İçeriğe geç

SIĞINAK (Gerçek Ailem)

Bölüm 15 · 22 dk okuma

SIĞINAK (Gerçek Ailem)

Bölüm 15

14. Bölüm

Nasılsınız Cadılar 💙

Umarım İyisinizdir 💙

Keyifli Okumalar

💧

“Hızlı olacaksın.” Arzu başıyla onayladığında üzerindeki yoğum bakım kıyafetleriyle içeri girmesini sağladım. Dışarıdan Mert’in makinelerle bağlı olduğu yatağa diktim gözlerimi. Mert, ameliyattan çıkalı tam 8 gün olmuştu. Durumu bir iyi bir kötü olurken aklım çıkmıştı. Hafta boyunca bir daha krizim yaşanmadığından tüm odağımı Mert ve kardeşlerine verebilmiştim.

Arzu son çaremdi.

Yatağa yaklaştığında eldivenli eliyle Mert’in elini tuttu. Mert beni gebertecekti. Arzu’dan bunu istemiş olmamı bile kabul etmeyecekti, biliyordum. Hele ki Arzu’nun sesi ve varlığıyla uyanmış olursa beni lime lime edecekti. Onu terk eden kadına gidip gelmesini istememden ziyade, o kadının varlığıyla hayata dönmüş olmasını kabullenmeyecekti. Bu yüzden ona veya bir başkasına bunu söylemek gibi bir planım yoktu. Arzu’yla gizli sırrımızdı.

Arzu bir süre içeride kalırken kalp atışlarını ölçen monitördeki çizgilerin ritmi değişirken Arzu’nun bakışları Mert’i tutan eline kaydı. Cama yaklaşıp gözümü kısarken Mert’in parmaklarının kıpırdandığını gördüm. Bu bir ümitti. Etrafıma bakınırken hemşirelerden birinin çoktan bana doğru geldiğini gördüm.

“Abim parmaklarını hareket etti.” Hemşireye Mert’in olduğu odayı heyecanla işaret ederken hemşire içeri girdi. Arzu çoktan çıkmış üzerindekilerden kurtulmuştu, elini cama yaslarken mavi harelerindeki sevgi afallatmıştı beni. Cama yasladığı elinde evlilik yüzüğü vardı ama gözleri Mert’e aşkla bakıyordu.

“Senin burada ne işin var?!” Melisa’nın sesiyle Arzu irkildi ve gülüşünü sildi. Melisa, Arzu’ya yaklaşırken Metehan kardeşinin önünü kesti. “Saçmalama Meli. Hastanedeyiz.”

“Yağmur abla sen mi çağırdın? Nasıl yaparsı-”

“Çağırmak mı? Siz bu hastanenin sizin olduğunu falan mı sanıyorsunuz? Yağmur bitti, sıra sende mi? Kontrole geldiğim hastaneden siz kim oluyorsunuz da beni kovuyorsunuz?” Arzu’nun çirkefleşme kartı daima hazırda olurdu. Şu an onu aldığımı gizlemek için bu kartı kullanarak ortamı daha da gerecek ve asıl konudan uzaklaştıracaktı. Mert’i görmeye geldiğinden…

“Defolmasını söyledim. Ne yaptıysam gitmedi. Manyak kadın bu. Hiç bulaşma, çeker gider.” Arzu hızla bana döndüğünde çenemi dikleştirdim. İstediği zaman çirkefleşen bir tek o değildi. “Hadi git.”

“Abime bir daha yaklaşmayacaksın. Senin yüzünden ne hale girdi. Geri dönüp canını mı alacaksın?” Melisa, Metehan’ın elinden kurtulduğunda onun önüne geçen bu sefer bendim. “Ona zarar vermeyi bırak artık.”

“Melisa yeter!” Bakışları beni buldu, gözlerinde abisini korumaya çalışan o ifadeye aşinaydım. “Mert’e zarar vermeyecek, zaten gidiyor.” Bakışlarımı Arzu’ya çevirdiğimde yüzündeki çirkefliğe hazır ifadenin aksine gözleri, kırılgandı. Bakışlarımız kesiştiğinde ona minnettar bir ifade gönderdim, Mert uyanacaksa ona olan aşkındandı. Arzu’nun varlığı abime iyi gelecekse bu onun sayesindeydi.

Arzu başını gitmeden önce cama çevirdiğinde yüzündeki ifade yumuşadı ve dudakları kıvrıldı. Bakışlarını takip ederken camın ardındaki Mert’in gözlerini aralamış bir şekilde hemşireye bakıyor olduğunu gördüm. “Melisa, abin uyandı.” Melisa ve Metehan cama yaklaştığında son kez Arzu’ya bakmak istedim, gitmişti. Mert’i yakıp yıktıktan sonra gittiği gibi onu hayata döndürüp yine hızlıca kaybolmuştu.

Mert cama çevirdiğinde bakışlarını kaşları çatılır gibi oldu. Camın ardında birini arıyormuş gibi kafası karışmıştı.

Mert beni lime lime edecekti.

***

“Baş Belası!” Serkan’ın arkasına gizlendiğimde Mert, uzandığı koltukta oturur pozisyona gelmişti. Hastaneden çıkana kadar gözüne gözükmemiştim, anlamıştı. Hastaneden çıkalı üç gün oluyordu ve öfkesinin dinmiş olmasını umarak gelmiştim.

İnatçı manyak.

“Bana bir şey yaparsan seni abime söylerim.” Serkan’ın bedenini siper etmiyormuşum gibi cesaretle konuştuğumda koltuğundan kalktı. Adam, Rambo’ydu mübarek. Serkan, ikimizin arasında şaşkınca dikilirken bizimkiler içeri girdiler.

Kurtuldun Yağmur. Artık ölmeyeceksin.

