İçeriğe geç

Sınırların Ötesinde

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Sınırların Ötesinde

Bölüm 3

3. Bölüm

*Bartu'dan,*

'Gözlerimi camdan içeriye sızan güneş ışıkları ile açtım.' demeyi çok isterdim. Ama maalesef ki benim sevgili bünyem saat 07:00' da uyanıyor. Hayır bir kaç saat daha uyumayı deniyorum, yok. Uyuyamıyorum.

Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Evde tek yaşıyordum. Normalde askeriyede kalıyorum ama bugün izinli olduğum için evimde kalmaya karar vermiştim. Asker olunca insan parayı nereye harcayacağına karar veremediği için, desemde yalan. Ev babamın evi onlar şehir dışına çıkınca ev bana kaldı. Bende kafayı dinlemek için kullanıyordum burayı.

Banyodan çıkıp, mutfağa gittim. Spora geçeceğim için abartmadan bir şeyler yedim. Kahvaltımı ettikten sonra üstüme rahat bir eşofman takımı giyip aşağı indim. Arabama binip spor salonuna doğru yola koyulurken bir yandan da sabah enerjim yerine gelsin diye şarkı açtım. Yaklaşık 15 dakika sonra spor salonuna geldim.

3 Saat sonra*

Kulaklığımdaki müzik ile birlikte sporumu yapmaya devam ederken bildirim sesi geldi. Spora ara verip bildirime baktım:

"Komutanım, ben Oğuz. Albayım sizi ACİL yanına çağırıyor. (Önemliymiş) Saygılar Komutanım."

Ahhh! Yeter artık diye çıldırmak istiyorum. İzin günümdeyim ben başka Allah'ın kulu mu kalmadı da beni çağırıyorsunuz anlamadım ki saygıdeğer Albayım. Neyse daha fazla söylenmek yerine çıksam iyi olacaktı.

Spor salonunun kendine ait olan duşuna girdim. Yaklaşık 10 dakika sonra çıkıp üzerime yeni kıyafetlerimi giydikten sonra arabama binmek için dışarı çıktım. Bu soğukta ıslak saçla dışarı çıktığım için sevinç naraları atacaktım ama biraz daha oyalanırsam o naraları atacak ses kalmayacaktı. Oyalanmadan arabaya bindim.

Neredeyse 1-2 saatlik yolu ıslak saç ile devam ettim. Askeriyeye geldikten sonra direkt albayın odasına yöneldim. Kapıyı üç kez tıklattıktan sonra aklıma şahane bir aydınlana geldi. Üniformalarım yoktu. O saliselik zaman diliminde aklıma bunun gelmesi ile hatim indirmem bir oldu.

"Gel!" uzatarak söylemişti. Tekrardan besmele çekip kapısının kulpunu indirdim.

"Emredersiniz Albayım. Kusura bakmayın evde değildim siz acil yanınıza çağırınca üniformasız gelmek zorunda kaldım albayım." önündeki evraklara bakarken ki çatık kaşlı ifadesini yüzünü bana doğru çevirirken de devam ettirdi.

"Şimdilik bir şey demiyorum. Zaten izin günündesin." Evet albayım izin günümdeyim madem bunu biliyorsunuz neden çağırıyorsunuz. Neyse neyse tamam iç ses defol.

Kafamı hafifçe sallayarak tepki verdim. Ardından tekrar önündeki evraklara bakıp gözleri bu sefer normal bir yüz ifadesi ile bana döndü.

"Eveeet, Bartu. Seni buraya çağırma sebebim, şehir dışındaki evrak işleri. Normalde Esin'e de haber vermiştim. Beraber gitmeniz için-" Ne beraber mi Esin ve ben. Esin ve ben. OHA. Nasıl? Bi dakika bi dakika şimdi Esin'e de haber verdiyse neden burda Esin yok?

Salaklaşma Bartu, 2 sene oldu unut artık şu kızı unut. İç ses ben sana defol demedim mi?

" Bartu, dinliyor musun evladım sen beni, ben duvarda değilim, buradayım." Albay ayağa kalkıp önümde durunca dalgınlığıma geldi ve irkildim.

"Ha, evet dinliyorum."

"Bak şimdi evladım. Sizi İstanbul'a evrakları imzalatmak için göndericem. Fakat Esin'in de burada olması gerekiyor." Albayı dinlerken bi yandanda neden evrak imzalatmaya gidiyoruz posta ile gönderse olmuyo mu diye düşünüyordum. Ben düşünürken, Albay da konuşurken albayın telefonu çaldı. Ben dalgın bir şekilde hâlâ düşüncelere dalmışken Albay'ın:

" Ben Bartu'ya haber vereyim o gelsin sizin yanınıza."

Dediğini duydum. Ben yine nereye gidiyorum acaba daha az önce İstanbul'a gitmiyormuydum. Albay'a döndüğüm sırada o da telefonu kapatmıştı.

"Albay'ım?"

"Oğlum bırak İstanbul'u şimdi. Ben halledicem onu. Sen hastaneye git Esin ve Deniz orada yanlarında dur."

Noluyo ya. Anlaşıldı şimdi Esin'in neden gelmediği. Neyse bunlar niye hastanede ya.

"Emredersiniz."

