"AMBULANSI ARAYIN ÇABUK! LAN DURUN ARAMAYIN BEN GÖTÜRÜRÜM, ÇEKİL ÇEKİL YOLDAN ÇEKİL!" Elim ayağıma dolaşmıştı ne yapacaktım ben. Çarptığım kişi Oğuz'un sevgilisiydi. SEVGİLİSİ, OĞUZ'UN SEV-Gİ-Lİ-Sİ. Evet daha demin evden çıkmadan Oğuz ile dalga geçiyordum. Ama bu demek değil ki Oğuzdan korkmuyorum. Evet komik, kafa dengi çocuk ama konu sevgilisi ise bittiniz arkadaşlar. Karşısındaki kim olursa olsun sevgilisine bişey söylesin bişey yapsın...... İşte o zaman Oğuz, Oğuz değil. "'Oğuz'ubillahimineşşeytanirracim" de ve kaç. Hala mizahlar yapıyo olmam gönlümü rahatlatmaya çalışıyo olmam yüzünden yoksa..... Helvanız nasıl olsun efendim? İşte bu yüzden elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Kızı kucağıma aldığım gibi arka koltuklara koymak için yöneldim ama arabanın kapısını açmamışım, tabikide benim üstün salaklıklarım. "Orda dikilmek yerine biriniz gelse de acaba kapıyı mı açsa?" diyerek arabanın önünde şantiye alanı izleyen dayılar gibi beni izleyen insan topluluğuna seslendim. Bi yiğit çıktı da sonunda kapıyı açtı. Teşekkür edip kızı arka koltuğa yatırdım. Kapıyı kapatıp açık unuttuğum şoför kapısından içeri girdim ve marşa bastım Allah'a şükür bi aksilik daha çıkmadı. Arabayı hastaneye sürerken bi yandan da Deniz ile konuşmaya ve zihnini açık tutmaya çalışıyodum. Söylediklerine göre acısı yokmuş ama beli sızlıyormuş. Ee buna da şükür çokta kötü değil. 'İnşallah kazanın sıcaklığı ile öyle hissetmiyorsundur' diye mırıldanırken yolun nasıl geçtiğini anlamadan hastanenin önüne geldiğimizi fark ettim. Arabadan inip içeri "sedyeee getirir misiniz? Kaza oldu." Ne diyodum ben ya ne kazası kızım küçük Bi sürtme sadece niye açıklama yapıyorsun ya. Sedye de geç işte. Kendi kendime konuşurken hemşirelerden biri sedye getirdi bende Deniz'i sedyeye yatırdım. Hastaneye girdik, önce acil bölümünde durumunun nasıl olduğunu anlamaya çalıştılar ve kimlik bilgilerini aldılar. Ben o sırada Albay İhsan'ı arayıp haber vermek istedim. Ama bi tık korkuyordum. Adam bana 7de haber gönderiyor, ben 4 saat sonra görüyorum üstüne üstlük giderken kaza yapıyorum. Bismillah çekip 'Albay İhsan' yazısına dokundum artık iş işten geçti kızım kendine güven. Tekrar besmele çektim. Ve telefonu açtı....
"Albayım iyi günler,"
-"Sanada iyi günler komutan kızım sanada"
"Albayım ben izinli olduğum için geç kalktım sizin gönderdiğiniz haberi de geç gördüm. Kusuruma bakmayın. Gördüğüm gibi yola çıktım zaten ama,"
-"Ama?"
"Albayım şey, ben,... Deniz'e çarptım. Yolda normalde yavaş gidiyorum gerçekten çok yavaş gidiyordum. Aslında biraz hızlıyım yetişmek için evet ama o kadar hızlı değildim ki. Nasıl oldu bende anlamadım. Gerçekten komutanım bi anda karşıma çıktı frene bastım ama yinede az biraz çarptım"
-"Tamam kızım bi nefes al bi sakinleş. Zaten o kadar önemli değildi. Sorun yok. Bu bizim Oğuz'un yavuklusu olan Deniz mi?"