“Ne yapıyorsun?” Fırat, ters ters baktı Mert’e ve ona adımlayarak oturması için zorladı. Mert, oturduğunda Fırat, benle Serkan’a döndü. “Dikişleri olan adamı delirtecek ne yaptınız?” Hayda. Beni korumalıydılar. Serkan, önümden çekilip savaşımda beni yalnız bırakarak koltuklardan birine yerleşti.

“Yağmur, Mert uyansın diye Arzu’yu hastaneye getirmiş.” Hepsi bana döndüğünde ellerimi iki yana açtım. “Arzu’nun sesiyle uyanan o, bana teşekkür etmelisiniz. Hem bunun neresi yanlış? Uyanmasaydın sende. Bana ne?” Mert tekrar doğrulduğunda çığlık atıp Bulut’un arkasına saklandım.

Manyak. Manyak. Manyak.

“Mert haklı.” Bulut önümden çekilirken koltuğa yerleşti. “Evli bir kadını eski sevgilisi için getirttin, iyi hoş da kocasına da Mert’e de saygısızlık yapmışsın.” Ne? Fırat başıyla onaylayıp diğerleri gibi oturduğunda Can’la Baran’a baktım. Kötü bir şey yapmışım gibi gelmiyordu.

“Fare, açıkçası Arzu’nun kocasının yerinde olsam kızardım.”

“Kocasının amına koyayım. Susun lan.” Mert öfkeyle homurdandığında elimi belime yasladım. Hepsi neden Arzu’yu çağırdığımı ve işe yaramış olduğunu görmüyorlar mıydı?

“Sen bana mı kızgınsın? Yoksa Arzu’nun varlığıyla uyanmış olduğun için kendine olan hıncını, benden mi çıkartıyorsun?” Mert cevap vermeden bana baktığında omuz silktim. “O zaman tamam. Bana kızabilirsin. Kendine kızmayacak kadar yaralısın sonuçta.” Koltuğa çöktüğümde Can yanıma yerleşti, Baran’sa Mert’in yanına.

“Yaptığın hiç doğru değil.” Fırat öne eğildi. Yine gözlerinde çocuklarını azarlayan baba ifadesi belirmişti. “Onu da Mert’i de zor durumda bırakmışsın.”

“Ne yapsaydı Yağmur?” Baran sonunda konuştuğunda bakışlarım ona çevrildi. “Arzu’nun nerede olduğunu bile bile gizlese miydi? Mert’e iyi gelen İbrahim olsa bile gider getirirdim onu. Yağmur’un dediği gibi Mert, kendisine kızıyor ve hıncını çıkartıyor işte.”

“Arzu’nun nerede olduğunu gizlese mi?” Mert, elini karnına bastırırken gözlerini kıstı. Baran arkasına yaslanırken kollarını göğsünde çaprazladı. Fırat, Serkan ve Bulut oturdukları yerde gerilirken bakışlarındaki öfkenin hedefi Baran’dı.

“Mert abi, bunlar Arzu’nun yerini biliyorlarmış.” Can konuştuğunda Bulut onun ensesine yapıştırdı. Can ters ters ona baktı. “Saklayan sizsiniz lan.”

“Biliyor muydunuz?”

“Sizin gırtlağınızı sikeyim.” Serkan, Can’la Baran’a ters ters bakarken mırıldandı.

“İyi düşünelim, sonuçta niyet iyi.” Mert, bana karanlık bakışlarını çevirdiğinde Can’ın koluna girip yüzümü koluna gizledim. Sanırım Mert iyi düşünme taraftarı değildi. “Bende yeni öğrendim.” Baran’a kaçamak bakışla baktım.

“Bilerek söylemedik.” Bulut homurdandığında Baran’ın kaşları çatıldı. “Çeneni tutamazsın. Gider yetiştirirdin hemen.” Baran’ı savunma içgüdülerim devreye girdi. “Doğrusu bu zaten. Kimsenin hayatındaki önemli sırrı saklayamazsınız.”

“Sen karışma Yağmur.” Baran’ın uyarışıyla çenemi dikleştirdim.

“Her boku bilmek her zaman iyi gelir mi sanıyorsun?” Abim ayaklandığında gözlerimi kıstım. Hala benden sakladıkları vardı ve yağ gibi üste çıkmasının tek nedeni buydu?

“Hiçbir bok bilmeden zamanın geçmesi mi iyi?” Mert’in öfkeli konuşması Bulut’un odağını değiştirdi. Mert ters ters arkadaşlarına baktı. “Size ne lan benim hayatımdan? İyiliğinize mi kaldım?”

“Sen niye vuruldun lan o zaman? Senin vurulmana mı ihtiyacım vardı? Kardeşimizsin. Tabi ki senin için iyi olanı düşüneceğiz.” Serkan öfkeyle konuştuğunda ortamın gerginliğinden hoşlanmamıştım. En son lise zamanı bu denli gerilmişlerdi. “Kardeş, kardeşe yalan söylemez.” Mert, başıyla beni işaret etti. “Biliyor muydun?”

“Öğrenince sana geldim.” Gözleri kısıldı, hangi zamandan bahsettiğimi anlamıştı. “Başta onlara senin gibi kızdım ama niyetlerini anlıyorum. İyi niyet kötü davranış derler ya. Onun gibi bir şey yapmışlar.”

“Ne işe yaradı bu? Ben bilsem onu aramaya devam eder miydim?” Etmezdi. Bırakırdı. “4 yıl lan. Birini bulmak için upuzun bir süre.” Oturduğu yerden kalkmaya çalıştığında yanına gidip onu durdurdum. Önündeki sehpaya oturup gözlerine diktim bakışlarımı. “Biliyorum Mert. Sakin ol lütfen. Onlara kızabilirsin, hakkındır. Bende kızardım. Yine de nedenlerini anlıyorum. Artık biliyorum.” Mert sustuğunda bakışları hepsinde gezindi.