Dedikten sonra kapıdan çıktım ve çıkışa yöneldim. Arabama bindikten sonra hastene yolunu tuttum. Kısa bir süre sonra hastaneye vardığımda hastanenin bahçesinde bankta oturan üniformalı Esin'i gördüm. Yalan yok üniforma ayrı bir hava veriyordu ve yakışıyordu da. Neyse konumuza dönelim önüne bak Bartu. Solda başka bi ses geldi resmen iç seslerim bir biri ile konuşuyordu. Zaten önüne bakarken bunlar oldu, diye bir ses geldi. Tamam tamam. İki seside susturduktan sonra Esin'in yanına geldim. Karşı çaprazda bir yere odaklanmış, dalmıştı.

"Esinnnn! Dünyadan Esin'e alooo. Dondun mu kızım? Pişşşttt. Kızzz." seslendim duymayınca dürtme gereği duydum. İrkilerek bana döndü. Normale dönünce ben de yanına oturdum.

*Esin'den,*

Beraber aşağı indikten sonra bir banka geçip oturduk.

"Ee nasıl gidiyo hayat?" diye sordu yanımda can sıkıntısından duramayan Bartu.

"Normal. Nasıl gitsin." Bartu'ya döndüm bana şaşırmış bakışlarla bakıyordu.

"Noldu?" diye sorma gereği duydum.

"Ha senin bu normal günün mü? Birisine çarpıp hastaneye gelmek falan. İyiymiş" deyip alaycı bir şekilde gülmeye başladı.

"Bende her gün birisine çarpıp hastaneye geliyorum demedim." göz devirir gibi yapıp bende gülümseyerek önüme döndüm. Mesela şuan neden güldüğüm hakkında da bir fikrim yok.

"Tamam tamam." O da önüne dönüp telefonuyla ilgilenmeye başladı.

Ben de telefona bakayım dediğim sırada telefonum çaldı. 'Hasar Garantili 🚗💥' kişisi arıyordu. Telefonu açtım.

"Efendim?"

"Lan bu kaç oldu? Bi daha sana arabayı verirsem. Seni eve sokmam. Önüne bakmıyon mu lan sen?"

"Sanarsın hurda oldu. Benden kıymetli mi?"

Yanımdan gülmek isteyip gülemeyen bir ses çıkartı Bartu. Ona dönüp baktıktan sonra ayağa kalktım bahçede dolaşmaya başladım.

"Benim canımı sıkma gerizekalı. Çabuk eve gel."

"Ya nasıl geleyim mal annem söylemedi mi hastanedeyim. Arabanda hiçbir şey yok ayrıca. Merak etme. Bi' dahakine bilerek çarpıcam haberin olsun."

Telefonu yüzüne kapattım. O sırada arkamdan Bartu geldi. Elinde iki tane kahve vardı. Ne ara alıp gelmişti hiçbir fikrim yoktu.

"Al için ısınır."

"Teşekkürler." kahvelerimizi alıp oturduğumuz banka geri döndük. Biraz daha oturup kahvelerimizi içtikten sonra saat 17.30 olmuştu. Hava da yavaş yavaş kararıyordu.

"Yukarı çıkalım mı?"

"Niye? Sen değil miydin aşağı inelim diyen."

"Hem hava kararıyor hem de soğumaya başladı. Üşüdüm. " Hava soğuktu evet ama rahatsız edecek derecede değildi hatta diğer kış akşamlarına nazaran gayet iyiydi.

"Aslında o kadar soğuk değil ama." Bartu'ya baktığımda üstündeki cekete resmen sımsıkı sarılmıştı.

"Nasıl değil ya." Bu manyak hasta falan mı oluyordu.

"Gel bakim." elimin tersini alnına koydum ateşini ölçmek için. Ateşi vardı.

"Noldu?" şaşkın şaşkın suratıma bakıyordu. Ve aramızdaki mesafe 2 karıştan daha azdı.

"Ateşin var." Elimi alnından çektiğim gibi ayağa kalktım.

"He, geçer ya hadi içeri geçelim."

"Olmaz önce Bi doktora git ilaç falan yazar belki." Elimi hadi der gibi salladım. O da ayağa kalktı ve önden yürümeye başladı. İçeri geçtikten sonra merdivenlere yöneldi.

"Nereye, gel şuraya."

"Ne nereye doktora git demedin mi?"

"Önce Bi ateşini ölçtürelim."

"Acil bölümünden bir ateş ölçer aldım ve ateşini ölçtüm ateşi 38,7 yi gösteriyordu.

"Tamam gel." Elimle kolundan destekleyerek ileri gitmesini sağladım.

Acilde bir sedyeye yatırdıktan Sonra doktora söyledim.

"Tamam bir ilaç yazarım şimdi sabaha bir şeyi kalmaz."

"Tamam sağ olun." Bartu'ya doğru ilerledim.

Bartu hala şaşkındı.

"Noldu niye şaşkın şaşkın bakıyorsun."

"Alt üstü bir ateş yani sabaha geçerdi niye bu kadar abarttın." Abartmış mıydım. Hayır. Niye böyle düşünmüştü ki?

"Niye abartayım ya abartmadım. Sen burada yat ilaçlarını alıp geliyorum. Sakın bir yere gitme."

Kapıdan çıkıp eczaneye gittim.

*Bartu'dan,*

Sedyede yatarak Esin'i beklemeye başladım. Bana sanki çok ilgi gösterdi gibi geldi. Ama bu benim düşüncem. Ben abartıyor da olabilirim. Bence abartmıyorum.

Lan noluyo içim farklı dışım farklı konuşuyor şuan. Lan ben hala mı... Yok ya 'cık'

Bölüm sonu

2 yorum