Göktuğ ve Hayal olay yerinden uzaklaşırken çevredekiler sonunda harekete geçmiş ve ağzı yüzü dağılan adama yardım etmeye gelmişlerdi. Azat ise hemen Göktuğ'un kardeşinin yanına koşmuş ve...
(Azat)-İyi misin ufaklık?
(Göktuğ'un Annesi)-Evladım sen?
Azat Ece'ye karşı tatlı bir gülümseme sunarken annesi Azat'ın durumunu merak etmişti.
(Azat)-Ben iyiyim teyze. Merak etmene gerek yok.
Azat ise iyi olduğunu söylemişti. Elinin kesilmiş olmasını pek umursamıyordu. Mevcut durumda sadece Göktuğ'un kardeşini ve annesini düşünüyordu.
(Göktuğ'un Annesi)-Ama elin...
(Azat)-Merak etme teyze. Yüzeysel bir kesik.
Azat yüzeysel olduğunu söylemiş olsa da öyle değildi. Yalan söylemişti. Elinin ortasında gayet derin bir kesik vardı. Ama durumu iyice kızıştırmak istemediği için yüzeysel deyip geçmişti. Zaten kadının daha fazla telaşa binmesi hiç iyi olmazdı. Göktuğ'un davranışları yüzünden yeterince telaşlanmıştı. Birde üstüne başka birisinin daha onun yüzünden zarar gördüğünü bilirse iyice telaşlanırdı ve bu ona zarar verirdi.
(Cennet)-Azat iyi misin!?
Cennet endişeyle Azat'ın yanına koşturmuş ve elini tutmuştu.
(Azat)-İyiyim iyiyim. Merak etme. Hobbala.
Azat ayağa kalktı ve Ece'yi belinden tutarak ayağa kaldırdı. Sonra da Ece'nin annesine döndü ve...
(Azat)-İzninizle ben gideyim.
(Anne)-İyi olduğundan eminsin değil mi evladım?
Göktuğ'un annesi hala endişeliydi. Fakat Azat bu endişeden kurtulması için kocaman parlak bir gülümseme sundu ve...
(Azat)-Gerçekten iyiyim. Merak etmenize gerek yok. Ha birde, Göktuğ'un adına ben özür diliyorum.
Azat bu sözlerden sonra Göktuğ'un annesinin tepki vermesine izin vermedi ve arkasını dönerek yürümeye başladı.
(Azat)-Evine en yakın hastane nerede?
Biraz uzaklaştıktan sonra Azat Cennet'e döndü ve bu soruyu sordu. Cennet hemen durumu anladı.
(Cennet)-Dikiş atılması lazım değil mi? Ah Azat ah. Ne diye insanların olaylarına karışırsın ki?
Cennet oflayıp puflayarak konuşmuştu ve haklıydı da. Azat durup dururken araya girdiği için eli kesilmişti. Hatta birkaç darbe yemişti. Böyle yaparak Cennet'i çok fazla üzmüştü. Cennet bu yüzden Azat'a sinirliydi ama yine de ona kıyamıyordu.
(Azat)-Eğer olaya karışmasaydım Göktuğ o adamı öldürürdü. En iyi ihtimalle adam hayatının geri kalanını sakat geçirmek zorunda kalırdı.
Azat sakin bir dille düşündüğü şeyi dile getirmişti. Göktuğ'u birazcık tanıyorsa kesinlikle o adama çok büyük bir zarar verirdi. Belki de öldürürdü. Göktuğ'un kişiliği güzel değildi ve sinirlendiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Yani kendi başını yakma ihtimali çok yüksekti. Yani Azat o kavganın arasına girerek hem olası bir ölümü hem de Göktuğ'un kendini yakmasını engellemişti.
(Azat)-Yani özünde doğru bir şey yaptım.
"Yine de, öncekinden daha güçlü hale gelmiş!"