"Evet Albayım." Allah'ıma şükürler olsun bişey demedi ama şimdi de sırada Oğuz'un sırat köprüsü var.
-"Senin karın ağrın şimdi anlaşıldı. Tamam siz şimdi nerdesiniz hangi hastanedesiniz?"
"Şehir hastanesindeyiz Albayım. Albayım Oğuz'a bişey söylemeyin olur mu? Zaten haberi olmaz o kadar kötü değil."
-"Tamam tamam ben Oğuz'a bişey söylemem ama yinede yanınızda birisi dursun. Ben Bartu'ya haber verim o gelsin sizin yanınıza."
"Tamamdır Albayım. Siz nasıl uygun görürseniz." Evet iyi olacaktı çünkü yanımızda bi erkek olması bu devirde olmak zorunda gibi birşeydi maalesef.
Telefonu kapattıktan sonra Deniz'in yattığı bölüme doğru ilerledim. Doktor ile konuşuyorlardı. Yanlarına gittim.
" Önemli bir şeyi var mı doktor bey?" inşallah yoktur varsa, helvam fıstıklı olsun. "Sadece ayak bileğinde ufak bi çatlak var, onun dışında bir şeyi yok gibi görünüyor ama biz yinede bugünlük gözetim altında tutalım. Yarın duruma göre taburcu olabilirsiniz." Allah'ım buna da çok şükür, yarabbimmm. "Sağ olun doktor bey, iyi günler." Doktorla olan konuşmamız bittikten sonra Deniz'e döndüm. "Deniz geçmiş olsun kuzum, yine turp gibisin maşallah" Gerçekten maşallahı var kızın ama şimdi hakkını yememek lazım. "Sağol Esin sağol. Nasıl oldu ya ben hiçbir şey anlamadım. Sen bana nasıl çarptın?"
"Kızım sorma sanki ben anladım. Anladığım tek şey bi daha abime sormadan arabasını almamam gerektiği geçen de kediye çarpıyordum. Allah korudu. Ama sende neden yola atlıyon be kızım sinek gibi yapıştın arabanın camına." yalnız Allah affetsin ama harbiden sinek gibi yapıştı. "Esin ya ne bilim ben öfff çarptın işte bırak şu muhabbeti"
"Tamam beee ne mızmızlandın sende" bununlada konuşmaya gelmiyo,mübarek hemen konuyu değiştiriyo.
Biz konuşurken hemşireler geldi ve Deniz'i sedye ile birlikte odalardan birine doğru götürmeye başladılar. Bende arkalarından kuyruk gibi ilerlerken bi ses geldi aşağılardan yakınlardan bir yerlerden. Tabiki de karnım gurulduyordu. Bu kadar aç kalmaya ve strese çok bile dayanmıştı. Deniz'i bi odaya yerleştirdiklerinde bende arkasından girdim. Hemşirelerin çıkmasını beklerken bende Deniz'in yastıklarını falan düzelttim. Hemşireler çıktıktan sonra Deniz'e:
"Ben bi kantine ineyim çok açım. Simit, poğaça bişeyler alayım. Sende ister misin?"
"yok sağol canım bir şey istemiyo"
"tamam ben hemen gelirim. Görüşürüz." kapıya doğru yönelirken Bartu' nun geleceğini söylemeyi unuttuğumu fark ettim. "Ha bu arada Bartu gelecekti ben aşağıdayken gelebilir. Haberin olsun. Birde Oğuz'un haberi yok kazadan sende söylemesen olur mu?"
"Tamam tamam söylemem sen güzelce karnını doyur. Görüşürüz." Deniz'e gülümseyerek karşılık verdikten sonra dışarı çıkıp kantine indim. Kantinden kendime bir simit birde ayran alarak klasik fakir türk kahvaltımı yapmak için bahçeye çıktım. Rastgele bi banka oturup simidi yerken uzaktan Bartu'yu gördüm. 'İnşallah beni görmez. Amin' diyerek ufak çaplı kendimce başarısız bir dua ettim. Çünkü Bartu buraya doğru geliyordu.
