İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 8 · 14 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 8

Bölüm-8 Her İnsan Sevgiyi Hak Etmez

Göktuğ masaya delik açtığını görünce masaya küfrederek ayağa kalktı.

(Göktuğ)-Saçmalık amına koyayım. Bir masa yapmayı bile beceremiyorlar!

(Hayal)-Masa önemli değil bebeğim. Önemli olan sensin.

(Göktuğ)-Beni karıştırma. Ve çeneni kapat. Hala sana sinirliyim. Bir daha işime burnunu sokarsan bir daha beni göremezsin. İşime karışacak insanlara ihtiyacım yok.

Göktuğ hayatında birinin olup olmamasını biraz bile umursamıyordu. Eğer bir şeyle uğraşıyorsa ve bir şey yolunu kapatıyorsa onu yolundan çekerdi. Birini sevip sevmemesi önemli değildi. Zaten herhangi bir duyguya sahip olmadığı için hayatından insanları çıkartmak onun için zor olmuyordu.

Eğer duyguları olsaydı ve kapısına köpek olacak kadar birine aşık bile olsaydı tek yanlışında ondan tamamen kopabilirdi. Göktuğ böyle biriydi. Duygularının bir önemi yoktu. Elde etmek istediği şeyi elde edene kadar kendinin ya da çevresindekilerin ne hissettiği biraz bile umurunda olmuyordu. Ne hisleri, ne de hayatları...

Hayal o sözlerden sonra canı sıkılmış bir şekilde masanın diğer tarafına geçmiş ve bir sigara yakmıştı.

(Hayal)-Biliyor musun bazen seninle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Senin gibi bir insan bir lanet gibi. Etrafına yalnızca kaos saçan bir lanet.

(Göktuğ)-Bunu yeni fark ediyorsan aptallığına üzülebilirsin.

(Hayal)-Ama seni seviyorum. Sana aşık değilim. Sadece seninle sevişmeyi ve yanında olmayı seviyorum. Sinir bozucu ve korkunç birisi olsan da bazı şeylerde iyisin. Harika sevişmen dışında sözünün erisin mesela.

(Göktuğ)-Söylediğim şeyi yapana kadar devam ederim. Yaptıktan sonra da sikime takmam ve yoluma bakarım. Bak. Hayatımın hiçbir anında herhangi bir duyguya sahip olmadım ve olmayacağım. Seninle ve diğerleriyle sevişmemin tek sebebi zaman geçirmek. Sevişmekten zevk almıyorum. Kaos saçan bir lanet değilim. Karamsar bir kaos yuvasıyım o kadar. Benimle ilgili bilmen gereken tek şey iyi sevişebiliyor olmamdı ama sen daha fazlasına dahil oldun. O yüzden benimle ilgili daha fazla şeyi görebiliyorsun. Ama hatırlatmak isterim ki sana bunu daha en başında söylemiştim. Hayatımın ölmek ve öldürmekle geçtiğini sana söylemiştim. Ve sen buna aldırmadın. Aptalın tekisin.

Göktuğ belki de hayatında ilk defa bu kadar uzun konuşuyordu. Duygusuz suratı ve buzul sesi bu konuşmayı dramatik yapmıyordu. Dışarıdan bakıldığında sadece konuşmak için konuşuyor gibi görünüyordu.

(Hayal)-Aptal olabilirim. Ama seninde biraz sevgiye ihtiyacın olduğunu bilecek kadar akıllıyım. Her insan sevgiyi hak eder.

(Göktuğ)-Her insan sevgiyi hak etmez Hayal. Bu sadece sizin gibi aptal insanların dünyada yaşanan olaylara ses çıkarmaması için kafanıza empoze edilmiş sikik bir düşünce o kadar. Bir seri katili sevgiyle iyileştirebileceğini düşünüyor musun? Hayal kurmaktan vazgeç. Şiddet her zaman doğru şeydi ve öyle de kalacak. Bir insanı uyarırsan yaptığı şeyi bırakmaz ama yüzüne yumruğu geçirip dişlerini dökersen bir daha o işe kalkışmaz. Ve seni açıkça uyarıyorum.

