgun ve bitkin şekilde eve gidiyordum. Saat akşam olmuştu bile. Markete girdim ve birkaç bir şey aldım. Kasada beklerken Mert’i aradım. “Yine oyunda mısın sen?”
‘Ya kızım sen benim oyunumu boş ver mülakatı ne yaptın onu söyle bakıyım?’
“İyiydi. Ben ayrılırken memnunlardı.”
‘Süper.’ Arada bir süre sessizlikten sonra ‘Gelirken iki bira alsana içeriz.’
‘Yok sana bira falan. En son içtiğinde bina şikâyet etmiş bizi. Balkona çıkıp playstation kolu ile FİFA oynadığını sanıyordun bağıra çağıra. Bok iç.”
‘İyi be! Senden de bir şey istenmiyor.’ Dedi ve suratıma kapattı. Marketten çıktım ve hızla eve yürüdüm. Eve girdiğimde Mert ortalıkta yoktu. Duştan ses geldiğini duydum. Poşetleri mutfağa bıraktım ve üstümü değiştirip playstation kolunu elime aldım. Tam oyuna girdim Mert bornozla yanıma geldi. “İyice bana benziyorsun he.” Kafamı kaldırdım ve yüzüne baktım. “Son 1 senedir aynı evde kalıyorum senle ne sanıyorsun. Beni de bozdun iyice.” Mert yanıma otur bacak bacak üstüne atıp diğer kolu da eline aldı. “Git giyin önce. Frikik veriyorsun.” Dediğim anda hızla ayağa kalktı. Kahkaha attım. “Ne yiyeceğiz?” diye seslendim. “Sen ne yaparsan onu…”
“Ben ne yapacağım?”
“Buzdolabında ne varsa onu…”
“Buzdolabında ne var?”
“Ananem ne getirdiyse…”
“Ananem ne getirdi?”
“Beren dalga mı geçiyorsun?” diyerek içeriden geldi hemen. Başımı salladım. “Evet.” Mert sahte bir kahkaha attı. “Ahahaha çok eğlendim hadi kalk bir şeyler yap da yiyelim.” Dedi ve kendini koltuğa atıp kolu eline aldı. Koluna vurdum. Vurmama sızlandı. “Kızım napıyorsun ya elin ağır vurma diyorum sana.”
“Ben mi hazırlayacağım sadece?” ayağa kalktım ve elindeki kolu alıp kenara koydum. Mert’in kollarından sıkıca tutarak kaldırdım. “İmdaat çocuk işçi çalıştırıyorlar.” Diye bağırmaya başladı. "Çocuk işçi mi?" durdum ve ona baktım. Güldüm ve sürüklemeye devam ettim. “Beraber yapacağız yürü.”
***
"Kremalı makarna. Her zaman favorim. " Dedim tencereyi karıştırırken. Mert'in ise suratı asıktı. "Dışardan söyleseydin keşke. Döner falan. Her gün makarna yiyoruz Beren." Kaşığı bıraktım ve ona döndüm. "En başında dışarıdan söyleyelim deseydin yapmazdım. Şimdi yiyeceksin bunu. " Makarnayı tabaklara koyarken telefonuma bir bildirim geldi. Uzaktan baktım ve bir mail olduğunu gördüm. Kaşlarım çatıldı. "Noldu? " Dedi Mert. "Mail geldi." Dedim ve elimdekileri bırakıp telefonu elime aldım. Bütün ciddiyetimle maili okuyordum. Mert ayağa kalktı ve yanıma geldi. Aynı anda birbirimize baktık. "İŞE ALINMIŞIM" heyecanla birbirimize sarıldık ve olduğumuz yerde zıplamaya başladık. "Aferin kızım sana. Vallaha gurur duyuyorum seninle." Dedi ve saçlarımı karıştırdı. "Hadi yiyelim yemeğimizi. Yarın ne giyeceğime bakacağım daha."
İçeri girdim ve dev bir kargaşa ile karşılaştım. Müdürün odasını aradım. Bulduğumda ise kapı açıktı. İçeri baktığım anda müdür beni gördü ve hemen ayağa kalkıp yanıma geldi. "Hoşgeldin Beren. Gelmene çok sevindim."
"Asıl ben beni tercih etmenize çok sevindim. Çok teşekkür ederim."
