"Hayatın en parlak ışıkları, bazen en karanlık fırtınalardan hemen önce yanar."
- Francis Bacon
Her sabah olduğu gibi uyanmıştım bu sabah. Hiçbir şeyden haberim olmadan, gözümü sokağın gürültüsü ile açtım. Uyanır uyanmaz hiç elimi yüzümü yıkamadan mutfağa gittim. Bugün hafta sonuydu. Ve ben gereğinden erken uyanmıştım. Mutfaktan içeri girdiğimde tezgâhta bir yaş pasta duruyordu. Annem mumları yerleştirdi ve benim olduğum tarafa döndü. Beni görünce bir anlığına korktu. "Ne ara geldin?" dedi. Güldüm. "Az önce geldim." Dedim pastaya bakarak. Annem pastaya baktığımı anladı. "Doğum günün için." Dedi. "Ama babanla kardeşin gelince üfle mumunu." Dediği sırada kapının kilidi açıldı ve babamla Burak içeri girdi. Burak montunu ve ayakkabısını çıkartıp bana koştu. "İyi ki doğdun abla." Dedi ve sarıldı. "Teşekkür ederim ablam."
"Hadi mumları üfle." Dedi annem. Döndüm. Tam üfleyecekken Burak beni durdurdu. "Dilek tut." Güldüm. "Peki." Gözlerimi kapattım, dileğimi diledim ve mumlara üfledim. Babam ve Burak alkışlamaya başladı. Burak cebinden bir hediye paketi çıkardı ve bana uzattı. Paketi elinden aldım ve açtım. İçinden, ucunda yonca olan bir kolye çıktı. "Dört yapraklı yoncanın şans getirdiği ve koruyucu gücü olduğu söylenirmiş. Bu yüzden şans her zaman yanında olsun diye aldım bunu. Hep şanslı ol abla." Dedi. Dopdolu olan gözlerimi belli etmemek için gülümsedim. "Teşekkür ederim Burak. Çok güzel bir hediye bu, bayıldım." Dedim ve sarıldım. Kolyeyi açtım ve taktım. "Yakıştı."
Babam bana yaklaştı ve sarıldı. "İyi ki doğdun güzel ve biricik kızım." Dedi ve elimi eline aldı. "Sen benim baba olma hayalimi gerçekleştirdin..." konuşurken elime bir anahtar koydu. "Ben de senin bir hayalini gerçekleştirmek istiyorum."
"Neyin anahtarı bu?"
"Git camdan bak." Dedi babam. Hemen cama koştum ve baktığımda aşağıda hayalimdeki, bebek mavisi bir motor duruyordu. İçeri geri döndüm ve babama sarıldım. "Teşekkür ederim baba. Çok teşekkür ederim."
"Anne ben biraz motorumla turlayacağım." Dedim ve montumla kaskımı alıp hemen motorumun yanına indim. Çok güzel ve tertemiz görünüyordu. 15 yaşımdan beri hayalini kurduğum motor sonunda benimdi. Hemen atladım motoruma ve çalıştırdım. Yola koyuldum. Mahallede turladıktan sonra biraz da aşağılara indim. Öğlen vakti olmuştu. Sokaklar dolmuştu. Kahveciden kendime bir kahve aldım. Buradaki en güzel manzaralı yere çektim ve biraz oturdum. Kahvemi yudumlarken annemden mesaj aldım.
"Nerdesin kızım?"
"Parka çektim oturuyorum. Noldu?"
"Hadi gel dışarı çıkacağız."
"Tamam geliyorum, çıkarken haber verin."
"Çıkacaksın yukarı."
"Peki tamam."
Hemen kahvemi bitirdim ve eve döndüm. Yukarı çıktım. Annem alelacele kapıyı açtı ve odasına kaçtı. Kaçarken de bana seslendi. "Odanda bir şey seni bekliyor." Hızlıca odama girdim. Yatağımda bir elbise vardı. Su yeşili bir elbiseydi. "Sen mi aldın anne bunu?" dedim. Annem odama geldi. "Evet, sana doğum günü hediyem. Hadi giy de görelim." Dedi ve gitti. Bir süre elbiseye baktıktan sonra giyindim. Aynada kendime baktım. Yakışmıştı. Üşümemek için üstüme kahverengi bir hırka aldım. Çantamı hazırladım ve annemlerin yanına geçtim. Annem beni görünce durdu ve baktı. "Çok yakışmış." Gülümsedim. "Öyle mi diyorsun?" dedim. "Evet, abla çok yakışmış." Dedi Burak. "Teşekkür ederim ablam."
