Bir hacker’ı alt etmek istiyorsan, onun internete bağlı olmadığı anı yakalamalısın. En azından internetten okuduğum iki dakikalık makalede böyle yazıyordu.
Saat gece yarısı on biri gösteriyordu. Annemin televizyon karşısında çoktan uyuyakaldığını, apartmanın da tamamen sessizliğe gömüldüğünü teyit ettikten sonra odamdan çıktım. Üzerimde bu sefer ayıcıklı pijamalarım yoktu; operasyonun ciddiyetine uygun olarak simsiyah bir eşofman takımı giymiştim. Tam bir gizli ajan gibiydim.
Merdivenleri parmak uçlarımda, nefesimi tutarak çıkmaya başladım. En üst kata, yani Barın’ın kaldığı çatı katına ulaştığımda kalbim göğüs kafesimi delmek istiyor gibi atıyordu.
Çatı katının kapısının önüne geldim. Kapının hemen yanındaki duvara küçük, dokunmatik ve üzerinde mavi ışıklar yanan dijital bir şifre paneli yerleştirilmişti. Barın okulda "O uygulama sadece benim istediğim zaman var olur," derken yalan söylemiyordu; çocuk resmen apartman dairesini yüksek güvenlikli bir üsse çevirmişti.
"Şifre ne olabilir ki?" diye mırıldandım kendi kendime. Doğum tarihi? 1234? Yok, bu çocuk o kadar basit olamazdı.
Elimi panele tam uzatmıştım ki, cebimdeki telefon titredi. Korkuyla yerimde zıpladım. Hemen ekranı açtım.
[System_Error]: Kapı şifresini tahmin etmek için harcayacağın süre: 45 dakika. Yanlış deneme sınırı: 3. Şifreyi 3 kez yanlış girersen apartmanın tüm alarm sistemi devreye girer. Puanım: 1/10 (Kapımın önünde dikilmek ajanlık değil, sadece şüpheli bir aktivite).
Dehşet içinde kafamı kaldırdım. Merdiven boşluğunun tavanındaki küçük karanlık köşeye yerleştirilmiş, lensi kırmızı kırmızı yanıp sönen mini bir güvenlik kamerası doğrudan bana bakıyordu!
Ece: Sen tam bir delisin! Kapına kamera mı taktırdın?! Aç şu kapıyı, yüz yüze konuşacağız!
System_Error: Kapıyı açmam için bana mantıklı bir neden sun, Ece. Yoksa güvenlik kamerası kayıtlarını apartman grubuna 'gece yarısı merdivenlerde gezinen şüpheli şahıs' başlığıyla atacağım.
Hırsla klavyeye vurdum.
Ece: Eğer o kapıyı açmazsan yarın okula geldiğimde tüm bilgisayar laboratuvarına senin bir sapık olduğunu ve kızları dikizlediğini söylerim! Bakalım asistanlığın devam ediyor mu!
Mesajı attıktan sonra saniyeler geçti, cevap gelmedi. Tam "Tehdidim işe yaradı galiba," diye sevinirken, önümdeki şifre panelinden klik sesi geldi. Mavi ışık yeşile döndü ve ağır ahşap kapı hafifçe aralandı.
Yutkundum. Geri adım atmak yoktu, buraya kadar gelmiştim. Kapıyı yavaşça itip içeri adım attım.
Çatı katının içi, aşağıdan tamamen farklı bir dünyaya açılıyordu. İçerisi loştu, sadece odanın ortasındaki devasa çalışma masasında duran üç büyük monitörün mavi ve yeşil ışıkları etrafı aydınlatıyordu. Duvarlar siber kodların yazılı olduğu posterlerle doluydu ve odanın köşesinde, dün gece penceremden gördüğüm o bilgisayar kasalarının fan sesleri ritmik bir şekilde uğulduyordu.
Ve tam masanın arkasındaki döner koltukta, siyah kapüşonlusunun içinde, kucağında bir kediyle oturan Barın duruyordu.
"Hoş geldin, Ece," dedi sakin ve alaycı bir sesle. Monitörlerin ışığı yüzünün hatlarını keskinleştiriyordu. "Laboratuvarı havaya uçurma tehdidinden sonra seni içeri almamak kabalık olurdu."
"Sen..." dedim etrafı hayranlık ve şaşkınlıkla inceleyerek. "Bütün bunları tek başına mı yaptın? Sen sadece bir öğrenci değil misin, bu sistemler ne?"
Barın yavaşça oturduğu koltuktan kalktı, kucağındaki kediyi masanın üzerine bıraktı ve bana doğru bir adım attı. "Sistemler sadece bir araç, Ece. Asıl soru, senin bu odada ne aradığın."
Aramızdaki mesafe gerçek dünyada hiç olmadığı kadar daralmıştı. Dijital ekranların arkasından bana meydan okuyan o gizemli çocuk, şimdi tam karşımdaydı ve gözleri doğrudan ruhumu okumak ister gibi bana bakıyordu.
GölgeKalem Notu: Ve Ece sonunda kalenin içine sızdı! 🏰💻 Barın’ın gizemli odasında baş başa kaldılar. Sizce Barın bu odada Ece’ye neyi gösterecek, yoksa onu hemen dışarı mı atacak? Yorumlarınızı ve teorilerinizi buraya bekliyorum, o güzel kalplerinizi basmayı unutmayın! 🖤📱