"Ne demek canım senin gibi genç çalışanlara ihtiyacımız var." Konuşurken bir kapının önünde durduk. Kapı açıktı ve içeride kimse yoktu. "Burası senin ve iş arkadaşlarının bürosu. Şuan yoklar ama birazdan gelirler sen yerleş istersen masana." Başımı salladım ve müdür yanımdan ayrıldı. Çantamı masama koydum. Etrafa bakarken içeri iki kişi girdi. Çok hararetli konuşuyorlardı ama beni görünce bir an duraksadılar. Gülümsedim ve baş selamı verdim. "Merhaba. Ben Beren. Yeni geldim." Kız gülümsedi. "Ben Rüya. Bu da Atakan." Atakan elini salladı. Yaptığına karşılık verdim. İkisi de gülümsüyordu. Kız konuşmaya girdi. "İkiydik üç olduk. Birde patron var tabi. Başkomiser. Birazdan o da gelir." Başımı salladım. Onlar masalarına geçerken ben sandalyeme geri oturdum. Aradan 10 dakika geçti ve kız heyecanla ayağa kalktı. "PMYO 4 yıllık mezunu musun? Hemde fakülte birincisi olarak." Dedi. Onaylarcasına başımı salladım. "Evet. 4 yıllığın bölüm birincisiydim." Kızın kaşları havaya kalktı. "Mülakatlar da tam puanla geçmişsin. PAEM'i de tamamlamışsın. Komiser yardımcısı olarak mı geldin sen?" Başımı salladım. "Benden rütbelisin yani."
"Bilmem. Öyle mi oluyor?" Atakan başını salladı. "Rüya benim astımdı. Artık sen onun astısın." Dedi ve bıyık altından güldü. "Çok anlamam. Bu ast, rütbe olayını karıştırmayın biz ekip arkadaşıyız aynı rütbedeyiz." Dediğimde ikisi de şaşkınca bana bakıyordu. Rüya olduğu yere geri oturdu ama şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Atakan gözlüğünü çıkardı ve silerken konuşmaya başladı. “Bora Amir bize yeterince kök söktürdüğü için senin öyle olmaman bizi gerçekten rahatlattı. O adam gerçekten çok korkunç biri.” Dediği sırada içeri bi adam girdi. Görünce onun Bora olduğunu anında anladım. Tarzı ben cinayetçiyim diye bağırıyordu resmen. Deri ceket, kot pantolon, güneş gözlüğü, sakal... Resmen karşımda çakma Behzat Ç. duruyordu.
“Yine benim hakkımda mı konuşuyorsun sen?” dediği an üçümüz birden ayağa kalktık. “Özür dilerim amirim.” dedi Atakan korkak bir tonla. Bora bana bakıyordu. “Müdürle karşılaştım gelirken. Yeni arkadaş sen misin?” minik bir hareketle başımla onayladım. “Evet amirim. Beren Özden. Komiser yardımcınızım.” Bora bakışlarını benim üzerimden çekti ve başını salladı. “Memnun oldum Beren. Benden bahsettiklerini var sayıyorum. Ama yine de söyleyim. Adım Bora. Bu büronun başkomiseriyim.” sandalyenin birine oturdu ve elini kaldırdı. “Kural 1: burada boşboğazlığa yer yok. Kural 2: boş beleş gezmek yasak. Her zaman bir işle uğraşacaksın. Kural 3: bana danışmadan hiçbir işe kalkışma. Nereye gidersen git haber ver. Eğer bu kurallara uymazsan alacağın ceza hafif olmaz. Yenisin diye iltimas göstermeyeceğim.” dedi. Adam ne kadar karizmaysa bir o kadar da gıcıkmış. Katlanacağız yapacak bir şey yok.
Rüya ve Atakan ayakladılar. Bense yerimde oturmaya devam ediyordum. Rüya durdu ve bana baktı. “Beren yemek yemeye gidiyoruz. Sende bize katılsana.” dedi. “Olur.” dedim ve beraber çıktık. Bana çokça soru sordular. Hepsine cevap verdim. Yemek bitti ve büroya geri döndük.
Günler böyle geçti. Çoktan iki hafta olmuştu başlayalı. Tabi Bora’ın bu süre zarfında sınırlarını zorlayacak derecede gıcık biri olduğunu anlamıştım. Iş arkadaşı değil de sanki amelesiymişim gibi davranıyordu. Yerleri sil, toz al, masayı topla, evrakları yerleştir, evrakları getir, kahve al gel. Şahsi kölesi yapacak beni az kaldı. Rastele bir gün öğle yemeğinden döndüğümüzde Bora odasının kapısını açtı ve bize baktı. Eliyle gelin dedi. Masasına oturdu. Önünde evraklar vardı. Içeri girer girmez; “Yeni vakamız var.” üçümüz de sandalyelere oturduk. “Ölen adam 51 yaşında. Şeker hastası. Evli. O zamandan beri de bütün bakımı kadın yapıyormuş. Kadının anlattığına göre de bir gün alışverişten döndüğünde adamı evde ölü buluyor. Şeker komasından, ilaçlarını almadığından öldüğünü düşünüyor. Ama otopside böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylemişler.”
