Ada'nın yüzünde ilk kez gerçek bir korku gördü Efe.
Kütüphanedeki karanlıkta, kırmızı kapılı apartmanın girişinde, gölgesindeki yüzlerce kapıyı fark ettiğinde bile bu kadar savunmasız görünmemişti. Arşivci'nin tek cümlesi onu olduğu yere çivilemişti.
Yine başkasının gününü çalarak yaşıyorsun.
"Yalan," dedi Ada.
Ama sesi yalan söyleyen biri gibi çıkmadı. Daha çok yalanın doğru olmasından korkan biri gibi çıktı.
Arşivci paltosunun içinden küçük bir defter çıkardı. Siyah değildi. Kemik rengi bir kapağı vardı; sanki eski bir fotoğrafın arkasından kesilmiş gibi sararmıştı. Defteri açtığında sayfalar rüzgâr olmadan çevrilmeye başladı.
"Ada Yıldız," dedi. "İlk kayıt: on iki yaş. İlk kapı: annesinin odası. İlk bedel: kendi doğum günü."
Ada'nın gözleri doldu, ama ağlamadı.
Efe ona baktı. "Doğum gününü mü verdin?"
"Sus," dedi Ada.
Arşivci devam etti. "İkinci kayıt: on üç yaş. Bir komşunun pişmanlığı açıldı. Bedel: babasının sesini hatırlama hakkı. Üçüncü kayıt: on beş yaş. Bir arkadaşını kurtarmak için üç gün. Dördüncü kayıt..."
"Yeter!" diye bağırdı Ada.
Koridorun çekmeceleri titredi. Bazılarının içinden çocuk kahkahaları, bazılarından ambulans sirenleri yükseldi. Efe bütün bunların arasında Ada'ya bakıyordu. Kızın gölgesi ayaklarının altında büyümüş, içindeki kapılar tırnak tırnak açılmaya başlamıştı.
Arşivci defteri kapattı. "Ben sadece kayıt tutarım. Kimin neyi seçtiğine karışmam."
"Ama seçenekleri sen kirletiyorsun," dedi Ada. "İnsanlara kurtuluş gibi görünen tuzaklar veriyorsun."
"Tuzak mı?" Arşivci'nin paltosundaki kapılardan biri aralandı. İçeriden yaşlı Kemal'in sesi duyuldu: Torunumla konuştum. Teşekkür ederim.
Efe'nin içi sıkıştı.
"Bir adam torununu aradı," dedi Arşivci. "Bir çocuk dedesinin sesini duydu. Bir mezarın başında on bir yıllık sessizlik bozuldu. Bu tuzak mıydı, Efe?"
Efe cevap veremedi.
Çünkü en kötü yanı buydu: Kapılar işe yarıyordu.
Birinin geçmişine dokunmak, bazen şimdiki zamanı gerçekten iyileştiriyordu. Sorun iyileşmenin bedeliydi. Sorun o bedelin kimin cebinden çıktığıydı.
Arşivci elini kaldırınca arşivin zemini çatladı. Çatlağın içinden beyaz bir kapı yükseldi. Üzerinde Mert'in adı yazıyordu.
"Arkadaşın çok küçük bir pişmanlık taşıyor," dedi Arşivci. "Ama küçük pişmanlıklar, doğru zamanda açılırsa büyük hayatları kırar."
Efe fotoğraftaki Mert'i hatırladı. Kütüphane önünde gülüyordu. Göğsündeki beyaz kapının üzerinde SIRADAKİ yazıyordu.
"Onu rahat bırak," dedi Efe.
Arşivci başını eğdi. Yüzü olmadığı halde bakışının Efe'nin içinden geçtiğini hissetti. "Ben kimseyi almam. İnsanlar kapılarını kendileri taşır. Ben sadece zamanı gelince çalarım."
Beyaz kapının tokmağı döndü.
Ada Efe'nin önüne geçti. "Mert'in kapısı açılırsa burada kalırız. Onun anısı bizi dışarı atar."
"O zaman ne yapacağız?"
"Uyanacağız."
"Nasıl?"
Ada cevap olarak Efe'nin elini tuttu ve onu beyaz kapıya değil, kendi gölgesine doğru çekti.
Efe'nin ayağı siyah lekeye değdiği anda arşiv ters döndü.
Bir saniye boyunca düşmedi; sanki dünya onun etrafından yukarı çekildi. Sonra kendini Kırmızı Kapılı Apartman'ın zemininde buldu. Asansörün kapıları açıktı. Ada yanında dizlerinin üzerine çökmüştü. Nefes nefese kalmıştı.
Sokaktan araba sesleri geliyordu. Dünya hâlâ yerindeydi.
Efe hemen telefonuna baktı. Saat 20.16. Tarih değişmemişti. Bu kez bir gün kaybolmamıştı.
Ama sınıf grubunda Mert'ten gelen son mesaj silinmişti.
Yerinde gri bir boşluk vardı: Bu mesaj mevcut değil.
Efe Mert'i aradı. Telefon çaldı, çaldı, sonra açıldı.
"Kanka?" dedi Mert'in sesi. "Neredesin?"
Efe rahat bir nefes alacaktı ki arkadan başka bir ses duydu.
Çok yakın, çok sakin bir ses.
"Mert Demir," dedi Arşivci. "Kapını açabilir miyim?"
Hat kesildi.
Efe ayağa fırladı. "Mert'in yanına gitmemiz lazım."
Ada duvara tutunarak kalktı. Yüzü solgundu. Gölgesi ayaklarının altında eskisinden daha genişti.
"Onu yalnız bulmayacağız," dedi.
"Ne demek bu?"
Ada'nın cevabını sokak verdi.
Kırmızı kapılı apartmanın dışına çıktıklarında karşı kaldırımda bir kız duruyordu. On altı, belki on yedi yaşındaydı. Elinde kırık ekranlı bir telefon vardı. Gözleri Efe'ye değil, onun göğsüne bakıyordu.
"Dedem senin adını bilmiyordu," dedi kız.
Efe onu hemen tanıdı, tanımasa bile kalbindeki siyah kapı tanıdı.
Kemal'in torunu.
"Elif," dedi Efe.
Kızın gözleri büyüdü. "Ben de bundan korkuyordum."
Telefonunu kaldırdı. Ekranda Kemal'in numarası görünüyordu. Son mesaj açıktı.
Kırmızı Kapılı Apartman, 7. Kat.
Elif fısıldadı: "Bu mesajı dedem göndermedi. Dedem iki saat önce öldü."