Göktuğ ve kadın uzun süre boyunca birlikte olduktan sonra artık sakinleşmişlerdi ve kadın yatakta öylece uzanırken Göktuğ elinde sigarasıyla karanlığı seyrediyordu. Saatin kaç olduğundan haberi yoktu.
Kafasında pek bir şey yoktu. Ama kafasındaki düşünceler her neyse derin oldukları kesindi. Gece kadar derin ve sakindi Göktuğ. Ölü bakışları aydan yansıyan ışıkla parlıyor ve derinlere bakıyordu.
Sigarasını içine çekerken belli bile olmayacak kadar küçük bir şekilde gülümsedi ve sakince arkasına dönüp kadına baktı. Kadın tavanı izliyordu ama mutluydu. Ve bu mutluluğu yüzünden belli oluyordu.
"Ahh, bu çok can sıkıcı."
Derken kadın Göktuğ'un kendisine baktığını fark etti ve başını çevirdi.
(Kadın)-Bir şey mi oldu? Durgun görünüyorsun.
Kadın kendisiyle konuşana kadar dalgın olan Göktuğ birden derin bir nefesle kendisine geldi ve kadına cevap verdi.
(Göktuğ)-Yoruldum.
(Kadın)-Yanıma gel o zaman.
Kadın istekli bir şekilde Göktuğ'u yanına çağırdı. Göktuğ hiçbir şey söylemeden hareketlendi ve kendini kadının yanına bıraktı. Kadının yanına serildikten sonra kadın dönerek kendisine sırnaştı ve bacağını üzerine atıp onu sardı.
(Kadın)-Yorgundan çok üzgün gibisin.
(Göktuğ)-Ha?
Göktuğ kadının söylediği şeyi anlamamıştı. O yüzden tekrar etmesini istercesine suratına baktı.
(Kadın)-Yoruldum dedin ya. Yorgundan çok üzgün gibisin diyorum.
(Göktuğ)-Haha. Üzgün mü? Öyle duygulara sahip değilim. Sadece düşünüyorum.
Göktuğ gülümsedikten sonra duygularını olmadığını bir kez daha dile getirmişti.
(Kadın)-Neyi mesela? Bana istediğin şeyi anlatabilirsin bunu biliyorsun.
(Göktuğ)-Boş ver. Anlatacağım şeyler senin gibi biri için mantık taşımıyor.
Göktuğ düşüncelerinin bu kadına fazla geleceğinden emin olduğu için söyleme gereği hissetmiyordu. Ki söyleseydi bile kadını ilgilendiren bir şey yoktu. Muhtemelen bir daha Göktuğ'la görüşmezdi o kadar.
(Kadın)-İlişkimiz o kadar da derin değil ama yine de bir şeylere karşı canının sıkıldığını hissedebiliyorum. Anlatmak istersen her zaman dinlerim. Şayet anlatmak istemez de yalnızca kafa dağıtmak istersen...
Kadın Göktuğ'un elini tuttu ve göğsüne yerleştirdi.
(Kadın)-... ben yine buradayım. Sonuçta yaptığımız şey seksten çok bir kaçış. Sakinleşmek, daha dağıtmak, başka şeyler düşünmek için yaptığımız bir şey. Ve ikimizde bunun farkındayız.
(Göktuğ)-Benim için sadece zaman geçirmek aslında. Siz bundan zevk alıyorsunuz o kadar.
(Kadın)-Benimle birlikte olmaktan zevk almıyor musun yani?
Bu soruyu sorarken kadının yüzü düşmüştü.
(Göktuğ)-Zevkle neyi kast ettiğine bağlı. Sevişmek güzel. Ama temelde zaman geçirmek için kullanıyorum.
Göktuğ'un bu cevabı kadını tatmin etmemişti ama Göktuğ'un da sevişmekten zevk aldığını bilmek içine su serpmişti. Bu işten tek taraflı zevk almak istemiyordu. Partnerinin de zevk almasını istiyordu ki tekrar tekrar sevişebilsinler.
(Göktuğ)-Yarın akşam yemeğe çıkmaya ne dersin?
Kadın aniden gelen bu soru karşısında ilk önce ne diyeceğini bilememişti. Boş boş Göktuğ'un yüzüne bakakalmıştı. Bir anda oluşan bu konu değişimi kadını fazlasıyla şaşırtmıştı.
(Göktuğ)-Çok mu ani oldu?
(Kadın)-Şey, biraz...