“Başka bürodan mı gönderildi bu vaka?”
“Evet Rüya. Onlar çözemeyince bize devrettiler. Bunu bulacağız.”
“Otopside bir şey çıkmadığını söylemiştiniz. O zaman adam doğal yolla ölmedi. Biri öldürdü. Ama nasıl öldürdü?” dediğimden sonra Bora bana baktı ve başını salladı. “Güvenlik kamera kayıtları var mı dosyada?” dedi Rüya. Atakan hemen baktı ve hakkında yazan kağıdı okumaya başladı. “Kameralarda eve kimsenin girip çıktığı görülmemiş.”
“Bir alacaklısı falan olamaz mı peki?” dedi Atakan. “Olabilir. Gidip son zamanlarda nerelerdeymiş öğrenelim. Belki adam hakkında birkaç bilgi alırız.” dedim. Bora hemen ayağa kalktı ve ceketini aldı. “Rüya, Atakan siz burda kalın. Beren’le ben Şahika denen kadınla görüşmeye gidiyoruz.” bana baktı ve odadan çıktı. Çantam ve ceketimi alıp hemen peşinden gittim.
Kadının evine geldik. Bora zile bastı. Kadın kapıyı açtı. "Buyurun. Kimsiniz?" dedi. Bora hemen kimliğini gösterdi ve konuşmaya başladı. “Cinayet bürodan geliyoruz. Eşinizin davasını üstlendik.” kadın başını salladı ve bizi içeri aldı. “Evet Amirim dinliyorum?”
"Rüstem beyin en çok uğradığı mekanları öğrenmek istiyoruz." dedi Bora.
Evden ağır şekerli bir parfümle karışmış sigara kokusu geliyordu. Boğulurcasına öksürdüm. "Mahallenin girişindeki sokağın aradaki kahvehaneye giderdi. Sabahtan akşama kadar orda olurdu. Bir tek yemek için gelirdi eve." dedi. "Tamam bu bize yeterli. Teşekkürler." deyip evden çıktık. Kahvehanenin yerini öğrendik ve içeri girdik. Kahvenin sahibi ile konuşmaya başladık. Bora cebinden telefonunu çıkardı ve ölen adamın fotoğrafını gösterdi. "Rüstem diye birini tanıyor musun?" Adam kafasını salladı. "Evet amirim tanıyorum. Her gün gelirdi." dedi. "Peki bu adam sana geldiğinde özelini veya derdini anlatıyor muydu?" Bora bana döndü. "Özelinden bizene Beren!" dedi sessizce. "Sakin olun amirim. Ben biliyorum ne yaptığımı." dedim ve adama döndüm.
"Evet anlatırdı. Çok boş boğaz biriydi. Evde karısı ile tartıştıklarını falan anlatırdı. Bir gün kadının birinden bahsetti. Görüşüyorlarmış. Eşini aldatmış o kadınla. Adı Meryemdi herhalde."
"Peki bu kadın nerde yaşıyor biliyor musun?" dedim. Bora bana bakıyordu. "Hayır bilmiyorum. Ama Yakup amca bilir." dedi ve seslendi. Adam yanımıza geldi. "Kimi soruyorsunuz amirim?"
"Rüstem amcanın anlattığı bi kadın vardı ya, rahmetli Şükrü abinin karısı. Komşundu senin dimi?"
"Evet komşum olur." Bora söze girdi. "Nerede evi peki?"
"İleride bi camii var. Onun sağından devam edince bi kuaför var. O bina. " dedi. Teşekkür ettik ve oradan çıktık.
"Gidiyor muyuz amirim?" Bora kafa salladı ve arabayı çalıştırdı. Kadının evine geldik ve arabadan indik. "Kaç demişti evi?" dedi Bora. "Demedi ki. Binayı söyledi sadece." dedim ve binadan birinin çıktığını gördüm. Hemen kapıya koştum ve tuttum. Adam bana baktı. "Kimsiniz?" dedi. Bora geldi ve rozetini gösterdi. "Polisiz." dedi. "Kimi arıyorsunuz amirim?"
“Meryem adında birini.” adam başını salladı. “6 numara amirim.”
Bora'yla içeri girdik ve 6 numaranın kapısını çaldık. Kapıyı genç bi kız açtı. "Kimsiniz?" dedi. "Biz cinayet bürodan geliyoruz ve birini sormamız lazım." dedim rozetimi gösterip. "Annemi çağırayım." dedi ve içeri gitti. Birkaç dakika sonra bir kadın geldi. "Buyurun memur bey." dedi. “Meryem Hanım siz misiniz?” dedi Bora. “Evet benim.”