“Serkan sen vurulunca ağladı.” Serkan kaşlarını çattığında Mert bakışlarını ona çevirdi. “Ağlamadım. Yalan söyleme.” Omuz silktim. “Fırat, ilk kez trafik cezası yedi.” Fırat kaşlarını çatarken gülüşümü genişlettim. “Işıklar saniyelik kırmızı olmuş. Ben saniye ölçer miyim?”

“Bulut en sevdiği arabasının kenarını çizdirdi. Dikkatsiz herif.”

“Yağmur.” Abimin uyarıcı ses tonuyla ters ters baktım. Onları kurtardığımı görmüyor muydular?

“Hanginiz saklamak istediniz?” Bulut’a çevrilen bakışlarla Mert güldü. “Senin en büyük fantezin birilerinden sırlar gizlemek mi?” Mert’in cümlesi hepsini gevşetmeye yetmişti. Ölümden dönmek sanırım onun öfkesini bastırmıştı. Şimdiye ortalığı yakıp yıkmalıydı.

Belki de Arzu meselesi onu yıprattı, Yağmur.

Bakışları bana çevrildiğinde gözlerinde soru işaretleri gördüm, sormadı. Sessizce önüne döndü ve bakışları sabit kalarak düşüncelere daldı. “Bildiğim cevapları olan soruların var. Ama geri kalanını öğrenmek için konuşması gereken sensin.” Sadece onun duyacağı tonlamada konuştum. Başını sağa sola salladı.

“O kadın, arık önceliklerim arasında değil. Onun sesini duyduğum için uyanmadım, defolup gitmesini istediğim için kendime geldim.” Mert Sezgin, ilk yalanını söylüyordu, kendine de bana da söylediği ilk yalandı.

“Sen öyle diyorsan.” Bakışlarını kaldırdı. Samimi bir ifadeyle gülümsedim. “Sen ne istiyorsan. Sen ne yaparsan…Seni yargılamam biliyorsun. Her şekilde yanındayım.” Dudakları ağır ağır kıvrıldı. “Biliyorum Baş Belası.” Annesinin onu terk ettiğini öğrendiğim ilk gün Mert’i asla terk etmeyeceğimin sözünü vermiştim kendime. Çocuktum, artık yetişkin bir kadın oldum. Hala sözümü tutuyordum, tutmaya devam edecektim.

Herkes onu hayal kırıklığına uğratırken ona hayal kırıklığı olmayacaktım.

***

Ofise girerken asansörde gideceğim katın düğmesine basıp çıkmayı bekledim. Kapı aralanıp abimlerin olduğu kata açtığında masasında duran Bahar, ayaklandı. Bu kadın eskiden de bu kadar güzel miydi? Niye gülerken ışık saçıyordu? Üzerindeki elbise çok güzeldi, iş yerinde güzel olmak suç değil miydi?

Kıskançlıktan aklın sulanmaya başladı. Kendine gel Yağmur.

Bahar gülüşünü silmeden tam karşımda durana kadar bana adımladı. “Hoş geldiniz. Bulut Bey’le Fırat Bey, toplantıdalar. Baran’a haber vereyim mi?” Baran’a niye bey demedi bu? “Şu an Poyraz’la kendi ofisinde.”

“Teşekkürler.” Zoraki tebessümle karşılık verip Baran’ın ofisine yöneldim. Bahar, Baran’ın özel asistanı olarak başlamıştı, Baran’ın olmadığı zaman diliminde diğerleriyle çalışırken şu an yine Baran’ın asistanlığına oturmuştu.

Bahar çok güzelmiş Yağmur.

Baran’ın kapısını tıklatıp içeri girmem için araladığında buraya gelirken hissettiğim keyif çoktan kaçmıştı bile. Baran kendi sandalyesinde oturuyordu, ceketini çıkartmış, gömleğini dirseklerine kadar kıvırmıştı. Gömleğinin ilk iki düğmesini açmış, saçları ve yüzü yorgunluktan dağılmış haldeydi. Bu kadar dağılmışken niye dikkat çekiyordu bu herif?

“Yağmur.” Oturduğu yerden kalktığında ona adımladım, belimi nazikçe tutarken yanağımı öptü. “Beklemiyordum. Otursana.” Dediğini yapmadan önce Poyraz’a başımla selam verdim.

“Bir şey içer misiniz?” Bahar’ın gözleri üçümüz arasında gidip geldi, Poyraz ona döndüğünde Bahar’ın yanakları pembeleşti. “Limonata?” Başımla onayladım Baran’ı. Bahar siparişleri alıp gözden kaybolurken Poyraz, imalı bakışlarımı yakaladı.

“Bahar güzel bir kadın, değil mi Poyraz?” Gözleri kısıldı. Baran’a döndüm. “Öyle değil mi?” Baran arkasını dönüp masanın etrafını dolaşarak kendi yerine oturdu. Önündeki dosyaları toplarken sorumu duymazlıktan geldi, göz ucuyla Poyraz’a kaçamak bakışlar atıyordu.

“Allah sabine bağışlasın.” Poyraz boğazını temizleyerek Baran’a döndü. “Bugün erken kaçacağım. Benle işin kaldı mı?” Baran başını sağa sola salladı. “Sadece Mert bir ara seninle görüşecekti, ona uğrasan çok makbule geçer.”

“Bahar bekar mıydı?” Poyraz bana döndüğünde Baran güldü. “Yani belalı bir sevgilisi vardı. Şu an bekar sanırım.” Kapı açılırken elindeki tepsiyle Bahar girdi içeri. İki limonatayı önümüze bırakırken kaçamak bir bakış attı Poyraz’a.

“Senin içeceğin masamda.” Vay anasını sayın seyirciler. Cilve miydi o? Asıldı mı Poyraz’a? Keyifle limonatamı yudumladığımda Poyraz’ın bakışlarının ağır ağır Bahar’da gezindiğini gördüm.

Bahar bir tehlike değil, Poyraz’a yürüyor Yağmur.

“Ben evde içeceğim.” Limonata boğazıma kaçarken bakışlarımı onlardan ayırıp öksürmeye başladım. Sahip çıkalım Poyraz dedeye.