Göktuğ işaret parmağını Hayal'e uzattı ve soğuk bakışlarını üzerine dikti.

(Göktuğ)-Bir daha işime karışma. Birini öldürsem bile. Sadece beni tanımadığını söyle ve oradan defol.

***

Aradan birkaç gün geçmişti ve ortalık biraz yatışmıştı. Göktuğ uzun bir aradan sonra evine dönmüş ve tek başına kaldığı dairesine giriş yapmıştı. Kaç gündür dairesine gelmediği için etraf toz içindeydi. O yüzden de Göktuğ hiç beklemeden evi temizlemeye başladı ve birkaç saat içinde tüm evi tertemiz etti.

Evi temizledikten sonra mutfağa gidip dolaptan cips kola ve birkaç tuzlu şey daha aldıktan sonra oturma odasına geçti ve lanet televizyonun başına geçerek ayaklarını sehpaya uzattı.

(Göktuğ)-Birkaç gün dinlensem iyi olacak. Siktiğimin aptalları çok kafa açtılar. Ahh, o gün kendi kafama da bir el sıkmalıydım.

Dedi ve kumandayı eline alarak televizyonu açtı.

O kadar yorgun hissediyordu ki biri aradığında yanına bile gitmeyecekti. Kaç gün evde kalır bilmiyordu ama evde kaldığı süre boyunca sadece tembellik edecek ve televizyon izleyecekti. Ara sıra da bilgisayar başına geçip oyun falan oynardı belki.

Kafasında çok bir plan yoktu. Boş boş vakit geçirecekti işte.

Birkaç saat boyunca televizyon karşısında vakit geçirdikten sonra yavaş yavaş uyuklamaya başlamıştı ve televizyonu kapatıp arkasına yaslanmıştı. Normalde uyuması için çok erkendi ama vücudunda birikmiş olan yorgunluk artık dayanılmaz bir seviyeye gelmişti.

Zaten elinin ağrısı yüzünden bir süre uykusuz gezmişti. Hatta geçtiğimiz 2 günde toplam 4 saat kadar uyumuştu ve uyanık kalmak için gün içinde 10 fincana kadar kahve içmeye başlamıştı. İnadı yüzünden elini diktirmek için hastaneye gitmemişti. Hayal'in yaptığı sargıyla duruyordu. O yüzden de eli ağrımaya devam ediyordu.

Ama artık yorgunluğu öyle bir seviyeye gelmişti ki elinin ağrısını bile unutmuştu.

Gözleri hafiften kapanmaya başlamış ve başı düşmüştü. Uykuya dalmak üzereydi. Derken telefon çaldı. Gözleri bir anda patlayan müziğin sesiyle açıldı ve sert bir bakışla duvara odaklandı. Muhtemelen içinden küfür ediyordu.

Sonra yavaşça telefona uzandı ve telefonu eline aldığı ilk an duvara fırlatıp paramparça etmek istedi. Ama bu harekete girişmedi ve telefonu açtı.

-Ne var?

...

-Yanına mı geleyim?

...

-Hiç havamda değilim. Bu seferlik pas geçelim.

...

-Ne kadar mı sürer. 4 – 5 gün boyunca evde kalmayı planlıyorum. Yorgunum.

...

-4 – 5 gün çok mu? Bununla bir sıkıntın mı var?

...

-Yok değil mi? Bende öyle düşünmüştüm. 5 gün sonra görüşürüz.

Göktuğ telefonu kapattıktan sonra sessize alıp kenara fırlattı ve yeniden gözlerini kapattı.

***

Göktuğ kendisini eve kapatmışken diğerleri için hayat ilerlemeye devam ediyordu. Bilge hala amaçsızca evde vakit geçiriyor, Berke depresyonuyla uğraşıyor ve Azat ise Cennet'le vakit geçiriyordu. Aralarında en iyi durumda olan kişi Azat'tı.

Hatta şu anda Azat olabilecek en iyi durumdaydı bile diyebiliriz. Cennet'le birlikte kendi evindeydi ve televizyon izliyorlardı. Cennet ara sıra Azat'ı öpüyor ve dikkatini televizyondan kendi üzerine çekiyordu.