(Cennet)-O çocuk gerçekten o kadar ileri gidebilir mi? Adamı korkutmak için öyle bir şey yapıp son anda cayacağını düşünmüştüm. Her ne kadar adamı ölümüne dövmüş olsa da.
(Azat)-Bende öyle düşünmek isterdim ama şerefsiz sinirlendiğinde gözü hiçbir şeyi göremez hale geliyor. Yani emin ol ki eğer araya girmeseydim o camı adama saplamış olurdu.
Cennet Azat'ın açıklamasını dinledikten sonra konuyu kapatmadan önce son bir soru sorma ihtiyacı hissetmişti.
(Cennet)-Bir sorum var.
(Azat)-Dinliyorum.
(Cennet)-O çocukla ne zaman ve nerede tanıştınız? Ve neden onu korumak için bu kadar ileri gidiyorsun?
Cennet aklında yer eden bu iki soruyu sorarak onlara bir cevap beklemeye başlamıştı. Azat ise bu sorulardan sonra duraksamıştı. Hızlı adımlarını kesmiş ve Cennet'e bakmaya başlamıştı.
(Azat)-Aslına bakarsan onu korumak için bu kadar ileri gitmeme gerek yok. Hatta onu korumama bile gerek yok. Sonuçta o kadar da iyi anlaşmıyoruz. Geçmişte benim için önemli bir şey de yapmadı. Sadece öfkesi yüzünden hapse girsin istemedim.
Cennet'in sorusunu cevapladıktan sonra yürümeye devam etmişti. Kendisi durunca Cennet doğal olarak onun 1 adım önünde kalmıştı ve 2 adım sonra yanına geçmişti. Cennet'te durmamış ve yürümeye devam etmişti.
(Cennet)-İlk sorum cevapsız kaldı ama?
(Azat)-İlk soru? Haa. Ne zaman ve nerede tanıştığımız sorusu. 11 yaşındayken tanıştık. Tanıştığımız yer ise...
Azat o anda durdu ve sözcüklerini yuttu. Cevabı vermekten bir anda vazgeçmişti.
(Azat)-Orasını boş ver. O kadar da önemli değil.
Cennet Azat'tan böyle bir geçiştirme beklemediği için biraz şaşırmıştı ama dinmeyen merakı için öğrenmek zorundaydı. Nerede tanıştıkları olabilecek en basit soruydu ve Azat bu kolay soruyu cevaplamaktan kaçınmıştı.
Bir şeyleri söylemek istememesi normaldi ama yine de Cennet merakının kendisine üstün gelmesine izin vererek sorusunu sordu.
(Cennet)-Ama Azaaat. Söyle işte nerede tanıştığınızı. Çok mu önemli sanki? Alt tarafı bir yer söyleyeceksin.
(Azat)-Cennet.
Azat o anda kafasını Cennet'e çevirdi ve soğuk bir ses tonuyla konuştu. Keskin bakışları bir anda Cennet'in içine işledi ve onu gerdi.
(Azat)-Uzatma.
Cennet hala merak ediyordu ama aldığı bu tepki merakını kontrol etmesini sağlamıştı. Her zaman sakin ve sevecen görünümlü olan Azat'ın şu anda soğuk bakışlara sahip olması hayal ettiği bir şey değildi. Sesini biraz tatlı yaparsa Azat'ın kendisine söyleyeceğini düşünmüştü ancak işler beklediği gibi olmamıştı.
Sert bir tepki almıştı ve hemen susmuştu.
(Cennet)-Özür dilerim.
Azat o anda Cennet'e çıkıştığını fark etti ve gözlerini devirdi.
(Azat)-Ben özür dilerim. Göktuğ sinirlerimi bozdu biraz. Kusura bakma.
Kendisi de özür diledikten sonra kolunu açtı ve bunu gören Cennet Azat'ın koluna girdi. O şekilde hastaneye doğru ilerlemeye başladılar.