“Sen de bugün erken çık. Az işim kaldı Bahar.” Baran’ın her an gülmeye hazır ses tonuyla bakışlarımızı kesiştirdi. “Kocanı çok fazla tuttuk Balıkesir’de.” Ne? Şaşkınlıkla Poyraz’la Bahar’a döndüm. İkisinin de parmağında yüzükleri yoktu ve hiç evli gibi davranmıyorlardı.

“Siz evli misiniz?” Şaşkınlığım dilime vurduğunda Bahar’ın gözleri ışıldadı. “Ama Poyraz yüzük takmıyor. Sende de yok.” Sus Yağmur. Rezil ettin kendini. Sus.

“Görevdeyken karımı da mı ifşalayayım?” Poyraz gözlerini kıstı. “Herkesi birbirine ayarlar mısın böyle?” Başımla onayladım onu. İnsanların çift yaratıldığına inanıyordum ve herkesin bir eşi olmalıydı. Az önce Baran’ın etrafında olduğu için Bahar’ı sahadan atıyormuşsun gibiydi Yağmur. Konumuz bu değildi. İnsanların kalpleri birleşsin isterdim. Tamamen iyi niyetliydim.

“Bahar güzel kız. Sende mert bir adamsın. Tabi ki sizi ayarlayacağım.” İltifatım hoşuna gitmiş olacak ki yüzündeki ifade yumuşadı. Balıkesir’de etrafımda olup beni kolladığı için ona minnettardım.

“Onlara aldırma. Herkesle uğraşıyorlar. Evliliğimi kullandığına inanmıyorum Poyraz. Senin için evliliğimiz şaka malzemesi mi?” Bahar’ın attığı triple Poyraz, öfkeli bir soluk aldı. “Ben görevdeyim yüzük takmıyorum, anlaşmamız bu. Senin niye elinde yüzük yok Bahar? Sen görevde misin?”

“Konuyu bana getirebileceğini mi sanıyorsun?” Ah keşke çekirdeğim olsaydı. Limonatamın yanına bir paket çekirdek bırakıldığında Baran’a döndüm. Bakışlarını çizimine çevirmişti. Bazen zihnimdeki düşüncelerin onun zihnine aktığını düşünüyordum.

“Sen trip atabileceğini sanıyorsan, bende konuyu sana getirebilirim.” Çekirdek paketini açıp çıtlatmaya başladığımda Bahar ve Poyraz bana döndü. “Siz devam edin. Biz yokmuşuz gibi.” Heyecanla limonatamı yudumladım. “Söz gıkım çıkmaz.”

“Yağmur kaostan besleniyor, çekirdekte Serkan’ın onda bıraktığı kötü alışkanlık.” İtiraz etmek istedim, edemedim. Haklıydı. Kaosun içinde olmadığım sürece, kaos en büyük eğlencemdi. Birileri zarar görmeden sözlü kavgalara bayılırdım.

“Bahar, Zeliha teyze diye bir kadın var. Bizim evde bekar gördüğü sineğe bile asılıyor. Poyraz’ın elinde yüzük yoksa kesin ona da asılmıştır.” Bahar, Poyraz’a döndüğünde Poyraz, şaşkınlıkla Baran’a baktı. “Bu yüzden mi asıldı o kadın bana?”

“Sana bir kadın mı asıldı?” Çekirdeğimi çitlerken bacaklarımı kendime çekip bağdaş kurdum. “Zeliha teyzeyi sevmem ama güzel kadın.”

“Yağmur.” Gözlerimi kıstım, masum bakışlarla Baran’a baktım. “Tamam ya susuyorum.” Limonatamı yudumladım ve gözlerim birbirine laf atan çiftteydi. “Baran biz çıkalım.” Bahar’ın elini tuttu, çekiştirip odadan çıktılar. Tüm eğlencem bitmişti işte.

“Gel yanıma.” Göz ucuyla ona baktığımda kucağını işaret etti. Çekirdek çöplerini bitmiş limonata bardağımın içine tıkıp elimi peçeteyle sildikten sonra onun yanına adımladım. Sandalyesini geriye çekti, belimi sarıp sırtım göğsüne değecek şekilde kucağına oturmamı sağladı.

“Abim gelebilir Baran.” Yine de olduğum yerde rahat bir pozisyonla ona yaslandım. Klavyede bir tuşa basınca bakışlarım onun bilgisayar ekranına kaydı. Şirketteki kameralar açılmıştı, toplantı odasında olan ekibe yakınlaştırdı; masanın başında Bulut ve Fırat oturuyordu.

“Demek kıskanınca Poyraz’la asistanımı ayarlamaya çalışıyorsun.” Kolları belime sarılırken boynuma değen sakallarıyla kıkırdadım.

“Evli olduklarını bilerek benim rezil olmamı bekledin.” Sakalları yüzünden gıdıklanıyor, ciddi kalamıyordum.

“Hayır. Birilerini birbirine kavuşturunca garip bir yüz ifaden var, dünyanın en başarılı kadınıymışsın gibi tatmin oluyorsun. Uzun zamandır o ifaden yoktu, seyretmek istedim.” Sessizliğimden cesaret bulmuş olacak ki yanaklarımızı birleştirdi. “Söyle bakalım, buraya geliş amacın neydi?”

“Gideyim mi?”

“Poyraz ve Bahar gibi kısır döngüde laf kavgası mı edelim?” Başımı sağa sola sallarken iç çektim. Kavga istemiyordum. Etrafımda kırgınlıklar, gözyaşları, nefretler varken Baran’la daima iyi duygularla bütünleşelim istiyordum.

“Mert vuruldu, Serkan saldırıya uğradı.” Omzumun gerisinden gözlerine baktım. “Ormanda saldırıya uğradık. Diyorum ki, bir yemek düzenlesek ve ailecek keyifli vakit geçirsek… Nasıl olur?”

