İçeriğe geç

SIR

Bölüm 4 · 9 dk okuma

SIR

Bölüm 4

4.BÖLÜM

"Açık bir nefret, gizemli ve belirsiz bir sevgiden ya da sessiz bir gidişten her zaman daha dürüsttür."

-William Shakespeare

1 hafta çok çabuk geçmişti. Sızlanarak kalktım sabah. Hazırlandım ve odadan çıktığım gibi karşımda Mert’i gördüm. “Günaydın güzelim. Okul için hazır mısın?” güldüm ve elimin tersiyle onu yavaşça kenara ittim. “Sana da günaydın abicim.” Dedim ve kapının önüne gidip ayakkabılarımı giymeye başladım. “Heyecanlı mısın?” dedi. Bakışlarımı Mert’e çevirdim. “Ne için heyecanlanayım? Tekrardan zorbalanacağım için mi?” aceleyle dışarı çıktım.

Sınıfa girer girmez sessizlik oluştu. İçimden ‘yine başladık.’ Diye geçirdiğim sırada herkes bir anda yanıma doluştu. Her birinin ağzından farklı bir şey çıkıyordu. Kimi özür diliyor, kimi iyi miyim diye soruyordu. Orada öylece donup kaldığım sırada arkamda bir ses duydum. “N’oluyo burada?” Kaan olduğunu fark ettim ve arkamı döndüm. Kaan beni görünce yüzünde bir gülümseme oluştu. “Beren, gelmişsin.” Dedi ve hızla yanıma gelip bana sarıldı. “Kaan sarılmasan mı? Daha yeni kurtuldum dedikodulardan tekrar başlamasını istemiyorum.” Kaan kendini geri çekti. “Sana anlatacak şeylerim var.” Dedi ve beni alıp eski sırama götürdü. “Noldu? Ne anlatacaksın?” yanıma oturdu ve hevesle konuşmaya başladı. “Simge başka okula transfer olacak.” şaşırmıştım. "Nasıl? uzaklaştırma aldık sanıyorum ben ikimizi de." Kaan başını salladı. "Senden sonra hoca ile konuştuk Mert'le. Haklı buldu ve disiplin cezası değiştirildi. Uzaklaştırma yerine başka okula gidecek."

"Ne zaman gidecek peki?" Kaan başını salladı. "Bilmiyorum." sanki yıllardır görüşmüyormuşuz gibi sohbet etmeye başladık.

“Simge ile aranda ne oldu zamanında?” dedim. Gözlerini gözlerime dikti. Sadece sustu. Gülümsedim. “Anlatman için zorlamam asla seni. Ama sen her zaman benim yanımda oldun. Bende senin yanında olmak istiyorum.” Kaan hiçbir şey demeden bana bakıyordu. Başını öne eğdi ve konuşmaya başladı. “Simge ve ben çocukluktan tanışıyoruz. Ailelerimiz yakın. Devamlı görüşüyorduk. Bir süre sonra da birbirimizden hoşlanmaya başladık. Sonra da sevgili olduk. Ailelerimiz görüşmediği sürece hiç görüşmedik. Okulda bile. Ama Simge çok sapıtmaya başladı. Kıskançlıklar, güvensizlik, arkadaşlarımla görüşmemi istemiyordu. Bende yoruldum ve görüşmeyi kestim. Bana karşı bir şey hissetmiyor diye düşünüyordum. Meğersem insanlara sevgilisi olduğumu söylüyormuş. Bunların yanınsıra hala seviyor muyum bilmiyorum, tek bildiğim onu özlüyorum. Ama o çok değişti.” Dedi ve gözlerini bana çevirdi. Gülümsedim. “Ben gittikten sonra hiç geldi mi?” dediğimde başını salladı. “Benden özür diledi. Simge’yi ilk kez böyle gördüm. Pişmandı. Bu gözlerinden okunuyordu." İç çektim. “Ben bu bir haftada olanları çok düşündüm. Simge aslında düşündüğümüz gibi biri değil. Kini gözlerini kör etmiş evet; ama belli ki Simge seni seviyor. Ve görüyorum ki sende onu seviyorsun. Eğer içindekileri rahatlatacaksa git ve onunla konuş. Konuşursan içindeki fırtınayı da dindirecektir. Bütün kargaşa senin için Kaan. Seni sevdiği için.”

Lavaboya gittim. Tuvalete girdim ve kapımı kilitledim. Tam çıkacakken kızların konuştuğunu duydum.