***
Göktuğ yol boyunca sert yüz ifadesini hiç değiştirmemiş ve yol boyunca biraz korku biraz da merakla kendine bakan insanların neredeyse hepsinin gözlerine bakarak onları germişti. Eli tamamen kanla kaplanmıştı ve avucundaki kesik yüzünden kanamaya devam ediyordu.
O ise bu konu hakkında tepkisizdi. Sadece öfkeli bir ifadesi vardı. Öyle öfkeliydi ki muhtemelen acı bile hissetmiyordu. Bir yandan da Hayal'in elinden tutuyordu. Hayal yolda birkaç kez ona hastaneye gitmeyi teklif etmiş olsa da Göktuğ her seferinde sert bir dille onu reddetmiş ve yoluna devam etmişti.
Eve vardıklarında ise Hayal yavaşça kapıyı açmıştı. Göktuğ ise bir anda içeri girmiş ve elindeki poşetleri kenara fırlatmıştı. Kapıyı ayağıyla sertçe kapatmış ve Hayal'i boğazından tutarak...
(Göktuğ)-Ne demeye beni orada durdurmaya çalıştın lan sen!? Ha!? Söylesene!
Diye bağırmıştı. Boğazını bırakıp bir tokat atarak saçından tuttu. Saçını eline dolayıp havaya kaldırdı ve Hayal'in ayaklarını neredeyse yerden kesti.
(Hayal)-Göktuğ! Kendine gel! Canım yanıyor!
(Göktuğ)-Tch!
Göktuğ dilini şaklattı ve Hayal'i bıraktı.
(Göktuğ)-Bir daha işime karışma. Aptalca çabalarına ihtiyacım yok.
Göktuğ Hayal'i bırakıp balkona çıktı ve bir sigara yaktı.
(Göktuğ)-Fırsatım varken Azat piçini öldürmeliydim! Hatta hepsini öldürmeliydim amına koyayım!
Göktuğ yumruğunu masaya vurup özel yapım çelik masanın üstünde bir delik açarken Hayal kendisini izliyordu. Göktuğ'un patlamaya hazır bir bomba olduğunu biliyordu ama gözünü bile kırpmadan birini öldürmeye çalışması hiç hayal ettiği bir şey değildi.
***
Bilge ve kız arkadaşları bir kafede oturmuş sohbet ediyorlardı. Hepsinin önünde birer parça tatlı vardı ve keyifli zaman geçiriyorlardı. Bilge arkadaşlarıyla dışarıya çıkmayı seviyordu ancak yine de fazla para harcamak sevmediği için o kadar çok dışarı çıkmıyordu.
Bu parası olmadığından değildi. Sadece o, bu tür şeyler için para harcamayı o kadar da gerekli bulmuyordu. Tutumluydu. Parasının büyük çoğunluğunu biriktirir ve ihtiyacı olduğunda rahatça harcardı.
Ama nadiren de olsa bu huyunun dışına çıkar ve arkadaşlarıyla takılıp para harcardı. Sürekli olarak para biriktirmenin bir mantığı yoktu. Tamam biriktirmek önemliydi ama yeri geldiğinde gidip biraz eğlenmekte önemliydi.
Hiçbir şey yapmadan öylece evde oturup bütün gün internette gezinmek bazen aşırı derecede sıkıcı olabiliyordu. Zaten Bilge aldatıldığı için aşırı derecede sıkkındı. Yani arkadaşlarından gelmiş olan bu davet harikaydı. Ve şu anda gerçekten de eğleniyordu.
Uzun zamandır kızlarla dışarı çıkmadığı için fazlasıyla dedikodu birikmişti ve her şeyi konuşuyorlardı. Kimin kimi sevdiğinden fallara kadar her şeyi irdeliyorlardı. Erkek analizi yapmaktan da geri durmuyorlardı.
(Bilge)-Tamam da ben sana o çocuktan hayır gelmez demiştim. Gözü sadece kızları görüyor. İyi ki söylemedin hoşlandığını.