“Yemekleri sen mi yapacaksın?” Başımla onaylarken kollarında döndüm. Kolumu omzuna doladığımda ensesinden saçlarına doğru gezdirdim parmaklarımı. “Yardım edersen neden olmasın?”

“Ben sana yemek yapmayı seviyorum. Diğerlerine pişirmem.” Elimi göğsüne vurduğumda omuz silkti. “Beni ikna edemezsin.” Saçlarını hafifçe okşamayı sürdürürken gözleri kısıldı. “İkna olmayacağım.” Başımı sola yaslayıp ağır ağır yüzünü seyretmeye başladığımda göğsünü şişiren bir nefes aldı. “Tamam.” Yanağına öpücük kondurdum. Elim lezzetli olsa da Baran, benden daha pratik ve sistemli yemek yapıyordu. Onun yemeklerini daha çok seviyordum.

“Seni seviyorum.” Diğer yanağına öpücükler kondurdum. “Mavim benim.”

“Asıl şeyi söyle bana.” Çenemi kaldırıp gözlerimin içine baktı. “Sen yemeği yapıp herkese şu saatte evde olun desen hepimiz koşulsuz gelirdik. Buraya kadar yemek planından bahsetmek için gelmedin sanırım.” Beni çok iyi tanıyordu. Günayların geleceğini duymuştum. Bize yaptıkları için teşekkür etmek istiyordum. Aile yemeği gibi kalabalık olursak Bulut’la Semih birbirini öldürmek ister gibi bakmaktan kaçınırdı.

“Sana sonra anlatırım.” Tekrar masaya döndüm. “Asıl sen anlat Mimar Baran. Neyin projesi bu?” Baran eğilip anlatmaya başlarken heyecanla kaleminin değdiği her bir santimetrede gezindi bakışlarım.

***

Yemek işi nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde Nur’la Fırat’ın düğününe dönmüştü. Kendi aralarında taktıkları yüzüğü kabullenmeyen Melek teyze, şanına yarışır bir düğün istemişti. Tam bir haftada nasıl olduğunu anlamadığımız hızda tüm hazırlıklar bitmiş, Nur’un yüzündeki makyajın tamamlanmasını bekliyordum.

Günaylar düğüne davet edilmişti. Aslında bunda payım büyüktü. Melek teyze yine itirazları arttığı zamanda araya teyzemin girmesini sağlamıştım. Fırat’ın hakkında ne konuştuklarını bilmiyorum ama ikna edici olduğu kesindi.

“Heyecanlıyım.” Nur’un hızla düğüne gitmesinin tek nedeni, annesinden uzaklaşma hissiydi. Melek teyze asla Fırat’ı sevemeyecekti. “Olmalısın zaten. Sevdiğin adamla evleniyorsun.” Nur gözlerini kıstı. “Bu ters psikoloji mi? Beni daha çok geriyor Yağmur.” Ceren kıkırdarken yelpazeyle makyajının sıcaktan akmasını engellemeye çalışıyordu. “Sakin ol Nur. İlk ve son gelin sen değilsin ve her şey tam da istediğin gibi. Sakinleş.” Ceren’in yatıştırıcı ses tonuyla derin nefes alıp makyözün işini yapmasına izin verdi.

“Ben Fırat abime bakayım.” Oturduğum yerden kalktığımda kapıyı usulca açıp dışarı süzüldüm. Damat odasının kapısını tıklattığımda açıldı. Açan Can’dı. “Adetlere göre damadı alabilmen için para vermen gerekiyor.” Gülmeye başlarken elimi belime attım. Adetleri tersten anlayan bir kuzenim vardı.

“Damadın çeyiz parasını aldın mı?”

“Öyle bir şey de mi var?” Başımla onayladım. “Evin kapısı, arabanın kapısı, bahçe kapısı derken her şeyden para alacaksın.” Resmen gözleri parıldıyordu. Bu çocuğun para sıkıntısı yoktu ama daima fazla para kazanacak bir yol buluyordu.

“Önümden çekil Can. Dalga geçiyorum. Bizde öyle adetler yok.” Kapıyı açmak istedim, engel oldu. “Para vermeden damat yok.” Çattık ya. İmdat diye bağırasım vardı. Bacağına tekme attığımda zıplayarak kapının arkasından çıktı. Kapıyı tekrar tıklattım girmeden önce.

“Benimle dalga geçiyor olmalısınız.” Serkan ve Fırat’ın ellerinde kadehlerle yarısından çoğu bitmiş şarap şişesiyle oturmuşlardı. “Düğün gününde sarhoş olamazsın.” Eteğimi tutarak topuklularımın izin verdiği hızla onlara yaklaştım.

“Ben bir kadeh içtim.” Fırat elindeki boş kadehi sehpaya bıraktı. “Kendimi iyi hissetmiyorum.” Fırat sendeleyerek ayaklandı, odanın içindeki banyoya yöneldi. Midesindekileri klozete kusarken başımı sağa sola salladım. Düğün gününde olacak iş değildi bu. “Can kahve yaptır. Koş.”

“Para verecek misin?” Fırat ve Serkan’ın kadehlerini alırken göz ucuyla ona baktım. Hafifçe sendeliyordu. “Üçünüzü geberteceğim!”

“Ben sarhoş değilim, sarhoş olacak kadar içmem.” Fırat’ın kelimeleri birbirine giriyordu, kesinlikle sarhoştu. Banyoda yüzüne su çarpmıştı, yine de kapının önüne devrildiğinde Serkan’ın kahkahasını duyum.

Fırat dediği gibi asla sarhoş olacak kadar içmezdi. Alkol oranı yüksek bir şarap mı içmişlerdi? Kadehleri boş vererek şarap şişesini incelemeye başladım. Şarabın üzerinde benim ismim yazılıydı ama ben onlara şarap falan almamıştım. Kaşlarım çatılırken geri kalan içkiyi banyoya gizleyerek odanın çıkışına yöneldim. Koridora saptığımda sertçe çarptığım bedenle geriledim.