Birkaç sefer bu şekilde yaptıktan sonra Cennet daha fazla basit öpücüklerle uğraşmak istemedi ve Azat'ın kucağına çıktı. Azat hiç beklemeden Cennet'in kalçalarını kavradı ve...

(Azat)-Bu akşam son olduğu için mi bu kadar hareketlisin?

Cennet'in verdiği para 1 haftalıktı ve bugün son gündü. O yüzden de Azat Cennet'in bu aktifliğini buna yormuştu. Fakat Cennet'ten bir cevap beklerken aldığı bir öpücükle sustu ve Cennet kucağından kalktı.

Odadan çıktı ve kapıya doğru yönelerek ceketini yerinden aldı. İç cebine uzandı ve bir miktar para çıkardı. Sonra da ceketini yerine koydu. Yeniden odaya döndü ve Azat'ın karşısına geçerek tişörtünü çıkardı.

Elinde tuttuğu parayı göğüslerinin arasında yerleştirdi ve yeniden Azat'ın kucağına oturdu. Burnunu Azat'ın burnuna yasladı ve şehvetli bir ses tonuyla...

(Cennet)-Son akşamımız olduğunu kim söyledi? 1 ay daha sana Cennet'i sunacağım.

Minik bir kelime oyunuyla birlikte Azat'ın kalp atışlarını hızlandırmayı başardı.

(Azat)-Sen... gerçekten beni azdırıyorsun.

Basit bir şekilde Cennet'in şehvetine kapılan Azat paraları yerinden alıp kenara bıraktı ve "Cennet'ini" belinden tutarak kendisine çekti.

(Azat)-Sanırım benimde sana bir ödeme yapmam gerekli.

Azat gözlerini Cennet'in gözlerine dikti ve...

(Azat)-Ödeme için bedenime ne dersin?

Cennet dudaklarını yaladı ve cevabını Azat'ın dudaklarına yapışarak vermeyi tercih etti.

***

Berke son 4 dakikadır evin her yerinde sigara arıyordu fakat hiçbir yerde 1 dal bile sigara bulamıyordu. Sigarasının bitmiş olabileceğini aklına bile getirmiyordu. Sigarası evde bir yerdeydi. Sadece kendisinden saklanıyordu.

Sigarasının bitmiş olmasını istemiyordu. Evden çıkıp herhangi bir şekilde dışarıya adım atmak istemiyordu. O yüzden de aptalca düşüncelerle evde kalmaya çalışıyordu. Eskiden her gün kahve ve sigarayla güneşi selamlayan çocuk artık perdelerini açmaya bile çalışmıyordu. Bir vampir gibi tüm gün karanlıkta oturuyor ve tembellik ediyordu.

Depresyon, onu karanlık zincirlerle evin derinlerine bağlamıştı ve hiçbir şey yapmamanın getirdiği rahatlık hissiyle ruhunu dolduruyordu.

Ruhu doldukça Berke daha fazla eve bağlanıyor ve kendisini soyutluyordu. Soyutlandıkça da kendi varlığını bile unutup farkında bile olmadan içine girdiği küçük hayal dünyasına yerleşiyordu. Orası rahattı. Sevdiği her şey vardı.

Müzik, spor, sigara ve dahası. Berke'nin sevdiği ne varsa o dünyadaydı. Ama o dünya sadece görünüşte güzeldi. O dünyanın hemen alt tarafı bir savaş alanı gibiydi ve her taraf karanlıktı. Binalar yıkık ve sokaklar dağınık. Her şey sonuna kadar altüst olmuş haldeydi.

Ama sanırım buna bir şey demek yanlış olurdu. Güzelce yetiştirilip çocukluğu boyunca çevresinde güzel insanlar olmuş narin bir insandı Berke. Hayatı boyunca neredeyse hiç kötü söz duymamıştı. Kendisi hiç aşağılanmamıştı. Ya da o tipte bir şey yaşamamıştı.