(Su)-Değil mi değil mi? Ay birde o pislikle çıktığımı düşünsene.
Bahsettikleri çocuk Su'nun okuldan tanıdığı bir arkadaşıydı. Ondan biraz hoşlanıyordu ancak çocuk kızlardan başka bir şey düşünmeyen elemanın tekiydi. Ve geçen 2 haftada çocuk 3 farklı kızla çıkmıştı. Saçma ve kısa ilişkiler kurup sürekli olarak farklı kızlara yöneliyordu. Ret yese bile 1 gün sonra başka birine yazılmaktan çekinmiyordu.
Su'da çocuğu biraz takip etmiş ve 2 haftada 3 kızla çıktığını görünce çocuktan soğumuştu. Daha önceki ilişkilerinde hep terk edilen taraf kendisi olmuştu ve ciddi bir ilişki istiyordu.
(Nazlı)-Bilge haklı. Biz sana dedik o çocuktan adam olmaz diye. Sen gene de bizi dinlemedin. Ama önemli değil. En azından sende bir şeylerin farkına vardın.
Masadaki diğer kızlardan biri olan Nazlı tatlı sesiyle araya girmiş ve konuşmuştu. Arkadaşı o aptal çocukla çıkmadan bir şeyleri gördüğü için mutluydu. Arkadaşının üzülmesini istemiyordu. O üzülürse kendisi de üzülecekti ve beraber dertleneceklerdi. O yüzden Nazlı ne kendisinin ne de arkadaşının üzülmesini istemiyordu. Hele de kız düşkünü bir erkek yüzünden üzülmesini hiç istemiyordu.
(Su)-Ay evet evet. İğrenç insanlar. Sürekli sevgili değiştirmekten ne anlıyorlar anlamıyorum.
Su bu duruma hiçbir zaman anlam verememişti. İlişkiler birbirini seven insanlar arasında ve uzun süreli olmalıdır. Su kendisini bildi bileli hep bu şekilde düşünmüştü ve başka türlüsüne inanmamıştı. Çevresindeki insanlar da doğru olanın bu olduğuna inanıyorlardı.
Su bu sözleri söyledikten sonra Bilge hafifçe gülümsemişti çünkü aklına 2 kişi gelmişti. Bilge'den Su'yla aynı fikirdeydi ama en yakın iki arkadaşı bu görüşün tamamen dışındalardı. Bu kişiler tabii ki de Göktuğ ve Azat'tan başkası değildi.
Düşünceleri bu şekilde olmasına rağmen takıldığı iki kişinin bambaşka insanlar olmaları ona şu anda komik gelmişti. Diğerleri Bilge'nin bu gülümsemesini fark etmişlerdi.
(Nazlı)-Neye güldün kız?
(Bilge)-Önemli bir şey değil ya. Aklıma arkadaşlarımdan bazıları geldi. Ona güldüm.
Nazlı'nın sorusunu geçiştirmek yerine doğrudan cevap vermeyi seçmişti. Böylesi daha iyiydi. Yalan söylemekle uğraşmak istemiyordu ve zaten yalan söylemesine gerekte yoktu. Durumu onlara açıklasa bile unutacaklardı yani gerçekten bir önemi yoktu.
(Su)-Niye be arkadaşlarının neyi var?
(Bilge)-Çevremde sadece 3 erkek olduğunu biliyorsunuz. Onlardan ikisinin sevmediğimiz bu şeyi yapıyor olması komik geldi sadece. Hem de ikisi de yapıyor bunu.
Bilge daha fazla bilgi vermeyecekti çünkü gerek yoktu. Göktuğ'un ya da Azat'ın yaptığı şeyi bilmelerine gerek yoktu. Onları sürekli sevgili değiştiren tipler olarak bilmeleri yeterdi.
(Bilge)-Ve ben yine de onlarla arkadaşlık ediyorum.
