İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 5 · 21 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 5

Bölüm-5 Çatışma

Berke saat 1'e doğru yarım yamalak bir şekilde uyanmıştı ve ayağa kalkmaya çalışırken neredeyse koltuktan düşüyordu.

(Berke)-Lan oğlum...

İçinden küfür etmek geldi ama küfür etmeyi reddederek sakince dikeldi. Gözlerini birkaç defa kırpıştırdı ve ovaladı. Ancak ovalamaları ve kırpmaları pek bir işe yaramamıştı. Görüşü hala bulanıktı.

(Berke)-Ne yaptık olum biz akşam!? Şaftım kaymış. Göremiyorum.

Başını salladı ve hafifçe topallayarak yüzünü yıkamak adına banyonun yolunu tuttu. Odadan çıkmadan önce geriye eğildi ve göz ucuyla saati kontrol etti.

(Berke)-Spora geciktik be. Neyse artık. Bugünde geç gideyim. Önemli değil.

Dün gece sporu birazcık kenara koymuş gibi davrandığı için elbette ki pişman değildi sonuçta her zaman bu şekilde kalori almıyordu. Hatta neredeyse hiç abartmamaya dikkat ediyordu. Ama ara sıra bu şekilde denk gelirse de hakkını vererek istediğini yiyordu. Spora geç gidip gitmemesi bir noktada önemliydi çünkü disiplinli olmayı seviyordu. Ama sadece bu seferlik kendisine bu izni vermesinde bir sorun yoktu.

Hemen banyoya girip elini yüzünü iyice yıkadı ve odaya geri döndüğünde köşede duran bir kâğıt gözüne çarptı.

(Berke)-O neymiş lan?

Dedi ve kâğıda doğru ilerlerdi. Kâğıdı eline aldı ve sesli bir şekilde okudu.

"Evden çıkarken kapıyı kilitle ve kapının kenarındaki saksının altına bırak. Evi temizlemene gerek yok ben hallederim."

(Berke)-Ne gerek vardı şimdi bu nota? Temizlesem elime mi yapışacak sanki?

Berke notu umursamayacaktı. Zaten evi temizlemeyi düşünmüştü ve şu anda bu notu gördüğü için evi daha fazla temizlemek istiyordu.

(Berke)-Zaten spora yeterince geciktim. Biraz daha gecikmekten bir şey olmaz.

Diye söylendi kendi kendine. Zaten etrafta temizlenmesi gereken fazla bir şey yoktu. Sadece paketler ve metal kutular etrafa saçılmıştı. Onları toplayıp çöpe attıktan sonra evden ayrılabilirdi. O yüzden hızlıca etrafa saçtıkları şeyleri toplamaya başladı.

***

Saat öğleden sonra 2 buçuğa yaklaşırken Göktuğ yavaş yavaş gözlerini araladı ve başını çevirerek pencereden dışarı baktı. Gözlerine vuran ışık vuran yüzünden gözlerini kısarak diğer tarafa döndü ve yorganı üzerine çekti. Komodinin üzerinde duran telefonuna uzandı ve saate baktı.

Saat 2.23'tü.

Sabah 5'e kadar deliler gibi seviştikleri için bu saate kadar uyumuşlardı. Ve Göktuğ biraz daha uyumak istiyordu. Kadına sarılmak için diğer tarafa döndü ve elini attığında kadının orada olmadığı fark etti.

(Göktuğ)-Hayal?

Göktuğ kadının adını mırıldandı ve yavaşça oturur pozisyona geçti. Oturur pozisyona geçmesiyle birlikte de burnuna yemek kokuları gelmeye başladı. Göktuğ üzerine çektiği yorganı kaldırdı ve yataktan indi. Tamamen çıplak bir şekilde oturma odasına gitti ve kenara fırlattığı pantolonunu aldı. İç çamaşırına bakmadı bile ve sadece pantolonunu giyerek mutfağa geçti. Hayal sadece iç çamaşırıyla ocak başındaydı. Sütyen takmadığı için üstü tamamen çıplaktı.

Ağır adımlarla kadına yanaştı ve belinden sararak boynundan öptü.

(Hayal)-Günaydın bebeğim.

(Göktuğ)-Güün... aydın.

Göktuğ esnerken Hayal'e karşılık verdi ve biraz daha yanaştı. Hatta kalçasına dayandı desek daha doğru olur. Hayal'de kalçasını biraz geri çıkartarak Göktuğ'a yaslandı.