Evden çıktık ve arabaya bindik. "Nereye gidiyoruz?" Babam soruma cevap verdi. "Sizi yeni biriyle tanıştıracağız." Dedi ve anneme baktı. Sonra annem devam etti. "Ama bu sürpriz olacak." Dedi. Kimle tanışacaktık acaba. Ben düşünürken yol kenarında bir çiçekçinin önünde durduk. Babam kartını verdi. "Kızım gidip bir buket çiçek yaptırır mısın? Mümkünse İris çiçeği olsun." dedi. Kartı aldım ve arabadan indim. Neden İris çiçeği istediğini anlamamıştım. Biraz bekledikten sonra buketi alıp dükkândan çıktım. Arabaya yaklaştım. Kapıyı açıp binecekken arkadan gelen kamyonu gördüm. Kamyon hızla bize çarptı. Ben yuvarlanarak kenara savrulurken, araba takla attı ve sokak lambasına çarparak durdu. Ayağa kalktım ve koşarak arabanın yanına gittim. Camın içinden Burak'ı gördüm. Zorlanarak gözlerini açtı. "A-abla. Ölmek istemiyorum."
"Kurtaracağım seni Burak. Merak etme, ölmeyeceksin." Etrafa baktım. Herkes toplanmıştı. "AMBULANSI ARAYIN!"
Ambulans ve itfaiye geldi. Annemi, babamı ve Burak'ı arabadan çıkardılar. Burak bilincini kaybetmişti. Üçünün de her yeri kan içindeydi. Çok korkuyordum, onları kaybetmek istemiyorum.
Hastane koridorunda öylece bekliyordum. O güzel su yeşili elbisem kanlar içindeydi. Yanıma bir hemşire geldi. "Aileniz ameliyatta. Lütfen sizinle de ilgilenmemize izin verin. Yaralarınız var."
"Ben iyiyim teşekkür ederim." Kadın iç çekti. "Peki, siz bilirsiniz." Dedi ve gitti. Korku, üzüntü, endişe, hepsi bir aradaydı. Ağlıyordum. Bacaklarım titriyordu. Çaresizdim. Gözyaşlarımı silerken ananemin sesini duydum. "Beren." koşarak yanıma geldi. "Korkma, ben yanındayım." sıkı sıkı sarıldı. Sonra beni kendinden çekti ve yüzüme baktı. "Haline bak. Hadi senin de yaralarına baksınlar. Ben burada bekleyeceğim." Dedi ve hemşireyi çağırdı. Hemşire beni aldı ve giderken ameliyathanenin kapısı açıldı. Doktor içeriden çıktı. "Maalesef, aileyi kaybettik." Duyduğum şeyle donup kaldım. O güçsüzlükle ayakta duramadım ve yere oturdum. Ananem, hemşire ve doktor yanıma geldi. "Ne demek hepsi öldü?" kesik kesik aldığım nefesle konuştum. "Burak'a söz vermiştim."
Birkaç gün geçti. Ananemle eve geldik. Eşyalarımı toplayacaktım. Kendi odama gitmeden önce annemin ve babamın odasına gittim. Oda annemin parfümü ve babamın traş losyonu kokuyordu. Yatağa oturdum. Bir süre orada düşündüm. Şimdi ne olacaktı? Ne yaşayacaktım bu saatten sonra. Ananemin seslenmesiyle kendime geldim. "Yavrum hadi topladın mı eşyalarını?" dedi ve odaya girdi. Beni görünce hemen gelip yanıma oturdu. "Ah kızım benim." dedi ve sarıldı.
Toplandıktan sonra ananemin evine geldim. Burada yaşayacaktım artık. Yabancıladığım bir yer değil. Ama insan evinde olmadığı her yeri yabancılar. Ananem bana boş odayı verdi. "Eşyaların bu akşam gelecek. Yatağın, dolabın. Hiç merak etme. Hadi gel mutfakta oturalım." Dedi ve mutfağa geçtik. Akşam oldu, eşyalarım geldi ve hepsini yerleştirdim. Kendimi yatağa attım hemen. Hem bedensel hem de ruhsal olarak çok yorgundum. Üzgün olmanın yorgunluğu da var tabi. Ben yatarken içeriden ananem seslendi. "Gel yavrum yemek yiyelim. Mert de birazdan gelir." Kalktım ve mutfağa gittim. Sofrayı kurduk ve oturdum. Ananem çorbamı doldurdu ve önüme koydu. Yemek istemiyordum. Öylece tabağıma baktım. Düşünürken omzumda bir el hissettim. Dönüp baktım ve Mert'ti gördüm. Hızlıca ayağa kalktım. Titrek sesimle konuştum. "Mert." Mert beni kendine çekti ve sarıldı. "Gel buraya." dedi ve beni göğüsüne yatırdı. "İstediğin kadar ağla." Dedi ve saçlarımı okşadı.