Bilge o an için kendisini sorgulamıştı fakat sonradan Göktuğ ve Azat'ın davranışları bu şekilde olsa da ne kadar güvenilir ve doğrucu insanlar olduklarını hatırlayıp kendisini sorgulamaktan vazgeçti.
(Bilge)-İyi çocuklar ya. En azından güvenilirler. Bana karşı bir yanlışları olmadı şimdiye kadar.
Bilge'nin aklından Göktuğ'un ona yaptığı bütün çıkışmalar ve bağırışlar geçmişti ama Bilge birçoğunu hak etmişti. Her ne kadar Göktuğ'un söylemeye biçimi yanlış olsa da Bilge'nin o lafları hak ettiği de bir gerçekti.
(Su)-Sen öyle diyorsan. Eski sevgilin gibi çıkmasınlar da.
(Bilge)-Mümkün değil. Sonuçta onlar eski arkadaşlarım. Herhangi biriyle aramızda bir şey yok.
Bilge, Su'nun sözlerine karşın direkt konuşmaya başlamıştı. Azat, Göktuğ ve Berke en çok güvendiği insanlardı. Azat ve Göktuğ'la daha uzun süredir tanışık olduğu için onlara olan güveni biraz daha fazlaydı.
Kahvesinden bir yudum aldı ve geriye yaslandı. Kollarını kaldırıp vücudunu esnetti ve enserken...
(Bilge)-Sağlam çocuklar ya. Hepsini seviyorum. Ah. Azat!?
Bilge'nin esnemesi biterken başını çevirip dışarıya baktı ve birde ne görsün. Azat yanında güzeller güzeli bir kadınla yürüyor.
(Bilge)-Lan!? Eline ne olmuş onun!?
Bilge'nin bu tepkisinden sonra herkes dışarıya, Bilge'nin baktığı yere bakmıştı. Bilge bir anda endişeyle dolmuştu. Çünkü gördüğü şey mantıklı değildi. Azat'ın gömleğinin kol kısmından bir parça kopartılmış ve eline sarılmıştı. Eline sarılan o beyaz kumaş parçası tamamen kırmızıya boyanmıştı.
Bilge hızla olduğu yerden kalktı.
(Su)-Bilge nereye?
(Nazlı)-Nereye kızım?
(Bilge)-Bekleyin biraz. Önemli bu.
Bilge koşuşturarak mekândan dışarı çıktı karşı kaldırıma bağırdı.
(Bilge)-Azaaaaat!!!
Azat direkt sesin geldiği yere baktı ve Bilge'yi gördü.
(Azat)-Sokayım. Boş yere endişelenecek şimdi.
Azat tamamen iyi niyetle bunları söylemişti. Bilge'nin kendisi için endişelenmesini istemiyordu o yüzden bunu bir sır olarak tutmayı planlamıştı ama şanssız olacak ki yakalanmıştı.
Bilge koşa koşa Azat'ın yanına varmış ve elini tutmuştu.
(Bilge)-İyi misin? Ne oldu eline?
Bilge fazlasıyla endişeli görünüyordu ve "iyiyim" demekle rahatlayacak gibi durmuyordu. O yüzden Azat önce iyiyim demek istedi ama sonra vazgeçti.
(Azat)-Oldu bir şeyler. Ama önemli değil. Şimdi hastaneye gidiyoruz.
Olanları söylemek gibi bir niyeti yoktu o yüzden bu şekilde geçiştirdi ancak Bilge'nin endişesi yine de dinmemişti. Hafiflemişti ama bitmemişti.
(Bilge)-Elin bu haldeyken nasıl önemli değil diyebilirsin ya? Kafayı mı yedin?
(Azat)-Önemli değil güzelim. Daha kötü kavgalarım olmuştu.
(Bilge)-Lan daha kötü kavgaların olması elinin yarılmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Söyle çabuk ne oldu? Göktuğ'la mı kapıştın?
