İçeriğe geç

SIĞINAK (Gerçek Ailem)

Bölüm 12 · 20 dk okuma

SIĞINAK (Gerçek Ailem)

Bölüm 12

11. Bölüm

Nasılsınız Fıstıklar ❤

👑 İyi ki varsınız❤❤ İyi ki buradasınız. 👑

Keyifli Okumalar

💧

Karanlık.

Ciğerlerimdeki son nefesi de alıp götüren karanlık bir suda ölüyordum. Yine babamın gelip beni çıkarmasını isterdim. Suda mahsur kaldığım her bir dakika için saçlarımı okşamasına, gözyaşlarımı silerek sıkıca sarılmasına ihtiyacım vardı.

Korkunun bedenimi kilitlediği o çaresiz son saniyelerimdeydim. Çaresizliği yıllar önce bırakmış olmalıydım. O hastaneden çıktığım gün bıraktığım gibi.

Biri belimi sarıp yukarı çıkmamızı sağlarken başım sudan çıkar çıkmaz öksürmeye başladım. Nefes alışım canımı yakıyordu. Göletten çıkmamızı sağladığında elimi yere yaslayıp nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum.

“Nefes al.” Semih Günay’ın sesiydi. Bakışlarımı ona çevirdiğimde yüzümü inceledikten sonra başını salladı. “İyisin.” Ona cevap vermek yerine Baran’ı aradı gözlerim. Hala aynı yerdeydi. Ona doğru gitmek için yerden kalkmaya çalıştığımda bacaklarımdaki güçsüzlükle yere düştüm.

“Baran.” Semih kalkıp Baran’ın yanına yaklaştığında parmağını onun boynuna yasladı. Baran kıpırdanır gibi olunca aldığım nefeslerin canımı yakışı son buldu. Yaşıyordu.

“Babamın katiliydi.” Semih aniden başını çevirdi. “Ölmemiş.” Hıçkırırken yaklaşan adım sesleri duydum. Poyraz geldiğinde elindeki ışıkla sırayla bizi inceledi. O tepki veremeden Baran gözlerini aralayıp etrafına bakındı, bakışlarımız kesiştiğinde yattığı yerden doğrulmaya çalıştı. Acıyla inlerken elini başına götürüp gözlerini sıkıca yumdu.

“Hastaneye gitmeli.” Poyraz silahını beline takarken yere çöktü. Baran’ın doğrulmasını sağlayan Semih, onu Poyraz’ın sırtına yerleştirdi. “Direkt hastaneye Poyraz.” Poyraz sırtında Baran’la ayaklanırken uzaklaşmaya başladılar.

“Senin bir yerin ağrıyor mu?” Semih yanıma çöktüğünde ağlamaya devam ediyordum. “Bacaklarımı hissetmiyorum.” Fısıldadığımda bakışları bacaklarıma kaydı. “Korkum tetiklenince olmuştu bir kez daha.”

“Korkma. Ben buradayım. Tamam mı?” Minnettar hissederken eğilip beni kucağına aldı. “Teşekkürler.”

“Her zaman.” Ormanda yürümeye başlarken Poyraz’ın olduğu tarafa yöneldiğini gördüm. “Her zaman senin gölgendeyim Yağmur.” Bu güvenli hissettirmişti. Kollarımı omzuna sararken omzunda ağlamaya devam ettim.

“Güvendesin. Ağlama artık.” Sesindeki yatıştırıcı tını bir işe yaramıyordu. Babamın katili hayattaydı ve benim peşime düşmüşken Baran’ın canını yakmıştı. Ölmekten korkmuyordum. Beni korkutan tek şey, bir ölümün sebebi olmaktı.

“Sürekli başımı belaya sokuyorum. Bulut haklı gitmekte.” Gözlerimi kapatıp kendi kendime mırıldandım. Bulut’u suçlamaya hakkım yoktu. Bela benim peşimi asla bırakmayacaktı. Annem haklıydı. Ben lanetliydim ve çevremde olan herkese istediğim kadar sığınak olsam da yine zarar göreceklerdi, canları yanacaktı. “Ben niye bu kadar şanssızım?”

“Sen çok şanslısın.” Semih’in cümlesiyle başımı kaldırdım, ileriye bakıyordu. “Seni koruyan abilerin ve seni seven bir baban var.”

“Benim yüzümden öldü.” Bakışları beni buldu, gözlerinde bana anlatmak istediği her neyse bir anlık onu görmeme izin verip bakışlarını ayırdı. “Baban daima seninle yaşıyor. Kimse senin yüzünden ölmedi.” Ona cevap verecek enerjim yoktu. Bakışlarım onun evinin tanıdık şeklini görünce Poyraz’ın Baran’ı arabaya bindirdiğini gördüm.

“Bulut-”

“Haber vereceğim.” Semih, Baran’ın bindiği arabanın arkasına oturmamı sağladıktan sonra bileklerimden dizime kadar bacağımı ovaladı. “Hissedebiliyor musun?” Endişeli bakışları bakışlarımı bulduğunda duraksadım. Bulut’un endişelendiğinde bana baktığı gibi bakıyordu. Bir abi gibi.

“Biraz hissediyorum.” Başıyla onayladı ve doğrulup arabanın kapısını kapattı. Şoför koltuğuna üzerindeki ıslak kıyafetlerle oturduğunda yanına Poyraz yerleşti. Bizimle gelmek zorunda değildi. Adamları bile bizi hastaneye götürebilirdi, yine de geliyordu.