Aslında gelmesini istemiyordum. Çünkü kahvaltımı onunla paylaşmak zorunda kalıcaktım. Öf Bartu neden geliyorsun çıksana yukarı. Eşek kafalı çocuk. İçimden Bartu ya söylenirken o çoktan gelmişti bile çünkü boyum kadar adım atıyordu çocuk hatta bazen o kadar büyük adım atıyordu ki şakasız operasyonlarda bile onun 2 adımlık yolu benim 10 adımlık yolumdu. Peki ben şuan neden bartunun adımlarını düşünüyorum. Tövbe yarabbi. Başka düşünülecek birşey kalmadı çünkü demi salak Esin.
"Esinnnn! Dünyadan Esin'e alooo. Dondun mu kızım? Pişşşttt. Kızzz." Bartu beni kolumdan dürterken kendime geldim. Ben neden Bartunun adımlarını düşünerek dalmıştım. Allah'ım sen aklıma mukayyet ol.
"Hoşgeldin, aslında gelmene gerek yoktu."
"Aynen gelmiyim sonrada Albay beni asfalta silme yapsın demi? Hem zaten yapcak başka bi işimde yoktu. İzinliydim bugün acil çağırdı." Bartuyu neden çağırmıştı ki şimdi Albay.
"Senide mi acil çağırmış. Benide çağırdı. Ama gelirken Deniz'e çarptım. Gidemedim. Neden çağırmış peki?"
"Şehir dışında saçma Bi görev operasyon bile değil o derece saçma neymiş efendim ikimiz gidecekmişiz. Tıhhhh" En sonda saçma Bi ses çıkarmıştı ama nası yani ikimiz mi gidecektik göreve. Ama neden? "Nasıl yani? Neden biz, başka birisi kalmamış mı?"
"Noldu bi şaşırdın sanki üzüldün mü yoksa benimle gitmene. Başka yakışıklı çocuk yok askeriyede kusura bakma Esincim." ismimin son hecesini uzatarak söylemişti. Gıcık. "Evet Bartu başka yakışıklı asker olmadığı için neredeyse ağlayacaktım.Seninle gidiyorum diye." deyip göz devirdim ve simidimi yemek ile meşgulken. "sabahta kahvaltı yapamadım." Dedi. Ee banane yani napabilirim, demedim tabikide. Çünkü ben vicdanlı bir insanım simidi göstererek "İster misin?" derken. Daha cümlemi bitirmeden "E birazcık bölsen fena olmaz."
"Ha o kadar açsın yani" cümlemi duyunca kafa sallayıp gülmeye başladı. O gülünce bende güldüm. Kahretsin neden bu kadar tatlıydı şuan. Asker adamsın olum sen. Karşılıklı gülüşürken bi yandanda simidimin yarısını da ona verdim. Aslında daha az verebilirdim. Ama kahvaltı yapmadım dedi. Yani sırf bunun için simidimin yarısını verecek kadar da vicdanlı bi insanım.
Simitlerimizi yedikten sonra beraber hastaneye girdik. Deniz'in odası 2. Kattaydı. "Merdivenlerden çıkalım mı?
2. Kat zaten hem asansörü meşgul etmemiş oluruz."
"Tamam olur. Merdivenlerden çıkalım." merdivenlere doğru yönelip yukarı çıkmaya başladık. Ama ben tabikide bir sakarlık kraliçesi olduğum için ayağım burkuldu. 'Ayyy' diye aniden refleks olarak ağzımdan ufak Bi ses çıkarken dengemi korumak için merdivenin yanındaki demire tutunmak istedim. Ama onu da başaramadım. Amele sümüğü gibi yere yapışacaktım ki 'Kanal 7 Hint dizisi senaryosu' nu aratmayacak şekilde Bartu beni hızlıca belimden tutup dengemi sağlamama yardımcı oldu. "Yavaş ol yavaş. Dümdüz merdiven bi çıkamadın ya. Yapışacaksın şimdi yere."Eli hala belimdeydi.
"Yapışırsam yapışırım, sana mı kaldım. Teşekkür edecektim. Bu ukala tavrından dolayı teşekkür falan etmiyeceğim." tekrar ediyorum, ELİ HALA BELİMDEYDİ.
