Berke son birkaç günün aksine bugün nedensizce erken uyanmıştı. Son zamanlarda sahip olduğu düzenin oldukça dışına çıkmıştı ve ayarları bozulmuş gibi hissediyordu. Normalde her gün 6 buçukta uyanan Berke son zamanlarda 9'dan önce kalkmıyor ve sürekli olarak yorgun hissediyordu.
Bunun nedeni hakkında birkaç fikri vardı tabii. Son zamanlarda yemeklerini kontrol etmiyor, düzensiz ve sağlıksız besleniyordu. Sporu da aksatmaya başlamıştı. Bunları yapmasının nedeni ise Gözde'ydi. Son zamanlarda Gözde'yi daha fazla düşünmeye başlamıştı ve işlerini aksatmaya başlamıştı.
Çünkü 2 gün önce Gözde'ye hafifçe bir şeyler belli etmeye çalışmıştı ve yapmaya çalıştığı şey ters tepmişti. Gözde, Berke'nin ne yapmak istediğini anlamamıştı. Ama konu ilişki olduğu için ilişkilere sıcak bakmadığını söylemişti.
Zaten ondan önceki birkaç gündür de hafiften düzeninin dışına çıkmaya başlamıştı ancak bu olay onun kafasını tamamen doldurmuş ve düzenini tamamen bozmasını sağlamıştı. Bugün ise sabahın beşinde uyanmıştı.
Kafasını çevirip saatin 5 olduğunu gördüğünde ise...
(Berke)-Ben ne bok yemeye bu saatte uyandım ya?
Diyerek kafasını yastığın üzerine bırakmıştı. Tekrar uyumaya çalışmıştı. Ama yapamıyordu. Yarım saat boyunca yatakta dönüp durmuştu ama bir türlü geri uyuyamamıştı. Bu yüzden de çareyi kalkmakta bulmuştu.
(Berke)-Kalk Berke kalk. Madem uyuyamıyorsun bari güne başla.
Ama yatakta oturur pozisyona geçtikten sonra da bir 5 dakika boyunca hareketsiz kaldı ve duvarı izledi. Kafası çok doluydu. Düzenine geri dönmek istiyordu ama beceremiyordu. Sürekli olarak Gözde'yi düşünmeye başlamıştı. Öncesine göre çok daha fazla onu düşünüyordu.
Sürekli olarak dalıp gidiyor ve ne yaptığını unutuyordu. Bütün gün hareket edip eğlendiği hayatı bir anda durulmuş ve hareket etmeyi kesmişti. Bundan hoşlanmamıştı ama düzeltemiyordu. Gözde'yi düşünmekten kendisine zaman ayıramıyordu. Bu yüzden de yaptığı her şey aksıyordu. Derslere bile odaklanamıyordu. Zaten okula fazla gitmiyordu. Açıktan okuyordu ve sadece arkadaşları için okula gidiyordu.
Yani üniversiteye gitmesinin tek nedeni arkadaşlarıyla buluşup bir şeyler yapmaktı. Ama son zamanlarda onu bile bırakmıştı. Arkadaşlarından kopmuştu. Bu durum canını çok sıkıyordu ama hiçbir şey yapamıyordu.
Bir şeylerin değişmesini ve eskiye dönmesini istiyordu ama bunu yapabilecek kadar enerjik hissetmiyordu.
5 dakikanın ardından kendine geldiğinde ihtiyaçlarını gidermek için tuvalete doğru hareketlendi ve tuvalete girdiğinde aynadan kendini gördü.
(Berke)-Bana ne olmuş amına koyayım ya?
Saçı başı darmadağın olmuştu. Göz altları mosmordu ve bakışları sönmüştü. Sakalları uzamıştı. Tıraş olması gerekiyordu. Hem de en yakın zamanda. Ama bunu bile yapacak kadar enerjik hissetmiyordu kendisini.
(Berke)-Off Berke of. Ne mal adamsın sen ya?
