Tren durduğunda kimse Duru’nun içindeki şeyin durduğunu fark etmedi.Kapılar açıldı, insanlar indi, yenileri bindi. Aynı yüzler, aynı telaş. Ama Duru için her şey birkaç saniye önce parçalanmıştı ve hiçbir şey eskisi gibi yerine oturmuyordu.Elini hâlâ metal tutacağa sıkıca bastırıyordu. Parmak uçları beyazlamıştı.
Nefesini düzeltmeye çalıştı ama her nefes sanki eksik kalıyordu.Az önce gördüğü şey…Bir anı değildi.Bir sahneydi.Ve en kötüsü—o çocuk.Kendisiydi.“Toparlan.”Kendi kendine söyledi bunu. Dudakları kıpırdamadı ama zihni o kelimeyi defalarca tekrarladı. Çünkü eğer toparlanmazsa, başka bir şey daha gelecekti. Biliyordu. Hep böyle olurdu.Ama bu sefer farklıydı.Bu sefer gördüğü şey onun değildi… ama aynı zamanda onundu.Başını kaldırdı.
Yanındaki adam hâlâ oradaydı.Aynı şekilde oturuyordu. Sakin. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama gözleri… Duru’nun üzerinde kalmıştı.Kaçmıyordu.Bakıyordu.“Ne demek o?” dedi Duru, sesi bu kez daha netti. “Az önce söylediğin şey…”Adam cevap vermedi.Sadece birkaç saniye daha baktı. Sonra başını çevirip karşıya döndü.
Bu hareket bile fazlasıyla kontrollüydü.Duru’nun içindeki gerginlik arttı.“Benimle konuşuyorsun,” dedi bu sefer daha sert. “Az önce ne gördüğümü biliyorsun. Nasıl biliyorsun?”Adam hafifçe başını eğdi.Sanki bu soruya cevap verip vermemeyi düşünüyordu.Sonra dudakları aralandı:“Çünkü sen ilk kez gerçekten baktın.”Duru kaşlarını çattı.“Ben zaten görüyorum.”“Hayır,” dedi adam. “Sen bugüne kadar sadece parçaları görüyordun.”Duru’nun kalbi hızlandı.“Az önce…” diye başladı, sesi istemeden düşerek. “O çocuk… bendim.”Adamın bakışları bir anlığına değişti.Çok küçük bir an.Ama Duru kaçırmadı.“Emin misin?” dedi adam.
Bu soru basit bir soru değildi.Bu soru bir şüpheydi.Duru’nun zihni anında savunmaya geçti.“Ben kendi yüzümü tanırım,” dedi.Ama cümlenin sonunda kendine güven yoktu.Çünkü…Gerçekten tanıyor muydu?Adam ayağa kalktı.Tren yavaşlıyordu.“İneceksin,” dedi sakin bir şekilde.Bu bir soru değildi.“Ne?” dedi Duru.Kapılar açıldı.Adam dışarı adım attı.Bir an durdu, arkasına bakmadan konuştu:“Eğer görmek istiyorsan.”Duru’nun içinde iki şey çarpıştı:Kaçmak.Ve bilmek.Bir saniye.İki saniye.Ve Duru da indi.Metro istasyonu kalabalıktı ama Duru için sesler yine geri çekilmişti. Sanki dünya biraz uzaktan geliyordu.
Adam yürüyordu.Duru arkasından gitti.“Dur!” dedi.Adam durmadı.Ama yavaşladı.Yürüyüşleri kısa bir süre sonra daha sakin bir koridora döndü. Kalabalık azaldı. Işıklar daha soğuktu.Duru’nun içi daraldı.“Beni nereye götürüyorsun?” dedi.Adam durdu.Bu sefer tamamen döndü.“Hiçbir yere,” dedi.“Sen zaten oradasın.”Duru’nun sabrı kırıldı.“Bak,” dedi, sesi yükselerek. “Benimle oyun oynama. Az önce ne olduğunu açıklaman gerekiyor. O görüntü… o oda… o çocuk—”“Senin anın değildi,” dedi adam.
Sözünü keserek.Kesin bir şekilde.Duru dondu.“Ne?”“Senin anın değildi,” diye tekrar etti. “Ama sana ait.”Bu cümle…Zihninde bir yere oturdu ama anlam kazanmadı.“Bu ne demek?” diye fısıldadı.Adam bir adım yaklaştı.Aralarındaki mesafe neredeyse yok oldu.Duru refleksle geri çekilmek istedi ama çekilmedi.Çünkü ilk kez…Hiçbir şey hissetmiyordu.Bu yokluk…Garip bir şekilde rahattı.“Duru,” dedi adam.Duru’nun kalbi duracak gibi oldu.“Adımı nereden biliyorsun?”Adam cevap vermedi.Ama gözleri…Bu sefer saklamıyordu.“Sen…” dedi Duru yavaşça. “Sen kimsin?”Bir anlık sessizlik.Sonra:“Beni hatırlamıyorsun.”Bu cümle bir bıçak gibi geldi.
Keskin.Soğuk.Tanıdık.Duru’nun başı dönmeye başladı.“Ben…” dedi. “Ben seni hiç görmedim.”Adamın cevabı gecikmedi:“Evet.”“Görmemeliydin.”O an Duru’nun zihninde bir şey çatladı.Gerçekten.Fiziksel bir ses gibi değil… ama hissedilir bir kırılma.Bir görüntü parladı.Çok kısa.Bir koridor.Beyaz duvarlar.Koşan bir çocuk Ve uzakta biri—Görüntü kesildi.Duru geri sendeledi.Elini başına götürdü.“Neler oluyor bana…” diye fısıldadı.Adam onu izliyordu.Ama yardım etmiyordu.“Bu daha başlangıç,” dedi.
Duru başını kaldırdı.Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.Henüz değil.“Ben hasta değilim,” dedi yavaşça.“Değil misin?” dedi adam.Sessizlik.Duru derin bir nefes aldı.“Gerçek ne?” dedi.Adam bu kez tereddüt etti.İlk kez.Sonra tek bir cümle söyledi:“Gerçek… sana bırakılan şeydir.”Duru bu cümleyi anlamadı.Ama hissetti.Adam geri çekildi.“Şimdilik bu kadar,” dedi.“Gitme,” dedi Duru hemen.Adam durdu.Ama dönmedi.“Ben seni bulurum,” dedi Duru.Adamın cevabı kısa oldu:“Bulamazsın.”Ve kalabalığın içine karıştı.Duru orada kaldı.Tek başına.Ama artık gerçekten yalnız değildi.Çünkü ilk kez şunu biliyordu:Bazı anılar kaybolmaz…
saklanır.
Ve Duru ilk kez şunu düşündü:
“Eğer onu hatırlamıyorsam…
biri özellikle unutturdu.”