"Korku seni tutsak eder, umut ve cesaret ise özgür bırakır."
-Stephen King
Saat akşam 6 da uyandım. Ananem komşuya gitmiş, Mert de arkadaşlarıylaymış. Evde canım sıkıldığı için bende hazırlanıp Kızılay’a çıktım. Metro altında gezerken bir dükkânın çalışan aradığını gördüm. İçeri girdim. İçeride bir adam vardı. Beni görünce gülümsedi. “Merhaba kolay gelsin. Kapıdaki ilan için geldim.” Dedim. “Hoş geldin kızım. Yaşın kaç?”
“18.” Adam kafasını salladı. “Uygun. Okuyor musun?” dedi. Okumuyorum desem sabah dükkânı açtırır. Ama eğer okuyorum dersem de işe almayabilir. “Okuyorum.” Dedim. Adam kafasını salladı. “Bu arada adın neydi kızım?” Dedi. “Beren. Beren Özden.” Adam adımı soyadımı söyleyince durdu. “Baban iş adamı mı?” diye sordu. Anlamsızca başımı salladım. “Hayır. Benim babam vefat etti.” Dedim. Adam dondu kaldı. Zoraki bir gülümsemeyle başını salladı. “Kusura bakma kızım.”
“Önemli değil.” adam devam etti.
“Şimdi Beren kızım, hafta içleri öğlenden sonra gelebilirsin. Hafta sonu da sabahtan akşama durursun. Başka bir çalışan daha var. Dükkânı o açıyor. Onunla çalışacaksın. Günlük de hafta içi 100tl, hafta sonu da 150tl alacaksın.
“Teşekkür ederim. Yarın ben saat sabah 9 da burada olacağım.” Dedim ve dükkândan çıktım. Ertesi gün sabah kalktım ve hazırlandım. Odamdan çıktığımda Mert de çıktı. Birbirimize baktık. “Nereye gidiyorsun?” dedi sinirli bir şekilde. “İşe.” Dedim. “Ne işi otur oturduğun yerde.”
“Hayır, Mert. Kusura bakma ama oturamam. Para kazanmam lazım.” Mert bana yaklaştı ve sessizce kızmaya başladı. “Ben kazanıyorum zaten parayı Beren. Bir de sana gerek yok. Eğer bir ihtiyacın varsa bana söyle ben alırım.” Dedi. Daha çok sinirlendim. “Kendi paramı kazanacağım Mert. Kendi özel ihtiyaçlarımı kendim karşılamak istiyorum. Bir de okuldan sonra kafa dağıtacak bir şeyler lazım.” Dedim. Mertin yüzü yumuşadı. Omzumu sıvazladı ve evden çıktı.
Dükkâna geldiğimde açıktı. İçeri baktım ve genç bir adam duruyordu. İçeri girdim. “Merhaba.” Dedim ve adam ayağa kalktı. “Hoş geldiniz.”
“Ben yeni çalışanım. Beren. Dün alındım işe.” Adam başta şaşırdı. “Yeni çalışan mı?” bir süre düşündü. “Haa, yeni çalışan. Evet. Ben Utku.” Dedi ve elini uzattı. Elini tuttum. “Memnun oldum.” hızlıca elimi geri çektim. “Gel sana etrafı göstereyim.”
Bütün günüm çok güzel geçmişti. Utku ile uzunca sohbet etmiştik. En sonunda akşam olmuştu. Utku'yla tezgâhları içeri aldıktan sonra kepengi indirdi ve kilitledi. Beraber yürümeye başladık. “Utku sen kaç yaşındaydın?” dedim bir anda. “21.” Dedi. "Galiba sana abi demem gerekiyor.” Bakışlarını bana çevirdi. “Neden?”
“Ben 18 yaşındayım da ondan.” Utku güldü. “Saçmalama arada o kadar fark yok. Hem ben de o kadar yaşlı değilim. Daha okuyorum.”
“Hangi bölüm?”
“Hukuk. Avukat olacağım.” Şaşırmıştım. “Ne kadar güzel...” Utku bana döndü. “Senin istediğin bir bölüm var mı?” dedi. Kafamı salladım. “Hayır. Lisemden mezun olsam yeter.”
“Ailen bir şey demiyor mu bu tercihine?” sorusuna hemen cevap veremedim. Cevap vermek için nefesimi aldım. “Daha, bilmiyorlar. Ama öğrenseler üzülürler.” Utku uzun süre sessiz kaldı. Sonra ise bana döndü. “Kaça gidiyordun sen?”