Parmakları yardımıyla gözlerini biraz ovuşturdu ve sonra da elini yüzünü yıkadı. Ardından da tuvalete geçip işedi ve çıktıktan sonra yine ellerini yıkadı. Birkaç saniye boyunca aynadaki görüntüsüyle bakıştı ve...
(Berke)-En iyisi bir duş almak.
Tuvaletten çıkıp banyoya girdi ve çamaşır makinesinin önüne geldi. Kıyafetlerini çıkartıp makinenin içine attı çırılçıplak kalarak duşakabine uzandı. Suyu açtı ve ısınması için biraz bekledi. Suyun istediği sıcaklığa geldiğinden emin olduğunda ise yavaşça suyun altına geçti ve duşakabinin kapısını kapattı.
Sıcak su saçlarını ıslatarak akıp giderken ellerini duşakabine yasladı ve öylece durdu.
"Daha ne kadar bu şekilde devam edebilirsin Berke? Nereye kadar kendini yoracaksın? Devamında neler olacağını bilmiyor olmana rağmen olmayacakmış gibi davranıyorsun. Neden denemekten korktuğumu bile bilmiyorum. Çekiniyorum ama neden?"
Berke ellerini çekti yüzünü yıkarcasına yüzünün üstünden geçirip saçlarını geriye attı.
(Berke)-Aşk neden bu kadar acıklı olmak zorunda ki? Ne yapmam gerek gerçekten bilmiyorum.
Ne yapması gerektiğini bilmediği için kendisine sinirleniyordu. Neden böyle birisi olmuştu ki? Neden bir anda bu kadar işe yaramaz birisine dönüşmüştü. Aşk gerçekten insanı bitirebilir miydi?
(Berke)-Bilmiyorum. Ama benim bitmeye başladığım kesin.
Sular öylece dökülüp gidiyordu. Bir şekilde yolunu buluyordu. Bilinmeyene doğru akıp gidiyordu ama eninde sonunda olması gereken yere ulaşıyordu. Ait olduğu yere varıyordu. Ne kadar sürerse sürsün ya da ne kadar karmaşık yollardan giderse gitsin daima doğru sonuca ulaşıyordu.
(Berke)-Benim o kadar zamanım yok ki. Su da olamam. Akıp gitmek için başka bir şeyler yapmam lazım.
Berke o anda kendi aptallığına lanet etti ve sonucu tahmin ettiği ama yine de uygulamak istediği bir karar aldı. En başından beri yapmaya çalıştığı şeyi yapacaktı.
(Berke)-Sanırım kendi engellerimi yıkma vaktim geldi. İşin sonunda ya engellerim artacak ya da bütün engellerimden tek seferde kurtulacağım.
Kambur duruşunu düzeltti ve dimdik bir şekilde durmaya başladı. Kararlı görünüyordu. Bu sefer yapabileceğinden emindi.
(Berke)-Hissettiğim ne varsa Gözde'ye açıklayacağım.
Berke hızlıca işini bitirip duştan çıktı ve havlusunu kafasına koyarak odasına geçti. Ellerini bornozuna sürtüp kuruttuktan sonra masanın üzerinde duran telefonuna uzandı. Kafasından suratına inen su damlalarını silmek için havluyu biraz indirdi ve geri kaldırdı.
(Berke)-Göktuğ. Göktuğ. Göktuğ. Heh buldum.
Kişilere girip istediği kişiyi bulana kadar adını sayıkladı ve bulunca direkt olarak aradı. Telefon çalmaya başlayınca da kafasını kurulamaya başladı. Telefon yaklaşık olarak 7 kez çaldıktan sonra açıldı ve kısa bir sessizlik oldu. Sonra da...
-Ne var?
Sesi bir garip geliyordu. Berke bir an için bir şey olup olmadığını merak etmişti ama anında saati hatırlamıştı. Göktuğ'u uyandırmış olmalıydı.
-Uyandırdım değil mi?
-Evet.
-Özür dilerim. Ama senden bir isteğim var.