Kadın için gerçekten ani bir soru olmuştu bu. Çok uzun zamandır evden dışarıya çıkmamıştı. Evde olup ev halinde rahat rahat takılmayı seviyordu ve çok dışarı çıkmıyor oluşunu dert etmiyordu. Evden sadece alışveriş için çıkıyordu. Yani çoğu zaman öyleydi diyelim. Artık ihtiyaçlarını eve söylüyordu.
Göktuğ yavaşça kadının yanından kalktı ve balkona çıkıp sigara paketini aldı. İçinden bir sigara çıkarıp yaktı ve yeniden yatak odasına geçerek bir sigara da kadına uzattı. Kadın sigarayı aldı ve Göktuğ kadının sigarasını da yaktı.
(Göktuğ)-Ee, ne dersin?
Göktuğ kadına bakıp gülümsedi. Kadın bu gülümseme de daha önce hissetmediği kadar büyük bir içtenlik hissetti.
(Kadın)-Olur tabii ki. Ah, ama...
Kadın oldukça mutlu görünürken bir anda durulmuştu ve Göktuğ bu ani duruşa bir anlam verememişti.
(Göktuğ)-Ne oldu?
(Kadın)-Benim elbisem yok. Uzun zamandır evden dışarı çıkmadığım için alışveriş yapmadım. Gitmesek daha iyi olacak sanırım.
Kadın bu duruma biraz üzülmüş gibi görünüyordu. Şimdi güzelce süslenemeyecekti. Bir anda yemeğe gitmekten vazgeçmişti.
(Göktuğ)-Tek derdin bu olsun. Git ve hazırlan.
(Kadın)-Yarın gidiyorduk hani?
Kadın Göktuğ'un şimdiden hareketlenmesine bir anlam verememişti. Yarın gidecekken bile elbisesi yoktu. Şimdi gidecek olurlarsa dolabında elbiseler hayat bulmayacaktı.
(Göktuğ)-Yemeğe yarın gidiyoruz zaten. Şimdi ise alışverişe gidiyoruz.
Kadın o anda durdu ve Göktuğ'un suratına boş boş bakmaya başladı. Anlamamıştı. Alışveriş ne alakaydı şimdi? Ne gerek vardı? Alınacak bir şey yoktu. Derken kadının aklı başına geldi ve Göktuğ'un neyi kast ettiğini anladı.
(Kadın)-A-ama... ama...
Kadın ne diyeceğini bilemeden susup kalmıştı. Hiç böyle bir şey beklemiyordu. Verecek bir cevap bulamamıştı. Uzun zaman sonra birisi onun yararına bir şey yapmak istemişti. Duygularını nasıl kelimelere dökeceğini bilmiyordu.
O yüzden de konuşamadı. Ve mutluluktan ağlamaya başladı. Tam o noktada da Göktuğ ağlayan biriyle ne yapacağını bilmediği için dikilmekle yetindi. Diyecek bir şeyi yoktu. Kadın ise ağlarken gidip kendisine sarıldı.
"O kadar da önemli bir şey değildi aslında. Neden bu kadar tepki verip ağladı ki?"
Empati yoksunu bir insan olduğu için aklından geçen düşünceler bu şekildeydi. Ama gerçekten de kadının neden ağladığına bir anlam verememişti. Bu kadar güzel bir kadının bu kadar basit bir şeyden ağlamasını herhangi bir şeyle bağdaştıramamıştı.
Tabii kadının geçmişinin tamamını bilmediği için bu durum normaldi. Ama yine de böyle düşüncelere girmesine gerek var mıydı tartışılır.
(Göktuğ)-Hadi gidip giyin. Gideceğimiz yer uzak zaten. Ancak varırız.
Saat daha sabahın 6'sıydı ama Göktuğ'un kadını götüreceği yer yaklaşık 2 saatlik mesafedeydi. O yüzden şimdi yola çıkarsalar mekân açılana kadar anca orada olurlardı. İlk müşteri olmaları onlar için iyiydi çünkü orası oldukça lüks bir mekandı ve günün ilerleyen saatlerinde tıklım tıklım oluyordu.
***
Arabayla iki saatlik yolu devirdikten sonra gidecekleri yere varmışlardı. Mekân daha yeni açılmış olmasına rağmen içeride 2 – 3 kişi vardı. Gerçekten fazlasıyla ünlü bir mekandı. Kadın hala biraz gergindi. Genelde erkekler onunla seksten başka bir şey yapmıyordu.