“Hem Mert hem de Kaan mı? Kendi yaşıtı yetmemiş bir de üst sınıflara mı sarkmış, tam bir sürtük.”

“Kardeşlermiş kızım.”

“Saçmalama. Sevgilisini korumak için yalan söylemiş belli ki. Benzemiyorlar çünkü. Ki kız sonradan geldi. Eğer kardeş olsalardı en başından beri burada olurdu kız.”

“Mantıklı. Bir de Simge'nın sınıfına Kaan ile birlikte gitmiş.”

“Ama Simge da az değil. Takıntılıymış Kaan’a. Kaan benim sevgilim demiş kıza. Simge’de de var yani biraz.”

Sohbete katlanamayınca büyük bir gürültüyle tuvaletten çıktım. Kızlar beni görünce şaşırdı. Lavaboya yöneldim ve elimi yıkarken konuşmaya başladım. “Eğer birinin arkasından konuşacaksanız daha tenha bir yer seçin. Yoksa bu şekilde yakalanırsınız.” Elimi silkeledim ve kızlara döndüm. “Bu konuştuklarınızı Simge duysa ne halde olurdunuz acaba şuan.” Dedim ve yandaki tuvaletin kapısı açıldı. İçeriden Simge çıktı. “Ne varmış bende affedersiniz de?” Dedi. Güldüm. Simge'ye baktım. Umursamaz bir bakış attı bana ve kızlara döndü. Yüzünde garip bir ifade vardı. Sanki üzgün gibi... Gülümsedim ve oradan ayrıldım.

Öğle arasında bahçeye çıktım ve yürümeye başladım. Düşüncelerimde boğulurken biri arkamdan seslendi. “Beren!” döndüğümde Simge’yi gördüm. “Efendim.” Simge bir süre bana baktı. Derin bir nefes aldı ve konuştu. “Özür dilerim. Sana ne yaptıysam, ne dediysem, ne yaşattıysam senden çok özür dilerim,” dedi ve ellerimi tuttu. Gözlerime baktı. Pişmanlığı sesinde hissedebiliyor ve gözlerinde görebiliyordum. “Bir gaflete düştüm. Kendime olan kinimi, sinirimi, öfkemi senden çıkarttım. Ama sen yine de-” dedi ve sustu. Tuttuğu ellerimi bıraktı ve konuşmaya devam etti. “Çok özür dilerim Beren. Beni affedebilecek misin?” dedi ve uzunca gözlerime baktı. İç çektim. “Yüzündeki hüznü, gözündeki pişmanlığı…” bir elimi Simge’nin kalbinin üstüne koydum. “Kalbindeki acıyı görebiliyorum Simge. Kıskançlığın aşkına ağır bastı. Kaan’ı çok seviyorsun, bunu biliyorum. Ama bendeki de kalp Simge. Bendeki de kalp.” Simge’nin yüzü düştü. “Affetmiyor musun?” dedi. Güldüm. “Affediyorum.” Simge kocaman gülümsedi. Bir heyecanla boynuma atladı. “Özür dilerim. Her şey için özür dilerim ve teşekkür ederim.” Şaşırdım. “Neden teşekkür ediyorsun?” Simge kendini geri çekti. “Kaan’a benim hakkımda dediklerin için.” Dedi ve gülümsedi. “Kaan yanıma geldi. Biraz konuştuk. Başta biraz azarladı ama sonra bana hala beni sevdiğini söyledi. Bu senin dediklerin sayesinde oldu. Çok teşekkür ederim ve özür dilerim. Her şey için.” Bir süre birbirimize baktık. “Baştan başlamak ister misin?” dedi ve elini uzattı. “Ben Simge.” Dedi. Güldüm ve etrafa baktım. Birçok kişinin bize baktığını fark ettim. Uzattığı eli tuttum. “Bende Beren. Memnun oldum.” Dedim. Simge kıkırdadı. “Seninle ilgili farklı bir şeyler hissediyorum Beren.” Dedi. Anlamsızca kaşlarımı çattım. “Nasıl bir şeyler hissediyorsun?” güldü ve koluma girdi. “Çok iyi anlaşacağımızı hissediyorum.”