-Kısa kes.
-Şey...
Berke telefonun başında bir yandan kurulanırken bir yandan da istediği şeyi nasıl söyleyebileceğini düşünüyordu. Fakat hızlıca toparlandı ve cesaretini toplayıp konuşmasına devam etti.
-Bu akşam Gözde'ye açılacağım. Ve onu bir yere davet etmek istiyorum. Bildiğin güzel bir yer varsa söyler misin lütfen.
Berke hiç afallamadan tek seferde istediği şeyi söyleyebilmişti. Ama Göktuğ'dan hiç ses çıkmamıştı. Berke yeniden uyuduğunu düşünmeye başlamışken bir nefes sesi duydu ve sonra gıcırtı benzeri bir ses yükseldi.
"Yataktan kalktı muhtemelen."
-Bir şey demeyecek misin?
Göktuğ bu soruya karşı da birkaç saniye sessiz kaldı ancak sonra Berke'nin hiç beklemediği bir cevap verdi.
-O sürtükten uzaklaş ve zamanını boşa harcama.
Göktuğ bu sözlerin ardından Berke'nin hiçbir şey demesini beklemedi ve telefonu suratına kapattı. O sözlerden sonra Berke'nin sinirleri bir anda zıpladı ve elindeki havluyu sıkmaya başladı.
(Berke)-Piç kurusu!!!
Berke dişlerini sıkarak küfür etti ve havluyu fırlattı.
(Berke)-İşe yaraman gerektiğini zaman bir sike yarasan ölür müsün lan sanki!?
Berke öfkeyle üstünü giyinirken telefonu titredi ve bir mesaj geldi. Ardından 2 kez daha titredi ve Berke'yi gelen mesajlara bakmaya itti. Telefonunu aldı ve kilidini açarak whatsapp'a girdi. Gelen mesajlar Göktuğ'dandı.
Konuşmaya girdi ve gelen ilk mesajın bir konum olduğunu gördü. Altında ise şu mesajlar yazıyordu.
-Akşam 7'den sonra gidin. O saatlerde fazla kimse kalmıyor.
-Rezil oluşunu çok kişi görmez yani.
Mesajın sonunda ise sinir bozucu bir gülücük emojisi vardı.
Berke mesajları okuduktan sonra yumruğunu sıktı ama hızlıca vazgeçti ve telefonunu yatağın üzerine attı. Sonra telefonu bir kez daha titredi ve Berke bir daha telefonuna uzanmak zorunda kaldı. Gelen mesaj yine Göktuğ'dandı.
-Banka hesabına 1000 lira gönderdim. En azından güzel bir yemek yerken rezil ol.
Göktuğ yine aynı emojiyi kullanmıştı ancak Berke bu kez tepki vermedi. Boş boş ekrana bakıyordu. Göktuğ sırf kendisiyle dalga geçebilmek için para bile göndermişti. Göktuğ'a birçok konuda gözü kapalı güvenebilirdi ama iş insanlarla uğraşmaya geldiğinde Göktuğ gerçekten acımasız oluyordu.
Birisine söylediği şey doğru çıktığında o kişinin üstüne gitmeyip üzüntüsünü azaltmaya çalışmak yerine iyice üstüne gidip onu iyice parçalardı. Şiddet bağımlılığından sonra en kötü huyu buydu. Berke Göktuğ'un bu tavırlarına gerçekten sinir oluyordu.
Berke o mesajlara bakmaya devam edip Göktuğ'a içinden saydırırken bir anda telefon çalmaya başladı. Göktuğ arıyordu. Berke hiç beklemeden telefonu açtı.
-Ne old...
-Bol şans dilerim gerzek. Buna ihtiyacın olacak. Hahahahaha.
Göktuğ Berke'nin soru sormasına izin bile vermeden lafa girmiş ve dalgasını geçmişti. Yetmezmiş gibi birde kahkaha atarak Berke'yi iyice eziklemişti.
-Baksana bir şey diyeceğim sana.