"Rüstem beyi tanıyor musunuz?" diye sordum. Kadın yutkundu ve kızına döndü. "Kızım sen içeri geç." dedi ve kızı içeri yolladı. "Buyurun içeri girin." İçeri geçip oturduk. "Bir şeyler içer misiniz?" diye sordu kadın. "Yok sağ olun. Sorularımıza cevap verseniz yeter." dedi Bora. Kadın karşımıza oturdu. "Meryem Hanım, Rüstem Beyi nereden tanıyorsunuz?" kadın uzunca bir düşündü. Yüzünde üzgün bir tebessümle konuşmaya başladı.
"Biz onunla önceden tanışıyoruz. Kocam hep onunla aynı kahvehaneye giderdi. Rüstem'le de arkadaşlardı. Kocam hayattayken bir şey yoktu. Ama kocam kanserden öldükten sonra, Rüstem bana yakın olmaya başladı. Bir ilişkimiz olmuştu. Ama ben evli olduğunu bilmiyordum. Sonra dışarıda karısı ile gördüm. Bu beni rahatsız etti ve ben de kendisini terk ettim. Sonra Rüstem geldi buraya. Karısı ile gördüğümü ve bir daha buraya gelmemesini söyledim. Bana bağırdı çağırdı. Alkollüydü. Bana şiddet uyguladı. Gitmezse polis çağıracağımı söyledim. Sonrasında korktu ve gitti."
"Bu ne zaman oldu peki?"
"O ölmeden 3 gün önce."
"Peki evine hiç gittiniz mi?" Meryem kafasını salladı.
"Hayır. O günden sonra bir daha görüşmedik. Ama karısının benden haberi olduğunu düşünüyorum."
"Nasıl yani?" dedi Bora . "Ayrılmadan birkaç gün önce neredeyse her gün karısını görüyordum. Nereye gitsem oradaydı. Mahallemde görüyorum, evimin önünde. Hala da görüyorum. Buralarda dolanıyor." o an bana bir farkındalık gelmişti. "Karısı öldürdü." dedim. Bora ve Meryem hanım bana baktılar. "Nasıl yani?" dedi Bora. "Büroda anlatırım. Teşekkürler Meryem Hanım. Hadi." dedim ve Bora'yı alıp çıktım. Binadan çıkarken bir kadın girdi. Bir koku aldım. Çok tanıdıktı. Umursamadan yoluma devam ettim.
"Ne oldu Beren?" dedi arabaya ilerlerken. "Rüstem Bey'i karısı öldürdü."
"Nerden anladın bunu?"
"Meryem Hanım şiddet gördüğünü söyledi. Ve kollarında, boynunda morluklar, darp izleri vardı. Aynı şekilde Rüstem beyin karısında da vardı. Bileğinde." Bora düşündü ve kafasını salladı. "Evet. Sanki zorla tutulmuş gibi."
"Evet. Yani bu demek oluyor ki karısı da devamlı şiddet görüyordu. Yüzündeki morlukları makyajla kapatmaya çalışmış."
"Yani şiddet gördüğü için mi öldürdü diyorsun?"
"Hem evet hem hayır." Bora şaşırdı. Ve anlayıp konuşmaya başladı.
"Kadın aldatıldığını biliyordu. Bu yüzden onu öldürdü." Gülümsedim. "Aynen öyle." düşündüm. "Binaya giren kadınla Şahika'nın kokusu aynıydı." dediğimde Bora'yla aynı şeyi fark etmiştik.
"Meryem'i de öldürecek!" dedik. Hemen peşinden koştuk. "Zile basamayız. Kapıyı açar içeri girer." dedi Bora. Hemen etrafa baktım. İçeride camdan dışarı baktığımda gördüğüm manzarayla yukarıdaki balkonun camı aynıydı. Hemen Bora'ya döndüm. "Amirim ellerinizi birleştirin."
"Ne?"
"Yukarı çıkacağım." dedim. Hemen ellerini kenetledi. Destek alarak balkona atladım. Bora'ya döndüm. "Siz destek çağırın." içeri baktığımda Şahika içeride Meryem'i sıkıştırmıştı. Silahımı çıkardım ve "Ellerini kaldır!" diyerek bağırdım. Şahika kaçmak için kapıyı açtığında kapıda Bora ile karşılaştı. "Şahika Turan cinayetten ve cinayete teşebbüsten tutuklusunuz. Susma hakkına sahipsiniz. Söyleyeceğiniz her şey mahkemede aleyhinize kullanılacaktır." dedi ve kelepçeledi.