Gözleri... Dijital dünyanın o soğuk, hissiz kodlarına hiç benzemiyordu. Aksine, beni tamamen şaşırtacak kadar keskin ve ne düşündüğünü asla açık etmeyen bir derinliğe sahipti. Bir hacker’ın odasına girdiğimi biliyordum ama kendimi bir anda onun kişisel alanının tam ortasında bulmak, sandığımdan çok daha fazla cesaret istiyormuş.
"Ne aradığıma gelirsek..." dedim, sesimin titremesini engellemeye çalışarak. Arkamdaki kapı kapalıydı ama kilitli olup olmadığını bilmiyordum. "Telefonuma gelen o tuhaf bildirimlerin, hayatımı dikizleyen o uygulamanın hesabını sormaya geldim. Sen kimsin Barın? Okulda asistanlık yapan sıradan bir yazılımcı mısın, yoksa insanların hayatıyla oynayan bir akıl hastası mı?"
Barın’ın dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Bu alaycı tavrı sinirlerimi bozsa da, adımlarını yavaşlatıp masanın üzerindeki kediye elini uzattı. Kedinin tüylerini okşarken gözlerini benden ayırmadı.
"Sıradanlık, bakış açısına göre değişir Ece," dedi, sesi o kadar sakindi ki, sanki gece yarısı odasına batan bir ajan değilmişim de sıradan bir misafirmişim gibiydi. "Ama senin hayatınla oynadığımı düşünüyorsan, çok büyük bir yanılgıdasın. Ben sadece... izliyorum."
"Neyi izliyorsun?!" diye çıkıştım, masaya doğru bir adım atarak. "Penceremden odamı izliyorsun, telefonuma sızıyorsun. Bu suç!"
Barın elini kediden çekti ve arkasındaki devasa ekranlardan birine bir kez dokundu. Ekran aniden yeşil ve mavi kod bloklarından temizlendi. Yerine, simsiyah bir arka plan üzerinde dönen, karmaşık, geometrik bir ağ haritası geldi. Haritanın üzerinde küçük, kırmızı noktalar yanıp sönüyordu. O noktalardan biri tam olarak bizim oturduğumuz apartmanı işaret ediyordu.
"Telefonuna sızan ben değilim," dedi Barın, sesindeki alaycılık aniden kaybolmuş, yerini buz gibi bir ciddiyete bırakmıştı. "Telefonuna sızan şey, bu şehirdeki herkesin telefonunda var. Sadece kimse farkında değil. Sen, dün gece tesadüfen sistemdeki bir açığı tetikledin. Bir simülasyon hatası yarattın. Benim uygulamam, yani [System_Error], seni o sızıntıdan korumak için tasarlanmış bir kalkandı."
Şaşkınlıkla ekrana, sonra da Barın’a baktım. Söyledikleri bana tamamen çılgınca geliyordu. "Kalkan mı? Beni korumak mı? Dalga mı geçiyorsun sen? Bildiğin beni gözetliyorsun!"
"Gözetlemeseydim," dedi Barın, bana doğru yaklaştı. Aramızdaki mesafe o kadar azaldı ki, monitörlerin mavi ışığının yüzündeki yansımasını net bir şekilde görebiliyordum. "Şu an telefonun, senin rızan olmadan tüm kişisel verilerini, ses kayıtlarını ve konumunu merkez sunucuya aktarıyor olacaktı. Ve inan bana Ece, o sunucunun arkasındakiler benim kadar arkadaş canlısı değil."
Cebimdeki telefon tam o saniyede yeniden titredi. İkimizin de bakışları cebime kaydı. Telefonu hızla çıkarıp ekranına baktım. Bu kez gelen şey [System_Error]dan bir mesaj değildi. Ekran tamamen kırmızıya dönmüştü ve üzerinde sadece tek bir kelime yanıp sönüyordu:
[İZLENİYORSUNUZ]
Korkuyla başımı kaldırıp Barın’a baktım. Barın’ın gözlerinde ilk kez kontrolü kaybetme korkusunu gördüm.
"Geç kaldık," diye fısıldadı Barın, hızla masasına dönüp klavyenin tuşlarına çılgınca vurmaya başlarken. "Seni buraya kadar takip etmişler."
GölgeKalem Notu: İşler iyice sarpa sardı! 🚨💻 Barın’ın aslında Ece’yi izleyen değil, onu daha büyük bir tehlikeden koruyan kişi olduğu ortaya çıktı. Peki bu "izleyenler" kim? Okuyucular siber aksiyonun tam ortasına düştü! Yorumlarınızı ve teorilerinizi sabırsızlıkla bekliyorum, beğenmeyi unutmayın! 🖤📱