-Dinliyorum.
-Sana tek gecelik birini ayarlamamı ist...
-LAN BİR SİKTİR GİT!!!
Berke küfrünü savurup telefonu kapattı ve yatağın üzerine çarptı. Yatağın yumuşak yüzeyinden seken telefon birkaç takla attı ve yataktan aşağı düştü.
(Berke)-Sabah sabah ne dalgaymış lan bu!? Ne piç biriyle arkadaşım ben!?
Son sözleri olmasaydı Berke telefonu kapatıp Gözde'ye yazmayı planlıyordu ama şimdi öfkelenmişti ve telefonu eline almak bile istemiyordu. Derin derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştı ancak o beklediği kadar başarılı olamadı ve evin içinde gezinmeye başladı.
Seri adımlarla odaların tamamını gezdi ve yatak odasına geri gelerek telefonunu aldı. Öfkesi yatışmamıştı ama 1 dakika öncesine göre daha rahattı. Telefon kilidini açtı ve Gözde'ye mesaj attı.
Gözde hızlıca kendisine geri dönüş sağladıktan sonra buluşmak istediğini söyledi ve Gözde'nin vereceği cevabı beklemeye başladı. Gözde aniden konuşmadan çıkmıştı ve Berke ne olduğunu merak etmişti.
Ne olduğunu öğrenmek istiyordu ama Gözde için yanıp tutuşuyormuş gibi görünmek istemediği için yazmaya girişmiyordu. Gözde için yanıp tutuşuyordu ama yine de öyle görünmek istemiyordu. Bu durumun hoş görünmeyeceğini düşünüyordu.
Gözde tam yarım saat sonra kendisine geri dönmüştü ve Berke hızlıca telefona sarılmıştı. Gözde özür dilemiş ve babasının aradığını söylemişti. Berke ise önemi olmadığını söylemiş ve cevabını duymak istediğini belirtmişti.
Gözde buluşmayı kabul ettiğini söylemiş ve ardından da nereye gideceklerini sormuştu. Berke ise konumu göndereceğini söyledi ve saat 8'de orada olmasını istedi. Gözde tamam diyerek telefonu kapattı ve Berke kendisini yatağa bıraktı.
Aşırı derecede rahatlamış hissediyordu ama bir yandan da buluşma saati geldiğinde az öncekinden çok ama çok daha fazla gergin olacağını biliyordu.
***
Saat daha 7 buçukken Berke çoktan buluşacakları mekâna gelmişti bile ve kapının önünde duran elektrik direklerinden birine yaslanmıştı. Gecikmek istemediği için bir paranoyak gibi davranmış ve yarım saat önceden gitmişti.
Evi mekâna orta uzaklıktaydı ve gitmek için çok bir zaman harcamasına gerek yoktu ama yine de erkenden gitmişti. Kalbi küt küt atıyordu.
Geleceği yer lüks bir yer olduğu için takım elbisesini de giymişti.
Gelirken üstünün kirlenmemesine çok dikkat etmişti. Sırf bu azmi için bile onunla zaman geçirilebilirdi. Ama yine de rahat takılmayı seven birisi olarak şu anda o kadar da mutlu hissetmiyordu. En azından kıyafeti açısından. Genele baktığımızda ize mutsuzluktan çok gerginlik ve endişe hakimdi.
Bir şeyleri yanlış yapmaktan ve batırmaktan korkuyordu. Böyle bir anı mahvetmek istemiyordu. O yüzden olabildiği kadar dikkatli olacak ve elinden geldiğince soğuk kanlı davranmaya çalışacaktı. Ne kadar başarılı olacağı meçhul tabii. Yine de denemesinde bir sorun yok.
Yarım saat sanki 30 dakika değil de 30 yıl gibi yavaş geçerken Berke'nin gerginliği azalmak yerine artıyordu. Gözde'nin kendisiyle buluşacağı süre yaklaştıkça kalp atışları hızlanıyordu. Ona gerçekten sırılsıklam aşıktı.