Bununla bir sorunu yoktu elbette ama o hala bir kadındı ve bu tür şeylere ilgi duyuyordu. Göktuğ'da empati yoksunu bir insan olmasına rağmen ara sıra insanları düşünebiliyordu. Tabii insanları düşündüğünden böyle yapmıyordu. Sadece o an için kadına gidip bir şeyler almak istemişti. Ama kadını bu kadar mutlu edeceğini beklemiyordu.
(Göktuğ)-Melek. Para derdin yok. Ne istersen alabilirsin.
Göktuğ gülümseyerek para sınırının olmadığını söylemişti. Melek ister istemez sevinçle dolmuş ve hemen kendine göre bir şeyler bakmaya başlamıştı. Melek kıyafetler arasında kaybolurken Göktuğ kasadaki çocuğun yanına gitti patronun nerede olduğunu sordu. Kasadaki çocuk ise Göktuğ'a kim olduğunu sordu ve Göktuğ patronunun arkadaşı olduğunu söyledi.
Kasiyer çocuk arka taraftaki odaya gitti ve çok geçmeden geri geldi.
(Kasiyer)-Hakan Bey sizi bekliyor.
Diyerek arka tarafı gösterdi. Göktuğ'da kasaya girdi ve arka taraftaki odaya girdi. Ancak giriş yapmadan hemen önce durdu ve...
(Göktuğ)-İstediğin her şeyi al bir arkadaşa bakacağım ben.
Diye Melek'e seslendi. Melek ise "Tamam aşkım." diye karşılık verdi.
Göktuğ ise cevabını aldıktan sonra kapıdan geçti. Girdiği oda oldukça lüks bir dizayna sahipti. Kırmızı deri koltuklar, gümüş işlemeli duvar motifleri ve dahası. Ve odanın ortasında takım elbiseli yakışıklı bir adam.
(Hakan)-Göktuğ, hoş geldin yavrum.
Hakan Göktuğ'u kollarını açarak karşıladı. Uzun zamandır görmediği arkadaşını gördüğü için mutlu olmuştu.
(Göktuğ)-N'aber?
(Hakan)-Ben iyim oğlum. İşler tıkırında. Seni sormalı asıl. Nerelerdesin ne zamandır?
(Göktuğ)-Bildiğin gibi.
(Hakan)-Bilmez miyim? Ama şaşırdım doğrusu. İlk kez buraya bir kadın getirdin.
(Göktuğ)-Bu seferlik böyle oldu bakalım.
(Hakan)-Geç otur. Ne içersin? Eskilerden devam mı?
(Göktuğ)-Getir sen. Ne varsa içeriz.
(Hakan)-Viski açıyorum o zaman.
(Göktuğ)-Gönder gelsin.
Göktuğ'un morali düzelmiş gibi görünüyordu. Her zaman ki sakinliği yoktu. Biraz mutlu bir görüntüsü vardı. Sanırım Göktuğ gibi biri bile güzel arkadaşlıklar kurabiliyor.
Hakan viskileri hazırlarken kasada duran çocuğa seslendi.
(Hakan)-Oğlum. Bak buraya.
(Kasiyer)-Buyurun efendim.
(Hakan)-Göktuğ abinizin yanında gelen hanımefendi ne alırsa para almıyorsunuz anlaşıldı mı? Hepsi hediyemdir.
(Kasiyer)-Anlaşıldı efendim.
(Göktuğ)-Parasını verirdim lan ne olacak?
(Hakan)-Konuşma lan. Birde senden para mı alacağım? Bütün kıyafetleri topla götür ses etmem.
Hakan'la Göktuğ'un arasındaki arkadaşlık oldukça eskiye dayanıyordu. O yüzden bu tür şeyler konusunda her zaman birbirlerini desteklerlerdi.
(Hakan)-Ee nasıl gidiyor? Eskiye göre daha durgun görünüyorsun.
Hakan elindeki viskiyi Göktuğ'a uzatırken sorusunu sormuştu.
(Göktuğ)-Şu ara işler yarak gibi. Hiçbir şeye keyfim yok. Avare gibi kadınların arasında dolanıp duruyorum. Arada can sıkanlar olursa kavga falan oluyor o kadar.
Göktuğ eskiden şu anki hayatına göre biraz daha aktifti. Birini öldüresiye dövüp denetimli serbestlik alana kadar sağa sola sataşarak gününü eğlenceli hale getiriyordu ama artık ya evde oturuyor ya da kadınlarda kalıyordu. Bunlar dışında yaptığı hiçbir şey yoktu. Denetimli serbestliği bitene kadar başka çaresi yoktu.