Semih Günay, iyi bir adamdı.

“Baran.” Bakışlarımı Baran’ın aralık mavi gözlerine çevrildi. “Mavim.” Ona doğru kayıp elinde tuttuğu bez parçasını ondan alıp alnına yasladım. Dudaklarımı sırayla göz kapaklarına değdirdim. “Bir daha mavilerimi benden saklama.” Dudakları acı da olsa bir gülüşle kıvrıldığında yanağını öptüm. “Çok korktum.”

“Sen niye…” Gözleri kıyafetlerime değdi, arabanın sarsıntısıyla suratını buruşturdu. Başını göğsüme yasladım. “Her şeyi konuşacağız. Her şey yolunda. Ben iyiyim.” Boştaki elimle saçlarını okşadım. “Sende iyisin.” Elini bacağıma bıraktı.

“Yalan söyleme. Bacaklarını hissetmiyorsun yine.” Onaylayan bir ses çıkartıp saçlarını okşamaya devam ettim. Benim bir çizik bile yaram yoktu. Yaralı olan oydu ve benim için endişelenemezdi. “Korkudan…Birazdan kendime geleceğim.” Dikiz aynasından Semih Günay ile göz göze geldim bir saniyeliğine, bakışlarını yola çevirdi.

Artık kırılgan bebekmişim gibi bakılmasını istemiyordum. Baran yaralıydı ama hala beni düşünüyordu. Birileri artık kendisini düşünmeliydi, o zaman belki kendimi düşünecek fırsatım olurdu.

***

Bulut geldiğinde bana o kadar uzun süre sarılmıştı ki, sessizce kollarında ağlamıştım. Sanki bu sefer geç kalmadım, der gibi sarılmıştı bana. Geç kalmamıştı. Yalnız da bırakmamıştı.

Getirdiği kıyafetleri giyene kadar Baran’ı tomografiye götürmüşlerdi, sonuçları iyi olduğu için rahatlamıştım. Şimdiyse dikiş atılıyordu ve Bulut’la Semih’in arasında oturuyordum.

“Akşam akşam niye ormandaydınız?” Buna cevap vermeye mecalim kalmamıştı. Semih öne kayarken abime döndü. “Bize çağırdım. Gece içki içelim diye. Mehtap istedi.” Ona döndüm. Abimden gerçekleri saklamamı sağlıyordu. Bakışları beni buldu. “Korumanla gezmen gerek Yağmur. Ormandan geleceğinizi tahmin edemedim.” Poyraz beni hamağın oraya bıraktığı zaman gitmesini istemiştim. Her gün girip çıktığım o alanın tehlikeli olabileceğini tahmin edememiştim.

“Hadi sen istemiyorsun, Baran niye korumaları gönderdi?” Bulut’a döndüğümde sustu. Sorgulamasından ziyade yanımda olmasına ihtiyacım vardı, görmüyor muydu? “Tamam. Sen bana bakma.” Bakışlarını ellerine çevirip birbirine kenetlediğinde Semih Günay ayağı kalktı.

“Demir bir gelsene.” Abim onun peşinden koridorda ilerlemeye başladığında Baran’ın olduğu odanın kapısı aralandı. İçerisi boşaldı, ayaklanarak yalnız kalan Baran’ın yanına gittim. Kapıyı ardımdan kapatırken o çoktan ayağı kalkıyordu.

“Gidebiliriz.” Alnının ortasından şakaklarına yatay yapıştırılmış sargı bezine bakarak ona yaklaştım. “Ağrın var mı?” Başını sağa sola sallayıp yatağa tekrar oturdu. Yanaklarını avuçladığımda yorgun gözlerini bana çevirdi. “Kötü müsün?”

“İyiyim.” Bandajına hafifçe dudaklarımı değdirdiğimde dudakları kıvrıldı. “Sen kötü müsün, Yağmur?”

“Çok daha iyiyim.” Beni kucağına çektiğinde sol dizine oturdum. Baş parmağı gözlerimin altında usulca gezinirken gözlerimi yumdum. Benim ona yaptığım gibi sırasıyla sol ve sağ gözümü öptü.

“Önümüzde uzun bir ömür var, Meleğim.” Gözlerimi araladığımda yanağımı okşadı. “Bir daha beni yaralı görürsen ve kaçmazsan seni affetmem.” Kaşlarımı çattığımda cık cıkladı. “Benim için ölmen beni öldürür. Benim için yaşamanı istiyorum. Ölüm bizim seçeneğimiz değil.”

“Sana arkamı dönüp kaçmamı söyleme. Asla bunu yapmayacağım.” Hele ki bunu yapan babamın katiliyse… “Seni bir daha kanlar içinde görmeyeceğim. Asıl sen yaşamak için söz ver, o zaman söz veririm.”

“Yapacağım. Nefes aldığın sürece yaşayacağım.” Yaklaşan adım sesiyle hemen Baran’ın kucağından kalkıp birkaç adım uzaklaştım. Kapı açıldığında Bulut içeri girdi. Ellerini cebine koyup Baran’a gözlerini kısarak baktı. “Yine kefeni yırttın lan.”

“Ölmemi bekliyorsun. Kalbimi kırıyorsun Bulut Demir.”