İlk defa böyle bir şeye maruz kalıyordu o yüzden de çökmüştü. İnsanların bu kadar kötü olabileceklerini hiç düşünmüyordu. Tamam çevresinde o kız gibi olan bir kişi daha vardı ama Berke Göktuğ'u tanıdığı ilk andan beri Göktuğ öyleydi. Hiç rol yapmamıştı ve boktan bir kişiliği olduğunu her zaman söylüyordu.

Ama Gözde için durumlar öyle değildi. Gözde Berke'ye karşı sürekli iyi olmuştu. Bugüne kadar hiçbir kötülük yapmamıştı. Zaten en başında Berke'yi Gözde'ye bağlayan şey bu iyiliği olmuştu. Gözde'nin "temiz" kalbi Berke'nin gözünü boyamıştı ve o boya zamanla kalbine kadar sıçrayıp aşık etmişti.

Berke şu anda onlarca farklı hisle boğuşmaya çalışıyordu. Aşağılık kompleksi, üzüntü, pişmanlık ve daha nice hissiyat ona her yerden saldırarak hayatı sorgulamak zorunda bırakıyordu. İçinde çiçekler açan bir bahçe vardı şimdi o bahçe kirli botlar tarafından ezilip mahvediliyordu. Yıllarca özenle büyütülmüş tüm çiçekler saniyeler içinde solup gidiyordu.

Bu soluk his içini kaplıyor ve bütün isteklerini toprağa gömüyordu. Her şey için hevesli olan Berke artık hiçbir şey için hevesli hissetmiyordu. Yaşadığı bu ağır depresyon önünde aşılmaz bir duvar gibi dikiliyordu. Ve Berke bu duvarı aşmak için fazla durgundu.

Bir yardım beklemiyordu. Hatta mümkünse bu hisse daha fazla sarılıp rahat bir hayat yaşamak istiyordu. Birkaç gündür böyle olsa da bu hayat biçimini sevmeye başlamıştı. İstediği zaman istediği şeyleri yiyebiliyor ve zamanı hiç dert etmeden rahat rahat takılabiliyordu. Bu rahatlık hissini bırakalı çok uzun zaman olmuştu.

Ama ne var ki o zamanlar bu his ona gerçekten itici geliyordu. Zaten rahatlık ona batmaya başladığı için hayatını düzene koyma planı yapmış ve spora başlayarak hayatını düzene koymanın ilk adımını atmıştı. Ama şimdi itici bulduğu o hayata girmiş ve o kadar da itici olmadığını düşünmeye başlamıştı.

(Berke)-Allah'ın belası sigara yok hiçbir yerde amına koyayım delireceğim şimdi!!!

Oturma odasını da didik didik arayan Berke sigarayı bulamayınca kendini kanepeye bıraktı ve yayıldı.

(Berke)-Offffff. Uyumak istiyorum.

Kafasını arkaya yatırarak ayaklarını kanepeye uzattı ve uykuya dalmayı umarak gözlerini kapattı.

***

Bilge odasının kapısını kapatmış ve kulaklarını takmıştı. En sevdiği şarkılardan birini açmıştı ve kendi çapında dans ederek eğleniyordu. Sesi o kadar güzel olmamasına rağmen şarkıyı söylemekten de geri kalmıyordu tabii.

(Bilge)-Where have you been? Cause I never see you out. Are you hiding from me, yeah? Somewhere in the crowd.

Bilge Rihanna'ya aşıktı ve neredeyse tüm şarkılarını ezbere biliyordu. O yüzden arada sırada onun şarkılarını açıp bağıra bağıra söyler ve dans ederdi. Annesi odaya girdiğinde de hemen utanıp dansını bırakır ve kendini yatağa fırlatırdı.

O gün garip bir şekilde ekstra neşeliydi. Normal zamanlarda olduğundan daha enerjik hissediyordu kendini. Bunu da eski sevgilisini unutmaya başlamasına yoruyordu. O aptalı tamamen hayatından çıkartıyordu.

Bunun için gerçekten mutluydu. Sonunda o lanet olası pislikten kurtulup yeni okyanuslara yelken açabilirdi. Hayır. Yeni adalara kanat çırpabilirdi. Sadece bir insanı sıfırdan tanımak için kanatlarını çok hızlı çırpmamalıydı. Ama zaten bu hataya düşecek birisi değildi. Hele de -eskiden- çok sevdiği sevgilisi onu aldatmışken.