Aslına bakarsanız şu anda garip bir şekilde reddedileceğini düşünmüyordu. O kadar fazla olumsuz olasılık düşünmüştü ki artık istemsizce sadece olumlu şeyler düşünmeye başlamıştı. O yüzden şu anda normalden çok daha özgüvenliydi.
Kaybedecek bir şeyi yoktu ama kazanacak çok şeyi vardı. Yine de kazanabilecek miydi orası muamma. Onun cevabını yakında alacaktı. Şimdi sadece kazanacağından emin bir insandı o kadar. Asıl mevzu Gözde geldiğinde başlayacaktı.
Ve beklenen an gelip çattı.
Gözde anlaştıkları saatte geldi. Sürekli olmasa da bir yerlere geciken Gözde tam anlaştıkları saatte gelmişti. Saat tam olarak 8'di. Ne bir dakika az ne de bir dakika fazla. Tam olarak olması gerektiği anda oradaydı.
Berke Gözde'yi görür görmez sakinleşmiş olan kalp atışları delirmişti. Üzerine giydiği siyah renkli parıltılı elbise göz alıcı bir şekilde Berke'nin gözlerini boyuyor terlemesini sağlıyordu. O yüzden de Berke farkında bile olmadan kravatını gevşetti.
Gözde'nin tam vaktinde gelmiş olması Berke için iyiye işaretti. Bu Gözde'nin kendisine önem verdiğini gösteriyordu.
(Berke)-Hoş geldin.
Berke konuşurken sesi hafif titremişti. Hem Gözde'yi gördüğü an heyecanı onu ele geçirmişti hem de giydiği elbise aklını başından almıştı.
(Gözde)-Hoş buldum. Çok bekletmedim değil mi?
(Berke)-Hayır hayır. Bende yeni geldim zaten.
Berke kitaptaki en klasik yalanlardan birisini devreye sokmuştu.
(Berke)-Geçelim mi?
Berke eliyle içeriyi işaret ederek bu soruyu sormuştu ve Gözde "Elbette" diyerek içeriye doğru hareketlenmişti. Berke hemen önüne geçip kapıyı açmış ve Gözde önden içeriye girmişti. Berke'de arkasından girmiş ve yanına geçmişti.
(Berke)-Şey... ha-harika görünüyorsun.
Berke yapmamaya çalışsa da kekelemişti. Gözde'yle konuşurken kendine hâkim olamıyormuş gibi davranmak istemiyordu. Ama bir şekilde de bunu engelleyemiyordu. Aşk gerçekten de kendisini aptallaştırıyordu.
Fakat bunun farkına bile varamayacak kadar çok aşıktı.
(Gözde)-Teşekkür ederim. Sende çok iyi görünüyorsun.
Berke kesinlikle yaptığı iltifat için bir karşılık beklemiyordu ama karşılık alınca yanakları çok hafif kızarmıştı. Şanslı olacak ki bu kızarıklık neredeyse hiç belli olmuyordu.
Onlar ilerlerken garsonlardan birisi geldi ve...
(Garson)-Hoş geldiniz efendim. Rezervasyonunuz var mıydı acaba?
(Berke)-Evet var.
(Garson)-İsminizi öğrenebilir miyim lütfen.
(Berke)-Berke. Berke Gündoğan.
Garson elinde tuttuğu isim listesini kontrol etmeye başladı ve hızlıca buldu.
(Garson)-Berke Bey. 17. masa. Lütfen beni takip edin.
Garson onları masaya kadar götürdü ve tekrar kapının oraya giderek yeni gelecek olan müşterileri beklemeye başladı. O sırada da başka bir garson geldi.
(Garson)-Hoş geldiniz efendim. Buyurun.
Dedi ve ikisine birer menü uzattı.
Siparişlerini verdikten sonra yemekleri beklemeye başladılar ve o boşlukta fazla bir şey konuşmadılar. Berke gerçekten bir şeyler söylemek istiyordu ama batırmaktan korkuyordu. Sırf bu korkusu yüzünden de yemekler gelinceye kadar tek kelime bile etmedi.
