İçeriğe geç

Sır

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Sır

Bölüm 2

DOKUNUŞ

Duru o sabah aynı yerden geçti.

Aynı kaldırım, aynı hız, aynı insanlar.

Ama artık hiçbir şey “aynı” hissettirmiyordu.

Bir gün önce olan şey—o adamın anısı—zihninin arka tarafında hâlâ duruyordu. Bir düşünce gibi değil… bir yabancı gibi. Sanki kafasının içinde yanlışlıkla kalmış bir ses.

“Bunu ben yaşamadım,” diye düşündü Duru.

Ama sorun şuydu:
Zihni buna inanmıyordu.

Metroya indiğinde hava daha ağırdı.

Yeraltı her zaman Duru’ya aynı şeyi hissettirirdi:
İnsanlar burada daha gerçekti… ve bu onu rahatsız ederdi.

Kalabalığa karıştı. Başını hafif eğdi, kimseyle göz teması kurmamaya çalıştı. Çünkü göz teması, bazen bir kapı gibiydi.

Ve bazı kapılar açılmamalıydı.

Tren geldiğinde içeri girdi.

Kapı kapanırken metal bir ses duyuldu ve o an her şey biraz daha sıkıştı.

Duru boş bir köşeye geçti, tutunacak bir yer buldu. Nefesini düzenlemeye çalışıyordu. Günün sıradan olması gerekiyordu. Sıradan günler, onun için en güvenli günlerdi.

Ama hayat, Duru’nun planlarını hiç önemsemezdi.

Yanına biri oturdu.

Bunu fark ettiğinde bile bakmadı. İnsanlara bakmak çoğu zaman gereksizdi. Zaten çoğunu görmek istemezdi.

Ama bu kez…

Hava değişti.

Bir şey farklıydı.

Sanki metro vagonunun içindeki sesler bir an geri çekilmişti.

Duru yavaşça başını çevirdi.

Yanında oturan adam orta 20’lerindeydi. Sessizdi. Çok sessiz.

Ama asıl garip olan bu değildi.

Garip olan şuydu:

Duru hiçbir şey hissetmiyordu.

Normalde insanlar onun zihnine akar gibi girerdi.
Duygular, anılar, kırık görüntüler…

Ama bu adamda hiçbir şey yoktu.

Boşluk bile değil.

Sanki zihni kapalıydı.

Duru’nun nefesi fark edilmeden değişti.

Bu mümkün değildi.

Her insanın bir izi olurdu. En derin bastırılmış anısı bile bir yerde sızardı. Ama bu adam…

Hiçbir şey taşımıyordu.

Duru ilk kez korkunun ne kadar sessiz olabileceğini o an anladı.

Tren bir durakta daha durdu.

Kapılar açıldı.

İnsanlar indi, insanlar bindi.

Birinin omzu Duru’nun omzuna hafifçe çarptı.

Ve o an…

Her şey patladı.

Duru’nun zihni bir anda karardı.

Metro gitti.

Sesler yok oldu.

Ve onun yerine başka bir yer geldi.

Soğuk bir oda.

Beyaz ışık.

Bir sandalyeye oturtulmuş bir çocuk.

Ve bir ses:

“Unutması gerekiyor.”

Duru geri çekilmek istedi ama çekilemedi.

Bu bir anı değildi artık.

Bir sahneydi.

Zorla izletilen bir şey.

“Hazır,” dedi başka bir ses.

Ve çocuk başını kaldırdı.

O çocuğun gözleri…

Duru’nun kendi gözleriydi.

Bir çığlık attı.

Ama dışarıda değil.

İçeride.

Bir anda metro geri geldi.

Gürültü, insanlar, hareket…

Ama Duru artık orada değildi.

Nefesi kesik kesikti. Elini tutunduğu demire daha sıkı bastırdı.

“Bu… bu neydi?” diye fısıldadı.

Ve o an bir ses duydu.

Yanından, çok yakından.

Sakin, düşük, net:

“İlk kez bu kadar net gördün.”

Duru başını çevirdi.

Yanında oturan adam ona bakıyordu.

Daha önce hiç yokmuş gibi görünen adam.

Ama şimdi…

çok gerçekti.

“Sen kimsin?” dedi Duru, sesi titreyerek.

Adamın yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Sadece çok küçük bir sessizlik.

Sonra cevap verdi:

“Bunu hatırlaman gerekmiyor.”

Ve tren tekrar hareket etti.

Ama Duru artık biliyordu:

Bu yolculuk onun kontrolünde değildi.

Ve ilk kez şunu düşündü:

“Ben anıları görmüyorum… birileri bana gösteriyor.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.