“11. Sınıfım şuan.” Utku kaşlarını kaldırdı. “Daha böyle kararlar alman için çok erken Beren. Hem ailen de hoşnut olmaz bu kararından. Sen biraz daha düşün en iyisi. Eğer bir sıkıntı oluşursa içinde, gelip bana danış.” Dedi ve elini omzuma koydu. Başımı salladım. “Tamam, teşekkür ederim.”
Ertesi gün oldu. Uzun süredir bana hiçbir şey yapmamıştı Simge. Tekrardan ıslatılmamak için tuvalette işimi hemen halledip çıktım. Ellerimi yıkarken içeriye büyük bir gürültüyle Simge girdi. "Sen.." bana dediğini anladım ve hemen kendimi geriye çektim. "Herkes çıksın." dediği an herkes tuvaletten koşarak çıktı. "Ne cürretle, benim üstüme sevgilini salarsın. Onsuz bir şey yapamıyor musun?" kimden bahsettiğini anlamamıştım. Konuşmaya cesaretim yoktu. "Ha bir de, sevgilin olduğu halde başka biriyle mi flörtleşiyorsun. Flört ettiğin kişi de benim sevgilim. Yollu musun kızım sen?" dedi ve yakamı tuttu. "Neyden bahsediyorsun Simge? Benim sevgilim yok. Flörtleştiğim kimse de yok." dedim ama dinlemedi ve suratımı tuttu. "Yalan söyleme. Üst sınıflardan Mert'i takmışsın koluna gidiyordun dün. Görmedim mi sanıyorsun? Bu yetmezmiş gibi bir de Kaan'a da yakınsın. Ben şimdi seni dövmeyim de ne yapayım?" sözü biter bitmez saçımı tuttu ve yüzümü yere yapıştırdı. Kafamı yere birkaç kez vurdu ve saçımı bıraktı. Gözümün önünü göremiyordum. Canım çok acıyordu ama kalkamıyordum. Bu yaptığı yetmezmiş gibi karnımı tekmelemeye başladı. İşi bittiğinde yerde kıvranıyordum. Simge çıktıktan sonra içeri birkaç kız telaşla girdi. Beni yerde kanlar içinde görünce çok şaşırdılar. "Hemen hocaya haber verelim." Hafif gözümü araladığımda Kaan'nın kucağındaydım. Koşarak merdiven iniyordu. Gördüğüm son andan sonra geri bayıldım.
KAAN
Kızlar koşarak sınıfa girdi. "N'oluyor ya?" kızlar çok telaşlıydı. "Beren. Kızlar tuvaletinde kanlar içinde yatıyor. Dayak yemiş." koşarak tuvalete gittim. Beren orada yatıyordu ama bilinci kapalıydı. Kucakladığım gibi revire koşmaya başladım. Herkes bizi izliyordu. Bunu kimin yaptığını çok iyi tahmin edebiliyorum... Revire gider gitmez pansuman yapıldı. Bir gürültüyle içeri biri girdi. "Beren. Nerede?" diye sordu hemşireye. Elimi kaldırdım. "Burada." Bu Mert'ti. Okulun büyük abisi. Bir sene okulunu dondurduğu için şuanda 12. Sınıf. Beren'le ne ilgisi vardı ki. Mert hemen yanıma oturdu. Beren'in ellerini tuttu. Saçını okşadı ve bana döndü. "Neler oldu Kaan? Beren'e bunu kim yaptı?" dedi. Başımı salladım. "Bilmiyorum. Ama tahmin ettiğim bir isim var." Mert duyar duymaz hızla revirde çıkmak için ayağa kalktı. "O Simge'yi uyarmıştım." o giderken bende peşinden gittim. Simge'nin yanına, sınıfına geldik. Ben dışarıda beklemeye başladım. "Simge!" seslenişten sonra Simge korktu. "Ben seni uyardım. O kıza dokunmayacaksın diye. Ama sen dinlemedin." Simge umursamaz şekilde konuşmaya başladı. "Ne o, sevgilini mi korumaya geldin? Yine mi seni yolladı, kendisi gelmek yerine?" diyerek pişkin pişkin güldü. "Sevgilim sandığın kişi benim kardeşim. Ki bu onu dokunulmaz kılan başka bir yanı." Simge'nin sertçe kolunu tuttu. Simge'nin yüzü pişkinlikten korkaklığa döndü. "Tamam. Seni geçtim. O yanlış anlaşılmaymış. Peki benim sevgilime yürümesi. Bu onu yine de haklı mı çıkarır?" dedi kendine güvenerek. Kimden bahsettiğiyle ilgili hiç bir fikrim yoktu. Mert güldü. "Kaan senin sevgilin değil Simge. Bunu o boktan kafana sok. O çocuğa platonik aşıksın ve bunu herkes biliyor." İçimde bir öfke oluşmaya başlamıştı. Sakinleşmek için yüzümü avuçladım. Simge herkese mi böyle zorbalık yapıyordu yani. Mert yanıma geldi. "Gidelim." revire doğru ilerlemeye başladık. "Beren ile kardeş misin?" dedim. güldü. "Kuzeniz ama beraber büyüdük." Yavaşça yürüyorduk. "Ailem ben küçükken öldü. Beren'in ailesini de geçen aylarda bir trafik kazasında kaybettik. Ananemde yaşıyoruz ikimizde. Ağır depresyondaydı. Ama okula başlayınca iyileşmeye başladı. Zorbalanana kadar..." merdivene oturduk. "Beren'in ailesini kaybettiğini bilmiyordum." bakışlarını bana çevirdi. "Söylemedi mi?" başımı salladım. "Hayır. Söylemedi." Mert iç çekti. "Pot kırdık desene."