Hayal tavuk kızartırken bir yandan da pilav hazırlıyordu. Hayal en genel sporcu menüsünü yapıyordu. Tabii bu Göktuğ için hiç sorun değildi. Genel olarak aşırı sağlıklı beslenmiyor olsa da sporla uğraşıyordu. Yine de son 1 buçuk aydır falan spora gitmiyordu. O yüzden de Hayal'le fazla görüşemiyordu.

Sonuç olarak da Hayal kendisini fazlasıyla özlemişti.

Göktuğ Hayal'in belini bıraktı ve kendisine çevirdi. Dudağından bir kere öptükten sonra belinden tuttu ve Hayal'i tezgâha oturttu.

(Hayal)-Göktuğ yemek...

Göktuğ Hayal'in konuşmasına izin vermedi ve dudaklarına yapıştı. Yemeğin yanma ihtimali olduğunu o da biliyordu ama takıldığı kadınlar arasında Hayal açık ara en iyi fiziğe sahip olandı. Diğerlerinin fizikleri de harikaydı ama Hayal spor yaptığı için ekstra güzel bir fiziğe sahipti.

Birkaç sefer öpüştükten sonra Göktuğ Hayal'den ayrıldı ve yemeğin başına geçti.

(Göktuğ)-Sen içeri geç. Gerisini ben hallederim.

Hayal hiç beklenmedik bu sözlerden sonra biraz şaşırmıştı. Göktuğ hiç böyle yapan birisi değildi. Seks yaparken bile surat ifadesi çok fazla değişmeyen birisiydi kendisi.

"İyi bir anındayız sanırım. Çok güzel."

Hayal, Göktuğ'un iyi bir anına denk geldiği için aşırı mutlu olmuştu. Göktuğ, sürekli olarak insanlığı yok etme planları kuran kötü karakterler gibi suratsız bir şekilde dolaşıp hiçbir şeye ilgi duymadığı için ondan böyle hareketler görmek şaşırtıcı ve mutluluk verici oluyordu.

(Hayal)-Tamam bebeğim.

Hayal tezgâhtan atladı ve üstüne bir şeyler giymek için yatak odasına doğru hareketlendi. Sakin adımlarla yatak odasına girdi ve giysi dolabını açarak eğildi. Alt raflardan birine uzandı ve siyah renkte bir büstiyer çıkardı. Altına da yine siyah renkte kısa bir şort çıkardı ve onları giyerek oturma odasına doğru hareketlendi.

Göktuğ yemekleri tabaklamakla meşguldü.

Yemekleri hızlıca tabakladıktan sonra Hayal'in yanına geçti ve elindeki tabakları masaya bıraktı. Sonra bir kez daha mutfağa gitti ve diğer tabakları alarak yeniden oturma odasına döndü. Son bir kez daha mutfağa döndü ve 2 bira, çatal ve kaşık alarak Hayal'in yanına oturdu.

Televizyon başında 1 saat kadar geçirdikten sonra yemeklerini bitirmişlerdi ve Hayal, başını Göktuğ'un göğsüne yaslamıştı. Göktuğ ise Hayal'in saçlarıyla oynuyordu. İkisi de televizyona odaklanmışlardı. Derken Göktuğ Hayal'e seslendi.

(Göktuğ)-Hayal.

Hayal adının anılmasıyla birlikte başını kaldırdı ve meraklı gözlerle Göktuğ'a bakmaya başladı.

(Hayal)-Efendim hayatım.

(Göktuğ)-Bugün spor salonunu açmayacak mısın?

Göktuğ aklına gelen bu alakasız soruyu sorarak televizyon izleme zevklerini bir iki dakikalığına bir kenara atmıştı.

(Hayal)-Hayır. Sen daha önemlisin. Hem salonu genelde asistanım açıyor.

(Göktuğ)-Asistan? Ha şu aptal kız.

Göktuğ yarım saniye için Hayal'in asistanını hatırlayamamış ve aklına geldiğinde sıkıcı bir anıyla birlikte gelmişti. Hayal'in asistanı elinde bir bardak suyla hızlı adımlarla yürürken Göktuğ'a çarpmış ve dengesini kaybedip yere düşmüştü. Tam Göktuğ'dan özür dileyecekken Göktuğ'un bakışlarını görmüş ve irkilerek oradan kaçmıştı.

(Hayal)-Evet evet. Senden korkup kaçan kız.

"Yine de beni işinden önemli tutman anlamsız..."

(Hayal)-Halbuki hiç korkunç değilsin.