(Hakan)-Ailenle aran düzeldi mi peki?
(Göktuğ)-Hayır. Gerekte yok. Boş işler yapıyorlar. Ebeveyn olmak için yeterli değiller. Neyse, sen siktir et şimdi onları. İşler nasıl gidiyor onu söyle.
(Hakan)-İşler iyi oğlum. Yurt dışına açılmak için hazırlık yapıyorum şimdi. İtalya da bir firmayla anlaştım. İlk mekânı İtalya'da açacağım. Ha birde İtalya demişken. İtalya'da bir ton kumaş getirdim. Seninle hanımefendiye birer takım diktirelim.
Göktuğ Hakan'la uzaklaştığı dönemde Hakan işleri oldukça büyütmüştü. İlk başta normal bir giyim mağazasıyla başlamıştı. Şimdi ise işleri büyütmüş ve giyimle ilgili her şeyi satan bir yer olarak zenginlerin uğrak noktası haline gelmişti. Yakın zamanda da yurt dışına açılacaktı.
(Göktuğ)-Ben istemem takım falan. Ama Melek'e sorabiliriz.
Göktuğ Melek'i çağırmak için elini kaldırdı ve Melek onu görünce mutlu bir şekilde sallanarak yanına gitti. Elinde tuttuğu iki parça kıyafetle yanlarına geldi. Göktuğ iki paça kıyafeti görünce söyleyeceği şeyden önce başka bir şey sormaya karar verdi.
(Göktuğ)-Neden 2 parça kıyafet aldın?
Göktuğ'un sorusuyla birlikte Melek başını eğdi. Nedense söylemek istemiyor gibi görünüyordu. Ama alçak bir ses tonuyla konuşmayı başardı.
(Melek)-Çünkü...
Kendisini çekinmekten alıkoyamıyordu.
(Melek)-Çok para harcamanı istemiyorum.
Göktuğ bu sözlerden nedensiz bir gülme isteği hissetti ama gülmedi. Elini Melek'in başına koydu ve...
(Göktuğ)-Hadi ama. Para sınırın yok dedim. Çekingen davranmana gerek yok.
Melek Göktuğ bu derece rahat olduğunu gördüğünde rahatladı ve çekingenliğinden vazgeçerek alışverişine devam etti. Aynı anda da Hakan çalışanlarından birine seslendi.
(Hakan)-Kızım. Bak buraya bir.
(Çalışan)-Buyurun efendim.
(Hakan)-Melek hanımın ölçülerini alın ve yeni getirdiğimiz kumaşlardan elbiseler diktirin.
Hakan Göktuğ'a döndü.
(Hakan)-Elbiseler bitince sana yollarım. Hala aynı adreste misin?
(Göktuğ)-Evet.
İkili kendi aralarında konuşmaya devam ederken Melek'in ölçüleri alınmaya başlamıştı.
(Hakan)-Seni başkalarına karşı bu kadar iyi görmek zordur. Hayırdır? Ondan hoşlanıyor musun?
(Göktuğ)-İnsanlardan hoşlanacak tipte biri olmadığımı biliyorsun.
(Hakan)-Biliyorum. Ama yine de ona karşı beklenmedik şekilde iyisin. Ki buraya ilk defa bir kadınla birlikte geliyorsun.
(Göktuğ)-Çocuğu olmadığı için ailesi tarafından dışlanmış.
(Hakan)-Senden böyle düşünceler çıkacağını düşünmezdim. Zaman her şeyi değiştiriyor demek ki.
(Göktuğ)-Bilmem. Değiştiğimi sanmıyorum. Sadece onu ve birkaç kadını daha sürekli gördüğümden dolayı onlarla empati yapabiliyorum. Ama haklısın. Bu davranışlar benim için çok garip.
Göktuğ neden bu şekilde davrandığını gerçekten bilmiyordu. İnsanlara değer vermeye başlayıp başlamadığını bilmiyordu. Bu durumdan memnun olup olmadığını da bilmiyordu. Sadece o an içinden ne geliyorsa onu yapıyordu ve o an için Melek'in buna ihtiyacı olduğunu düşünmüştü.
(Hakan)-Empati yapmaya çalışıyorsun diyelim. Seninki genelde empati olmuyor da. Ama, bunu kendine adına iyi bir gelişme olarak kabul edebilirsin.
(Göktuğ)-Aman ne güzel.
Göktuğ bunları umursamıyordu. İyi bir şey olup olmaması da umurunda değildi. Sadece içinden böyle geldiği için böyle yapmıştı.