Tüm bu enerjisi yüzünden mutlu mutlu etrafta tepinirken telefonu çaldı ve tepinmesi yarıda kesildi. Arkadaşlarından biri arıyordu.

(Bilge)-Efendim Su.

-Sana iyi haberlerim var tatlım.

(Bilge)-Ne oldu kız? Kendine koca mı buldun?

-Vururum seni. Benimle alakalı değil.

(Bilge)-Hahaha. Tamam tamam kızma hemen. Ne oldu bakalım?

-Senin şu şerefsiz. Dayak yemiş.

(Bilge)-Harbi mi?

-Evet. Şimdi Nazlı anlattı. Sanırım seni aldattığı kızında bir sevgilisi varmış. Çocukta öğrenince bunu dövmüş. Gerçi biraz fazla çıkışmış sanırım. Salağı acile kaldırmışlar.

(Bilge)-İyi olmuş şerefsize. Hak ettiğini aldı.

Bilge bu haberi alınca öyle rahatlamıştı ki sahip olduğu sevinç biraz daha artmıştı. Hak edenlerin hak ettiklerini bulması kadar zevk veren çok az şey vardı onun için. İnsanların yaptığı şeylerin sonuçlarını görmeleri çok güzeldi. İyi anlamda da. Kötü anlamda da.

-Aldı tabii. Bir daha aldatmamayı öğrenir artık.

(Bilge)-Öğrenmez o şerefsiz. Daha çok dayak yer. Yesin de.

Bilge normalde böyle bir kız değildi ama şu anda ona karşı iyi şeyler düşünmüyordu. Düşünmekte istemiyordu. Onunla ilgili iyi düşündüğü ve ondan hoşlandığı için sevgili olmuşlardı ve aldatılmıştı. Hiçbir iyiliğe maruz kalmasını istemiyordu. Hatta içten içe dayak yemesini değil yaşattığını yaşayıp aldatılmasını istiyordu.

Ama aldatılsa bile muhtemelen yüzsüzlük yapıp umursamaz ve başka bir kıza yazardı. Bilge'nin ona karşı olan bütün iyi düşünceleri değişmiş ve bu hale gelmişti. Yapmayacak bile olsa yaparmış gibi hissediyordu. O çocuğun gerçekten iyi şeyler yaşamasını istemiyordu. İlişkilerinden yana yüzü gülsün istemiyordu.

-Yesin tabii köpek. Kimse benim bebeğimi üzemez. Üzenin boğazını sıkarım. Seni aldattığını öğrenince yaptığım şeyleri görmen lazımdı. Kesin benim lanetim işe yaradı.

(Bilge)-Hahahahaha!!! Lanet mi?

Su'yun bu sözleri onun hoşuna gitmiş ve kahkaha atmasını sağlamıştı. Su durup dururken insanları güldürebilen bir insandı ve etrafındaki herkes onun bu özelliğini seviyordu. Çok alakasız şeyler söyleyip insanları şaşırtarak güldürmeyi her seferinde başarıyordu.

-Ne sandın. Yüceler Yücesi Su Hanımın laneti bu. Kimse kaçamaz.

(Bilge)-Hahahaha!!! Yeter güldürme be. Offf. Alemsin valla.

-Hehee. Öyleyim tabii. Neyse ben kaçayım yavaştan. Babam gelir birazdan yemek hazırlayacağım.

(Bilge)-Görüşürüz bebeğim. Dikkat et yakma kendini.

-Kimle konuşuyorsun sen sence? Yakar mıyım kız ben kendimi?

(Bilge)-Yakmazsın paşam yakmazsın. Sen gene de dikkat et. Öpüyorum seni.

-Bende seni öptüm yavrum görüşürüz.

Bilge telefonu kapatıp masasının yanına koydu. Onun dayak yediğini öğrenince nedense biraz hafiflemişti. Sanki uzun zamandır bunu bekliyormuş da bu beklenti üzerine bir yük olmuş gibi. Şimdi ise o yükten kurtulmuştu.