“Var mı lan kalbin?” Baran kahkaha attı. “Az önce doktor yok dedi.” Eliyle kapıyı işaret ettiğinde gözlerimi devirdim. Ölümden dönmüş adama dediklerine bak ya.

“Senin de beynin yok. Yaşıyorsun kardeşim. Bende kalpsiz yaşarım.” Bulut elini cebinden çekip yatağa yaklaştı ve elini uzattı. Baran onun elini tutup yataktan kalktı, Bulut gelirken bana sarıldığı gibi sıkıca sarıldı ona.

“Ödümü kopardınız kardeşim.” Bulut’un gözleri bana endişeli bakarken olduğu gibi bakıyordu. “Cadı hep başını belaya sokuyor alışkınımda. Senin adını duyunca endişelendim.” Geri çekilip göz kırptı. “Lütfen cadıyı örnek alma.”

“Almam.” Baran’a şaşkınlıkla baktığımda omuz silkti. “Hazır hastanedeyken tekme atacaksan at. Bacağımı da sardırıp öyle gideriz eve.” İkisinin birleşip bana laf atmasını umursamadan odanın çıkışına yöneldim.

“Yaralısın ve almadığın narkozun etkisindesin. Bu seferlik tekme yok.” Benimle istedikleri kadar uğraşabilirlerdi. Yeter ki sağlıklı ve nefes alarak uğraşmış olsunlar, tek kelime edip itiraz etmezdim. Hastane koridorunda ilerlerken çıkış kapısında dikilen Semih Günay’ın önünde durana kadar ona gülümsedim.

“Sanırım abin artık beni seviyor.” Semih göz ucuyla Bulut’un geldiği yöne bakıp bana döndü. “Abinin kalbine giden yol senden mi geçiyordu?” Kıkırdarken dişlerini göstererek gülümsedi. Fırat’taki gibi gamzeleri belirginleşmişti.

“Abimin yumuşak karnını bulmuşsun. Sakın çaktırma.” Dudaklarına hayali bir fermuar çekip omuz silkti. “Bulut bir şey söylemedi ama ben söyleyeceğim. Bir dahakine tehlikeyi hissettiğin an güvenli bir bölgeye geçip yardım istemelisin.”

“Mehtap’ı kanlar içinde görsen kendi güvenliğini düşünür müsün?” Bedeninin gözle görülür bir biçimde gerildiğini gördüm. Kaşları çatılırken başımı salladım. “Aynen öyle. Bende senin hissedeceklerini hissedip sevdiğim adamın yanına gittim. Bu gece suda boğdu o adam beni. Yine de beni çıkarttığında ilk düşüncem Baran’ın hayatta olmasıydı. Umalım tekrar böyle bir şey yaşanmasın. Çünkü asla kaçmayacağım.”

“Yardım çağıracak kadar yüksek çığlık atmana sevinmeliyiz o zaman.” Çığlığımı duyup mu gelmişti? “Veya ormanda yürüyüş yapacak kadar gergin olmam konusunda şanslıydın. Poyraz’ın ormandan daha çıkmamış olması konusunda da şanslıydın. Bugün şanslıydın, yarın olacak mısın? Başka bir gün yine aynı şekilde başınız belaya girerse ve seni kurtarmaya gelecek kimse olmazsa, o zaman ne yapacaksın Yağmur?”

“Abilerim daima beni kurtarmaya gelir.” Başını salladı, konuşmaya devam etmedi. Geçmişe dönüp baktığımda bir şekilde hepsinin beni koruyup kollayışlarını görebiliyordum. Onlar benim güvenli duvarlarımdı, biri gitse diğeri onun boşluğunu daima doldururdu.

Abimler beni her zaman korurdu.

“Yine de dikkatli ol.” Elini omzuma koyup sıktı. “Hala o adam dışarıda.” diye mırıldandığımda gülümsedi. “Artık değil, yakalandı. Endişelenme daha fazla.” Başımla onayladığımda elini omzumdan çekip arkama baktı. Baran’a geçmiş olsun dileyip elini sıktığında Bulut arkadan geldi.

“Günay.” Bulut’la yüz yüze geldiklerinde Semih’in benimle konuştuğu o sıcak ifadesini buz gibi alaycılıkla değiştirdiğini görebiliyordum. “Hala burada mısın?”

“Daima.” Arkasını döndü ve hastaneden çıktı.

***

Herkes uyuduktan sonra odamdan sessizce çıktım, kapımı kapatırken evdeki en ufak sese kulak kabartıyordum. Baran’ın nefes aldığını görmeden uyuyamayacak gibi hissediyordum. İyi olduğunu görsem de yine de kafamın içindeki endişeli o kadın susmak bilmiyordu.

Baran’ın odasının kapısını sessizce aralayıp içeri girdim, ardımdan kapatırken onu uyandırmamaya çalışarak parmak uçlarımda yatağına yaklaştım. Gözleri kapalıydı, sırt üstü yatarken elleri karnının üzerinde üst üste koyulmuştu. Gözlerimi kısıp nefes aldığından emin olmak için göğsündeki hareketi birkaç saniye takip ettim.

Yaşıyordu.

Elimin tersini uzatıp alnına değdirdim. Ateşi de yoktu. Başucundaki ilaçlara göz gezdirirken ağrı kesicilerini içtiğini gördüm. Sanırım tamamen iyiydi. Tuttuğum nefesimi serbest bıraktım, elimi alnından uzaklaştırırken arkamı döndüm. Bileğimi aniden tutup beni kendine çektiğinde çığlığımı son anda bastırabildim. Yatağa yuvarlanırken şaşkınlıkla ona döndüm. Gözleri aralanırken dirseğini yatağa yaslayıp üzerimde yükseldi.