Aradan yarım saat kadar geçtikten sonra Melek istediği şeyleri almıştı. Ölçüleri de alınmıştı. Şu anda sadece Göktuğ'la birlikte eve gitmeleri kalmıştı. Göktuğ'un yaptığı bu şeyler onu biraz daha arzulamasına sebep olmuştu.
Gerekli hazırlıklarını yapıp ayrılmak için hareketlendiler ve Hakan onlara kapıya kadar eşlik etti.
(Melek)-Yardımlarınız için teşekkür ederim.
(Hakan)-Her zaman Melek Hanım.
(Göktuğ)-Biz gidiyoruz o zaman. Bir daha ne zaman görüşürüz bilmiyorum gerçi.
(Hakan)-Biliyorsun ki hiç umurumda değil. Kapım her zaman açık. İstersen yarın istersen 10 yıl sonra.
(Göktuğ)-Beni sevmediğini söylemek için güzel bir yol.
(Hakan)-En azından akıllısın.
Hakan ve Göktuğ küçük şakalaşmalarının ardından sarıldılar ve...
(Hakan)-Seni görmek güzeldi dostum.
(Göktuğ)-Seni de öyle.
(??)-Vay vay vay. Meşhur Göktuğ Bey buradaymış.
Tam oradan ayrılacaklardı ki arka taraftan bir ses geldi ve Göktuğ durdu. Ve yavaşça arkasına döndü.
(Hakan)-Hayır ya. Şimdi mi?
(??)-Şimdi şimdi.
Göktuğ'a seslenen kişi elinde metal bir sopa tutuyordu ve arkasında 9 kişi daha vardı. Yani tam 10 kişilerdi ve niyetlerinin iyi olmadığı belliydi.
(??)-Seni yeniden görmek güzel.
(Göktuğ)-Seni de öyle piç kurusu. Abinin sikik kolu iyileşti mi?
Göktuğ çocuğu görünce nedensiz bir gülümsemeye başladı ve sinir bozucu bir soru sordu.
(Göktuğ)-Melek. Hakan'ın arkasına geç.
(??)-Demek yanında bir kadın getirdin ha? Senden beklenmedik şeyler.
(Göktuğ)-Ablan olacak o orospuyu siktiğim için hala sinirli misin?
Göktuğ çocuğu kışkırtmaya çalışıyor gibiydi.
(Melek)-Neler oluyor? Kim bu adamlar?
(Hakan)-Göktuğ ve ben eskiden biraz hırçındık diyelim. Ve ne var ki bu kötü bir eşleşme.
Hakan sakince Melek'in önüne geçmişti.
(Melek)-Göktuğ'a yardım etmeyecek misin? Boş ver beni.
Hakan Melek'in bu sözleri karşısında gülmeden edemedi.
(Hakan)-Hahaha. Beni yanlış anladın sanırım. Evet bu kötü bir eşleşme. Ama onlar için. 10 kişiyle Göktuğ'u durduramazlar.
(??)-Fazla konuşma Göktuğ! Ablamın yaptığı bokluğun ne olduğunu iyi biliyorum. Ama sen abimin kolunu kırdın! Beni defalarca dövdün. Abim senin yüzünden resim yapma hayallerine veda etmek zorunda kaldı.
(Göktuğ)-Bıçakla üzerime koştuğunda bunu bilmeliydin. Seni onlarca kez dövmeme rağmen akıllanmadın. Şimdi abini sakatladığım için bana kızabilir misin? Gerçi, kızsan da sikimde değil! Yarağıma kadar yolunuz var!
Göktuğ hiç olmadığı kadar mutlu görünüyordu.
(Göktuğ)-Baksana Hakan.
(Hakan)-Efendim.
(Göktuğ)-Takım elbise teklifin hala geçerli mi?
(Hakan)-Elbette. Ama, niye ki?
(Göktuğ)-İşim bittiğinde üzerimdekiler kanla yıkanmış olacakta, giyecek yeni şeylere ihtiyacım olacak.
(??)-Kibrin sonun olacak Göktuğ!
(Göktuğ)-A öyle mi? Bunu en son duyduğumda, birkaç kişi hastanelik olmuştu ve bilirsin, malın birini bıçakla rehin almıştım. Yani sadece işini yap. Bu arada. Hey Melek. Bundan sonrası için gözlerini kapatman gerekebilir.
Melek Göktuğ'dan gelen bu isteği anlamamıştı. Pekâlâ bir kavga olacaktı ama Melek neden gözlerini kapatmalıydı?