(Bilge)-Neyine yetmedim ki o piçin?

Tabii... yalanların bittiği yerde gerçekler başlar.

Bilge her ne kadar ondan nefret ettiğini söylüyor olsa da derinlerde ona karşı hala bir şeyler hissediyordu. O hislerden de kurtulmaya çalışıyordu ama şimdilik pek başarılı olduğu söylenemezdi.

Bilge kendini yatağa bıraktı ve kulaklığını çıkartarak kenara fırlattı. Derince bir nefes aldı. Birkaç saniye tuttuktan sonra hızlıca geri verdi.

"İyi olmuş diye mesaj ats...

(Bilge)-Aklından bile geçirme Bilge! Atmayacaksın. Dalga bile geçecek olsan yazma ona!

Bilge dalga geçmek için ona mesaj atmayı düşünmüş ama anında kendini o düşünceden alıkoymuştu. Ona yazmamalıydı. Çünkü onunla dalga geçmeyi düşünse de tek lafıyla yeniden konuşmaya başlayabilirlerdi. Acıydı ama bunu biliyordu. Duygularına söz geçirebileceğinden emin değildi. O yüzden ondan uzak durmak en iyisiydi.

(Bilge)-Offf. Beklediğimden daha zor oluyor bu.

Bilge onu kolayca atlatabileceğini düşünmüştü ama işler hiçte beklediği gibi güllük gülistanlık gitmiyordu. Hala onu düşünüyor ve kendisinde olmayan şeyi ya da şeyleri düşünüyordu. Bazen kafası patlayacak gibi hissetse de kendini bu düşüncelerden uzaklaştıramıyordu. İster istemez bunu düşünüyordu. Aldatılmıştı. Yani eski sevgilisinin gittiği o kızda kendisinde olmayan bir şey vardı.

(Bilge)-Ne yapalım. Bir şekilde alışacağım artık.

***

Aradan 5 gün geçtikten sonra Göktuğ söylediği gibi yapmış ve kendisini arayan kadının yanına gitmişti. Yanına gittiği kadın ara sıra uğradığı çocuğu olmayan kadındı. O da başka erkeklerle takılıyordu ve bazen de Göktuğ'u çağırıyordu. Göktuğ zaten bu tür şeyleri umursamadığı için kadın çağırdıkça ya da kendisi istedikçe gidiyordu.

Şimdi de öyle olmuştu. 5 gün sonra görüşürüz dedikten 5 gün sonra kadının kapısını çalmıştı. Kadın tabii ki yüzünde büyük bir gülümsemeyle Göktuğ'u buyur etmişti ve Göktuğ kapıdan geçer geçmez tacize başlamıştı.

Libidosunu yüksek tutmak için 5 gün boyunca hiç kimseyle buluşmamış hatta mastürbasyon bile yapmamıştı. Nedense buluştuğu erkekler arasında en çok zevki Göktuğ'dan alıyordu. Muhtemelen Göktuğ'un bu konuda çokça tecrübesi olmasından kaynaklanan bir durumdu bu ve gayet memnun ediciydi.

Ayrıca diğer partnerlerinin aksine Göktuğ'un soğuk kişiliği ve neredeyse her isteği kabul ediyor olması onu biraz daha çekici kılıyordu. Göktuğ kendisinin istediği hiçbir şeye hayır demiyordu ve bütün fantezilerine ayak uyduruyordu.

Bazı partnerleri ona ayak uydurmuyordu. Hatta bazen kendilerini geri bile çekiyorlardı. Özellikle sırtlarını tırnakla çizmek istediğinde bunu yapıyorlardı. Yapılı erkeklerin sırtlarını tırnaklarıyla çizmek gibi bir fantezisi vardı bunu yaparken çok zevk alıyordu. Birlikte olduğu erkeklerin birkaçı buna izin vermemiş ya da zarar görmemeyi tercih etmişlerdi.

Tabii bu doğal haklarıydı. İlla acı duyacakları bir ilişkiye girecekler diye bir şey yoktu.