Yemekler geldiğinde ise Gözde yemeye başlamasına rağmen Berke başlamamıştı. Öylece tabakla bakışıyordu. İştahı vardı ama yiyemiyordu. Gözde'ye açılmayı planladığı için sürekli olarak farklı şeyler düşünüyor ve cümlelerini toparlamaya çalışıyordu.
Ama söyleyecek o kadar fazla şeyi vardı ki bırakın asıl konuyu, daha konuya nasıl gireceğini bile bilmiyordu.
Durdu.
Elindeki çatalı sakince yerine bıraktı.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve 3 saniye kadar tutarak gözlerini açtı. Aynı anda da nefesini verdi ve gözlerini Gözde'ye dikti. Berke'nin bu hareketlerine anlam veremeyen Gözde meraklı gözlerle izliyordu.
Derin bir nefes alıp sakinleşen Berke büyük bir ciddiyete büründü ve...
(Berke)-Sana söylemem gereken bir şey var.
Berke'nin bu sözlerinin ardından Gözde çatal ve bıçağını tabağın kenarlarına koyarak peçeteyi aldı ve dudaklarını sildikten sonra...
(Gözde)-Dinliyorum.
Diyerek Berke'nin diyeceği şeyi beklemeye başladı.
(Berke)-Şey, şö-şöyle ki... b-ben...
Berke kekelemeye başladığı için yumruklarını sıktı ve ama kekelemesi yüzünden durmak istemedi ve konuşmasını büyük bir ciddiyetle bitirdi.
(Berke)-Seni seviyorum Gözde ve benimle birlikte olmanı istiyorum.
Cevabı duymak bir yana sadece bu sözleri dilinden dışarı dökebilmek bile Berke'nin üzerinden bir dünya yük kalkmasını sağlamıştı. Sanki bir anda hafiflemişti ve istediğine ulaşmıştı. Hafiflediği kesindi ama istediğine ulaşıp ulaşamayacağı birazdan kesinleşecekti.
(Gözde)-Haha.
Berke bir cevap beklerken Gözde'nin hafif kıkırdamasıyla karşı karşıya kaldı ve yüzü biraz düştü. Ama daha sonra...
(Gözde)-Hahahahahahaha!!! Offf. İki saattir bunu söylemek için mi çabalıyorsun? Bana âşık olduğunu zaten biliyorum Berke. Hem de en başından beri. Bunu anlamamak için aptal olmak gerekir.
Gözde'nin verdiği bu iğrenç tepkiyle birlikte Berke'nin bütün umutları ve mutluluğu yitip gitmişti. Reddedilme ihtimali daha yüksek olmasına rağmen bir şansı olduğuna inanmıştı ama reddedilecekse bile istediği reddedilme bu değildi. O bu kadar kötü bir reddedilme hayal etmemişti.
(Gözde)-Hatta o kadar ki bazen kızlarla oturup senin benim için yapabileceğin şeyleri düşünüp dalga bile geçiyoruz.
Fakat tam o anda Berke neden yaptığını anlamadığı bir şey yaptı ve...
(Berke)-Hiç mi şansım yok?
Diye bir soru sordu. Kendisiyle dalga geçilmesine rağmen, aşağılanmasına rağmen bu soruyu sormuştu. Ama neden bu soruyu sorduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktu. Birdenbire ağzından çıkıvermişti.
(Gözde)-Şans? Şans mı? Hahaha. Neden bir şansın olsun ki? Gerçekten senin gibi ezik ve fakir bir aptalla olacağımı mı düşündün? Ahh, gerçekten bunu düşündüğüne inanamıyorum. Kendini ne zannediyorsun sen?
Berke yarı ıslak gözlerle Gözde'yi dinliyordu ve tek kelime bile etmek istemiyordu. Zaten gerekte kalmamıştı. Gözde konuşmasını bitirdikten sonra toparlanmış ve ayağa kalkmıştı. Gidiyordu. Fakat tam arkasını döndüğünde...