“Abi koş. Bunlar içmişler. Sarhoşlar. Düğün yakında başlayacak. Melek teyze delirecek. Nur kesin Fırat’ı gebertecek. Ben olsam, lime lime ederdim.”

“Yine bağladın motora, sakinleş. Sen kahve yapmalarını söyle, ben halledeceğim.” Mutfağın olduğu koridora saparken hızla kahvelerin hazırlanmasını sağlayıp geri döndüm. Odaya girdiğimde Mert ve Baran çoktan gelmişti. Sarhoş olanların gömlekleri ıslaktı ve yüzlerinden akan su damlalarına inat bayık bakıyorlardı.

“Kahveler.” Serkan gülerek elini çarptığında sırayla kahve içmelerini sağladılar. “Nur’un kaç dakikası kaldı?” Baran, Serkan’ın içmesi için onu zorlarken göz ucuyla bana döndü. “Çok az. Yarım saat bile kalmamıştır. Makyaj bitmek üzere. Fırat’ın çoktan aşağıda olup misafirleri karşılaması sonrasında yukarı çıkıp Nur’u alarak aşağı inmesi-”

“Nur’u oyalasan yeter Yağmur.” Bulut’un cümlesiyle başımı sağa sola salladım. Gerildiğimde çok konuşurdum. Hepsi biliyordu ve Nur sorunu kesinlikle anlayacaktı. “Ben yapamam. Çenem yine düştü.”

“Ben yaparım.” Can ayaklandığında Bulut onun ensesini tutup oturttu. “Ben giderim.” Nur’la Bulut iyi dostlardı. Bir sorun olduğunu anlamayacaktı. Bulut gittiğinde Mert’e döndüm. Elini karnına yaslamış dalgın bir şekilde bakıyordu onlara.

“Bu normal değil. Fırat asla sarhoş olacak kadar içmez. Serkan böyle bir etkinliği bozmamak için…Can sarhoş olur, bu normal hali.” Banyoya gidip sakladığım şişeyi getirdim. İkisinin bakışları elimdeki şişeye kaydı. “Üzerinde benim adım var, Düğün hediyesi sanarak damat odasına göndermiş olmalılar.” Mert, şişeyi alırken kaşlarını çattı, burnuna yaklaştırıp kokladı. “Şarap bu.”

“Ya içinde başka bir şey varsa? Fırat, Melek teyze yüzünden stresliydi, evet. Ama bu düğünü yıllardır istiyor. Nur için bile sarhoş olmaz bu herif.”

“Uzun zamandır düşündüğüm bir şey var.” Baran şişedeki bakışlarını Mert’inkilere çevirdi. “Yağmur’un halüsinasyonları, krizleri, bazı anları unutuşu…Bunlar 8 yıl sonra birden başladı.” Şişeye baktım tekrar. Nur, ilaç aldığımı düşündüklerini varsaymıştı. Strese girdiğim için madde kullanıp rahatlayacak kadar kaçış yolu aradığımı da…

“İçinde ilaç var mıdır?” Mert’in şişeyi tutan eli sıkılaştı. “Siz burada kalın, ben analize teslim edip geleceğim.” Mert odadan çıktığında Serkan’ın boş duvara bakışlarını odakladığını gördüm. Ayağı kalkarken banyoya yöneldi, klozete eğilirken kusmaya başladı. Fırat başını kaldırırken Baran’a baktı.

“Nur’u çok seviyorum.” Baran dudaklarını kıvırırken dizlerinin üzerinde onun önüne çöktü. “Etraf dönerken onu gelinlikle nasıl göreceğim?” Gözleri sabit kalmadan hareket ediyordu.

“Sarhoş olduğun için seni terk edecek.” Can uzandığı yerde tamam işareti yaptı. “Bana paramı verin, gelin kaçmadan.”

“Kim kaçıyor!” Fırat’ın ayaklanma çabası Baran tarafından engellendi. Göz ucuyla Serkan’a baktığımda diğer ikisi gibi neşeli değildi. Koltuğa bakıyordu ve gözlerinde korku vardı. Ayaklarımı acıtan topukludan kurtulup onun yanındaki duvarda yere oturdum.

“Fıstığım?” Omzumla onu dürttüğümde bakışları bana döndü, korkusu azalırken etrafına bakındı. “Babamı niye düğüne çağırdınız?” Fısıldayarak sormuştu. Babasını mı görüyordu? Kesinlikle şarapta bir şey vardı. Benim halüsinasyonlarım ona geçmişti.

“Kıçını tekmelemek için.” Omuzlarının gevşediğini gördüğümde koltuğa bakmaktan kaçınıyordu. “Korkuyor musun?” Başını sağa sola salladı. “Hepimiz buradayız. Sana bir şey yapamaz. Söz veriyorum.”

“Ama bakıyor.” Gözlerini kaçırarak baktı, koltuğa. “Sadece bakıyor.” Omzunu bir kez daha dürttüm, bakışları beni buldu. Babasının bakışlarıydı belki de ondaki en büyük yara. Annemin bakışları daima sözlerinden daha çok yakardı canımı, belli ki onun içinde babası böyleydi.

“Ona bakma. O zaman görmezsin.” Gözleri koltuk dışında odanın her bir zerresinde gezindi. “Kendimi iyi hissetmiyorum.” Yerden kalkıp banyoya girdi ve tekrar kusmaya başladı. Baran’la gözlerimiz kesişti. Bu halde düğün falan olmazdı. Olamazdı.

“Fırat.” Odanın kapısı aralandığında Nur endişeyle içeri girmişti. Fırat yerden kalkmaya çalıştı, başaramadan tekrar sırtını duvara yasladı. Abim peşinden Ceren’le geldiler. “Nur’um.” Fırat’ın aptal gülüşüyle Nur yere oturup onun yüzünü avuçları arasına aldı. “Annem bizi gebertecek Fırat.”

