Nasılsınız Fıstıklar ❤
👑 İyi ki varsınız❤❤ İyi ki buradasınız. 👑
Keyifli Okumalar
💧
“Al bakalım.” Baran’ın uzattığı kahveyi aldım. Hamakta yanıma oturup kendi kahvesini yudumladı. “Saklanmak için güzel yer bulmuşsun.” Ormanda Poyraz’ın yardımıyla kurduğum hamakta sessizlik içinde oturuyordum. Sanırım Poyraz yine laf taşımıştı.
“Poyraz’ı kovduracağım. Sana çalışıyor.” Baran gülüşünü genişletti, itiraz etmeden kahvesini yudumlamaya devam etti. “Yerini Bulut söyledi.” Bir haftadır birbirimizden kaçıyorduk ve sanırım bu ikimizi de yıpratıyordu. Dediğini yapıp Mehtap dışında diğer Günaylarla görüşmemiştim. O istedi diye değildi, onların da Bulut gibi gizemli davranışlarından sinir olduğum içindi.
“Abim nasıl?” Nasıl olduğunu gösteremeyecek kadar duvarlıydı. Arkadaşlarına aynı şekilde olduğunu bilecek kadar onu iyi tanıyordum. Bulut Demir, kendisinden başkasına duygularını göstermek istemezdi.
“Bulut, her zamanki Bulut. Kafasını kurcalayan her neyse hata üstüne hata yapıyor ve bu yüzden sürekli patlamaya hazır bomba gibi önüne geleni azarlıyor. Şirkette oluyor olsaydık büyük ihtimalle çoğu çalışan istifa ederdi. Dımdızlak ortada kalırdık.”
“Sorunlarını ya öfkesiyle ya da kaçarak çözüyor.” Dumanı tüten kahvenin kokusunu derince koklayıp yudumladım.
“Sizi en son bu denli kavgalı gördüğüm zaman hastaneden çıktığın andı.” Baran’a döndüm. Bulut, benim hem abimdi hem babam olmuştu hem de en iyi arkadaşımdı. Hastaneden çıktığım zaman onunla uzun bir süre konuşmamıştım. Beni bırakıp gittiği her saniyenin hıncını çıkartmıştım ondan. Sonrasında şımarıklığı bırakmıştım. Artık sorun çıkarmayan ve sürekli ağlayan Yağmur’dan ziyade destekleyici ve sığınak olan Yağmur olmayı tercih etmiştim.
“Bana bir söz ver Yağmur.” Mavi gözlerinde anlayışlı bir ifade belirdi. “Bulut’u bu sefer dinleyeceksin. Her ne yaptıysa senin için yapar. Sen onun kıymetlisisin ve seni kaybetmemek için kendisini kaybeder.”
“Ne sakladığını biliyor musun?” Mavi gözlerini kaçırdı. “Sadece tahmin ediyorum. Umarım tahminimde yanılıyorumdur.” Tahminini sormadım. Yeterince zihnimi tüketen tahminlere sahiptim. “Yine de Bulut’u dinle. Sen hastaneden çıktıktan sonra onun hayatında öncelik oldun. Alacağı bir kararı bile seni düşünerek alıyor. Hatta bana sorarsan Azrail gelse ve onun canını alacak olsa önce senin yıkılacağını düşünüp Azrail’i ikna edecek bir yol arar.” Güldüğünde başını sağa sola salladı.
“Toptan akıl hastanesine yatmalıydık. Yalnız ben yatınca bir etkisi olmadı.” Onun gülüşüne eşlik ettim. “Ben senin yanına gide gele tedavi oldum, evdekileri yatırmamız lazım.” Etrafı kolaçan edip kolunu omzuma doladı. Başımı göğsüne yasladım, dudakları alnıma değdi. “Şöyle güleceksen etrafına bizim şebekleri göndereyim.” Serkan ve Can’dan bahsediyordu.
“Senden memnunum. Şu aralar insan görmek istemiyorum.” Kahvesini içerken omzumu okşadı. “Abime kızıyorum ama bende seni saklıyorum ondan. Sanırım Demir kanı sırlarla dolu.”
“Anlatmak istersen anlatırız. Benim hiçbir korkum yok.” Başımı kaldırdığımda bakışları yüzümde gezindi. “Esip gürler ama hiçbir şey yapamaz.”
“Abimin bana düşkün olduğunu biliyorsun Baran. Aynı zamanda sana da düşkündür.” Hastaneden çıktıktan sonra bizim barış elçimiz Baran olmuştu. Hepsinden daha fazla benimle o dört duvarda olan oydu ve Bulut geldikten sonra Bulut’u da beni de yumuşatıp birleştirmişti. O günden sonra tüm arkadaşlarından önce Baran geliyordu, biliyordum.
“Benimle birlikte olduğun için sana kızabilir haklısın. İnsan abisinin arkadaşına yan gözle bakar mı? Ayıp. Bulut sana kızsa haklı.” Gözlerimi kocaman açtığımda kahkaha attı. “Beni yoldan çıkardığını ve günahsız olduğumu söyleyeceğim. Bulut bana kıyamaz, seni suçlarsam bana bir şey yapmaz.”
“Yazıklar olsun. Ben çıkar aslanlar gibi dikilirim Bulut’un karşısına. Seviyorum arkadaşını çekil aradan, derim.” Gözlerinde keyifli bir parıltı belirirken yüzünü yaklaştırdı. Söyleyeceklerim zihnimden uçup gitti. “Ne diyeceksin? Bir daha söyle.”
“Çekil aradan.” Cık cıklayıp dudaklarını dudaklarıma sürdüğünde gözlerim kapandı. “O değil.”
“Seviyorum,” Dudaklarımızı birleştirirken titrek nefesim aralık dudaklarından süzüldü. Kalbim dörtnala koşmuş gibi hızlanırken Baran geri çekildi. “Verdim gitti.”
“Ne?” Nefes nefese başımı ondan uzaklaştırdığımda gözleri dudaklarımdan gözlerime kaydı. “Kendimi sana verdim gitti.”