Okuldan çıktım ve Utku'nun yanına, dükkana gittim. Dükkana geldiğimde bir süre dışarıdan onu izledim. Çok ciddi, gergin ve meşgul görünüyordu. Bu haline güldüm ve içeri girdim. "Selam." beni görünce yüzündeki ciddilik gitti ve sırıtarak yanıma geldi. "Aşkım!" dedi ve sarıldı. Şaşırdım. "Bir şey mi oldu? Gergin gibisin." kendini geri çekti. "Mallar eksik gelmiş. Onunla uğraşıyordum. Kimse doğru düzgün aramalarıma cevap vermedi. Çok yoruldum." dedi ve alnını omzuma koydu. "Tam zamanında geldim o zaman." saçlarını okşadım. "Sen gel otur bakalım. Ben hallederim geri kalanını." onu sandalyeye oturttum. İşleri hallederken sohbet etmeye başladık. "Ne düşünüyorsun Beren ilerisi için?" dağılmış olan yüzükleri yerine koyarken cevap verdim. "Bir planım yok aslında. Dümdüz yaşamayı düşünüyorum." kaşları çatıldı. "Bir okul okumayı düşünmüyor musun?" dedi şaşkınca. "Aklıma gelmedi hiç. Yani önceden düşünmedim değil. Ama gelişen şartlar altında okumamın manası kalmadı." Utku cıkcıkladı. "Çocukluk hayalinde mi yok?" başımı salladım. "Var aslında." Utku heveslendi. "Ney?" işi bıraktım ve ona döndüm. "Oyuncakçı olmak istiyordum ben. Bu sayede bütün oyuncaklar benim olacaktı." dedim ve işime döndüm. Utku'nun yüzündeki heves kırıklığını gördüm ve güldüm. "Öğretmen olmak isterdim." eğik başını kaldırdı ve bana baktı. Devam ettim. "Öğretmeyi, anlatmayı çok seviyordum. Kardeşime de anlatırdım. Derslerini ben çalıştırırdım." Sustum. Elim boynumdaki kolyeye gitti. "Kardeşin mi var?" dedi Utku şaşkınca. başımı salladım. "Evet. Vardı." gözlerim dolmak üzereydi. "Ne oldu ona?" dedi sakin bir ses tonuyla. "Öldü." Utku ayağa kalktı. Yanıma geldi ve hiçbir şey demeden sarıldı. Bir elim hala kolyedeydi. Kolyemi bıraktım ve gözlerimi sildim. "Oyuncakçının yanında bir de dondurmacı olmak isterdim." dediğimde Utku güldü. "Ne manyak kızsın sen ya." biraz güldükten sonra oturduk. "Neden öğretmenlikten vazgeçtin?" omuz silktim. "Bilmiyorum. Hiçbir şeye hevesim yok."

"Ama hala olabilirsin biliyorsun değil mi?" başımı salladım. "Evet." Utku iç çekti. "Çizimin iyi mi?" yüzümü buruşturdum. "Berbat." düşünmeye devam etti. "Avukatlık düşündün mü? Belki aynı okulu tutturusun benle." bir düşündüm. "Utku sen zeki bir çocuksun. Benim hukuk tutulacak derecede bir zekam yok." gözünü devirdi. İşaret parmağı ile kafamı dürttü. "Sen böyle düşünüyorsun ama aslında çok zeki, cesur ve atılgan birisin." tepki vermedim. "Bunu bir düşün derim ben." dedi. Başımı salladım. "Bunu bir düşüneceğim." dedim ve onun taklidini yaptım. Ardından küçük kahkahalarla bir süre gülüştük.

***

Beş gündür işe gitmiyordum. Utku da şehir dışına çıkacağını söylemişti. Bugün dönüyordu. Kütüphanede ders çalışırken telefonum çalmaya başladı. Baktığımda arayanın Simge oluğunu gördüm. Hemen yerimden kalktım ve kütüphaneden çıktım. Hızla telefonu açtım.

‘Naber inek?’

“İyi, hala dersteyim. Senden ne haber?”

‘İyi bende. Babamın yanında, dükkandayım. Bizde böyle çalışıyoruz hayatım.’ Dediğine güldüm.

‘Bil bakalım yanımda kim var?’

“Kim?” Simge mutlu ve heyecanlı bir sesle konuştu.

‘Kaan. Beni film izlemeye çağırdı. Sinemaya gideceğiz inanabiliyor musun? Baş başa.’ Şaşırmıştım. Kaan yaşananlardan sonra Simge’ye bir şans daha verdi. Ne kadar kötü şeyler yaşatsa da Simge adına seviniyordum.

“Bu mükemmel.”

‘Değil mi? Çok mutluyum Beren. Teşekkür ederim her şey için.”

“Neden bu kadar çok teşekkür ediyorsun?”