***
Uyandım. Bir sedyede yatıyordum. Her yerim ağrıyordu. Başımda kimse yoktu. Telefonumu aradım. Utku aramıştı. Hemen geri döndüm. 'Bir sorun mu var gelmedin bugün?'
"Minik bir kaza geçirdim. En kısa zamanda oradayım."
'Geçmiş olsun. Kendini iyi hissedince gelmeye başla lütfen. Ben hallederim burayı.'
"Peki. Teşekkür ederim. Kolay gelsin." ve telefonu kapattım. Kapattığım an içeri Mert ve Kaan girdi. Mert hızlıca geldi ve yanıma oturdu. "Uyanmışsın." Kaan da Mert'in yanında ayakta duruyordu. "İyiyim. Sadece ağrım var o kadar." Mert iç çekti. "Her şeyi anlat bana. Neler oldu?" zorbalandığım günden itibaren her şeyi anlattım. "Beren neden gelip en başında söylemedin. Sana yardım ederdim. Müdürle konuşur hallederdik." dedi Kaan sinirle. "Söyleyemedim Kaan. Korktum çünkü. Bunun olmasından korktum. Mert'e de söylemek istemedim çünkü bunu yapacağını biliyordum." uzun bir sessizlik oldu. "Peki bana neden söylemedin?" başımı kaldırdım. "Sana da bela olmasını istemedim. Beni seninle flört ediyorum sanıyor." Kaan sözümü kesti. "Biliyorum. Herkese sevgilim diye bahsediyormuş. Ama Simge ile olan yakınlığım çok önceden bitti." Kaan durdu ve derin bir iç çekti. "Ben bu durum gerçekleştiği için ve sana yapılanları fark etmediğim için özür dilerim. Yanında olmam lazımdı." Kaan sandalyeye oturdu. "Sorun yok Kaan. Söylememeyi ben tercih ettim. Kendine kızmana gerek yok." Mert hızla ayağa kalktı. "Eğer sana bir daha saldırırsa kendini koru. Karışıklık ver. Bilmiyorsan ben öğretirim sana." dedi ve havaya yumruklar sallamaya başladı. Güldüm. "Tamam abi. Ama öğretmene gerek yok ben hallederim."
Ertesi gün okula gittim. Herkesin gözü üzerimdeydi. Gün çok sakin geçmişti. Simge bana bulaşmamış. Sınıftakiler de bana çok normal davranmaya başlamıştı. Ders bittikten sonra Mert'i beklemeye başladım. Simge yanıma geldi. "Mert abinmiş. Ama artık sorun o değil." uzun uzun birbirimize baktık. "Ne diyorsun Simge? Yetmedi mi saçmalıkların." dedim. Güldü. "Yetmedi." dedi ve yine saçıma yapıştı. Bu sefer bende karşılık verdim ve onun boğazına yapıştım. Bundan bir fayda gelmeyince kafasını tuttum ve aşağı eğerek dizime yüzüne vurmaya başladım. O sırada saçlarımı bıraktı ve ellerimi tuttu. Beni bıraktığı an bende onu bıraktım. Nefes nefese kalmıştık ikimizde. Simge'nın burnu kanıyordu. Burnunu sildi ve güldü. "N'oldu? Aklın başına geç mi vardı?" gülüşüne karşılık verdim. "Sayılır. Dünden sonra karşılık vermeye karar verdim." tam hırslandı yumruk atacakken biri seslendi. "Beren." seslenen Mert'di. Yanında birkaç öğretmen ve Kaan vardı. Bakışlarımı Mert'ten Simge'ye çevirdim. O gergin görünüyordu. Bense gülerek ona bakarken gözgöze geldik.