“Ben istemem.” Oturduğum yerden kalkıp yanağından makas aldım. “Direkt alırım Mavim.” Kahvemi yudumlarken göz kırptım. Baran’ın kahkahası huzurlu sessizliği bozarken hamaktan ayaklandı.
“İddialı, hoşuma gittin.” Elimdeki kahve kupasını alıp ılımış olan kahvenin tamamını içti. “Yine de abinin karşısında duran da seviyorum çekil aradan, diyecek olan da benim.” Kibarca kenarda durmamı söylüyordu.
“Acelemiz yok.”
“Bulut’tan gizli iş çevirmek hoşuma gitmiyor Yağmur. Bunu ne kadar ötelersek o kadar öfkesi artacak.” Bulut’un ona yapacaklarını düşünmek bile endişelerimi arttırıyordu. Onun zarar görmesini istemiyordum. Hele ki çocukluktan beri kardeşi gibi gördüğü adam tarafından…
“Şu an Bulut’la kavgalıyız. Daha uygun bir zamanı bekleyelim.” Şu an bile söyleyebilirdik, Bulut’un öfkesi daimiydi. Aptal değildim ve burası beni kötü etkilediği kadar Bulut’u da öfkelendiriyordu. İstanbul’da, Balıkesir’de olduğundan çok daha sakin olacaktı. O zaman söylemek daha iyiydi.
“Tamam.” Baran’ın dudaklarından onaylayan o kelime dökülse de huzursuzluğunu yüzünden okuyabiliyordum. Bulut’tan korkmuyordu, ona yalan söylemek veya arkasından iş çevirmek istemiyordu. “Abim öğrenince suçu bana at. Yağmur yüzünden de.” Dudaklarını kıvırıp kolunu omzuma doladı ve ormanda yürümeye başladık.
“Senin yüzünden zaten. Sapık gibi beni çizmişsin, geceleri yüzerken seyretmeler.” Şaşkınlık dolu bir nida çıkardığımda kahkaha attı. “Kendi sapığına aşık bir adamım ben. O yüzden Bulut’a seni şikayet edeceğim. Senin manyak olduğunu hepimiz biliyoruz.” Pisliğe bak ya. Elimi göğsüne çarptığımda bir kez daha güldü. “Bana inanacaklar.” Sesindeki keyifle tek kelime karşılık vermeden onun gülüşü eşliğinde yürümeye devam ettim.
“Antalya’ya gitmekten vaz mı geçsek?” Baran’a sorduğumda düşünebildiğim bu şehirde kalmaya devam etmekti. Günaylar buradaydı. Dedem onlarla görüşmemi istemişti ve Bulut bundan hoşnutsuzdu. Dedem ve Bulut’un, bugüne kadar ayrı düştüğü konular bir elin parmağını geçmemişti. Bu bile burada kalmak isteyişimi arttırıyordu.
“Günaylar yüzünden mi?” Onaylayan bir ses çıkardım. “Dedem telefonlarımı açmıyor. Yine yurtdışında belli ki. Bulut tek kelime etmiyor. Semih, kurcalama diyor. Mert alenen bana yardım etmeyeceğini söyledi.”
“Fırat ve Serkan?” Fırat, Bulut gibiydi. Kaçmazdı ama kırıp dökmemek için sessiz bir koruyucu baba rolüne bürünürdü. Serkan’sa problemi tespit edip kendisi fiilen çözerdi. Problem bitince de sessizce sanki çözen o değilmiş gibi bakardı.
“Hepiniz Bulut’un adamısınız.” Baran cık cıklarken dudağını şakağıma değdirdi.
“Bulut dahil, hepimiz senin adamınız. Sen olmasan kaç kere birbirimizi keserdik.” Gözlerimi kısarak ona baktığımda düşüncelerine dalmış gibi gözlerini ileriye çevirmişti. “Büyük ihtimalle Serkan’ı ben, Mert’i Serkan, Bulut’u Mert, Can’ı da hepimiz…” Bakışları bana döndü. Çok büyük kavga etmemiş olsalar da onların da kırılma anları olduğu zamanları anımsıyordum. Serkan ilk geldiğinde Baran’la, Mert ilk geldiğinde Bulut’la anlaşamamıştı. Bulut’un üstten konuşmaları Mert’i delirtirdi ve sürekli didişirlerdi. Serkan konusunda da Baran sürekli onunlayken diken üzerindeydi ve birbirlerine laf sokarlardı. Onları ben değil, birbirlerine olan sevgileri bir arada tutmuştu. Ben sadece hepsini hayatımda isteyen biriydim.
“Can’ı hepiniz mi?” Mavi gözleri devrilirken yürümeye devam etmemiz için omzumu sıktı. “Can’la birleşince ortalığı karıştırıp başınızı belaya soktuğunuz için Can bizim için tam bir dayaklık herifin tekiydi. Şimdi biraz duruldu gibi.”
“Serpil var ya.”
“Serpil mi? Onun erkek arkadaşı yok muydu?” Yoktu. Birkaç gündür Can ile kaçan kovalanır filmi çekiyorlardı. Serpil onunla birlikte olduğu için pişman olmuştu, görebiliyordum. Can’sa kendisinden pişman olunmasından pişman olup uzak duruyordu.
“Aklında biri var, Can’sa ortada.”
“Bundan hoşlanmadım.” Bende hoşlanmıyordum. “Serpil iyi kız falan ama bir adamın duygularıyla böyle oynanmaz. Can bu yüzden mi birkaç gündür neşesiz ve esprisiz?” Başımla onayladım onu.
“Can’la konuşunca Serpil’e öfkeleniyorum. Sonra Serpil’in hangi psikolojide olduğunu tahmin edip empati kurduğum için kendime de sinirleniyorum. Serpil kimsesiz ve sevginin tam olarak ne anlama geldiğini anlayamayacak kadar yalnız büyümüş biri. Can’ı biliyorsun. Uçarıdır falan ama sokakta herhangi bir yabancı gelip yardım istese babası gibi canını vermekten çekinmez. Teyzem onu sevgiye buladı. Can çapkındır falan ama hep hayatındaki kadınlara açık oldu. Tek gecelikse karşısındaki de bunu kabul etti. Hayır normal ilişkiyse ölümüne sadık oldu. Sevgi dolu manyağın teki benim kuzenim. Serpil’e bu sevgiyi vermek için deliriyor ama Serpil bunu göremeyecek kadar geçmişine takılı kaldı.”