Azat tanıdığı insanlar dışında kalan insanlarla uğraşmayı sevmediği için Bilge, Göktuğ'u ortaya atmıştı ve Göktuğ'un adını duyan Cennet gerilmişti. Cennet'in yüzündeki gerginliği gören Bilge ise gözlerini kısmış ve...
(Bilge)-Demek öyle. Ne yaptı o gerzek yine?
Bilge yumruğunu sıkmıştı. Göktuğ'un insanlara zarar vermekten çekinmiyor olması onu gerçekten deli ediyordu. Göktuğ'a çok güveniyor olsa da bu huyundan nefret ediyordu. Göktuğ vahşi yapılı birisiydi ve kavgadan asla kaçmazdı. Bilge kaç defa Göktuğ'un kavga çıkartmasını engellemişti hatırlamıyordu bile.
(Azat)-Boş veeer. Sonra anlatırım. Şimdi hastaneye gitmemiz lazım.
Azat konuyu geçiştirmeye çalıştı ancak Bilge elini bırakmadı ve Azat ondan kaçamadı.
(Bilge)-Bende geleceğim bekle biraz.
(Azat)-Salak mısın kızım git otur arkadaşlarınla. Ne yapacaksın bizimle gelip?
Azat Bilge'nin bu teklifini saçma bulmuştu. Kendisiyle gelmesi bir işe yaramayacaktı. O dikişler o gelse de gelmese de atılacaktı. Yani Bilge'nin arkadaşlarından ayrılması için hiçbir sebep yoktu.
(Azat)-Git ve arkadaşlarınla vakit geçir. Cennet yanımda benim.
Aynı anda Bilge Cennet'e bakmaya başladı. Cennet karşısında duran kızın neden kendisine bu şekilde baktığını anlayamadığı için göz ucuyla Azat'a baktı. Azat ise Cennet'in ne sorduğu anlamışçasına cevapladı.
(Azat)-Merak etme. Ne iş yaptığımı biliyor.
Azat'ın doğrulaması üzerine Cennet yeniden Bilge'ye baktı ve belli belirsiz bir gülümseme sundu.
(Azat)-Neyse işte. Olanları sonra anlatırım sana. Şimdi gitmemiz lazım. Daha fazla kan kaybetmeyeyim.
Azat daha fazla durmak istemedi ve bu sözlerle birlikte ilerlemeye başladı. Cennet'i de kendisiyle birlikte çekmeyi unutmadı. Elinden tutulup çekilen Cennet bir anlığına dengesini kaybeder gibi olsa da hemen toparlandı ve düzgünce yürümeye devam etti.
Onlar uzaklaşırken de Bilge...
(Bilge)-Akşam ara beni!
Diye bağırarak olanları duymak istediğini bir kez daha belirtmiş oldu. Bağırdıktan sonra da yavaşça karşıya geçti ve arkadaşlarının yanına döndü. Bilge yerine oturur oturmaz da soru yağmuruna tutuldu.
(Su)-O çocuk kimdi?
(Cansu)-Bayağı yakışıklı bir şeydi.
(Nazlı)-Numarası var mı sende?
(Bilge)-Ovovov. Sakin olun biraz. Sakin. Alt tarafı bir arkadaşım.
Kızlar Bilge'nin bu sözlerine inanmış gibi durmuyorlardı. Çocuğun yanına normalden daha fazla tepki vererek koşmuştu. Normal bir arkadaş için böyle bir tepki verilmezdi. En azından kızlar bu şekilde düşünüyordu. Ama Bilge'nin onlara açıklama yapmak gibi bir niyeti yoktu.
(Bilge)-Bana öyle bakmayın. Arkadaşım dedim. Ve hayır, hiçbirinizle ona bir buluşma ayarlamam.