Müdürün odasından çıktık. Simge tek başına ilerlerken ben Mert ve Kaan'nın yanına geçtim. "Uzaklaştırma aldık. İkimizde." Kaan sinirlendi. "Nasıl ya? Nefsi müdafaa var." omuz silktim. " Yani dayak yemem beni kendimi savunmamdan daha çok koruyacakmış." bir süre sessizlik oldu. "Neyse. Madem boşum. Dükkana gidiyorum ben. Hadi görüşürüz." dedim ve hızlıca yürümeye başladım. Kaan arkamdan seslendi. "Uzaklaştırma kaç gün olacak?" arkamı döndüm. "1 hafta sonra görüşürüz Kaan." hızlıca dükkana gittim. Utku beni görünce şaşırdı. "Neden buradasın? Dinlenmen gerekiyordu." güldüm ve eşyalarımı koyup kendimi koltuğa attım. "Senin yüzüne ne oldu bu arada?" diyerek yanıma yaklaştı. Oturduğum yerde biraz toplandım. "Dün zorbam tarafından dayak yedim. Bayıldım ve hastanelik oldum. Hatta bugün de ettik. Uzaklaştırma aldım." Utku'ya baktım. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Ve sen buraya geldin." başımı salladım. "Evet. 1 hafta buradayım. Tam Gün hemde." diyerek gülümsedim. Gülümseyince dudağımdaki yara açıldı. Acıyla yüzümü buruşturdum. "Ne oldu iyi misin?" dedi. Kanıyordu. "İyiyim. Yaram açıldı." hemen ayağa kalktı ve ilk yardım çantasını çıkardı. "Hemen geri saralım orayı." onu durdurdum. "Gerek yok." beni dinlemedi ve hemen yanıma oturup yarama pansuman yapmaya başladı. Acıyordu. Yüzümü buruşturdum. "Acıyor mu?" başımı salladım. "Biraz yanıyor." başını salladı ve yarayı üfleyerek silmeye başladı. Etkilenemezsin Beren saçmalama. Sus. Sus. Sus. "İşte bitti." aynadan kendime baktım. Güzel yapmıştı. "Güzel yapmışsın. Nereden öğrendin?" eşyaları kaldırırken cevap verdi. "Babam çok dayak yerdi. Pansumanını da ben yapardım." dedi. Akşama kadar çalıştıktan sonra eve gittim. Ananemle konuştuk. Duruma çok sinirlendi. "Onları şikayet edeceğim. Sana bunu nasıl yaparlar." ananemin elini tuttum. "Ananem sakin ol. Olay kapandı. İkimiz de uzaklaştırma aldık. Daha fazla bela istemiyorum. Zaten.. bende onu dövdüm." dedim gülerek. Ananem şaşırdı. "Nasıl?" sevindi ama belli etmemeye çalışıyordu. "Böyle tuttum kafasını, aşağı eğdim ve dizimle suratına vurdum." ananem kahkaha atmaya başladı. "Aferin kız sana."
Dükkâna geldim. Utku beni karşıladı. “N’aptın kaos kızı?"
"Her zamanki gibi." Çantamı koyarken Utku ayağa kalktı. “Yeni mallar gelecek bugün. İkimiz bir olacağız ve hızlıca bitireceğiz.” Başımı salladım. "Tabii ki, ama önce Utku bana bir su getirir misin? Çok yoruldum.” Umursamadı ve dışarı ilerledi. “Kalk kendin al.” Sinirlendim ve gidip su içtim. Geri döndüğümde malların geldiğini gördüm. Utku beni görünce yanına çağırdı. “Bütün malların indirilip indirilmediğine bakar mısın, ben listeyi getireceğim.” Dedi ve gitti. Bütün mallar indikten sonra kontrol etmeye başladık.
“Saatler?”
“Burada.”
“Bileklikler?” bileklikleri görünce çok etkilendim. Hepsi çok güzeldi. Emir yanıma geldi. “Noldu?”