(Berke)-Acımasızsın. Gerçekten çok acımasızsın.
(Gözde)-Biliyorum. Bununla bir sorunun mu var?
(Berke)-Yok.
(Gözde)-Bende öyle düşünmüştüm.
Diyen Gözde hızlı adımlarla mekânı terk etti. Berke ise sakince sandalyesinden kalktı ve tuvalete doğru ilerlemeye başladı. Hızlıca tuvalete girdi ve kendini bir kabine kapattı. Ve ağlamaya başladı.
Deminden beri kendisini tutuyordu.
Tuvalette ağlarken aniden aklına Göktuğ'un sözleri geldi.
-Sen de Gözde'yi unutsan iyi edersin. O kızın gözü yükseklerde.
Berke o anda anlamsız bir öfkeyle yumruğunu sıktı ve kabinin duvarına vurarak bağırdı.
(Berke)-Haklı çıkmandan nefret ediyorum piç kurusu!!!
Gözde'yi düşündükçe üzülüyor ve Göktuğ'u düşündükçe sinirleniyordu. Aynı anda iki duyguyu birden yaşıyordu. İki duyguda birbirini besliyor ve Berke'nin ağlamasının şiddetlenmesini sağlıyordu.
Berke birkaç dakika boyunca aralıksız ağladıktan sonra gözyaşları azalmaya başladı ve bunu fark edince tuvaletten çıktı. Elini yüzünü yıkamak için lavabonun önüne geldi ve kıpkırmızı olmuş gözlerini gördü. Gerçekten çökmüş görünüyordu.
(Berke)-Sokayım. İnsanlar neden bu kadar acımasız olmak zorunda ki? Düzgünce de reddedebilirdi.
Ağız dolusu küfürle içini dökmek istiyordu ama Gözde'ye olan sevgisi bu isteğini dizginleyerek arka planda kalmasına yardım ediyordu.
Elini yüzünü defalarca yıkadıktan sonra peçete yardımıyla kuruladı ve tuvaletten çıktı. Masasına gitti ve garsonu çağırıp hesabı istedi. Hızlıca hesabı ödedi ve mekânı terk etti.
***
(Berke)-Olanlar bunlar işte. Ağır bir şekilde reddedildim.
(Bilge)-Şerefsiz sürtük! Onu gördüğüm ilk yerde...
Bilge öfkeyle yumruğunu sıkıp havaya kaldırdı ancak Berke bir anda kolunu tuttu ve lafa girdi.
(Berke)-Hiç gerek yok Bilge. Gerçekten. Ret yiyeceğimi bile bile umutlanmak benim hatamdı.
(Bilge)-Yine de o kadar boktan bir tepki verip seni üzmesine gerek yoktu. Hiçbir şey yapmazsam gidip o şırfıntıyla bir konuşurum. Kimse benim arkadaşımı üzemez.
Bilge gerçekten sinirli görünüyordu. Gözde şimdi karşısına gelse ağzını yüzünü dağıtırmış gibi bir havası vardı. Yani, yalan söylemeye gerek yok. Yapardı. Berke gerçekten değer verdiği birkaç arkadaşından biriydi ve onun üzülmesini istemezdi.
Hele de şerefsiz bir kız yüzünden üzülmesini asla istemezdi.
(Berke)-Ben ciddiyim Bilge. Hiç gerek yok. Allah'ından bulsun.
Berke'nin ses tonu bile çökmüş hissettiriyordu. Kızarmış gözleri yüzünü daha da bitik bir hale getiriyordu. Hafif kambur duruşu ve hissiz bakışları onun gerçekten ne kadar yıkıldığını gösteriyordu.
(Bilge)-Tamam. Daha fazla bir şey demeyeceğim.
"Azat'a olanları anlatıp daha fazla yormayayım bari çocuğu."