(Göktuğ)-Çünkü biraz eğlenmek üzereyim!
(??)-Dayak yemeden öncesi için kadınını uyarıyorsun ha? Güzel! Ama bir işe yaramayacak! Kadınının önünde seni ezeceğim!!!
Diye bağırdı ve en önde kendisi olacak şekilde 10 kişi birden harekete geçtiler.
(Melek)-Hakan yardım et!
Melek Hakan'dan Göktuğ'a yardım etmesini istedi ama Hakan yerinden bile kıpırdamadı. Hatta...
(Hakan)-Hoy! Dükkanımın camında kimsenin kanını görmek istemiyorum tamam mı? Özel cam onlar.
(Melek)-Konumuz bu mu lan şimdi!?
Melek ister istemez Hakan'ın bu sözlerine sinirlenmişti. Sonuçta Göktuğ 10 kişinin arasında kalmıştı ve en yakında arkadaşı yardım için hiçbir şey yapmıyordu.
(Hakan)-Biraz rahat olur musun? Bu civarda Göktuğ'la baş edebilecek kimse yok. Göktuğ'un sadece sana karşı olan iyi tarafını gördün. Göktuğ'un nasıl birisi olduğuna dair hiçbir fikrin yok. O yüzden rahat ol.
Herkes Göktuğ'un üzerine koşarken Göktuğ'da ileri atıldı ve sağlam bir tekmeyle en önde gelen kişiyi yere devirdi. Çocuk yere devrildikten sonra 2 kişi ona takılıp düştü. Göktuğ ise ağır bir yumruk darbesiyle az önce kendisiyle konuşan çocuğu geri fırlattı.
Fakat tam o anda kafasına arkadan bir darbe aldı. Melek darbeden hemen önce gözlerini kapatmışken Göktuğ kafasına metal sopayla vuran çocuğa bakıyordu. Çocuk ise Göktuğ'un kafasında ezilen metal sopaya.
(Çocuk)-Siktir! Metal lan bu!
Bu gerçekten beklenmedik olmuştu ama önemli değildi. Metal sopa ise ortasından bükülmüş ve neredeyse ikiye ayrılacak kadar hasar almıştı. Çocuk şaşkınlık ve korkuyla bakışlarını Göktuğ'a çevirirken suratına yediği sağlam bir yumrukla birlikte havalandı ve yüz üstü yere çakıldı.
Kendisiyle konuşan çocuk üzerine atıldı ve sopasını salladı. Göktuğ sopayı koluyla savuşturdu. Sopayı durdurduktan sonra gerildi ve sol dirseğiyle çocuğun suratına ağır bir darbe indirdi. Çocuk geri adım attı ama arkasında 3 kişi birden Göktuğ'a saldırdı. 3'üde sopayla Göktuğ'a vurmaya başladılar.
Göktuğ ise kendini savunmaya başladı. Ama küçük bir sorunu vardı. Kendisini savunmaya geçtiği için diğerlerinin kalkmasına zaman tanımış oldu ve bir anda etrafı sarıldı. Şu anda tam 10 kişiden sopayla dayak yiyordu.
Hepsi sopayla onu hırpalarken birisi bacağını çekti ve yere düşmesini sağladı. Göktuğ yüz üst yere düştü ve Melek o sahneyi görünce kafasını çevirdi. Göktuğ'un dayak yemesine dayanamıyordu. Bunu gören Hakan ise...
(Hakan)-Melek. Korkmanı anlıyorum ama inan bana Göktuğ şu an çok rahat. Zamanında o piçle birlikte 40 kişiyi darmaduman etmişliğimiz bile var.
(Melek)-Yine de, 10 kişi fazla değil mi?
(Hakan)-Aslına bakarsan evet. Ama Göktuğ gibi şiddet bağımlısı manyağın teki bunu umursamayacaktır. Baksana. Harekete geçiyor.
Hakan'ın sözlerinden sonra Melek istemeye istemeye Göktuğ'un olduğu tarafa doğru baktı ve Göktuğ'un çocuklardan birinin bacağını tuttuğunu gördü ve Göktuğ çocuğu kendine doğru çekip yere düşmesini sağladı.
Düşen çocuğun hemen yanındaki arkadaşı onu tutmak için Göktuğ'a vurmayı bıraktı ve hata yapmış oldu. Göktuğ direkt olarak onu da bacağından tutup çekti ve düşmesini sağladı. Sonra da ani bir hareketle düşen çocuklardan birisinin demir sopasını alıp hemen önündeki 3 kişinin dizlerine vurdu.