“Uyandırdım mı?” Nefes nefeseydim. Beni yatağa çekmesini geçtim, çok fazla yakındı.

“Senin tescilli bir sapık olduğunu düşünmeye başlayacağım Meleğim. Odama sinsice girmeler, bana dokunmalar-” Elimi dudaklarına kapatıp ters ters baktım. “İyi misin diye baktım. Sana cidden görmediğim narkozu mu verdiler?” Gülüşünü duyduğumda elimi dudaklarından çektim.

“Yanımdaysan sarhoşum dedim sana.” Bandaja düşen saçlarını geriye doğru yasladığımda gözlerini kıstı. “Ağrın var mı?” Yanağını okşadığımda gözlerini kapattı.

“Yok. Ağrı kesiciler işe yaradı. Yine de uyuyamıyorum.” Gözleri aralandı, yorgun ve uykusuzlardı. Kollarımı iki yana açıp başını göğsüme yasladım. “Çenemin çoğu zaman uyku kaçırmak kadar getirdiği de söylenir.” Baran’a sıkıca sarıldığımda başını iyice yerleştirip bedenini çapraz bir şekilde yatağa uzattı. Böylece ağırlığı altında ezilmiyordum.

“Böyle rahat edecek misin?” Saçlarını okşarken onaylayan bir ses çıkarttım. Omuzları gevşedi ve ellerinden birini karnımın üzerine bıraktı. Kalp atışlarım hızlanırken güldüğünü duydum. “Kalbinde senin gibi gürültücü.” Başını kaldırıp kalbimi gizleyen göğsümün tam ortasına dudağını değdirdi. Kalbim teklerken çenesini yaslayıp alttan bana baktı.

Bu adam benim sonumu getirecekti, o mavi gözleri ve yüzünde kalp krizi yaşamama sebep olan o gülüşüyle.

“Kalbime iyi bak.” Tekrar kulağını kalbimin üzerine yasladı. Kalbime öpücük bırakmasının şaşkınlığı sürerken derin nefes aldı. “Ne oldu sapığım? Sustun.” Ona cevap vermedim.

“Seni kanlar içinde görmek hiç iyi hissettirmedi.” Başını kaldıracağını anladığımda daha sıkı sarıldım. “Sen bana mesaj atınca ormana gittim, acil konuşmak istediğini yazmışsın.” Kaşlarım çatıldı. Beni çağıran onun mesajıydı. Ben ona mesaj göndermemiştim ki. Yine de bunu söylemedim. Yarın Mert’e söyleyecektim ve telefonlarımızı kontrol edecekti.

“En azından bardağın dolu tarafından bakıyorum.” diye mırıldanırken yüzümü saçlarına gömdüm. “Kafayı yemiyormuşum, adam gerçekten yaşıyor.”

“Kim?” Başını kaldırmak istediğinde bu sefer ona izin verdim. “Mehmet abinin katili mi?” Başımla onayladığımda yüzündeki ifade dehşetle değişti. “Madem oydu niye kaçmadın Yağmur?” Yataktan doğrulmaya çalıştığında gözleri öfkeyle kısılmıştı.

“Kaçamadım ki. Seni görünce…Hemen arkamdan yaklaştı. Çok güçlüydü, göletteki suya girene kadar adamdan uzaklaşamadım bile.” Baran yatağa uzanıp beni üzerine çekti, sıkıca sarılırken başımı göğsüne yaslayan oydu. “Hastanede saldırıya uğrayan benmişim gibi davrandınız, o adamı görmek senin için berbat bir deneyim olmalı. Niye söylemedin? Bacakların bu yüzden hissizleşti, değil mi?” Kriz geçirmemiştim ama korku yine hareket kabiliyetimi elimden almıştı.

“Bunun bir önemi yok. Semih beni sudan çıkardı. Ben iyiyim. Emin ol o adam endişelerim arasında bile yer almıyor.” Alnıma dudağını değdirdi. “Zor bir geceydi. İyiyiz ve artık geçmiş için endişelenmekten yoruldum. Yarın Mert’e her şeyi anlatacağım ve o çözecek. Her zaman çözer.”

“Bu yüzden uyuyamadın.” Parmakları saçıma masaj yapmaya başladığında gözlerimin üzerinde bir ton ağırlık varmış gibi yavaşça kapandı. Saçlarımla oynanmasına bayılırdım. Uykuya dalmamı kolaylaştırırdı. “Seni gözetleyip sapıklık yapmadığım için uyuyamadım.” Muzip bir tonda konuştuğumda başımı yasladığım göğsü kahkahasıyla sarsıldı.

“Uyu, sapık meleğim benim.” Hafifçe üzerinde kayıp başımı boyun girintisine gizledim. Tek kelime etmeden kollarının ve hayatta oluşunun güvenli sığınağına tutundum. Bu adam benim hem geçmişim hem de geleceğimdi. Onu kaybetme korkusu, bu gece hissettiğim en büyük duyguydu. Sonu babam gibi olmayacaktı, benimle bir ömür mutlu yaşayacaktı. Bunu yapabilecek güçteydim. Çocukken birbirimizi nasıl kolluyorsak o denli kollayacak ve koruyacaktık.