(Bilge)-Eve mi gidiyorsun?
(Berke)-Bilmem. Nereye gittiğimi düşünmüyordum.
Berke adımları nereye çıkarsa oraya gitmeyi planlıyordu yani kafasında özellikle belirlediği bir yer yoktu. Sessizce, ağır adımlarla saatlerce yürümek ve yorgun düşene kadar durmamak istiyordu. Yorgun düşünce eve gidip direkt olarak uyumak ve uzun, dinlendirici bir uyku çekmek istiyordu. Tabii sadece istiyordu. Bunları yapıp yapamayacağını bilmiyordu.
Spor yaptığı için kondisyonu çok iyiydi ve kolay kolay yorulmuyordu. Belki kesintisiz 4-5 saatlik bir yürüyüş bile kendisini yormaya yetmezdi. Vücudu oldukça dayanıklıydı ve yüksek enerjiye sahipti. Haftalık programında haftanın 5 günü vücut ve 1 günü kardiyo vardı.
Berke o 1 günlük kardiyoda ortalama 2 saat koşuyordu. Diğer kardiyo hareketleri için de yaklaşık 1 saat harcıyor ve evine dönüyordu. Yani Berke günde ortalama 3 saat ağır kardiyo yapan birisiydi. O yüzden yapmayı planladığı bu yürüyüş sabaha kadar bile sürebilirdi.
(Bilge)-Hmm. Yapacak daha iyi bir işim yok sanırım. Hadi gidelim.
(Berke)-Eh? Nereye?
Berke beklemediği bu teklif karşısında şaşırmıştı. Birkaç cümle daha konuştuktan sonra yoluna gidip boş boş yürümeyi planlıyordu. Bilge'nin kendisine katılması planlarında yoktu.
(Bilge)-Nereye mi? Evine tabii ki.
(Berke)-Evime?
(Bilge)-Evet. Kafan bu kadar dağınıkken dışarıda gezmene izin veremem kusura bakma.
Bilge aslında Berke'nin biraz yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu ve bu şekilde ısrar etmesinin yanlış olduğunu biliyordu ama bir yandan da kendine zarar vermesinden korkuyordu. Kendine zarar vermeyeceğini biliyordu. Ama yine de bu dikkatsizlikle bir yere çarpabilir, takılıp düşebilir ya da başka herhangi bir şekilde zarar görebilirdi. Bunu istemiyordu.
Kendisi aşk yüzünden olan can sıkıntısını atlatmaya çalışırken bir arkadaşının aynı sebep yüzünden yıkılmasını istemiyordu. Konular farklı olsa bile ikisinin de temel noktası aşktı yani Berke'yi anlayabiliyordu.
(Berke)-İstemiyorum.
(Bilge)-Hıhı. Tamam. Bende öyle düşünmüştüm.
Bilge Berke'yi rahat bırakmayacağını belli etmek istercesine koluna girdi ve...
(Bilge)-İstikamet senin ev.
Berke Bilge'den kurtulmak için kolunu çekmeye çalışsa da bir yandan da kendisini bırakmasını istemediği için fazla güç vermemişti. Gerçekten birilerine ihtiyaç duyuyordu ama böyle hissettiği için kendine kızıyordu.
Yalnız kalmaya alışkın biri olarak bu şekilde hissediyor olmasına dayanamıyordu. O yüzden bu hissi çaktırmamaya çalıştı ve...
(Berke)-Ne yaparsam yapayım gitmeyeceksin değil mi?
Diyerek sakladı. Alacağı cevabı bildiği için içi rahat bir şekilde bu soruyu sorabilmişti.
(Bilge)-Evet. Evet gitmeyeceğim.
Berke içten içe Bilge'nin bu cevabı için ona teşekkür etmişti ama bunu belli etmemişti.
(Berke)-Of Bilge of. İyi. Gidelim hadi.
Bilge zaferin getirdiği gülümsemeyle tatlı bir ifade takındı ve Berke'nin evine doğru yola çıktılar.