Çocuklar acıyla inledi ve o arada Göktuğ ayağa kalkacak vakti bularak hemen dikildi. Fakat tam o anda kafasının arkasına aşırı sert bir darbe alarak sendeledi.
(Çocuk)-Şimdi siktim belanı! Abimin kolunu tüm kemiklerinle ödeyeceksin!
Göktuğ'un kafasına vuran çocuk bağırdı ve sopasını Göktuğ'un kafasını indirip onu bayıltmak üzere havaya kaldırdı. Ama Göktuğ o anda geri dönerek elindeki sopayla çocuğun çenesine vurdu ve çenesini paramparça etti.
Çocuk birkaç dişinin düşmesiyle birlikte dizleri üzerine çöktü ve acı içinde çığlık attı. O anda Hakan elini Melek'in yüzüne koyup gözlerini kapattı.
(Melek)-Ne yapıyorsun?
(Hakan)-Güven bana. Bundan sonrasını görmek Göktuğ'la ilgili düşüncelerini değiştirecektir.
Göktuğ dizlerine üzerine çöken çocuğun suratına bir tekme attı ve bağırdı.
(Göktuğ)-Gerçekten beni dövebileceğini düşündün mü lan yarak çuvalı! O sikik suratını ablanın amından daha sulu hale getireceğim! Sonra da orospuluk olsun diye iki kolunu kırıp annene postalayacağım! Abin de hiçbir sik yapamadan yarak gibi dikilip ağlamakla yetinecek!
Göktuğ'un sözleri bile Melek'in o sahneyi görmek istememesine neden olmuştu. Ama Göktuğ önce o çocuğu halletmek yerine diğerlerine yönelmişti. Giysileri kan içindeydi ve suratı da kanla kaplıydı. Ama o tıpkı aç bir köpek gibiydi. Tek farkı gülümsüyor olmasıydı.
Kaçmaya çalışan diğerlerinden birini yakaladı ve boğazından tutup havaya kaldırdı.
(Hakan)-Göktuğ sakın! Aklından bile geçirme!
Göktuğ hızlıca döndü ve boğazından tuttuğu çocuğu Hakan'ın dükkanının camına fırlattı. Cam paramparça olurken çocuğun her tarafı kesiklerle doldu ve bayıldı.
(Hakan)-Amına koyduğumun manyağı. Camı kırma demedim mi lan ben sana!?
Hakan'ın cama atılanı değil de camı önemsemiş olması Melek için mantıksız bir durum olmuştu. Ama bu sayede Hakan elini gözlerinden çekmişti ve artık olan bitene bakabilecekti. Tabii bu fikrinden çabucak geri döndü çünkü çenesi parçalanan çocuğu gördü.
Bu sefer kendi elleriyle gözlerini kapattı. Ama yine dayanamayıp küçük bir aralık bıraktı. O sırada da Göktuğ'un koştuğunu gördü. Göktuğ kaçan iki kişinin peşinden koşuyordu. Ve inanılmaz hızlıydı. Elindeki sopayı fırlatıp çocuklardan birinin düşmesini sağladı. Sonra da ani bir deparla diğer çocuğa yetişti ve suratına yumruğu patlatıp taklalar atmasını sağladı.
İkisini de enselerinden tuttu ve sürükleyerek geri getirdi. Sonra da yavaş yavaş tüm çocukları dövdü ve hareket edemeyecek hale getirdi. Sonra da asıl hedefine geçti. Yerdeki sopalardan birini aldı ve çocuğun önüne geçti. Suratına bir tekme atıp sırt üstü yere çakılmasını sağladıktan sonra direkt olarak diz kapağına sopayla vurdu ve kemik sesi yankılandı. Tabii çocuğun acı dolu çığlığı da.
Sonra da dediğini yapmak üzere çocuğun kollarına yöneldi. O anda Hakan araya girdi ve sopayı Göktuğ'un elinden aldı.
(Hakan)-Sakinleş. Herkes bizi izliyor.
(Göktuğ)-Sopayı ver yoksa seni de parçalarım.
(Hakan)-Onu o kadar kolay yapamayacağını biliyorsun. Yeter dedim. Çenesini kırdın zaten.
(Göktuğ)-Tch!
Göktuğ yumruklarını sallayarak üstlerine bulaşan fazla kanı yere attı ve Hakan'ın dükkanına girdi.