Birbirimizi asla kaybetmeyecektik.

***

Güneş ışıkları gözlerimi yakarken hissettiğim sıcaklığın sebebi sıkıca sarılan o güçlü kollardı. Bakışlarımı kaldırdığımda Baran’ın uyuyan yüzünü birkaç saniye sessizce seyrettim. Huzurlu görünüyordu, dün saldırıya uğramamış gibi umursamaz ve rahat. Kollarından çıkarken kıpırdadığında uzanıp yanağını öptüm, dudakları kıvrılır gibi oldu, uyanmadı.

Onu uyandırmadan yataktan kurtulduğumda yavaşça kapıya yöneldim. Saatin kaç olduğunu da ne zaman Baran’ın odasına gelip onu uyandıracaklarını da bilmiyordum. İkimizi tehlikeye atmaktansa odama kaçmak en doğru olandı. Kapıyı açıp hızla arasından çıkıp kapıyı kapattığımda açılan bir kapıyı duydum.

Yakalandık. Hepsi senin yüzünden Yağmur. Niye kendi odanda yatmadın ki?

Bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdiğimde Can’ı gördüm. Serpil’in odasının önündeydi. Ne oluyor be? O gözlerini kısarken Baran’ın kapısına bakıp bana döndü, bende Serpil’in kapısına bakıp ona.

“Sessizlik yemini?” Serçe parmağını uzatırken başımla onaylayıp parmağımı parmağına doladım. Sessizlik yemini, şahit olduğumuz her neyse kendimizin bile unutup ima bile etmeden zihnimizden silmemiz üzerineydi. O kendi odasına yönelirken kendi odama girip hızlı bir duş aldım. Dünün tüm olumsuzluklarından arınırken kurulanıp kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Saçlarımı kurutmadan topuz yaptıktan sonra odamdan çıkıp aşağı indim.

“Günaydın.” Mert’in dış kapıyı kapatırken aniden belirişi ödümü patlatmıştı. “Günaydın Mert abi.” Elindekileri tek eliyle tutup kolunu omzuma attı, koridorda beraber ilerlememizi sağladı. Yüz hatlarındaki duyguyu yine fark edemeyeceğim şekilde ifadesizlikle perçinlemişti.

“Cezamı sen mi keseceksin?” Şaşkınlıkla bana döndüğünde mutfağa girmiştik bile. “Akşam ormana gittiğimiz için bir ceza kesilecekse Baran’a değil, bana kesin.” Omuz silkti. “İkiniz dün cezanızı çekmişsiniz gibi görünüyor.” Sesindeki alayla göz kırptı. “Yanlış mıyım?”

“Ceza yoksa niye beni mutfağa getirdin?” Elindeki zarfı tezgâha bıraktı. Kahve makinesine yönelirken geçen sefer gösterdiğim gibi yapıp kupasını makinenin altına koydu. Düğmelere rastgele bastığında kaşlarımı çattım. Kafası karışık gibi görünüyordu.

“Her zamankinden mi?” Bakışları beni buldu, minnettar bir ifadeyle başını onaylarcasına salladı. Kahve makinesine yaklaşırken onun sevdiği kahveyi yapmaya başladım. “Sorun ne? Dün ölmedik diye üzüldün diye mi dalgınlığın?”

“Saçma sapan konuşma Yağmur. Sizin ölmenize sevinen herkesi öldürürüm.” Buz gibi net bir ifadeyle konuşmuştu. Kahvesini ona uzattığımda aldı ve sıcak olmasını umursamadan büyük yudumlarla içmeye başladı. Kendime kahve demlerken kalçamı kaydırıp tezgâha oturdum.

“Dökül Mert Sezgin.” Kahvesini bırakırken elini çenesine sürttü. “Önemli bir durum değil. Sizin başınıza gelenleri konuşmayı tercih ederim.”

“Tamam, bunu Baran’la konuş. Ben senin için önemli olmayan durumu duymak istiyorum.” Çünkü önemliydi. Kendisiyle ilgili önemli her bir detayı önemsiz görürdü. Konuşmaya değer olmadığını kendisine dahil kanıtlamak isterdi. Mert’in bunu yaptığı tek olayı Arzu’ydu, biliyordum.

“Buldun mu onu?” Kaskatı kesildi, ondan bahsettiğimi biliyordu. “Hayatta mı?” Başıyla onayladı. Kahve makinesi ötünce, kahvemi alıp iç çektim. Arzu benim en yakınlarımdan biriydi ve gitmişti. Ortalardan kaybolup yok olmuştu. Bazen Mert’i terk edemeyecek kadar onu çok sevdiğini düşündüğüm zamanların aksine onu bırakıp gitmişti. Dört yıldır Mert onu arıyordu. Kendisini terk eden kadının iyi olduğunu öğrenip rahatlamak içindi belki de. Asla hesap sormayacaktı. Biliyordum. Annesine de hesap sormamıştı. Onu terk eden ilk kadına da son kadına da asla hesap sormayacaktı.

“Kötü müsün?”

“Karışık. Onu bulduğuma rahatladım. Yani Rusya’da görünmüş. Havalimanında. Parmağında yüzüğüyle.” Kaşlarım çatıldığında başını salladı. “Dört yıldır arayacağım kadar tehlikede değilmiş anlaşılan. Evli ve mutlu.”