“Sevgisiz veya değil. Serpil’i severim. İyi kız. Yine de bir erkek kendisinden hoşlanıyorsa ve kafası karışıksa ona ümit vermek bana pek doğru gelmiyor. Bir şey ya evettir ya da hayır.” Bunun aynısını Fırat söylemişti. Baran’ın bana yakın davranıp hoşlandığım bir kadın var dediği zamanlarda dertleşmiştik.
“Niye sen İtalyalara bir kadın için gittiğini söyleyerek benim her seçeneği düşünmemi sağladıktan sonra kenara çekilmedin mi?” Kollarında çıkıp geri geri yürürken gözlerine baktım. “O zamanlar kulakların çınladı mı bilmiyorum? Arkandan baya atıp tuttum.”
“Kafamı karıştıran sendin. Yok birine aşığım falan demeler.” Ters ters baktı.
“Elin adamına aşığım mı dedim? Ben hiçbir zaman başka biri varmış gibi davranmadım. Sen baya ‘o kız’ diye beni anlattın. Şu an yine sinir oldum sana.” Arkamı dönüp adımlarımı hızlandırdım. Ona artık kızmıyordum. Nedenini pekâlâ anlayabiliyordum. Kardeşiyle aşkı arasında sıkışıp kalmıştı, kendisine bile itiraf etmekte zorluk çekiyordu.
“O kızsın tabi. İtalya’da olanları hatırladığını düşünüp bana tavır yaptığını düşündüm. Seninle bu yüzden uğraştım ama hiçbir şey hatırlamıyormuşsun.” İtalya’da olanlar mı? Adımlarım dururken ona döndüm. “Ne olayı?”
“Bizimkilerin öldüğü zaman İtalya’da yalnızdım ve normalde o gün yalnız kalmama asla izin vermezdin.” İtalya’da onu asla bulamamıştım. Ailesinin öldüğü gün bile benden kaçmıştı, telefonlarımı açmamıştı. “Senden uzak durmakla yasımı yaşamak arasında kalırken senin olduğun şehirde buldum kendimi. Geri dönmek isterken senin olduğun barda karşılaştık.”
“Ben bunları hatırlamıyorum.” O gününün ertesi sabah evimde uyanmıştım. Bara gittikten sonrasını hatırlamıyordum. Baran’ın yanında olamadığım için mutsuz hissedip evin olduğu sokaktaki barda bulmuştum kendimi.
“Kafan güzeldi. Kafam güzeldi.” Gözlerim kocaman açılırken elimle ağzımı kapattım. Ne yapmıştık? “Öyle bir şey olmadı, olsa unutmana izin vermezdim.” Yanaklarımın ısındığını hissederken bakışlarımı kaçırdım. “Sadece beni öptün,” Bana adımlayıp çenemi okşadı ve bakışlarımızı kesiştirdi. “Yine unuttun.” Havuzdaki geceden bahsediyordu. “Sarhoştum ama ben unutmadım çünkü devamını getirdim. Sen başlattığın için değil, ben istediğim için. Sana olan duygularımdan kaçmam bir halta yaramadı.”
“Bu yüzden geldiğinde gergindin. Bizimkiler seni geriyor sandım.”
“Hayır. O günden sonra seni aramak istedim. Sen aramayınca da bana kızgınsın sandım. Sen başlattın ama devamını getiren bendim. Yani sorunu alkole atıp kaçmaktan başka şansımız olmayacaktı. Yalan konuşmaktansa hiç konuşmamayı tercih ettim.”
“Bu yüzden bizimkilerin aramalarını da azalttın. Bu yüzden miydi her şey?” Başıyla onayladı. Ona yaklaşıp kollarımı boynuna sardığımda ellerindeki kupaya.
“Ben hala sarhoşum, Meleğim. Ayık olmak için senden kilometrelerce uzağa kaçmam bu yüzdendi.” Ben bu adamı çok seviyordum. Parmak ucumda yükselip yüzünü avuçlarımın içine hapsettim, eğilip dudaklarımızı birleştirdi.
“Bir daha kaçarsan peşinden gelmem Baran.”
“Bir daha kaçarsam vur beni.” Aykırı bir çatırtı sesiyle Baran’la hızla birbirimizden uzaklaştık. Etrafa bakındım ama kimse yoktu. Uzaklaşan adım sesiyle Baran’a baktım.
Biri bizi görmüştü ve gördüğünü bilmemizi istemeden kaçıyordu.
***
Baran, Bulut’un ofisine gittiğinde bakışlarım oturma odasındaki adamlardaydı. Bir şey olmamış gibi görünse de birileri bizi görmüştü. “Her şey yolunda mı?” Ceren yanıma otururken tabağını bana uzattı. Kurabiyelerden birini alıp onun endişeli bakışlarını silmek için gülümsedim.
“Evet. İşlerin halloldu mu?” Başıyla onaylayıp arkasına yaslandı ve kurabiyelerden birini ısırdı. “Bir süre sessiz ve sıcak bir tatile devam edebilirim. Tüm işlerimi yoluna koydum.” Kıkırdadığında gülüşüm genişledi. O her zaman anlık enerji değişimi yaşayan bir kadın olmuştu. Aniden öfke püskürtürken birden sessizce mahkeme salonlarındaki o duygusuzluğu geri gelirdi. Kahkahalar atarken birden ağlamaya başlayabilirdi. Bulut’un kadın versiyonu gibiydi, gerçi ikisi birbiriyle pek anlaşamıyor gibi görünüyordu.
“Abimle dönüş yolu yorucu olmuştur.” Gözleri bir anlığına parıldar gibi oldu, sessizce onayladı beni. Şüpheli davranıyordu. “Ceren? Sana bir şey soracağım.” Kurabiyenin tamamını ağzına tıkıp ağır ağır çiğnerken başını salladı.