“Çok güzeller.” Aralarından sade, ince bir bileklikti. Kenarından da yonca sallanıyordu. Gümüş bilekliği elime aldım. “Bu çok güzelmiş.” Başımı Utku'ya çevirdim. O ise beni izliyordu. Telâşlandım ve bilekliği bırakıp ayağa kalktım. Arkamda boş kutular vardı ve dengemi sağlayamadım. Tam düşecekken Utku ayağa kalktı ve belimden tutarak beni kendine çekti. Bu şekilde birbirimize baktık. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Heyecanlandığımı belli etmemeye çalıştım. “Romantik mi yaptın şimdi?” bıyık altından gülüyordu. “Bırakıyorum o zaman.” benimle uğraşmanın verdiği zevkle sırıtıyordu. “Tamam, tamam. Düşmek istemiyorum.” Beni çevirdi ve diğer tarafa koydu. “Çok işimiz var. Hadi.” eline listeyi aldı. Ben içeri doğru ilerledim. Onun da geldiğinden emin olmak için arkamı döndüğümde Utku bileklik kutusundan bir bileklik aldı ve cebine koydu. Gülümsedim. Saçmalama Beren senin için almamıştır o bilekliği. Sevgilisi vardır. Kendime geldim ve seslendim. “E hadi. Bana baktırmadın kendin bakıyorsun bilekliklere.” Utku telaşla ayağa kalktı. “Geldim.”
Bütün kutuları kontrol ettik ve yerleştirmeye başladık. Merdivene çıkıp koymaya başladım. Utku bana peluşları uzatıyordu, ben de yerleştiriyordum. “Ay bunlar çok tatlı. Yumuşacık.” Dedim ve elimdeki peluşa sarıldım. “Bu kutu bitti. İnebilirsin artık.” Dedi ve içeri gitti. Peluşu koydum ve tam inerken ayakkabı bağcığım merdivenin kenarına takıldı. Koca bir gürültüyle merdivenle birlikte yere düştüm. Utku koşarak yanıma geldi. “Beren, iyi misin?” Dedi. Merdiveni üzerimden kaldırdı ve yanıma geldi. “Ayağım biraz acıyor. Bir de popom.” Dedim. Utku çok korkmuş görünüyordu. “Gel içeri gidelim. Buz koyalım ayağına.” Dedi ve beni kucağına almaya çalıştı. Çok yakındık. Utku'yu durdurdum. “Ben kendim kalkarım.” Dedim ve ayağa kalkmaya çalıştım. Ama acısı ile geri yere oturdum. Utku iç çekti ve bir hızla beni kucağına aldı. Yüzlerimiz çok yakındı. SusBeren, düşünme Beren. Beni içeri götürdü ve oturttu. Buzluktan buz çıkartıp yanıma oturdu. Ayağımı ise kucağına aldı. “Ayağına buz koyalım. Bu iyi gelir.” Dedi ve başını kaldırdı. “Ama popona çare yok.” Dedi ve güldü. Dediğinden sonra utanmıştım. Ayakkabımı çıkardı ve buzu ayağıma koydu. “Burada sana devamlı pansuman yapıyorum. Yaralanmadan duramıyorsun.” Dedi. Acısından yüzüm buruştu. “Acıyor mu?” başımı salladım. “Acıyor, ama katlanmak zorundayım.” Gülümsedi. “Dayanıklısın. Başkası olsa şimdiye ağlayıp sızlanıyordu.” Dedi. Buzu tutup çekiyordu. Uzandım ve bileğinden tutarak durdurdum. “Ben kendim hallederim. Sen oraları toparla.” Dedim. “Emin misin? Hasan abiyle konuşurum, yarın da tamamlarız.” Başımı salladım. “Hayır. Git hallet. Ben buradayım.” Dedim. Elimi aldı ve buzu elime koydu. Sonrasında elimi tutarak nasıl yapacağımı gösterdi. “Devamlı tutup çek. Düzenli olarak gelip bakacağım.” Dedi. Kalkarken bileğini tuttum. Bana döndü. “Merdivene çıkınca dikkatli ol.” Gülümsedi ve başını salladı. “Tamam. Olurum.” Elimi çektim ve içeri gitti. Onunla temas edince neden kalbim deli gibi atıyor?