(Hakan)-Bayanlar ve baylar. Burada gördüklerinizi kimseye bahsetmeyeceğinizi düşünüyorum. Yoksa başınız fena derde girer.
***
Göktuğ'la olan dövüşten sonra bayılmamış olanlar diğerlerini alıp orayı hızlıca terk etmişlerdi.
(Hakan)-Huff. Bu bayağı heyecanlıydı ha?
(Göktuğ)-Konuşma da içecek bir şeyler ver. Kafam sikiliyor.
(Hakan)-Hay hay. Amma uğraştırıcısın.
(Melek)-Hastaneye gitmemize gerek olmadığına emin misin? Kafanda metal sopa ezdiler.
(Göktuğ)-Ondan sonra da ifade için karakola gidip o komiser bozuntusuyla mı karşılaşayım, hayatta olmaz.
(Hakan)-O komiser hala vazgeçmedi mi senden?
(Göktuğ)-Hayır. Tepeme çökmek için yanlış bir şey yapmamı bekliyor.
(Melek)-Ama gerçekten, böyle bir tarafın olduğunu bilmiyordum. Tamam sinirli bir insansın ama...
(Göktuğ)-Siktir et. İlişkiyi burada bitirebilirsin.
Göktuğ yaptığı onca şeyden sonra Melek kendisiyle konuşmazsa çokta önemsemezdi. Zaten umurunda da değildi. Melek'in varlığı biraz hoşuna gidiyor olsa da yokluğu önemli değildi. Göktuğ giden ya da kalan insanlara takılmıyordu. Onlar sadece seçim yapan insanlardı o kadar. Ve Göktuğ insanların seçimlerini sorgulayabilecek son kişi bile değildi.
(Melek)-Şey, aslında gördüklerimden sonra seninle bir daha görüşmemek en iyi seçenek olurdu. Ama...
(Göktuğ)-Ama sevişmek istediğin için görüşmek istiyorsun.
Melek Hakan orada olduğu için utanarak yüzünü gizlemişti.
(Hakan)-Benim yanımda rahat olabilirsin. Kadınlar konusunda Göktuğ'dan daha iyiyim.
(Göktuğ)-Siktir amcık.
(Hakan)-Sen siktir lan! Yalan mı?
(Melek)-Ah, aklıma gelmişken. O çocuklar polise giderse ne yapacaksınız?
Hakan ve Göktuğ atışırken Melek aniden kafasını kaldırmış ve bu soruyu ortaya atmıştı. Eğer Göktuğ denetimli serbestlikteyse ve o çocuklar polise giderse Göktuğ'u yakaladıkları yerde hapse atarlardı.
(Hakan)-Merak etme. Polise falan gidemezler. O piçlerin her biri en azından 3 farklı suçtan aranıyordur. Polise gittikleri an enselenirler. Yani hiçbir sorun olmayacak. Zaten bir daha buraya gelme cesaretini bile göstermezler.
(Melek)-Eskiden gerçekten sürekli kavga ediyor muydunuz peki?
(Hakan)-Elbette. İkimiz birlikte yüzlerce kavgaya girmişizdir. Tabii ben genelde dayak yerdim ama olsun. Sonuç olarak beraberdik.
(Melek)-Göktuğ'un kavgacı olduğunu her zaman düşünmüştüm ama bu kadar delirebiliyor olması biraz korkunç.
(Hakan)-Aslına bakarsan Göktuğ oldukça sakindi bugün. İnan bana onu delirmişken görmek istemezsin.
(Göktuğ)-ben giyecek bir şey almaya gidiyorum.
Göktuğ ayağa kalkarken üzerindeki tişörtlü çıkardı ve erkek kıyafetlerinin olduğu tarafa doğru hareketlendi.
(Melek)-İsteyeceğimi de sanmıyorum. Onunla birlikte olmak fazlasıyla yeterli.
(Hakan)-Fazlasına ihtiyacın yok.
(Melek)-Şey, ona bir şeyler almak istesem ne alabilirim? Buna bir karşılık vermem gerekli gibi hissediyorum.
(Hakan)-Bir şey almana gerek yok. O sadece kadınlarla birlikte olup içki içmeyi seviyor. Başka sevdiği hiçbir şey yok. Kavga da var tabii.
Hakan son cümlesini söylerken gülümsemişti.
(Hakan)-Her neyse. Sen Göktuğ'un yanına git. Bende cam için birilerini arayacağım.
Dedi ve sandalyeden kalkarak telefonunu cebinden çıkardı. Melek'te Göktuğ'un yanına doğru hareketlendi.