İçeriğe geç

Silinen Günler

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Silinen Günler

Bölüm 8

Pazarı Geri Almak

Dönme dolap kendi kendine dönmeye başladığında şehirde kimse fark etmedi.

Çünkü bazı felaketler çok sessiz olurdu. Bir deprem gibi değil, takvimden koparılan bir yaprak gibi gelirdi. İnsanlar sabah kalkar, eksilen şeyin adını hatırlayamazdı.

Ama Efe hatırlıyordu.

Mert'in elinin aynanın içine çekildiğini, Ada'nın gölgesinden gelen kız sesini, Elif'in gümüş kapıya dokunduğu an bütün lunaparkın canlandığını hatırlıyordu.

Şimdi üçü de atlıkarıncanın ortasında duruyordu. Etraflarında boyalı atlar ağır ağır dönüyor, hoparlörlerden bozuk bir çocuk şarkısı çalıyordu. Elif'in göğsündeki gümüş kapı sonuna kadar açılmıştı. İçinden çıkan ışık, lunaparkın pasını kısa süreliğine saklıyor, her şeyi eski ve mutlu gösteriyordu.

Elif'in karşısında genç bir kadın belirdi.

Saçları Elif'inkine benziyordu. Yüzü yorgundu ama gözleri canlıydı. Efe onun Lara olduğunu anladı. Elif'in annesi. Kemal'in kızı. On bir yıl önce telefona cevap bekleyen kadın.

Elif nefesini tuttu. "Anne?"

Kadın gülümsedi. Ama gülümsemesi tamamlanmadan bozuldu. "Bu gerçek değil Elif. Ben değilim. Benim kapımda kalan son cümleyim."

Elif ağlamamak için dudaklarını ısırdı. "Bana ne demek istedin? Dedem beni kime vermeyecekti?"

Lara'nın görüntüsü titredi. "Kapıları bilenlere. Beni de onlar buldu. Babanı da. Dedeni sessiz bırakan sadece suçluluk değildi. Korkuydu."

Ada bir adım attı. "Arşivci mi?"

Lara ona baktı. "Arşivci tek kişi değil. Bir düzen. Bazıları kaybolan günleri toplar. Bazıları satar. Bazıları başkalarının pişmanlığında yaşamayı öğrenir."

Ada'nın yüzü bembeyaz oldu. Efe bu cümlenin ona çarptığını gördü.

"Mert nerede?" diye sordu Efe.

Lara'nın görüntüsü atlıkarıncanın dışındaki aynalı labirente döndü. "Henüz tamamen alınmadı. Bir kişi onu hatırladığı sürece arşiv kapanmaz."

"Ben hatırlıyorum."

"Şimdilik. Ama siyah kapı açıldığında önce en sevdiklerinin isimleri gider."

Efe'nin göğsündeki kapı sanki bu söze cevap verir gibi içerden vurdu.

Ada fısıldadı: "Pazarı geri almamız gerek."

Efe ona döndü. "Şimdi mi söylüyorsun?"

"Pazarın içinde Arşivci seni ilk kez tam olarak gördü. O günü hatırlarsan siyah kapının neden sende olduğunu öğreniriz."

Lara başını salladı. "Kaybolan bir günü geri almak için üç çapa gerekir. O günü senden bağımsız hatırlayan üç şey."

Efe düşündü. Nermin teyze pazar poşetini hatırlıyordu. Mert pazar günü Ada'yı görmüştü ama şimdi arşivin içindeydi. Fotoğraf vardı. Bir de sunum dosyası, sınıf grubu, belki sahildeki kamera kayıtları.

"Üç çapayı bulursak ne olur?"

"Günü geri alırsın," dedi Lara. "Ama bedel silinmez. Sadece neye imza attığını hatırlarsın."

Atlıkarınca birden yavaşladı. Lara'nın görüntüsü solmaya başladı.

Elif panikle öne atıldı. "Gitme!"

"Ben gitmedim," dedi Lara. "Sadece siz geç kaldınız."

Son cümlesi Elif'in içine bıçak gibi saplandı.

Işık söndü. Gümüş kapı kapandı. Elif yere çöktü. Kapının üzerinde artık ANNE yazmıyordu. Yerinde başka bir kelime vardı:

TANIK.

Ada onu kaldırmaya çalıştı ama Elif elini itti. "Bana dokunma. Sen ne yaptın? Lara senin gibilerden bahsetti. Başkalarının pişmanlığında yaşayanlar..."

Ada susunca Efe'nin içindeki şüphe yeniden büyüdü.

"Ada," dedi. "Artık saklama. Arşivci neden sana böyle söylüyor?"

Ada'nın gözleri aynalı labirente kaydı. Mert içerideydi. Zamanları yoktu. Belki de tam bu yüzden konuştu.

"Ben eskiden kapıları kapatabiliyordum," dedi. "Açmak herkesin yaptığı şeydi. Ben kapatıyordum. Birinin pişmanlığını görüp ona dokunmadan, bedel almadan, sadece kapıyı mühürleyebiliyordum."

"Bu iyi bir şey değil mi?"

"Değildi. Çünkü kapanan kapının içindeki anı yok olmuyordu. Başkasına geçiyordu. Birinin acısını alıp başka birinin rüyasına koymak gibiydi. Ben bunu bilmiyordum. Arşivci biliyordu. Beni kullandı."

Efe'nin aklına Ada'nın gölgesindeki yüzlerce kapı geldi. "O kapılar..."

"Kapatmaya çalıştıklarım. Hepsi bende kaldı. Hepsi bir gün açılacak."

Elif sertçe sordu: "O küçük kız?"

Ada gözlerini kapattı. "Kardeşim. Nil. Onu kurtarmak istedim. Kapısını kapattım. Ama pişmanlığı yok olmadı. Bütün aileme dağıldı. Annem beni unuttu. Babam kendini suçladı. Nil... Nil yaşamaya devam etti ama içindeki korku başka bir şeye dönüştü."

"Neye?" dedi Efe.

Ada cevap veremedi.

Aynalı labirentin içinden Mert'in sesi geldi. "Efe? Beni hâlâ duyuyor musun?"

Efe koştu. Aynanın çatlağı küçülüyordu. Mert'in yüzü artık bulanıktı.

"Buradayım!"

"Kanka, garip bir şey var," dedi Mert. "Ben seni hatırlıyorum ama kendimi hatırlamıyorum."

Çatlak biraz daha kapandı.

Efe arkasına döndü. "Pazarı geri alacağız. Hemen."

Ada başını salladı. "Üç çapa lazım. Fotoğraf sende. Nermin teyze ikinci. Üçüncü..."

Elif cebinden Kemal'in kırık telefonunu çıkardı. "Dedemin son araması. Pazar günü senin adını söylediği ses kaydı var. Hemşire kaydetmiş."

Efe telefonu aldı. Üç çapa tamamlanmıştı.

Atlıkarıncanın bozuk müziği birden sustu. Arşivci'nin sesi hoparlörlerden yayıldı.

"Eksik bilgiyle yapılan seçim, yine de seçimdir."

Ada fısıldadı: "Başlıyor."

Efe fotoğrafı, Nermin teyzenin verdiği pazar fişini ve Kemal'in ses kaydını atlıkarıncanın ortasına koydu.

Dünya bir yaprak gibi ters çevrildi.

Ve Efe, kaybolan pazar sabahında gözlerini açtı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.