1 HAFTA SONRA
Yatağımdan kalktım ve etrafa baktım. Bu günü de akşam etmiştim. Son 1 haftadır uyku düzenim bozuldu. Gün boyu uyuyup geceleri ayakta duruyordum. Ananem ve Mert'ten azar yesem de bunu düzeltemiyorum. Yataktan kalktım ve banyoya gittim. Elimi yüzümü soğuk su ile yıkadım. Islak ellerimle yüzüme gelen saçları arkaya attım. Aynada uzunca kendime baktım. Gözlerimin altı mosmor, rengim değişmişti. Ananemin yanına mutfağa geçtim. Ananem yine ocağın önündeydi. Yanına gittim. Ben konuşmaya başlamadan o konuştu. "Uyku düzenini iyice bozdun. Okula da gitmiyorsun. Derslerinden geri kalıyorsun ama yapacak bir şey yok. Sen iyi ol yeter." Dedi ve bana baktı. Güldüm ve ananeme sarıldım. "Tamam, düzeltirim uykumu. Merak etme." Dedim ve geri çekildim. Koltuğa baktığımda Mert'i gördüm. "Düzeltsen iyi olur. Okula beraber gideceğiz ve seni beklemek istemiyorum." Dedi. "Aynı okula mı gideceğiz?" Mert kafasını salladı. "Ben bu sene mezun oluyorum fıstık. Sadece birkaç ay berber gideceğiz. Sonrası sende." Durdum. İç çektim. "Ben okula gitmeye hazır değilim ama." Mert ayağa kalktı ve yanıma geldi. "Hazır ol ya da olma. Artık bir yerden adım atman lazım. İyileş ve okula devam et. Yeterince devamsızlığın oldu. Sınıfta kalacaksın yoksa." Diyerek beni uzunca azarladı. En sonunda kafa salladım. "Tamam. Bakarız."
Pazartesi gelmişti. Hazırlandım ve odadan çıktım. Mert beni mutfakta bekliyordu. "Seni bekliyorum kızım ne yapıyorsun ya?" dedi. "Kızma be. Çantamı hazırladım. Hadi çıkalım." Dedim ve evden çıktık. 25 dakika yürüdükten sonra okula geldik. Mert sınıfıma kadar bana eşlik etti. Sınıftan içeri girdiğimde herkesin birbiri ile konuştuğunu ve tanıştığını fark ettim. Yeni okula başlamak gerçekten zor geliyordu. Cam kenarındaki boş yere oturdum. Buradan tahta iyi görünüyordu. Üzerimde gözler hissediyordum. Birkaç kişinin bana bakıp konuştuğunu fark ettim. Biraz oturduktan sonra yanıma birileri geldi. Bana sorular sorup durdular. Kalabalığın gürültüsünün ardından en sonunda araya bir oğlan girdi. Bana baktı, güldü ve elini uzattı. "Ben Kaan, sınıf başkanıyım ve aynı zamanda okul temsilcisiyim." Dedi ve gülümsedi. Uzattığı elini tuttum. "Memnun oldum Kaan. Ben Beren." Dedim ve sınıfa öğretmen girdi. Herkes yerine geçti. Kaan'nın elini bıraktım. Bana gösterdiği güler yüz ile öğretmenin yanına gitti. Gözlerimi camdan dışarı çevirdim. Öğretmen yoklama almaya başladı. Benim ismimi okuduğunda kafasını kaldırdı. "Beren Özden." Elimi kaldırdım. "Yeni mi geldin Beren?" dedi. "Evet, yeni geldim."
"Tanıt bakalım kendini." Dedi. Ayağa kalktım. "Ben Beren, Beren Özden. XXX Anadolu Lisesi'nden geldim."
"Neden geldin peki?" dedi öğretmen. Durdum, düşündüm. "Taşındım."