“Ben kendimi siper edeceğim. Sen çocuğumuzla güvende ol.” Nur gülmeye başladığında Fırat başını omzuna yasladı. “Yemin ederim çok içmedim. Gerildim biraz.” Parmaklarını biraz şeklinde kıstı.

“Sorun yok. Evliliğimiz boyunca bunu kafana kakacağım. Hazır ol sevgilim.” Nur’un bakışları bana çevrildi. “Nikah memuru Fırat’ın ayık olduğunu düşünür mü?” Burada kıysak nikahı.” Abime baktı. “Annem kıyameti koparır. Fırat’ı böyle görmeden halledemeyiz mi?”

“Entrika benim işim.” Göz kırptım. Nur kocaman gülümsediğinde göz kırptım. “Hadi sizi gizlice evlendirelim.”

***

Baran nikah memurunu almaya giderken bende Melek teyzeyi arıyordum. Onu oyalandıracak bir sorun verecektim ve uğraşırken Nur’un istediği nikahı kıyacaktık.

“Neredesin?” Mırıldanırken dikkatim dağıldı ve annemi görmedim, çarpıştığımızda elindeki alkol üzerine dökülmesin diye kendisini çekti. “Dikkat etsene.” Üzerine dökülmemiş olması rahatlatıcıydı. Bakışları beni bulduğunda yüzündeki ifade öfkeyle perdelendi.

“Görmedim anne.” Baştan aşağı beni incelerken birkaç adım geriledi, üzerimdeki kıyafet pespayeymişçesine küçümser bir tavır takındı. “Bacak boyun kısayken böyle bir elbise giymemeliydin, bir de o ayakkabılar…Kilonu taşırken ayağın acımıyor mu?”

“Elbise bana çok yakışıyor. Ayrıca kilolu falan değilim.” Annem kaşlarını kaldırdı. “Ceren veya Nur gibi uzun ince belli misin?” Başıyla işaret ettiği yöne döndüm. Serpil esmer tenine uyumlu sapsarı bir elbise giymişti ve çok güzeldi. “Arkadaşın gibi mi fiziğin? Hayır. Bazen benim kızın olmana şaşıyorum. Erkek çocuğundan farksızsın.” Sözleri kalbimi yaralarken yanan gözlerimi kırpıştırıp ona döndüm.

Uzun bir süre erkeklerle büyümüştüm. Bulut ve arkadaşları, babam, dedem, Can, hepsinin babası…. Nur ve Ceren benimle vakit geçirene kadar etrafım erkeklerle çevriliydi. Annem saçlarıma tokalar takmak için veya saçlarımı örmek için asla orada olmamıştı, bunu yapan babamdı. Nasıl bir kız çocuğu olmamı bekliyordu ki? Ben annemin değil, babamın kızıydım.

“Senin kızın olmam için sana benzemem gerekiyor. Senin beni yetiştirmen ve kolların altına alman…Tüm bunları babam yaptı. Bende beğenmediğin her şey babama ait ve ben kendimi çok seviyorum.” Elindeki kadehi gelen garsonun tepsisine bırakıp yenisini aldı.

“Bu pozitif olma safsatalarını ne zaman bırakacaksın? Etrafa saçtığın neşe de pozitiflikte bir gün tükenecek. O zaman aynadaki kendine bakıp depresyona falan girme. Tekrar evle hastane arasında mekik dokumak istemiyorum.” Arkasını döndüğünde ona söyleyeceğim cümlelerim boğazıma dizildi. Hastanede tam 365 gün 4 saat kalmıştım. Beni toplam 5 kez ziyaret etmişti. Hepsi üçer dakikaydı. Baran ve diğerleri neredeyse her gün gelmişlerdi, bir kez olsun annemin söylendiği gibi söylenmemişlerdi.

Annem için bir külfettim.

Bulut lisede bileğini burksa annem tüm gün etrafında olurdu. Aynısını ben yaşasam gelmezdi, dikkatsizliğim yüzünden azarlardı beni. Hatta onun yerine Bulut gelip saçımı okşardı ve acıdan ağlamam bitene kadar yanımda oturmaya devam ederdi.

“İyi misin?” Semih Günay’ın sesiyle irkildim, bakışlarım onunkilerle eşleşti. “İyiyim.” Değildim. Yanındaki Mehtap şaşkınca bakıyordu etrafa. “Burası harika olmuş.” Yeşil gözlerindeki heyecanla dudaklarım kıvrılırken sıkıca sarıldı bana. “Bir haftada yaptık.” Geri çekilip şaşkınlıkla ciyakladı. “Hayatta inanmam.”

“Melek teyze organizatör ve arı gibi çalışan ekibi var.” Semih’e elimi uzattım. “Hoş geldiniz. Faruk Günay yok mu?” Dudakları keyifle kıvrılırken elimi sıktı. “Asım amcayla konuşuyor.” Bakışlarım etrafta gezinirken onları buldum. Dedem kocaman gülüyordu, en son böyle güldüğü zamanı hatırlayamıyordum bile.

“Benim gitmem gerek, sizi yalnız bırakacağım ama acil bir entrika çıkarmalıyım.”

“Niye?” Semih’in sorusuna cevap vermeden önce annemin adımlarının Faruk Günay ile dedeme yönelmiş olduğunu gördüm. “Birileri içkiye ilaç katmış ve damatla beraber iki kişi yarı sarhoş gibi. Ortalık karışırsa düğüne gerek kalmaz ve Melek teyze bunun için Fırat’ı suçlamaz.”

“Düğünü iptal etmeye mi çalışıyorsun?” Mehtap’ın sesindeki hayal kırıklığı Semih’in ona bakmasını sağlamıştı. “Yani düğünler kıymetlidir. Baksana herkes bunun için burada.” Sesi sonlara doğru kısılırken Semih onun omzunu sardı, şakağına dudağını değdirip kulağına bir şeyler fısıldadı. Mehtap’ın yanakları pembeleşirken gözleri eski parıltılarını buldu. Semih’in onun üzerine titrediğini görebilmenin yanında buram buram hissedebiliyordum.