“Ona sormadın.” Kupayı bırakıp tezgâhtan aşağı atladım. “Arzu’dan bahsediyoruz Mert. Evlense seninle-” Sustum, Arzu onu terk etmeden bir gün önce ona teklif edeceğini söylemişti bana. Teklif edememişti, Arzu gitmişti.

“Niye gittiğiyle ilgilenmiyorum. Onu bulduğumda karşısına bile çıkmak istemiyorum ki. Sadece başının belada olmadığından emin olmam gerekiyordu. Emin oldum. Kocasıyla ona mutluluklar.” Kahvesini yudumlarken her zamanki dik duruşunun aksine omuzları çökmüştü.

“Nerede olduğunu bulursan, onunla konuşacağım.” Kaşlarını çattı. “Senin için değil. Benim soracak hesabım var. Beni de ters etti ve seni üzdü. Biliyorsun abilerimin canını yakanın-”

“Canını yakarsın.” Diye tamamladı beni. “Eyvallah Yağmur. Seni durduramam. Senin arkadaşındı. Buldururum bizimkilere, sana söylerler.” Ona yaklaşıp omzuna sarıldığımda ters ters baktı.

“Dünkü saldırıdan sonra sarılmaya ihtiyacım var Mert. Berbat bir abi olmada sarıl. Zor şeyler yaşıyorum burada.” Ona sarıldığımı biliyordu, yine de itiraz etmeden sarılışıma izin verdi. “Arzu’nun kıçını tekmeleyeceğim.”

“Sen yapamadan o seni tekmeler.” Biliyordum. Arzu, Mert’in dişi haliydi ve bir tutamda çenesi düşüklüğü bakımından bana benziyordu. Yine de gözümü korkutan nadir kadınlardan biriydi. Sanırım Mert haklıydı, cidden kıçımı tekmelerdi ve bir şey yapamazdım.

“Arzu gibi dövüş öğretin bana.” Geri çekilip göz kırptım. “Başlangıç seviyesinden daha ileri seviyeyi öğreneyim ki sizi koruyayım.” Kahkaha attı, geri çekilip kahve kupamı tekrar elime aldım ve içindeki kahveyi yudumladım. “Önce kendini koru, Baş Belası.”

“Beni siz koruyorsunuz, bende sizi koruyacağım.”

“Desene patır patır öleceğiz.” Şaşkınlıkla ciyakladığımda gülüşünü genişletti. “Artık çocuk değiliz ve olduğumuz zaman mahalledeki birkaç çocuğu pataklamana benzemiyor. Hala dişlerini kafalara geçiriyor musun?”

“Göstereyim, beni biraz daha sinir edersen kafanı ısırırım.” Dudaklarına hayali fermuar çekip gülüşünü silmeden kahvesini yudumladı. Sessizce onu izlemeye başladım, yaralarını gizlemekte başarılıydı ama görebiliyordum, kanıyorlardı.

Arzu evlenmişti, onu terk ettikten sonra Mert’in kontrolünü de kendisini de kaybettiğini dün gibi hatırlıyordum. Başta Arzu’nun kendi isteğiyle gittiğini reddedip her yerde aramıştı, yine de içten içe başucundaki mektupta yazılanların onun isteği olduğunu biliyordu. Arzu istemişti, gitmişti. Ardında Mert’in parçalarını daha çok parçalayarak ortadan kaybolmuştu.

“Antalya işini öteledik. Bu adam ortaya çıktı ama diğerinin ölüp ölmediğini veya senin peşinden gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz. Asım amca, dönmenizi istiyor. O da yurt dışından gelecek.”

“İstanbul daha güvenli olacak mı?” Bir süre sessizce gözlerimin içine baktı. “Bu evden daha güvenli olacak.” Kaşlarımı çattım, bu ne demekti? Oturduğu yerden ayaklandı, omzumu sıkıp kahve kupasını arkamdaki tezgâha bıraktı. “Kahve için teşekkürler.” Arkasını dönüp çıktı.

“Günaydın.” Serkan esneyerek içeri girdi. “Dün yine ölümden dönmüşsün.” Bunu öyle umursamaz ve neşeli bir tonda söylemişti ki istemsizce gülmeye başladım. “Kaç canın kaldı?”

“Geçmiş olsun deme tarzın bu mu?” Başıyla onayladı. “Her zaman. Sarışın nasıl?”

“Kafayı yardı.” Suratını buruşturdu. “Kanlı bir günmüş. Midemi bulandırdınız.” Önlüklerden birini alıp boynuna taktı ve bağlamaya başladı. “Kusmadan size bir kahvaltı hazırlayayım.”

“Mutfağa giriyorsun. Bunu ölümden dönmemize bağlayabilir miyim?” Beni umursamadan eğilip dolaptan istediği malzemeleri tezgâha çıkardı. “Kısmen. Bugün çalışanlar izinli. Sen mutfağa girersen travmatik deneyimle kendini kesersin. İş başa düştü.”

“Yardım ederim.”

“Defol mutfağımdan.” Dolabın kapağını kapattı. “Yalnız çalışmayı severim. Kibarca lütfen defol mutfaktan.”

“Çok kabasın.” Yanından geçerken saçlarımı karıştırdı. “Bulut’la mı anlaştın be?” Eline tokat attığımda geri çekilip elini salladı ve suratını buruşturdu. “Elin ağırmış. Amcana vurduğun için taş olacaksın. Seni yeğenlikten reddetmeme az kaldı.”

