İçeriğe geç

Silinen Günler

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Silinen Günler

Bölüm 7

Mutlu Dünya

Lunaparkın adı Mutlu Dünya'ydı.

Efe bundan daha acımasız bir isim duymamıştı.

Paslı kapıdan içeri girdiklerinde rüzgâr eski bilet koçanlarını ayaklarının etrafında döndürdü. Pamuk şeker arabası devrilmişti. Atlıkarıncanın üstündeki boyalı atların gözleri çizilmiş, dönme dolabın kabinleri karanlıkta sallanıyordu. Çocuk kahkahalarının olması gereken yerde metal gıcırtıları vardı.

Elif fısıldadı: "Burada biri var."

Ada başını iki yana çevirdi. "Birinden fazlası."

Efe göğsündeki siyah kapının sessizleştiğini fark etti. Bu daha kötüydü. Sanki kapı nefesini tutmuş, içerideki şey dışarıda ne olduğunu dinliyordu.

Mert'in konumu onları aynalı labirentin önüne getirdi. Eskiden çocukların koşarak girdiği, çıkınca güldüğü bir yerdi belki. Şimdi camların çoğu çatlamış, girişteki tabelanın yarısı düşmüştü.

Labirentin üzerinde hâlâ yanıp sönen bir ampul vardı.

KENDİNİ BUL.

"Çok komik," dedi Efe.

Ada onu kolundan yakaladı. "İçeride aynalara bakma."

"Bu gecenin ikinci 'bakma' uyarısı."

"Çünkü bakınca seni görmeyebilirsin."

Elif dudaklarını ısırdı. "Mert burada mı?"

Efe cevap vermeden içeri girdi.

Aynalı labirentin içi beklediğinden soğuktu. Kırık aynalar Efe'yi onlarca parçaya bölüyordu. Birinde yüzü daha yaşlıydı, birinde çocuktu, birinde göğsündeki siyah kapı kocaman görünüyordu. Bir aynada hiç yoktu. Sadece kıyafetleri yürüyordu.

"Mert!" diye bağırdı.

Ses duvarlara çarpıp geri döndü. Mert, Mert, Mert.

Sonra çok yakından bir cevap geldi.

"Kanka?"

Efe koşacak oldu ama Ada onu tuttu. Aynaların arasında Mert görünmüştü. Üzerinde sabahki kapüşonlusu vardı. Gülümsüyordu. Ama gülümsemesinde bir gecikme vardı; sanki yüzüne sonradan yapıştırılmıştı.

"Mert! Buradayız."

Mert aynanın arkasından elini kaldırdı. "Ben çıkamıyorum. Kapılar hep aynı yere açılıyor."

"Sakın hiçbir şeye dokunma," dedi Ada.

Mert Ada'yı görünce kaşlarını çattı. "Sen kimsin?"

Efe'nin içi çöktü. Pazar günü Ada'yı hatırlamayan Mert, şimdi onu tamamen unutmuştu.

"Ben arkadaşını dışarı çıkaracak kişiyim," dedi Ada.

Mert güldü. "Benim arkadaşım mı? Efe benimle konuşmayı geçen yıl bırakmadı mı?"

Efe dondu. "Ne?"

Aynanın yüzeyi dalgalandı. Mert'in arkasında bir oda belirdi: lise sınıfı gibi, ama sıralar üniversite amfisinin sandalyelerine karışmıştı. Beyaz kapı Mert'in göğsünde açılmıştı. İçeriden iki gencin tartışma sesi geliyordu.

Efe kendi sesini duydu.

"Sen her şeyi şakaya vuruyorsun Mert. Bir kere de ciddi ol!"

Mert'in daha genç sesi cevap verdi: "Çünkü ciddi olursam hiçbiriniz yanımda kalmazsınız."

Efe'nin midesi sıkıştı. Bunu hatırlıyordu. Ya da hatırlamaya başlıyordu. Birinci sınıfta bir proje yüzünden tartışmışlardı. Efe birkaç hafta Mert'i görmezden gelmişti. Sonra konu kapanmış gibi olmuştu. Ama Mert'in kapısı kapanmamıştı.

Ada yavaşça konuştu: "Mert'in pişmanlığı seninle ilgili. O yüzden seni kullanarak açıyor."

"Ne yapmam lazım?"

"Kapının içindeki cümleyi bul. Ama içeri girme."

"Bunu nasıl yapacağım?"

Aynadaki Mert'in gözleri karardı. "Efe," dedi. "Sen o gün gerçekten arkadaşım mıydın?"

Bu soru kapıdan daha keskin geldi.

Efe yalan söyleyebilirdi. Evet diyebilirdi. Her zaman yanındaydım diyebilirdi. Ama kapılar yalanı sevmezdi. Yalan söylenince açılmaz, parçalanırdı.

"Hayır," dedi Efe. "O gün değildim. Kendi hırsıma o kadar takıldım ki seni duymadım. Özür dilemem gerekiyordu. Dilemedim. Çünkü haklı olduğumu sandım."

Aynadaki Mert'in yüzü titredi.

"Şimdi mi özür diliyorsun?"

"Evet. Geç kaldım. Ama gerçek."

Beyaz kapının tokmağı durdu. İçeriden bir çocuk nefesi gibi küçük bir ses geldi.

"Ben de seni kaybetmekten korktum," dedi Mert. "O yüzden hep güldüm."

Aynanın yüzeyi çatladı. Mert'in gerçek eli çatlağın içinden uzandı. Efe tutmak için hamle yaptı.

Tam o anda Ada'nın gölgesinden bir kapı açıldı.

İçeriden küçük bir kız sesi yükseldi: "Ablacığım, beni bırakma."

Ada sarsıldı. Elif ona döndü. "Bu senin kapın mı?"

Ada cevap veremedi. Gölgesindeki kapı büyüyor, labirentin zeminine siyah mürekkep gibi yayılıyordu. Aynalar Ada'nın yüzünü çoğalttı. Her yansımada farklı yaştaydı: çocuk, genç, yorgun, yaşlı.

Arşivci'nin sesi bütün labirenti doldurdu.

"Bir kapı kapanırken diğeri açılır. Düzen budur."

Mert'in eli Efe'nin elinden kaymaya başladı.

Efe bağırdı: "Ada!"

Ada dişlerini sıktı, kendi gölgesine basarak kapıyı kapatmaya çalıştı. Ama kapının içindeki küçük kız bu kez ağlamadı. Sadece tek bir cümle söyledi:

"Sen beni kurtarmadın. Beni değiştirdin."

Ada'nın dizleri çözüldü.

Mert'in eli aynanın içine çekildi.

Elif, kimseye sormadan gümüş kapısının tokmağına dokundu.

Lunaparktaki bütün ışıklar yandı.

Ve Mutlu Dünya, yıllar sonra ilk kez çalışmaya başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.