Kapıyı kapattıktan sonra Göktuğ'un kalçasına şaplak atmış ve arkasından sarılmıştı.

(Kadın)-Bira ister misin yakışıklı?

(Göktuğ)-Soğuk mu?

(Kadın)-Elbette.

Kadın mutfağa doğru hareketlenirken Göktuğ cebinden sigarasını çıkardı ve yaktı. Normalden daha durgun hissediyordu. Muhtemelen bir haftaya yakındır evde olup hiçbir şey yapmadığı için uyuşmuştu. Canı her zaman sıkkın olduğu için şu anki ekstra mod düşüklüğüne bir sebep bulamıyordu.

Sadece öyle hissediyordu.

Göktuğ kadının balkonuna doğru hareketlenirken önce oturma odasına bir uğrayıp masa üzerinde duran küllüğü almıştı. Balkona geçtiğinde sigara paketini masaya bıraktı ve sandalyeye oturup arkasına yaslandı.

Kadının parfümünün kokusu önden gelirken kadında balkona çıktı ve soğuk birayı Göktuğ'un önüne koyarak tam karşısına oturdu.

(Kadın)-1 hafta boyunca neler yaptın bakalım? Hiç mi canın çekmedi beni?

Kadın cilveli bir ses tonuyla Göktuğ'a bu soruyu sorarken aslında bir cevap beklemiyordu. Göktuğ'un huyunu bildiği için kendisini "boş ver" cevabına hazırlamıştı. Ama işler beklediği gibi gitmemiş ve Göktuğ onu şaşırtarak soruyu cevaplamıştı.

(Göktuğ)-Sadece biraz kafa dinlemek istedim. Son zamanlarda çok yorulmuştum.

Göktuğ en son yaşadığı şeyleri düşündü. Elini camla yarması, sinirini Hayal'den çıkarması ve o adamı gerçekten parçalamak istemesi. Bunlar kafasını dolduran şeylerdi ve biraz kafasını dinlendirmek istemişti. O yüzden de biraz dinlenmesi gerektiğine karar vererek 1 hafta boyunca yatmıştı.

(Kadın)-Dinlenince modun biraz düzelmiş gibi.

(Göktuğ)-Ne açıdan?

(Kadın)-Normalde soruma cevap vermez ve canım öyle istedi derdin. 1 hafta dinlenmek yaramış belli.

"Sadece cevaplamak istemiştim."

(Göktuğ)-Öyle diyorsan öyle olsun.

Göktuğ birasından bir yudum aldı ve sonra da kadına sigara paketini uzattı. Kadın sigarayı aldı ve masanın ucundan uzanıp göğüslerini Göktuğ'un önüne sererek sigarasını Göktuğ'un sigarasının ucuna dayayarak yaktı.

Çakmak önünde duruyor olmasına rağmen bunu yaparak Göktuğ'u kışkırtmak istiyordu. Yerine geri oturduğunda ise yaptığı şeyin işe yaradığını anlamıştı çünkü Göktuğ gözlerini üzerine dikmiş ve neredeyse belli olmayacak bir şekilde gülümsüyordu. Ama Göktuğ sürekli olarak ifadesiz olduğu için bu küçük değişiklik hemen fark edilmişti.

Kadın, sigarası daha yarıda bile değilken küllüğe bastı ve sandalyeden kalkıp Göktuğ'a doğru ilerledi. Bacağını Göktuğ'un üzerinden geçirdi ve kucağına oturup boynuna sarıldı.

(Kadın)-Demek gülebiliyorsun yakışıklı şey.

(Göktuğ)-Ara sıra. Fazlasına gerek yok.

Dedi Göktuğ kadının kalçasını kavrarken.

(Kadın)-O kadarı mutlu olmana yettiyse... sana mutluluğun kapılarını sunmama ne dersin?

Kadının açıkça daveti Göktuğ'un hareketlenmesini sağlamıştı. Göktuğ kadın kucağındayken ayağa kalktı ve balkon duvarına yaslayarak dudaklarından öptü.

(Göktuğ)-Elimde çok seveceğin bir anahtar var derim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.