"Çok güzel. Memnun oldum Beren. Hoş geldin." Kafamı salladım ve yerime oturdum. Öğretmen derse başladı. Dersi zar zor dinliyordum. Kendi kendine gözlerim kapanırken yanıma biri oturdu. Dönüp baktım ve Kaan'dı. "Bir şey mi oldu başkan?" Dedim. "Birazdan zil çalacak. Ben de senin yanına gelip biraz sohbet etmek istedim." Dedi. Gülümsedim ve Kaan'a baktım. Hiçbir şey demedim ve öylece durmaya başladım. "YKS ye hazırlanıyorsun değil mi?" dedi. Durdum ve kafamı salladım. "Hayır. Burada okulumu bitirmek istiyorum sadece. Pek bir hayalim yok doğrusu. Yani, artık yok." Dedim. "Sana yardımcı olmamı ister misin?" yüzünde yine o içten gülümsemesi vardı. "Hayır teşekkürler."
"Peki." Aramızda uzun bir sessizlik oldu. Zilin sesini duydum. Sınıfın çoğu dışarı çıktı. Sessizliği bozarak konuşmaya başladım. "Senin hayalin ne?" dedim. "Grafik tasarımcı olmak istiyorum ben." Kaşlarım havaya kalktı. Şaşırmıştım. "Çizim mi yapıyorsun?" dedim. Kafasını salladı. "Evet. Göstermemi ister misin?" kafamı salladım. "Çok isterim." ardından hızla kalkıp defterini getirdi. Açıp baktım. Çizdiği her şey çok müthiş görünüyordu. "Çok güzel çizmişsin. Keşke benim de böyle bir yeteneğim olsa." Diyerek başımı kaldırdığımda gülümsedi. "Sen neden taşındın peki buraya?" dedi. Donup kaldım. Ne cevap verecektim? Bana acımasını istemiyorum. "Yanlış bir soru sordum ben galiba." Dedi. Kafamı salladım. "Hayır, hayır. Bir nedeni yok sadece taşınmamızın." Dedim. "Anladım." Dedi ve susmaya devam ettik.
Okulun son saati de bitti. Şimdiden çok yoruldum. Masamdan kalktım. Sınıftan çıkarken Kaan bana seslendi. "Beren." telefonu elinde yanıma geldi. "Numaranı versene. Seni sınıf grubuna ekleyim." Dedi. "Olur, vereyim." Telefonunu uzattı. Elinden aldım ve numaramı girdim. Geri uzattım. Aldı ve çaldırdı. Telefonu cebimden çıkarttım. "Ben sessizde kullanıyorum da." dedim gülerek. Çağrısını kapattım. "Ben gideyim. Yarın görüşürüz." Dedim ve kapıdan çıktım. Merdivenlere döner dönmez Mert'i gördüm. "Korkuttun be." Dedim sinirle. "Kime numaranı verdin?" dedi tavırlı bir şekilde. "Sınıf başkanına. Gruba ekleyecekmiş beni. Hadi gidelim." Eve vardığımda bildirim geldi. '11-J ÖĞRENCİİ' isminde bir gruba eklenmiştim. Girip baktığımda herkes 'hoş geldin' yazıyordu. Gülümsedim. Bu durum hoşuma gitmişti. Telefonu kapattım ve yatağa uzandım.
Sınıfta üçüncü haftam bitmişti. Hatta güzel ve sakin geçmişti. Yavaş yavaş arkadaşlıklar da edinmeye başlamıştım. Bunu en büyük destekçisi ise Kaan'dı. Her zaman yanımdaydı ve beni arkadaş ortamına alıyordu. Sınıfa girdim ve sırama ilerlediğimde sıramda bir sakız yığını ve masamın üstündeyse yapıştırıcı sürülmüştü. Etrafıma baktım. Kimse benimle göz teması kurmadı hatta kaçmaya başladılar. İç çektim ve iki tarafı da ıslak mendille olduğu kadar temizledim. Ardından peçeteyi her yere serdim ve oturdum. Herkes pür dikkatle beni izliyor olacaktı ki ben yerime oturunca hepsi işlerine geri döndü. Kimin yaptığıyla ilgili bir fikrim yoktu ama, sınıftan olduğu kesindi. O sırada içeriye bir kız grubu girdi. Bana uzaktan sinsi şekilde gülümsedi ve en arkadaki sırasına oturdu. Kimin yaptığı o an belli olmuştu. Simge'ye hiç bir zararım olmamıştı bu yaptığı şeyin manası ney? Kaan geldi ve şaşkınlıkla sıraya baktı. "Ne oldu sırana?" omuz silktim. "Bilmiyorum. Geldiğimde sıramda sakın masamda da tutkal vardı. Bu kadarını çıkarabildim." sinirle başını salladı. "Sana gidip temiz sıra getireceğim." gergin görünüyordu. Sırayı getirmek için hızla sınıftan çıktı. Ortalama bir on dakika sonra Kaan ve Ozan omzunda sırayla geldiler. Hemen değiştirdiler ve eskileri kapıya koydular. Kaan ellerini silkti ve sevecen yüzü ve gülüşüyle bana baktı. "Şimdi rahatça oturabilirsin." eşyalarımı koydum ve oturdum. "Teşekkür ederim Kaan." sadece gülümseyerek bana baktı. Okuldan çıktık. Olanlardan sonra hiç keyfim kalmamıştı. Mert yol boyu beni izledi. En sonunda durdu ve omuzlarımdan tutttu. "Beren sen iyi olduğuna emin misin?" onaylayarak başımı salladım. "Evet abi iyiyim. Yoruldum sadece."