‘Bunların senin sayende olduğunu biliyorum çünkü. Beni iyileştirdin. Sevdiğim kişiye kavuşmamı sağladın. Yaptıklarım için-‘ hemen sözünü kestim.

“Aaa ama yeter Simge. Geçmiş geçmişte kaldı. Biz ileri bakacağız. Sen benim arkadaşımsın.” Simge kıkırdadı.

‘Sen benim en iyi ve en yakın arkadaşımsın Beren.’

“Sende benim Simge.” Saate baktım. “Kapatmam lazım. Daha Utku'nun yanına gideceğim.”

‘Ooo. Tamamdır. Görüşürüz.’

“Filmin detaylarını haber vermeyi unutma.” Dedim ve kapattım. İçeri geri girip eşyalarımı topladım ve dükkana gittim.

İçeri baktığımda Utku'yu içeride bulamadım. Başka biri vardı. Girdim ve adama yaklaştım. “Utku nerde?” dedim. “Beş gün önce dükkandaki işini bıraktı. Nereye gitti bilmiyorum?

Hızla dükkandan çıktım ve telefonla Utku'yu aramaya çalıştım. Çalmadı. Elim ayağım titremeye başladı. Engellemiş miydi? Daha dün konuşmuştuk. Neden yaptı bunu? Hemen eve gittim ve Mert’in telefonundan aradım. O çaldı ama açmadı. Ümidi kestim ve yine kendimi yatağıma kapattım.

***

Aradan aylar geçmişti. Ondan hiç haber alamadım. Gün geçtikçe keyfim daha da düşüyordu. Kaan ve Simge her zaman yanımdaydı. Destek çıktılar ve ağlayacak bir omuz oldular. Her gün gidip dükkana bakıyordum. Dün olduğu gibi bugün de yoktu. Hatta önceki gün, ondan önceki gün de, ondan önceki gün de, 1 hafta önceki gibi, 1 ay önceki gibi… Mert onu aramamda bana hep yardımcı oldu. Herkese sordu soruşturdu. En sonunda bir şey öğrenmişti. Simge, Kaan ve ben odamda otururken içeri Mert girdi.

“Beren. Önemli bir şey öğrendim.” Hızla odamdan çıktım ve salona oturduk. “Ne öğrendin?”

“Utku bir şirkette çalışıyormuş. EKR Holding. Ve duyduğuma göre de orda bazı işleri temizliyormuş.” Anlamamıştım. “Nasıl yani?” iç çekti ve devam etti. “Adam öldürmek gibi...” Duyduklarımdan sonra Simge ve Kaan gibi bende şok olmuştum. “Birini öldürmek mi? Hayır, O böyle bir şeyi yapmaz.”

“Ben yaptı demiyorum zaten. Yapmış olabilir.”

“Nasıl öğrendin bunu?” Mert yanıma oturdu. “Bizim restorana çok fazla büyük adamlar geliyor. Oradan tanıştığım birkaç arkadaşım vardı. Biri EKR Holding’de çalışıyor. Onlar bulmamda yardımcı olur diye fotoğraflarını ve bilgilerini verdim Utku'nun. Onlar da tanıdıklarını söylediler. Holding’in sahibinin sağ koluymuş. Onun işlerini halledip önündeki engelleri temizliyormuş. Casusluk da dahil.” Ne demem gerekiyordu bilmiyorum. Şimdiye kadar güvenerek yanında gezdiğim, sevgilim dediğim insan bir katil olabilir miydi? Her şey gözümün önünden bir bir geçti. Mert beni sarstı. “Beren, iyi misin?” başımı kaldırdım. Ananem içerideydi. “N’oluyor burada?” başımı geri eğdim. “Utku EKR Holding’de kötü işler yapıyormuş anane.” Ananemin kaşları çatıldı. “EKR Holding mi?” hemen ayağa kalktım. “Bir şeyler mi biliyorsun? N’olur söyle.” Ananem başını eğdi. “EKR Holding’in sahibi senin babanın kardeşi. Doğum gününde gittiğiniz yer de dedenin yanıydı.” Mert’in anlattıklarından sonra bir de bunu öğrenmem elimin ayağımın kesilmesine neden olmuştu. Başım dönmeye, gözlerim kararmaya başladı. Olduğum yerde yığıldım kaldım. Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum. Kaan ve Mert beni kaldırdı ve koltuğa oturttu. Uzun süre bir şey konuşulmadı. En sonunda dilin bağı çözüldü ve konuştum. “Bunun peşini bırakmayacağım. Sevdiğim birini daha kaybedemem.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.