"Ben miyim ukala. Öyle olsun sakarlık kraliçesi. Hadi yürü hadi istemem zaten teşekkür falan." teşekkür etmemi iste lütfeennn(!)."İstomom zoton toşokkor folon" onu kabaca tekrar ettikten sonra göz devirip merdivenleri hızla çıkmaya devam ettim. Bu sayede eli de belimden ayrıldı. Çünkü eğer biraz daha öyle kalsaydık sebebini anlamadığım bir şekilde kalbimin atış hızında bayılabilirdim. "Yavaş çık yavaş. Bişey olacak şimdi." pardon da ne demek istiyosun Bartu KOMUTAN'IM. "Tamam anneee!" Aşağıda bana bakakalan Bartu'yu doğru seslendikten sonra 2. Kata Allah'a şükür ulaşmıştım. Deniz'in odasına doğru yönelirken o da yanıma ulaştığında odaya beraber girdik. Deniz uyumuştu, sessiz davranmaya çalışarak Deniz'in yanında ki 'tek refakatçi' için olan yatağa doğru ilerleyip yatağa oturdum."Ee ben nerde yatıcam. Kaptın hemen yatağı. Koltukta mı uyuyayım ben."
"Pardon,başka nerde uyumayı düşünüyorsun."
"Öyle demek istemedim kızım. Bi konuşsaydık sen orda uyu ben burda uyuyayım diye ya."
"Kusura bakma Bartucum ama kadınlara biraz da olsa saygın olur diye düşünmüştüm."
"Öff aman be tamam yat sen orda. Ben de koltukta uyurum." koltuğa doğru ilerlerken bi anda arkasını dönüp. "Ee bu kışın ortasında ben donarım üstüme örtmeye bişey yok mu?"
"Ara da bul ne bilim ben. Ayrıca asker adamsın bişey olmaz bi gecelik öyle uyu alışkınsın sen karın ortasında uyumaya"
"aynı şey mi kızım ya. Sende alışkınsın sende o yumuşacık yatakta yatma o zaman."
"napalım şimdi ikimizde alışkınız diye yatak boş mu kalsın."
Biz konuşurken Deniz'den kıpırdanma sesleri geldi oysa fısıltı ile konuşuyorduk. Bartuya sus işareti yaptıktan sonra ayakkabılarımı çıkardım ve yatağa uzandım.
"Ee" diye bi ses geldi 'koltukta yatan' Bartu'dan.
"Ne ee? Yat zıbar işte." Daha öğlen vaktiydi ama yapacak bir şeyimiz olmadığı için uzanmaya karar vermiştik.daha doğrusu ben vermiştim. "Kızım daha öğlen nasıl vakit geçecek böyle boş boş yatcaz mı bari bahçede otursaydık. Deniz de uyurdu." Mantıklıydı ama dışarısı çok soğuktu. Ayrıca şunu da belirtmek isterim. Tek anormal olan şu anda öğlen olduğu halde yatmamız değil. "Hava buz gibi sen gideceksen git ben çıkmam."
🍀
"Oğlum, hadi annem gelde bana yardım et."Mutfaktan annemin sesi geldi. Hayır yani tamda gidicek zamanı bulmuştu salak kromozomsuz. Gitmeseydi de anneme o yardım etseydi keşke. Bide Arabamı alıp gitmiştir şimdi o Allah'ın Esintisi.
Odamdan çıkıp mutfağa gittim anneme yardım etmek için. Erkeğiz diye yardım etmeyelim mi yani. Kızlara duyurulur 'hamarat erkek' burada. Anneme yardım ederken bi anda, "Bir buçuk saat oldu daha aramadı. Neden aramadı acaba. Dur ben Bi arıyayım şunu." Ara annem ara kim bilir arabayı nereye vurdu. Ahhhh gitti canım arabam.
🍀
Fısıltılı sesimizin ortasında zangır zangır telefonum çalmaya başladı. 'Anammm' arıyor... ' yazısını görünce anneme haber vermediğim aklıma geldi. Telefonu elime alıp sesini kıstım. Ayağa kalkıp postallarımı hızlıca giyip odanın dışına çıktım.