“Fırat?!” Bahçeden Nur’un korku dolu sesiyle oturduğum yerden ayaklandım. Mert benden önce bahçeye çıkarken peşinden hepimizi çıktık. Fırat ayaktaydı ve bakışları sabitti. Nur tam karşısında elini onun yüzünün önünde sallıyordu. Geldiğimizi fark edince rahat bir nefes aldı.
“Hamile olduğumu söyleyince inme indi sanırım.”
“Ne-” Serkan ve Mert bağırdığında Ceren şaşkınlıkla ciyakladı. Sanırım bilen bir bendim. Fırat’a yaklaşıp omzunu dürttüm.
“Fırat, hadi kendine gelene kadar bu kadın doğuma gidecek.” Kıpırdamadan sabit duruşuyla gözlerimi kıstım. Bulut ve Baran’da çıkmıştı bahçeye. “Emre, hoş geldin. Nur’da seni bekliyordu.” Fırat irkilirken kaşları çatıldı ve bakışları beni buldu.
“Adamı kendine getiren yine kıskançlığı oldu.” Serkan gülerek konuştuğunda Fırat etrafına bakındı. Emre’yi arıyormuş gibiydi, gözleri Nur’u bulduğunda yavaşça karnına kaydı. Yeşil gözlerindeki duygu o kadar ağırdı ki gözlerimin sulandığını hissettim.
“Hamilesin.” Nur’un bakışları yumuşarken başıyla onayladı onu. “Annen beni vuracak.” Nur kahkaha attığında Fırat ona yaklaşıp kollarını omzuna sardı. “Yine de buna değer.” Fısıldayışıyla Nur sıkıca sarılarak karşılık verdi.
“Grubun babası cidden baba oluyor.” Can’ın gülüşüyle ayrıldılar. Fırat, gamzelerini belli edecek bir gülüşle kaplamıştı yüzünü. “Fırat emekli oluyorsa ben babanız gibi davranırım.” Bunu söyleyen Serkan’dı ve hepimizin kahkaha atmasını sağlamıştı.
“Siktir oradan.” Bulut’un son birkaç gündür somurtan ifadesi rahatlamış ve gülümseyen ifadesiyle değişmişti. “Ben babasız büyüdüm. Yine kalabilirim.” Mert elinin tersini Serkan’ın koluna çarptı.
“Babasız kalalım daha iyi.” Hepimiz babasızdık. Bu söylediği garip bir ironi niteliğindeydi. Baran, Serkan’ın omzuna kolunu atıp saçlarını karıştırdı. “Trip atma bize.” Serkan cidden benim taktiğimi kullanıp suratını asmıştı, sessiz kalarak karşı tarafı delirtiyordu.
“Tebrikler.” Nur’a daha önce sarıldığım için kollarımı Fırat’a doladım. Sıkıca sarılışıma karşılık verdi. “Çok iyi bir baba olacaksın Fırat abi.” Geri çekilirken yanağımı sıktı. “Bir daha o itin adını ağzına alma, canım Yağmur.” Sesindeki tehditkâr tınıyla kıkırdadım. Beni serbest bıraktığında dudaklarıma hayali bir fermuar çektim. Emre’nin varlığını geçtim adı bile Fırat’ı delirtiyordu.
Herkes sırayla onları tebrik ederken birkaç adım geriledim. Gördüklerim bulanıklaşırken gözlerimi kırpıştırıp başımı eğdim. Yer ayağımın altından kayarken biri belimi tuttu. Kulaklarımdaki uğultuyla gözlerimi sıkıca kapattım. Yerden havalanırken koltuklardan birinin üzerine oturtulduğumda gözlerimi tekrar açtım.
Üşüyordum.
“Bana bak.” Bulut’un sesi netleşirken onun kahverengilerine odaklanmaya çalıştım. Kollarımdaki kaşıntıyı geçirmek için ellerimi ondan kurtarıp tırnaklarımı koluma sürttüm. “Ben iyiyim.” Sesim bana bile yabancıydı. Sorun çıkarmayan bir kız kardeş olmam gerekiyordu, tekrar oraya kapatılacak kadar kendimi kaybettiğimi düşünmemeliydi.
“Değilsin. Doktora gidiyoruz.” Yanımdan kalktığında korkuyla gözlerim açıldı. Doktora falan gitmeyecektim. Ne zaman gitsem ya kayıplar yaşıyordum ya da kapatılıyordum. “İstemiyorum.” Oturduğum yerden aniden kalktığımda dengemi kaybederek koltuğa tekrar oturdum.
“Ne demek istemiyorum? Krizlerin geri döndü. Baygınlığın, unutmaların, halüsinasyonların…Hepsi için doktor sana bakacak-”
“İstemiyorum dedi.” Baran onun cümlesini kestiğinde derin bir sessizlik bahçeyi kapladı. “Doktoru buraya çağır, Yağmur gitmek istemiyor.” Bulut, Baran’a doğru bir adım attığında Serkan araya girdi. “Baran haklı. O istemediği sürece oraya gitmeyecek.”
“Hepiniz bir sakin olun.” Fırat araya girerken Ceren’in abimin önüne geçip gerilemesi için kolundan çekiştirdiğini gördüm.
“Doktor falan istemiyorum. İyiyim ben.” Elimi koltuğa yaslarken oturduğum yerden ayaklanıp içeri yöneldim. Başım hala dönüyor gibiydi ama yine de uzaklaşabilecek kadar bilincimi kaybetmemiştim.
“Yağmur, cadılık yapma. Bu iyi değil.” Bulut peşimden geliyordu. Oturma odasına girdiğimde vakit kaybetmeden kolumu tutup dikkatle baktı. “İyi değilsin. Her şey kötüleşmeden seni gösterelim. Mantıklı kararlar veremiyorsun.” Mantıklı veremediğim karar kısmı onun sevmediği Günaylar ile görüşmem miydi?