Gözümü açtığımda Utku'nun kucağında yatıyordum. Bir telaşla kalktım. Utku anlamsızca bana baktı. “Saat kaç?” dedim telaşla. “19.30 dükkânı kapatacağız 30 dakika sonra.” Dedi. “Neden uyumama izin verdin?” benim telaşımın karşısında kendisi çok sakindi. “Ben işlerimi halledip geldiğimde sen zaten uyuyordun. Kaldırmaya çalıştım ama koluma sarıldın. Ben de kucağıma yatırdım seni.” Elimi yüzümde gezdirdim. “Hem ayağın da düzelmişti biraz. Kapatmaya yakın uyandırırım dedim. Bu saatlerde müşteri olmuyor.” Başımı salladım. “Teşekkür ederim.” Dedim. “Neden?”
“Çok güzel uyudum çünkü. Son 1 aydır uykularım çok kötü. Kâbus gördüğüm oluyor ve devamlı uyanıyorum. Ama hiç deliksiz ilk kez uyudum.” Dedim. Utku gülümsedi. O sırada içeri müşteri girdi. “Bekle hemen geliyorum.” Dedi ve hızla gitti. Onun yanında kendimi iyi ve huzurlu hissediyorum. Ama kapılmamam lazım, bu olmaz. Telefonumu aldım ve Mert'e yazdım.
19.35 "Dükkândan almaya gelir misin beni?”
yazdım ve anında baktı.
‘Noldu?’ 19.36
19.36“Ayağımı sakatladım.”
‘Eh be kızım. Kendini sakatlamadan duramıyor musun sen? 19.37
19.37“İş kazası abi.”
‘İyi geliyorum.’ 19.37
Mesajı kapatınca Utku geri geldi. “Hadi kapatıp çıkalım.” Dedi. Başımı salladım. Utku kepengi kapattı. “Bekle beni. Bir yere uğramam lazım.” Dedi ve gitti. Ben de beklemeye başladım. 10 dakika geçti ve Mert geldi. “Noldu? İyi misin?” Dedi. Başımı salladım. “İyiyim. Dedim ya, iş kazası.” Dedim. Mert elini omzuma koydu ve okşadı. “Hadi gidelim.” Dedi. Onu durdurdum. “Arkadaşımı bekliyorum.” Dediğimde arkamı döndüm ve Utku'yu gördüm. Elinde ecza poşeti vardı. Görünce gülümsedim. “Gelmişsin. Hadi gidelim.” Dedim. Utku yaklaştı ve poşeti uzattı. Suratı asıktı. “Ayağın için merhem. İyi gelir.” poşete uzandım ve aldım. “Kim bu?” Dedi Mert sinirle. “Tanıştırayım. Bu iş arkadaşım Utku. Utku, bu da Mert, Mert benim öz olmasa da abimdir.” Dedim. Utku'nun asılmış suratı bir anda düzeldi. Şaşkın suratını gizlemeye çalışarak gülümsedi. “Abin-Abin mi?” dedi. Başımı salladım. “Teyzemin oğlu. Berber büyüdük.” Dedim. Utku elini uzattı. “Memnun oldum abisi, yani Mert.” Mert Utku'nun uzattığı elini tuttu. “Ben de memnun oldum.” Dedi. Tuttuğu eli bıraktı. Mert bana döndü. “Hadi gidelim.” Dedi ve koluma girdi. Utku'ya el salladım ve eve gittik.
Eve girdiğimizde Mert beni koltuğa oturttu ve yanıma oturdu. “İş arkadaşım dediğin o çocuk muydu?” başımı salladım. “Evet, oydu.”
“Aranızda bir şey mi var? Beni görünce suratı düştü çünkü.” Kaşlarımı kaldırdım. “Hayır. Niye olsun öyle bir şey.” Dedim. “O zaman niye kızardın?” ellerimi yanaklarıma koydum. “Yok, kızarmadım. Soğuktan sıcağa girince olmuştur.” Dedim. Mert’e gülümsedim ve ayağa kalktım. “Ben duşa giriyorum.” Dedim. Giderken Mert kolumdan tuttu. “Beren. Dikkatli ol. O çocukta bir şeyler var.” Dedi. Güldüm. “Ne olabilir Mert? Yine kendi kendine zırvalıyorsun.” Dedim ve kolumu çekip banyoya gittim. Duşta uzun süre düşündüm. Neden böyle düşünüyor onun hakkında? Evet Mert insan sarrafıdır ama Utku kötü biri değil. Uyuyana kadar bunu düşündüm. Yatarken telefona bildirim geldi. Baktığımda Kaan olduğunu gördüm.
'Naber?' 23.19
uyku sersemiyle telefonu yerine koydum. Sabah cevap veririm diye düşündüm ve uyumaya döndüm.