"Efendim anne"
"Kızım niye haber vermedin meraktan öldüm burda." birde bayıl istersen Anne.
"Anne unuttum ben onu ya."
"Tamam tamam. Neymiş bu kadar acil olan kahvaltı bile etmedin. Kahvaltı ettin mi orda."
"Ettim ettim. O kadarda önemli Bi olay değilmiş evrak işleri işte ne olacak. Anne onu boşver de ben sana bişey dicem." Evet annemin abartma seviyesine hazır olun bombayı patlatıyorum.
"Ay noldu. Bişey oldu değil mi? Bişey oldu valla bişey oldu. Anlamıştım ben z-"
"Anneee bi dur da anlatayım. Sakinleş bir ilk önce." Annem den Derin Bi nefes veriş sesi geldikten sonra yavaş yavaş anlatmaya başladım. "Anne bak şimdi ben abimin arabasını aldım. Tamam mı. Yavaş yavaş gidiyorum. Karşıma Deniz çıktı ben tabi hemen frene bas-"
"KIZA Mİ ÇARPTIN YOKSA?"
"Anne bak ama bi anlatayım. Frene bastım ama yinede birazcık çarptım. Hastaneye getirdim şimdi bişeyi yokmuş sadece ayağında ufak Bi çatlak varmış." Arkadan abimin sesi geldi. 'Arabayı mı çarpmış salak. Bu eve döneceksin sen Esin bekle.'
"Kız iyi şimdi değil mi? Bizde gelelim mi kızım. Yardıma ihtiyacınız var mı?"
"İyi dedim ya anne. Sizin gelmenize gerek yok. Yarın taburcu olacak zaten." Bartu nun da burada olduğundan bahsetmedim çünkü annem başımın etini yerdi.
"Tamam kızım sen de iyisin değil mi bir şeyin yok." anne başta soracağın soruyu sonda soruyorsun. İnsan önce kızını merak eder.
"İyiyim ben iyiyim hadi görüşürüz. Öptümmm."
"Tamam kızım sen yinede kendine dikkat et. Görüşürüz." telefonu kapattıktan sonra odaya geri dönmek için arkamı döndüğümde kapıdan başını çıkarıp beni dinleyen Bartu ile göz göze gelmeyi beklemiyordum Bartu'yu öyle görünce gülmemi durduramadım çünkü o kadar komik duruyordu ki şuan da sadece kafası gözüküyordu ve beni dinlemeye çalışırken ki sıfatı aşırı komikti.
Odaya doğru ilerlerken Bartu da eğildiği yerden dikleşti. "Canım sıkıldı benim." Anan mıyım ben senin Bartu. Çık dışarı evladım tutan mı var.
"Ne yapmamı istiyorsun Bartu?" Bartu hala kapının önünde dikildiği için daha odaya girememiştim.
"Ya bahçeye falan çıkalım. Vallaha çok canım sıkılıyor. Şöyle Bi operasyon olsada gitsek." Operasyon mu? Ne diyon Bartu ya biz hastanedeyiz çocuğun dediği şeye bak. Kafayı bozmuş bu yeminle. Tamam evet güzel oluyor operasyonlar ama şuan mı cidden.
"Ne bakıyorsun öyle aval aval? Operasyonları sevmiyorsan asker olmayacaktın kızım. Hadi hadi gidelim ya dört duvar üstüme üstüme geliyor." Bu adam inat, İ-NAAAT. "Ay sende Bartu ya Bi duramadın odanın içinde."
"Duramadım Esin Hadii." kapıdan çıkıp. Kapıyı örterken sert örteceğini anladım ve kolunu tuttum. "yavaş kapat yavaş içerde kız uyuyor." bana dönüp göz kırparak tamam işareti yaptı. Sebepsiz bi şekilde, ama galiba asker olduğumuz için genelimizin jest ve mimikleri iyi ve çoğunlukla konuşmak zorunda kalmadığım için mutluyum.