“O zaman umarım tüm çikolata fabrikaları batar.” Elini göğsüne yaslayıp dehşete düşmüş gibi bakarken göz kırptım. “Benim dualarım kabul olur.”

“Geri al.” Omuz silktim. “Tamam seni reddetmeyeceğim. Geri al.” Elini belinin iki yanına yasladı. “Sütümü haram ederim sana.” Gözlerimi kıstığımda suratını buruşturdu. “Onu amcalar değil anneler kullanıyordu. Amcalar, neyle tehdit ediyorlardı?” Omuz silktim. Bir amcam olmadığı için bilmiyordum.

“Lafımı geri aldım. Önlükle seni ciddiye alamıyorum.” Serkan bana cevap verecekken arkamdan gelen kişiye bakıp kocaman gülümsedi. “Bulut yeğenim.” Abimin homurdandığını duydum. Yanıma gelirken baştan aşağı Serkan’ı inceledi.

“Birincisi bana bir daha yeğenim deme. İkincisi niye mutfak önlüğü giyiyorsun?” Serkan üstündeki önlüğe bakıp parmaklarını şıklattı. “Bir şeyler pişirmek için.”

“Siktir…Yemek yapmayı bilmiyorsun ki.” Serkan tekrar elini beline atıp tersçe baktı Bulut’a. “Biliyor musun?” Abim şaşkınlıkla bana döndü. “Biliyor mu?” Başımla onayladığımda abim ona döndü. Serkan gizemli takılmaktan hoşlanan biriydi. Çoğu özelliğini gizleyip beklenmedik anlarda göstererek şaşırtmaktan hoşlanırdı. Tıpkı şu an olduğu gibi.

“Niye söylemedin? Bana hiç yemek yapmadın.”

“Yatağıma girseydin yapardım. O yüzden bilmiyorsundur.” Serkan piçimsi gülüşüyle abime göz kırptığında şaşkınlıkla baktım ikisine. Bunu beklemediğim doğruydu. Mert’le uğraştığı kadar Bulut’a da sarıyordu ara sıra.

“Ulan şerefsiz.” Serkan kahkaha atarak mutfağa girdiğinde Bulut kaşlarını çatmıştı. Arkamı dönerek çıkabilecek laf kavgasından uzaklaşmak için birkaç adım attığımda Ceren koridorda belirdi. Etrafa bakınırken bana yaklaştı.

“Baran hala uyuyor mu?” Başımla onayladım refleksle. Baran onun arkasında belirirken Ceren döndü ve onu gördü. “İyi misin?” Baran’a yaklaşıp kollarını sıkıca ona sardığında Baran, sıcak bir gülüşle sarıldı kuzenine. “İyiyim.” Ceren geri çekilirken gözleri Baran’ın sargısında gezindi.

“Gece beni niye uyandırmadın? Bir şeye ihtiyacın var mı?” Baran başını sağa sola salladı. “Tüm ilaçlarımı aldım ve gece çok iyi uyudum. İyiyim Ceren. İhtiyacım olan her şeye sahibim.” Cümlesini üzerime almamalıydım, yine de göz ucuyla bana bakışından yanaklarım kızardığını hissedebiliyordum.

“Serkan mutfakta.” İkisi bana baktığında parmak uçlarımı birleştirip dudaklarıma değdirdikten sonra açtım. “Baran her zaman favori aşçım sensin ama Serkan’da muhteşem.” Ceren gözlerini kırpıştırdı. “Serkan yemek yapmayı biliyor mu?” Başımla onayladığımda Ceren yanımdan geçip mutfağa yöneldi.

Serkan’ın gizemli takıldığını biliyordum, yine de nasıl bunu görmemişlerdi ki. Hastanede kaldığım dönem bir şekilde dışarıdan yemek getirebildikleri zaman yemek yapıp gönderen Serkan’la Baran’dı. Baran’la ikisinin işi olduğunda Fırat ve Nur getirirdi yemekleri.

“Ziyafet çekeceğiz desene.” Baran’ın gözlerindeki duygu dolu ifadeyle kalp atışlarım hızlandı, beni görünce mutlu olmuş gibi dudakları kıvrıldı. “Günaydın.” Terleyen avuç içlerimi tişörtüme sürdüğümde “Günaydın Meleğim.” tam karşımda durup elinin tersini yanağıma sürttü.

“Tamam. Hadi rahat bırak Serkan’ı.” Ceren’in gülerek Bulut’u çekiştirdiğini görünce Baran benden iki adım uzaklaştı. Bulut başını çevirdiğinde onu görünce Ceren’in elinden kurtulup Baran’ın omzuna elini çarptı. “Nasılsın kalpsiz?”

“Benimle uğraşma. Ölümden döndüm ben. Vicdansız.” Baran’ın sitemkar sesine rağmen yüzündeki gülüş ciddi olmadığını gösteriyordu. “Sen bir gelsene bahçeye, biriyle nasıl uğraşılır göstereyim sana.” Bulut, Baran’ı çekiştirirken onları boş verip mutfağa yöneldim.

Her şey yolundaydı ve eskisi gibiydi.

Serkan bıçağını öfkeyle tahtadaki domatesleri kesmek için kullanırken az önceki neşesinden eser kalmadığını görebiliyordum, kaşları çatılmış ve bedeni patlamaya hazır bomba gibi gergindi.