Azat'ın yaptığı işi dile getirip onu açığa çıkartmayacaktı tabii. Ve arkadaşlarının ona asılmasına da izin vermeyecekti. Azat onları nazik bir dille reddedecek olsa bile buna gerek yoktu. Uğraşmaya değmezdi. Bilge daha önce hiçbir arkadaşını bir başkasına ayarlamamıştı ve ayarlamayacaktı.
İki taraf kavga ettikten sonra arada kalan taraf olmak istemiyordu. O yüzden de bu tür şeylerle hiç zaman harcamıyordu. Zaten böyle şeylerin saçma olduğuna inanıyordu. Bir insanın iki insanı tanıştırması gibi şeyleri mantıksız buluyordu. Neden iki insanın arasında aracı görevi görsündü ki?
(Nazlı)-En azından denedik.
(Su)-Doğru.
(Cansu)-Doğru.
(Bilge)-Zaten yanındaki gördünüz. Çocuğun başı bağlı.
İnsanları uzaklaştırmak için sevgilisinin olduğunu söylemek her zaman işe yarardı. Bilge'de zaten belli olan bu kozu dile getirmişti. Ama bu sözlerden sonra kızlar Azat'ı bir anda unutmuş ve...
(Cansu)-Kızın fiziği ne güzeldi öyle be.
Diyerek bir anda odaklarını kıza çekmişlerdi.
Bilge bu değişim hızı karşısında susup kalmıştı. Kızların başka bir kıza yükseleceğini hiç düşünmemişti. Hatta buna hiç ihtimal vermemişti. Ama kızlar bir anda Azat'ı bir kenara atıp yanında kadını övmeye başlamışlardı.
(Su)-Saçları da çok güzeldi.
(Nazlı)-Üzerindekiler çok güzeldi asıl.
Bilge bu konuşmalar karşısında "Kimlerle arkadaşım lan ben?" diye düşünmeden edemedi.
(Bilge)-Sapık mısınız kızım siz? Ne konuşuyorsunuz?
Bu tepkisini de içinde tutmaya karar vermişti aslında ama sonradan dışa vurmanın daha eğlenceli olacağını hissettiği için söylemekte karar kılmıştı.
(Su)-Yo değiliz.
(Nazlı)-Yoo. Gayet de öyleyiz. Napacan? Bizi mi değiştirecen?
Nazlı kafasını Bilge'nin kafasına yapıştırmış ve göz ucuyla ona bakarak farklı bir ses tonuyla bu konuşmayı yapmıştı.
(Bilge)-Değiştirsem iyi olacak gibi duruyor. Başıma iş açacaksınız yoksa.
Bilge'de aynı şekilde karşılık verdikten sonra biraz gülüşmüşlerdi.
***
Cennet ve Azat orada ayrıldıktan biraz sonra Cennet daha fazla dayanamadı ve konuşmaya başladı.
(Cennet)-Güzel kızmış.
Azat gülümsedi ve...
(Azat)-Öyledir. Çok kafa kız kendisi. Severim yani.
(Cennet)-Onunla da yaptın mı peki?
(Azat)-Ha!?
Cennet'in bu ani sorusu karşısında Azat bir anda neye uğradığını şaşırmıştı ve neredeyse kendi tükürüğünde boğuluyordu. Tükürüğünü boğazından geçirdiğine emin olana kadar kısa kısa öksürdü ve emin olunca da ciddi bir ifadeye büründü.
(Azat)-Asla. O benim o gözle bakmayacağım tek kişi bile olabilir. Çocukluktan beri birlikte olduğum çok değerli bir arkadaşım o kadar.
Azat net bir şekilde Cennet'in sorusunu reddetti ve yoluna baktı. O arada hastaneye gelmiş olmuşlardı. 100 metre bile kalmamıştı.
Dikişleri attırıp eve döndükten sonra ise Azat kendisini hemen televizyonun karşısına bıraktı ve Cennet'te mutfağa giderek yemek için bir şeyler hazırlamaya başladı.