“Mantıklı davranmam için senin gibi kaçıp her şey geçip bittiğinde ortaya çıkmalıyım abi.” Kolumu elinden kurtardım. Bir adım gerilerken gözlerinde o kaybolup döndüğü zamanki gibi bir ifade belirmişti, pişmanlık. “Benim için endişeleniyorsun, tamam. Bunun için minnettarım. Ama korkuyorum. Oraya geri dönmeyeceğimi söyleseniz de korkuyorum. Bu konuda başta sen olmak üzere hiçbirinize güvenmiyorum. Çünkü orada bir hiç uğruna kaldım ben. Çıktığımda girdiğimden çok daha yaralandım ben. Hala iyileşiyorum.” Tekrar akıl hastanesindeki yalnızlığı hissetmektense kafayı yemeyi tercih ederdim.
“Zamanı geri alamam Yağmur.” Çenem titrerken burnumun sızladığını hissedebiliyordum.
“Zamanı geri alsaydın babamı kurtarmanı isterdim. O zaten oraya girmeme izin vermezdi.” Yüzüne yumruk atmışım gibi suratını buruşturduğunda tırnaklarımı avucuma batırdım. Normalde bunları ona asla söyleyemezdim. Şimdi sanki bir ilacın etkisindeymişim gibi dilimi de düşüncelerimi de kontrol edemiyordum.
“Gözlerindeki kırgınlığı görebiliyorum. Bunu değiştirmek için yıllardır çabalıyorum Yağmur. Babası ölen bir sen değilsin.” Değildim. Haklıydı. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip gülümsedim. “Bu konuda asla sana kırılmadım Bulut. Babam benim yüzümden ölünce bana kızıp bağırmadın, hakkındı.”
“Babamız senin yüzünden ölmedi.”
“Öyleydi. Annem bunun için beni cezalandırdı ve oraya kapattı. Dedem içten içe oğlunun ölümü için bana kızdı belli ki kabul etti. Bir sen vardın. Sen zaten kaçıp gitmiştin. Bir yıl neredeydin? Ne yaptın? O hastanede tek düşündüğüm sendin.” Elimle bahçede dikilen ve içeri gelmeyen arkadaşlarını işaret ettim. “Ailemin her bir ferdi bana arkasını dönmüşken onlar yanımdaydı. Dedemin niye ısrarla, aile olmak için kan bağına ihtiyaç yok, dediğini o zaman anladım ben. Kan bağı olanlar beni terk edince anladım.”
“Seni terk etmedim. Bunu biliyorsun Yağmur.” Biliyordum. Babam öldükten sonra yaptıklarını dün gibi hatırlıyordum. Benim için savaşını, destek oluşunu… Yine de o bir yıl aramızda kocaman bir duvar gibi dikiliyordu.
“Neden ortalardan kayboldun o zaman?” Sustu. Her zamanki gibi cevabını vermek istemediği sorulara sessizliğiyle yanıt verdi. “Babamın öldüğü gün annem bana bağırırken niye Baran’ın beni korumasına ihtiyaç duydum? Fırat’ın saatlerce dedemleri ikna etmeye çalıştığı zaman neredeydin? Can benim için kavga ederken neredeydin? O hastanede yaşadıklarımın bedelini Serkan ödetirken neredeydin? Mert seni ararken sen neredeydin abi?”
“Özür dilerim.” Özrünün bir anlamı yoktu.
“Ben yaşadıklarımı tekrar yaşamak istemiyorum. Bu senin için bir anlam ifade ediyor mu bilmiyorum. Ama bir kez daha oraya kapatılırsam yemin ederim bu sefer öldürürüm kendimi. Bir kez daha yalnız kalırsam gelmeni beklemem. Hiçbirinizin suratına bakmam. Oraya dönmeyeceğim. Duydun mu? Doktor istemiyorum. Doktor istemiyorum.” Kollarını bana sardığında hıçkırıklarım benden habersiz süzüldü dudaklarımdan. “Abi ben istemiyorum.”
“İstemediğin bir şeyi asla yapmayacağım.” Oradan çıktığımdan beri yaptığı buydu. Ona güvenmeliydim, kırgınlıklarımın izin verdiği kadar güveniyordum da. Sadece bir kez daha oraya gitmeye tahammülüm kalmamıştı.
“Bana baba olma Bulut. Abime ihtiyacım var.” Saçlarımı okşadığında sakinleşmek için derin soluk alıp veriyordum. Daima babamın yokluğunu tamamlamaya çalıştığını görebiliyordum. Ona ihtiyacım vardı sadece. Babamdan önce ortalardan kaybolan abime ihtiyacım vardı. Bulut benim dayanak noktamdı.
“Abin burada. Daima burada olacağım. Geçmişi değiştiremem ama bugün yanından ayrılmayacağım. Yemin ederim cadı.” Geri çekilirken gözlerimizi kesiştirdi. “Doktoru buraya çağıracağım. Endişeleniyorum. İyi olduğunu bilmeye ihtiyacım var. Tamam mı?” Başımla onayladığımda gülüşünü genişletti.
“Ben acıktım.” Bulut kahkaha attığında yanağımdaki gözyaşlarını sildim. Yüzündeki yorgunlukta gözlerindeki kırmızılığın da sebebi olmaktan nefret ediyordum. Şımarık ve ağlayan bir kız kardeş olmamaya çalıştıkça sanki onu daha fazla yıpratıyordum. O, bana bağlıydı ve sanki onu tüketiyordum.
Onu özgür bırakmalıydım ama buna cesaretim yoktu.
***
Serpil’in salıncakta bir başına oturduğunu görünce adımlarım ona yöneldi. Krizimden sonra doktor gelip tüm testler için ilgilenmiş ve gitmişti. Serpil’in yanına oturduğumda gözlerindeki endişeyi silerek kocaman gülümsedi. “Nasıl olduğunu sormadan-” Elini alnıma yaslayıp göz kırptı. “-Ateşin yoksa iyisindir.” Elini omzuma atıp yanağımı öptü. “Bu kadar zor şeyler yaşadığını bilmiyordum.” Ona hastanede kaldığımı söylemiştim ama sanırım abime bağırırken çok daha fazlası olduğunu öğrenmişti bile.