“Yardım edecek misiniz?” Semih sorumla bana döndü. “Yardım ederseniz size yemek ısmarlarım.” Bunu kendimde halledebilirdim, sadece onca yolu gelmişken iptal olan bir düğünle geri dönmelerini istemiyordum. Ayrıca Semih’in sandığı gibi içimizde var olan bir hainin olmadığını anlaması için aile problemleriyle bizi yakından tanımalıydı.

“Düğünü bozmak için silah sıkabilirim.” Kaşlarımı çattım, Semih’in omzuna vurdu Mehtap. “Tamam kötü bir fikirdi.” Bakışlarım etrafta gezindi, Melek teyzeyi gördüm. Annemlerin yanına gidiyordu. Oradan bir gerginlik çıkabilirdi. Gelinin annesi, anneme saldırırsa düğün mahvolurdu. Annem, saldırırsa her şey daha da güzel olurdu. Semih ile bakışlarımız kesiştiğinde kaşlarını kaldırdı. Aynı şeyi mi düşünmüştük?

“Anneni kızdırabilirim.”

“Bunu yapmaktan büyük zevk alacak gibi duruyorsun.” Gülüşünü genişletti, sorumu cevaplamadan Mehtap’ı çekiştirerek annemlere yaklaştı. Annem onu görünce irkildi ve bir adım geriledi. Semih her ne dediyse kaşları ağır ağır çatıldı. Sanırım annem etrafı dağıtıp rezil olursa tatmin olacaktım.

“Hadi Yağmur.” Baran elimi tuttuğunda itiraz etmeden onu takip ettim. Üst kata çıkıp damat odasına girdiğimizde Fırat ve Nur’un koltukta oturduğunu gördüm. Bulut ve Baran şahit gibi koltuğa oturdu. Nikah memuru nikahı kıyarken Fırat birkaç kere gözlerini kırpıştırıp soruları cevaplamakta zorluk çekse de imzaları atana kadar her şey sorunsuz gerçekleşti.

“Gelini öpebilirsiniz.” Fırat başını sallayıp Nur’u öpmek için döndüğünde onun kulağını öptü. Nur gülerek onun omzuna vurdu. “Düzgün yap şu işi.” Onu kravatından tutup dudaklarını birleştirdiğinde bakışlarımı başka bir yere çevirdim. Bir anlığına abimin Ceren’e baktığını gördüğümde gözlerim kısıldı. Ceren’in bakışları abimin aksine Bulut’un üzerindeydi.

Ne oluyor be?

“Paramı verin artık.” Can bağırdığında dikkatim ona kaydı. Serkan elini cebine attı ama çikolatası çıktı. Diğer ceplerini karıştırdı. Hepsinden çikolata çıkarken çikolataları Can’a attı. “Al.”

“Para dedim ben.”

“Çikolatalarım paradan değerli. Başımı ağrıtıyorsun. Sus.” Huysuzca yaslandığı duvarda gözlerini kapattı. “Sus.” Başını bir kez daha duvara vurduğunda kaşlarım çatıldı. “Sus.” Fısıldayışı acı çekiyormuş gibiydi. Can’a tüm çikolataları vermesi bile iyi olmadığı anlamına geliyordu. Baran’ın oturduğu yerde kalkıp Serkan’ın yanına oturduğunu gördüm.

“Susmuyorlarsa sen konuş.” Serkan başını vurmayı kesti. “Onlar dinleyecek seni.”

Kapı açılırken Mert içeri girdi. Nikahın olduğunu görünce Nurları tebrik ederek Baran’a döndü. Başını onaylarca salladığında Baran oturduğu yerden kalktı, kalbim tekledi. İlaç mı vardı?

“Şarapta farklı bir madde olduğunu söylediler. Maddenin ne olduğunu tam olarak bilmiyorlar ama yüksek ihtimalle halüsinasyonu tetikleyen bir çeşit uyuşturucu.”

“Sarhoş oldular dediniz.” Nur oturduğu koltuktan kalktığında abim kaşlarını çatarak Mert’e baktı. “Uyuşturucu derken?” Ceren ve Baran aynı anda sormuştu. Mert bana bakarken kafasındaki her soru işareti yanıt bulmuş gibiydi.

“Serkan, babasını gördüğünü söyledi.” Korkuyla titremişti sesim. Onun bünyesi ilaçlara hassastı, o da benim gibi etkilenmiş halüsinasyon görüyordu.

“Şarap Yağmur’a gönderilmiş ama şans eseri buraya gönderilerek olmayacak bir hata yapmışlar. Yağmur’un şarap sevdiğini hepimiz iyi biliyoruz.” Şarabın tamamını içebilirdim. Yapmışlığım vardı. Düğün sonrası içeceğim sanılmıştı, bir haftalık gerginliğin üzerine yapacağım tek şey bu olurdu.

“Tahminimce Yağmur’un halüsinasyon görmesini sağlayarak kafayı yemesini sağlamak amaçlandı. Balıkesir’de şüphelendiğim buydu. Birisi Yağmur’un o hastaneye girmesini istiyor ve bunu öyle ciddiye almış olacak ki bu sefer cidden kafayı yesin istiyor.”

Birisi hastaneye girmemi istiyordu; yalnız, karanlık ve soğuk o odaya. Birileriyle görüşmek için izin aldığım o hapse. Sürekli babamın acısını tekrarlatan o cezalara…

Birisi tekrar cehennemi yaşamamı istiyordu.

Birisi beni tekrar tekrar acıtmak istiyordu.

💧

Bölüm sonrası sohbet köşesi

İnstagram: ayseilhanl / #sığınak

TikTok: ayseilhanli / #sığınak

Yeni bölümde görüşmek üzere...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.