***
Bilge'nin kızlarla işi bittikten sonra eve dönüş yolunu tutmuştu ve sakince evine doğru ilerliyordu. Görünüş olarak sakindi ama aklı hala Azat'taydı. Göktuğ'la, elini yaracak kadar ne tür bir kavgaya tutuşmuş olabilirdi onu düşünüyordu.
Hadi kavga etmelerinde bir şey yoktu ama işin içine kesici bir şey girmesi fazlaydı. Bilge'nin aklına gelen ilk alet doğal olarak bıçak olmuştu ama Göktuğ'un bıçak taşıması için bir neden bulamıyordu. O yüzden de yatmadan önce Azat'ı arayacak ve bütün detayları öğrenecekti. Yoksa içi rahat etmeyecekti.
(Bilge)-Offf of. Ne bu Göktuğ'un derdi ya? Hiç gülmüyor. O da yetmezmiş gibi sürekli bir olay çıkarma eğilimi var. Yani tamam içinde var delilik. Huyun bu yönde ama insan biraz dikkatli olmak için çabalar ya! Valla bıktım bunun psikopatlığından. Ha? Berke değil mi lan o?
Bilge konuşa konuşa yolda ilerlerken nereye gittiğine bakmak için kafasını kaldırdı ve önünde yürüyen Berke'yi gördü. Önce emin olmak için ona odaklandı ve o kişinin Berke olduğundan emin oldu. Saç yapısı Berke'yle birebir aynıydı. Giyim tarzı da. Zaten o kıyafetler Berke'nin giydiği şeylerdi. Yani ona ait olan kıyafetlerdi.
(Bilge)-Berke!
Bilge iyice emin olduğu için arkasından bağırdı ve Berke kendisine doğru dönerken el sallamaya başladı. Bilge'yi gören Berke'de hemen el sallamaya başladı ve yürümeyi bıraktı. Bilge adımlarını birazcık hızlandırıp Berke'nin yanına ilerlemeye başladı.
Ancak ona yaklaştıkça bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmeye başladı. Berke o kadar da mutlu görünmüyordu. Gülümsüyordu ama hiçte mutluymuş gibi bir görüntüsü yoktu. Buruk bir gülümsemesi vardı ve Bilge bunu anında fark etmişti.
Yanına gider gitmez ilk sorduğu şey...
(Bilge)-Neden üzgünsün sen?
Olmuştu. Selam bile vermeden önce sorusuna bir cevap almak ve arkadaşının neden üzgün olduğunu öğrenmek istemişti. Berke'yi bu şekilde görmeye hiç alışık değildi ve alışmakta istemiyordu. Çevresindeki kimsenin üzülmesini istemiyordu.
Hepsinin her zaman gülümsemesini istiyordu.
(Berke)-O kadar belli oluyor mu ya?
Berke buruk bir kikirdeme sundu ve Bilge'nin sorusundan kaçınmadan belli olup olmadığını sordu. Bilge'nin sorusundan kaçmasının bir anlamı yoktu. Bilge'ye bir şey söylemekten çekinmiyordu ve canı sıkkın olduğunda konuşmak onu rahatlatıyordu. Yani içinde tutup dile getirmemesi için hiçbir nedeni yoktu.
(Bilge)-Elbette belli oluyor. Beni kör falan mı zannediyorsun sen? Anlat çabuk ne oldu?
Bilge Berke'yi azarlarcasına cevap vermişti ve ondan bir cevap beklemeye başlamıştı. Berke ise konuşmak istiyor olmasına rağmen kelimelerini seçmekte zorlanıyor gibi görünüyordu. Ya da anlatmaya nereden başlayacağını.
Birkaç saniye boyunca öyle sessizce yeri izledikten sonra derince bir nefes aldı ve doğru yeri bulmuş olacak ki konuşmaya başladı.
(Berke)-Gözde'nin yanından geliyorum.