“Geçtiler.” Geçmemişlerdi. Sadece geçmişe takılı kalmak benim kişiliğime tersti.
“Bana yalan atma Yağmur. Diğerlerine ben iyiyim, güçlüyüm, sorun çıkartmam, rollerine bürünebilirsin. Bana yapma bari. İlk tanıştığımızda saç baş kavga ettik, unuttun mu? En dipten başladık. Sen mükemmel değilsin, bende değilim.”
“Geçti dememim sebebi rol yapmam değil. Geçmiş canımı yakıyor, beni parçalara ayırıyor… Yine de ona takılı kalmıyorum. Yaşadıklarıma rağmen ayaktayım. Gülmekte, ağlamakta benim seçimim. Bunlar beni güçsüzleştiren durumlar değil ki. Sadece sorun çıkaran kız kardeş olmaktan sıkıldım. Hepsi beni mutlu etmek için neler neler yapıyorken oturup geçmişle zırlayamam. Bazen, bazı anlarda, bu şekilde patlıyorum. Bu da işin nazar boncuğu olsun.” Hırkamın bileklerini çekiştirip ellerimi gizledim.
“Anlıyorum seni. Yine de orada yaşadıklarının bir kısmını bile paylaşmamak Bulut abiye haksızlık değil mi? Orada ne yaşadığını ben bile merak ediyorum Yağmur.” Omuz silktim. Geçmişi konuşmadıkça bugünüme odaklanmıştım. Bulut, nedenini açıklayıp beni geçmiş bir yılına almadan onunla paylaşıp yaralarımı kanatmaya niyetim yoktu.
“Konuyu kapatalım. Senle Enes’i konuşalım.” Kaskatı kesilirken gözlerini kaçırdı ve bakışları havuzda gezinmeye başladı. Bir sorun vardı. “Enes’le tekrar deney-”
“Sakın bana yalan söyleme.” Sözünü kestiğimde bakışları bana çevrildi. Gözleri yavaşça sulanırken gülümsedi. “Niye? Enes iyi biri olmaya çalışıyor.”
“Sana zarar mı verdi?” Gözlerim üzerinde benimki gibi uzun kollu olan hırkada gezindi. “Seni bir şeyle tehdit mi ediyor?” Başını hızla sağa sola sallayıp kahkaha attı. Samimi bir kahkaha değildi.
“Tekrar deniyoruz Yağmur.” Can’la birlikte olmuşlardı, Enes’le denemek için miydi? Hayır. Buna inanmamı bekleyemezdi.
“Çıkar hırkanı.” Gözleri bunu yapmamam için bakarken gülüşü küçüldü. “Sana zarar verdi. Onu geberteceğim. Çıkar.” Oturduğum yerden ayaklandım. Niye bunu yapıyorlardı? Niye bir kadının isteklerini görmezden geliyorlardı?
“Yağmur, sessiz ol. Duyacaklar.” Bugün yeterince sinirlerim gerilmişti. Sessizliğimi korurken pes edip hırkasını kıvırdı, kollarındaki morlukları görünce düşünebildiğim tek şey Enes’in evire çevire dayak yemesiydi. “Seni neyle tehdit ediyor?” İtiraz etmek için dudaklarını araladığında elimi kaldırdım. “Sadece Poyraz’a söyleyeceğim. Abimler duymayacak.” Omzu çökerken pes etti.
“Birkaç videomu çekmiş, eski zamanlardan kalan.” Videonun ne olduğunu sormadan anlayabiliyordum. Orospu çocuğu. “Onu daha da kızdıracaksın Yağmur. Ben halledeceğim.”
“Seni öldürene kadar boyun mu eğeceksin? Belli ki laftan ve birinin özeline saygıdan anlamıyor. Dayaktan anladığı kesin.” Bahçede öfkeyle ilerlerken peşimden gelen adım seslerini duyabiliyordum. “Yağmur dur lütfen.”
“Durmayacağım.” Kolumu tutarken bakışları bahçenin köşesine kaydı ve hızla hırkasını çekiştirdi. Bakışlarını takip edince Serkan’ı gördüm. Sigarasını söndürürken kaşları çatılmış bir şekilde bize adımlıyordu. Serpil’in titreyen elini sıkıca tuttuğumda bakışları bana döndü.
“Serkan’a anlat. O çözer.” Serkan hep çözerdi. Hastanede beni taciz eden doktorun cezasını veren de oydu, bu konuyu diğerlerinden saklayıp benimle bile konuşmadan saklayan da.
“Kolundaki morluklar nasıl oldu Serpil?” Serkan yanımıza yaklaştığında durdu. Serpil dudaklarını birbirine bastırırken konuşup olanları anlattım. Serkan başını sallayıp arkasını döndü ve bahçeden çıktı. Geri gelmesi için beklerken uzun bir süre sonra geri geldi ve koltuğa otururken üzerini değiştirmiş olduğunu gördüm. Yanına oturduğumda bana döndü.
“Fıstığım, nerede çikolatam?” Omuz silktiğimde elini iç cebine atıp çikolatasını çıkarttı ve paketi açarak ikiye böldüğü parçalardan birini bana verdi. Elinden aldığımda kendi çikolatasını büyük ısırıklarla ağzına tıktı.
“Anlatmayacak mısın?” Ağzındakileri yutana kadar uzun bir süre çiğnedikten sonra derin bir nefes aldı. “Anlatmadığımı biliyorsun. Sadece o iş tamam.”
“Öldürdün mü?” Korkuyla sorduğumda göz devirdi. “Ben kimseyi öldürmem Yağmur. Ölmekten beter ederim, tarzım bu.”
“Ne yaptın peki?” Çikolatamı ısırdığımda omuz silkti. “Sorun çözüldü. Konuşacak detayları bana kalsın. Miden kaldırmıyor şiddeti. Benim yaptıklarımı hiç kaldıramazsın.” Sesindeki tekdüzelikle geri adım atmak zorunda kaldım. Onun bana gösterdiği şirin yanından çok daha karanlık tarafları olduğunu içten içe biliyordum.