“Şefim, yardıma geldim.” Cevap vermeden domateslerini bitirip bıçağı bıraktı. “Böreği yapıyorum.” Önlüklerden birini giydiğimde dolabı açıp karıştırdım ve çikolatalardan birini alarak ona yaklaştım. “Beyaz bayrak sallıyorum.” Çikolatayı sallarken bakışları beni buldu, adımlarım durdu. Gözleri öfkeliydi ve buna nadir şahit olurdum. Sadece birkaç saniyede bakışları yumuşadı ve dudakları kıvrıldı.

“Sabah çikolatamı yedim. Bu seferini es geçeceğim.” Serkan çikolatadan şeker komasına girse bile asla çikolatayı geri çevirmezdi. “Her şey yolunda mı?” Başıyla onayladı. “Sorum yanlış. Canını sıkan bir şey var ve bana söylemeyecek misin?” Birkaç saniye duraksadıktan önündeki işe geri döndü.

“Yardıma mı geldin? Yoksa çenenle beni rahatsız etmeye mi?” Ellerimi yıkayıp kahvaltıyı hazırlamasına yardım etmeye başladım. “İkisine de.”

Kahvaltı tamamen hazırlandığında tıka basa yiyerek sofrayı silip süpürmüştük. Dün yaşadıklarımızın beni kötü etkilemeyişinin sebebi Baran’ın iyi olmasıydı ve o adam yakalanmıştı. Geri gelemezdi ve bir yandan gerçek oluşu kafayı yeme ihtimalinden çok daha güvende hissettiriyordu.

Serkan kahvaltı boyunca sessizliğini korurken kendisine atılan lafları gülümseyerek geçiştirmişti. Sanırım burası hiçbirimize bu sene iyi şans getirmemişti. Bu yüzden öğlen gibi Bulut, İstanbul’a dönmekten bahsedince herkes onaylamıştı onu. Şimdi eşyalarımı tekrar bavula yerleştiriyordum. Fermuarı son kez kapattığımda bavulu çekiştirerek merdivenden inmeye başladım. Son basamağa geldiğimde soluk soluğaydım.

“Babam dedi ki-” Dış kapı aralıktı ve istemeden Semih’in konuşmasına kulak kabartmıştım. “İntikam Bulut’un intikamıdır. Onu öldürecekti, sana sormadan yapmak istemedi. Öfkeni dindirir diye düşünmüş.” Beni görmeyecekleri şekilde gizlendiğimde Bulut’la ayakta karşılıklı dikiliyor olduklarını gördüm.

“İyi düşünmüş ama ben katil değilim. O adamı öldürmek dedemin hakkı, benim değil.” Bulut’un elleri yumruk haline gelmişti. “Babam zaten öldürmen için söylemedi bunu. Sen öldürmeden de öfkeni atabilirsin. Sonra babam sıkacak ona. Onun hakkı, iki kez.” Bulut çenesini sıvazladığında Semih, elini onun omzuna koydu. Bulut irkildi, Semih geri çekilmedi.

“Beni iyi dinle. Onun sudan korktuğunu bilen birisi bunu o herife söylemiş. Ormanda vakit geçirdiğini fark eden hatta Baran’la olacağını tahmin eden biri…İster inan ister inanma. Yakınından biri size ihanet ediyor. Balıkesir’e geldikten sonra krizlerinin başlaması bile tesadüf değil. Biri onun canını çok fazla yakmaya çalışıyor, çalışmaya devam edecek. Onu korumak zorundasın.”

“Bizimkiler Yağmur’a asla zarar vermez.” Semih’in elini silkeledi. “Siz hayatına girdiğinizden beri, sizinle ilgili bilgiler almaya başladığın zamandan sonra başladı her şey. Onu tetikleyen sizsiniz.” Semih gülerek başını sağa sola salladı. “Düşmanlığı bırak Demir.”

“Hayatımızdan siktir ol ve git, Günay. Kardeşim için canımı verir-”

“Onun için hayatta kal. Çünkü onun son savunma mekanizması sensin.” Bulut’un omzuna işaret parmağını çarptı. “Düşün Bulut. Yağmur’un yaşadığı tüm şeyleri düşün. Sence de senin olmadığın zamanlara denk gelmiyorlar mı?” Belki de bu yüzdendi abimi suçlayışım. Sanki o yanımdan ayrılmasa elime iğne bile batmayacaktı. O herhangi bir yere kaybolduğunda canım yanmasın diye ona o kadar bağlanmıştım ki, dediği gibi benim son dayanağımdı. Güvenli sığınağımdı.

“Düşmanını yakında ara.” Semih arkasını döndü ve bahçeden çıktığında bile abim kıpırdamadan dikilmeye devam etti. Kaşları çatıktı ve elini ensesine sürtüp onun söylediklerini düşünüyordu. Düşman yakında, demişti. Saklandığım yerden uzaklaşırken oturma alanında oturan ve çoktan bavullarını indirmiş aileme baktım. İçlerinden birinin benim canımı yakması için hiçbir sebebi yoktu ki.

Düşmanını yakında ara.

Benim ailemden biri bana ihanet edemezdi ki.

💧

Bölüm sonrası sohbet köşesi

İnstagram: ayseilhanl / #sığınak

TikTok: ayseilhanli / #sığınak

Yeni bölümde görüşmek üzere...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.