Ertesi gün oldu. Sıramı temiz görünce içim rahatlamıştı. Teneffüs oldu ve tuvalete gittim. Kabine girdim, tam çıkacakken tepemden aşağı buz gibi sular inmeye başladı. Biri yukarıdan su dökmüştü kafama. Dışarı çıktığımda ise kimse yoktu. Aynadan kendime baktım. Sırılsıklamdım ve üşüyordum. Kurulanabildiğim kadar kurulandıktan sonra sınıfa döndüğümde bütün sınıfın bakışlarını üzerimde hissettim. Herkes neler olduğunun farkındaydı ama kimse sesini çıkarmıyordu. Sırama ilerlerken Simge'nın yüzüne baktım. Yine aynı sinsice gülüyordu. Nasıl başa çıkacağım bilmiyorum. "Bu halin ne? Niye sırılsıklamsın?" bakışlarımı kaçırdım. "Kızlar tuvaletinde musluk kırıkmış ıslandım işte abi. Bir şey yok." Mert pek inanmışa benzemiyordu. "Peki öyle olsun bakalım."
Artık okula bana ne yapacak acaba düşüncesiyle gitmeye başladım. Sıramı mahvetti, ıslattı, omuz atıp yere düşürdü, sıramın ayağını kırıp düşmemi sağladı. Bugün ki işkence ney acaba? Sınıfa girdim. Sıram sağlam mı diye kontrol ettim ve oturdum. Kaan geldi biraz sohbet ettik ve ders başladı. Aradan saatler geçti. Son dersin son dakikaları izin alıp lavaboya gittim. Hoca varken bir şey yapamaz diye dersteyken kalkıyordum sıramdan. Birkaç dakika sonra sınıfa gittiğimde sınıfta kimse yoktu. Koşarak çantamın yanına gittim. Çantamın içine su dökmüşlerdi. Bütün kitaplarım, defterleri sırılsıklamdı. Oracıkta oturdum ve ağlamaya başladım. Arkamdan tanıdık bir ses duyana kadar dakikalarca ağladım. "Beren." dönüp baktım, seslenen Mert'ti. Titrek sesimle konuşmaya çalıştım. "Abi..." Mert koşarak yanıma geldi, yanıma çömelip bana sarıldı. "Tamam. Ben burdayım." Eve giderken Mert ceketini bana vermiş, çantamı ise o almıştı. Sessizce yürüyorduk. Bir anda bütün sessizliği bozdu. "Neden söylemedin Beren bu durumu? Şimdiye kadar zorbalanırken, bana söylediğin yalanların sebebi neydi?" dedi sinirle. Başımı öne eğdim. "Korktum." durdu ve bana döndü. "Neyden? Sana bunu yapan kişilerden mi? Bana söyleseydin en başından sorunu kökünden çözerdik."
"Öyle olmayacaktı işte. Yine bulaşacaktı bana. Her şey daha kötü olacaktı. Dayak yemeye kadar gidecekti. Herkes bunu kimin yaptığının farkında ama kimse sesini çıkaramıyor. Herkes korkuyor çünkü. Ben dahil." sözümü bitirdikten sonra gözlerim dolmuştu. Sinirle daha hızlı yürümeye başladım ve Mert'ten uzaklaştım.
Ananeme görünmeden odama geçtim ve üstümü değiştirip yatağa girdim. Üşüyordum. Hemen uykuya daldım. Gece kapımın açıldığını duydum. Biri içeri girdi. Üstümü örttü ve ateşime baktı. Gözlerimi araladım ve Mert'i gördüm. Saçlarımı okşadı, alnıma bir öpücük kondurdu ve odadan çıktı. Sabah kendi kendime, hiç alarm duymadan uyandım. Bugün cumartesiydi. Halsizlikle kalktım. Elimi yüzümü yıkadım. Annemle kahvaltı yaptıktan sonra geri yatağıma gidip uyudum.