“Ne yaparsan yap benim gözümde elinde bıçak tutan civciv gibisin.” Kahkaha attığında yanağımdan makas aldı. “Kulağa iltifat gibi gelmese de iltifat olarak alacağım. Teşekkürler.” Serpil oturma odasına girdiğinde Serkan ona göz kırpıp telefonuna döndü. Bu her şey tamam demesi gibiydi. Serpil derin bir nefes alırken kocaman gülümsediğinde bakışları minnettar bir edayla bana çevrildi. Ona öpücük gönderdiğimde odadan çıktı.
“Gelelim diğer konuya.” Gözlerindeki ifade sertleşirken sessizce söyleyeceklerini bekledim. “Bana sorarsan Bulut başta köpürecek.”
“Neden bahsettiğini bilmiyorum?” Ters ters bana baktığında konuşmayı kestim. “Biliyorsun. Salağa yatma. Bulut ikinizi öğrenince korumacı yanı ortaya çıkacak. Sana zarar vermeyeceğine eminim ama Baran’dan çıkartacak hıncını.” Bizi gören oydu anlaşılan.
“Baran’ın bir suçu yok.” Serkan gözlerini kıstı. “Sonuçta ikimizde yetişkiniz Serkan.”
“Bulut için sen hala küçük kız kardeşisin. Baran’ın bence de bir suçu yok. Fırat ve Nur’a bakıyorum, en mantıksız şeyler bile mantıklı hale geliyor. Mert, Arzu tarafından terk edildiğinde ne denli parçalandı, biliyorsun. Aşk en büyük mantıksızlıktır derler. O yüzden mantıklı bir yan aramıyorum. Ama Bulut mantığı, duygularından önce gelen bir adam.”
“Baran’ı koruyacak tek bir yolum Bulut’un karşısına dikilmek olduğunu biliyorum.”
“Tersine. Baran konuşmalı. Erkekler arasında yazılı olmayan bir kural vardır. Yakınlarından, kardeşten, kuzenden…Uzak durulması gereken her kadından uzak durulur. Baran veya sen rastgele biriyle gelseniz sorun yok. Sorun onun kız kardeşine yan gözle bakması. Aslında…” İç çekti. “Ta başından beri belliydi. Baran’ın bu kadar geç duygularını ortaya dökmesinin asıl sebebi de Bulut’a olan sadakatiydi. Yani benim gözlemim bu yönde.”
“Baran, Bulut’la benim aramda kalmasın istiyorum.” Bulut onun için kardeşten farksızdı. “Kalacak. Bulut, arkasından çevrilen her bir işe öfkesiyle karşılık verir.” Omzuyla omzumu dürttü. “Yine de ben sizin yanınızdayım. Yani Baran’a vurursa Bulut’a vururum.” Göz kırptı. “Amcası olarak.” Gülüşümü genişlettim. Bu amca mevzusundan vazgeçmeyecekti ve ömür boyunca Bulut’u delirtecekti.
“Umarım Bulut, şiddete başvurmadan kabullenir.”
“İmkânsız. Senin abine ruhundan önce öfkesi verilmiş gibi.” Arkama yaslanırken kollarımı göğsümde çaprazladım. Bulut’a gerçekleri anlatmadan bu fikre sıcak bakmasını sağlamanın bir yolunu bulmalıydım. Ne kadar bu fikre alışırsa öğrendiği zaman Baran’a zarar vermeyi o kadar az düşünürdü.
“Sarışın, sana hep farklı bakıyordu. Biz onun kardeşleriydik ama sen onun ailesi gibiydin.” Bileklerindeki kalın deri bilekliği çekiştirdi. Bileğindeki yaraları gizlemek adına kullandığı ve onun bir parçası haline geldiklerini biliyordum.
“Zor şeyler yaşadı.” Başıyla onayladı. “Hepiniz zor şeyler yaşadınız.”
“Bu yüzden bizim ailemizsin. Zor şeyler yaşadığımızı idrak edip acımak yerine kıçımıza tekme vuracak kadar manyak olduğun için.” Yüzündeki samimi ifadeyle başını sağa yasladı. “Birbirimize sığınmamızı sağladığın için hepimizdeki yerin farklı.” Omzuma vurup ayaklandı. “Bir derdin olduğunda da ilk bize gelmen bize sığındığını gösterir. Bulut’a bağırırken söylediklerini o gittiği için yapmadı hiçbirimiz.”
“Biliyorum.” Alnıma bir fiske vurdu. “Bulut’un niye ortalardan kaybolduğunu sor bana.” Biliyor muydu? “Sor Yağmur.”
“Niye gitti?”
“Sebeplerinden birini biliyorum. Abinin sevdiği bir kadın vardı. Ondan hamile kalan.” Şaşkınlıkla baktığımda başını salladı. “Bulut o çocuğu istiyordu, kadında öyle.”
“Ne oldu?”
“Kadın vazgeçti ve Bulut’u bebeğe bağladığı yetmemiş gibi gitti aldırdı. Bulut bana söylemedi, parçaları ve öğrendiklerimi birleştirdim. Mehmet amcanın ölümünden birkaç gün önce olan olay bu.” Bulut’un o hafta garip davrandığını anımsıyordum. Babamın bize öğrettiği, gökyüzüne bakarak rahatlama seansını yaparken sürekli yanıma gelmişti. Tek kelime etmemişti, o gün acı çektiğini görmüştüm. Sorularıma cevap vermeden sessizce bana göstermediğini düşünerek ağlamıştı.
Göğsümde yükselen merhamet ve duygusallıkla gözlerim sulandı. Abim acısını göstermekten bile kaçınmıştı. Bulut, şu an bekar oluşunu bile bana bağlamıştı. Benim ve annemin, babamdan sonra mutlu bir hayat yaşamasına o kadar odaklanmıştı ki baba olma isteğini göz ardı etmişti.
“O kadın kim?”
“Sadece tek acı çekenin sen olmadığını bil. Bunu sana asla söylemeyecek. Tanıyorum onu. O her boktan kaçar. Yüzleşmekten de canım yandı, demekten de kaçacak. Senin kolay şeyler yaşamadığını biliyorum. Hala seninleyim, Bulut’tan önce gelen hep sensin benim için. Yine de abine zaman ver. 8 yıldır anlatamadığı yük her neyse onu boğuyor.”
“Niye benden saklıyor ki?”
“Sen, hastanede yaşadıklarını hangi nedenle saklıyorsan o sebeple saklıyordur.” Sustum. Haklıydı. Bulut’la ilişkimiz asla tek taraflı sırlarla yaralanmamıştı. Onun yokluğunda yaşadıklarımı dürüstçe ona itiraf etmemiştim bende.
“Nasıl düzelecek ki? Bulut’a yaklaşmak istediğimde kırgınlıklarım ruhumu kanatıyor.”
“O da kanıyor. Ölümden iyidir Yağmur. Acı çekmek bir yere kadar canlandırıcıdır.” Saçlarımı karıştırıp arkasını döndü ve odadan çıktı.
Acı çekmek istemiyordum.
***
Abimle yüzleşmeyi reddedip Baran’ın mesajıyla evden çıktım. Orman yoluna adımlarken karanlık beni tedirgin etmiyordu. Poyraz, Baran’la buluşmak istediğimi söylediğim için geri kalmıştı. Hamağın olduğu alana geldiğimde Baran yoktu. Telefonu kaldırıp ekrana baktım.
Ormanda buluşalım. Ben şimdi gidiyorum. Birkaç dakikaya gel.
Başka bir buluşma yerinden mi bahsediyordu? Etrafımdaki karanlıkta seçebildiğim patikalara baktım. Dolunay ormanın karanlığına tezat bir şekilde ışık saçıyordu. Sessizlik derin bir ürpertiyle sarılmama sebep olurken Baran’ın telefonunu aramaya başladım. Telefonunun sesini duyabiliyordum. Sesin geldiği yöne yürürken ormanın derinliğine doğru ilerledim. Dallar daha sıkılaşıyor, gölgeler derinleşiyordu.
“Baran?” Ormanın içerisindeki gölete yansıyan ay ışınlarının büyüsüyle adımlarımı hızlandırdım. Gölete yaklaştıkça onu gördüm. Yerde hareketsiz yatıyordu ve alnındaki kanın bulaştığı her bir alan ay ışığında parıldıyordu. Kalp atışlarım hızlanırken telefonum elimden düştü.
“Baran.” Yanına yavaşça adımlarken gözlerimi kırpıştırdım. Hayal miydi? Gerçek miydi? Ellerim titrerken onun yanına oturdum. Dikkatlice eğildiğimde ve ona dokunduğumda hissettim. Kan içindeydi ve gerçekti.
“Hayır, hayır. Gerçek olma. Hayır.” Mırıldandım, sanki fısıltım hayal görüyormuşçasına zihnimi kendine getirecekmiş gibi. Yüzünü avuçlarken çenem titremeye gözyaşlarım akmaya başladı. “Baran. Bana bak.”
Arkamda duyduğum çıtırtıyla kaskatı kesildim. Algılayamasam da tehlikede olduğumu biliyordum. Baran kanlar içindeydi ve ona bunu yapan arkamda bir yerlerdeydi. Gölete yansıyan görüntüme ek olarak arkamda hareket eden silüetle çığlık atmak için dudaklarımı araladım. Benden önce davranıp eliyle ağzımı kapattı.
“Yarım işlerden hoşlanmam.” Bu sesin kime ait olduğunu bilmiyordum. Zihnim dehşetle dolmuştu ve korkunun iliklerime kadar beni titretişi ölümden korkuşumdan değildi. Ölümden çok daha kötüsü vardı.
“Kalk bakalım.” Elimi ağzımdan çekmeden boştaki eliyle kolumdan çekiştirdi. “Lütfen yapma. Yüzünü de görmedim. Kimseye bir şey söylemem.” Eli dudaklarımdan sıyrıldığında beni gölete çektiğini fark etmiştim. Ayaklarım geri geri gitmek istese de kolumu o kadar sıkı tutuyordu ki canımın yanmasıyla korkum arasında sıkışıp kalıyordum. Göletin kenarına geldiğimizde ona bakmam için beni çevirdi.
Babamın katiliydi. “Yaşıyorsun.” Gülümsedi, boynunda yanık izleri gördüm. Oradan kurtulmuştu.
“Ölmememi mi isterdin?” Kolundan kurtulmak istediğimde parmakları sıkılaştı. “Tek başarısız işim sensin ve kıl payı ölüyordum. Başarısızlıklardan hoşlanmam.”
“Babamı öldürdün.” Başıyla onayladı. “Hedef sendin.”
“O zaman beni öldürmeliydin, beceriksiz adam.” Suratıma tokat attığında yanağımdaki sızıyı algılayamadan beni itti. Suya doğru düşerken son gördüğüm onun alaycı gülüşüydü.
Su etrafımı sararken zihnimi dolduran korku endişelerimi arttırdı. Çırpınarak suyun üzerine çıkmaya çalıştıkça endişem beni dibe çekiyordu. Karanlık suyu aydınlatan ay bile bulanık bir karanlığa bürünmüştü; çırpınışlarım batışlarımla son buluyor gibiydi.
Baran ölüyor, Yağmur. Senin yüzünden biri daha ölüyor. Ölümün bir işe yaramayacak.
Son bir güçle yukarı çıkmaya çalıştım, korkumu bastırmak sandığımdan çok daha zordu. Başım sudan çıkarken nefes almadan çığlık atmaya başladım, ta ki su beni tekrar dibe çekene kadar.
Nefes almaya ihtiyacım vardı.
Burnumu dolduran su ciğerlerime sızarken görüşüm gitgide siyah noktalarla çevrelendi.
💧
Bölüm sonrası sohbet köşesi
İnstagram: ayseilhanl / #sığınak
TikTok: ayseilhanli / #sığınak
Yeni bölümde görüşmek üzere...