"Çünkü beni o şekilde görmek istemiyorsun."

(Göktuğ)-Sen öyle diyorsan.

Konuşmaları burada bitti ve Hayal yeniden Göktuğ'un göğsüne yaslandı.

(Hayal)-Film bittikten sonra beraber duşa ne dersin?

Hayal'den gelen bu sorudan sonra Göktuğ 1 – 2 saniyeliğine duruldu ve sakinliğini bozmadan cevapladı.

(Göktuğ)-Neden olmasın.

***

Cennet ve Azat birkaç kadeh içtikten sonra şişeyi bitirdiler ve Azat hesabı istedi. Hesabı ödedi ve iyi birde bahşiş bıraktı. Sonra da ikili hızla mekândan ayrıldılar ve Azat, valeden arabasının anahtarını alıp yerini öğrendi. Sonra da arabayı almaya gitti.

Arabayı alıp kapı önüne geldikten sonra indi ve Cennet için arabanın kapısını açtı. Cennet yavaşça arabaya bindi. Azat hızlı adımlarla yerine döndü ve direksiyon başına geçerek arabayı sürmeye başladı.

(Azat)-Evin nerede?

Yola çıktıktan 1 dakika kadar sonra Azat Cennet'in evini sordu.

(Cennet)-Sen sür bebeğim. Konum atıyorum hemen.

(Azat)-Nasıl istersen güzelim.

Aldığı cevaptan sonra gülümseyerek bakışlarını yola çevirdi. Cennet evinin konumunu Azat'a gönderdikten sonra Azat telefonundan konumu açtı ve telefonunu telefon tutacağına sabitledi.

(Azat)-17 kilometre ha? Tahmin ettiğimden daha uzakmış.

Cennet ses çıkarmadı ve öne eğilip ayakkabılarını çıkarttı. Sonra da ayaklarını Azat'ın kucağına uzattı.

(Azat)-Tamam. Sanırım düşündüğümden daha uzun bir yolculuk yapacağız.

Cennet yaptığı bu harekete Azat'ın ne tepki vereceğini merak etmişti. Azat aşırı bir tepki vermemiş ve odağını yoldan ayırmamıştı ama Cennet, Azat'ın içinden geçenleri az çok tahmin edebiliyordu.

O yüzden tahminlerini doğrulamak için ona bir soru sormaya karar verdi.

(Cennet)-Azat.

(Azat)-Efendim.

Azat göz ucuyla Cennet'e baktı ve yeniden yola odaklandı. O anlık bakışla Cennet'in kendisine bir şey soracağını kestirmişti. Ne soracağını bekliyordu. Derken...

(Cennet)-Sana mastürbasyon yapmamı ister misin?

(Azat)-Öğh! Öhk... öğh... öhü...

Azat aniden öksürmeye başladı. Heyecanlandığı her halinden belli oluyordu. Öksürmesi de cabasıydı zaten.

(Azat)-Kaza yaparız. Mutlak suretle kaza yaparız.

Azat heyecanlı bir şekilde konuşmuştu. Kendisini tanıyordu. Cennet kendisine mastürbasyon yapmaya başlarsa eli ayağı birbirine dolanırdı. Normal bir yerde yapsa daha normal bir tepki verirdi ama arabanın içinde yapmak ekstra bir heyecanlı olacağından Azat kendisinden emin olamıyordu.

(Cennet)-Hahahaha. Bu kadar istekli olduğunu bilseydim sormadan yapmaya başlardım.

Cennet küçük bir kahkaha patlattı ve Azat'a takılmaya başladı.

(Azat)-Ve kaza yapardık.

Azat ise gülümseyerek cevap verdi.

***

Bir süre ilerledikten sonra Azat yavaş yavaş hızını artırmaya başladı ve 100 kilometreye kadar yaklaştı. Yollar boş olduğu için bu kadar hız yapıyordu. Normalde olsa bu kadar hız yapmazdı. Yine hız yapıyordu ama kimseyi tehlikeye atacak kadar hız yapmamıştı daha önce.

Tek eli direksiyonda tek eli de Cennet'in bacağındaydı. Ara sıra bacakların okşuyor hatta ayaklarını biraz ovuyordu. Cennet ise halinden oldukça memnun görünüyordu. Yüzü gülüyordu. Biraz yolu izliyor biraz Azat'ı izliyordu.

Azat'ın, kemikli yapıdaki elleriyle bacaklarını okşaması hoşuna gitmişti. O yüzden de içinden geçen ilk şeyi yaptı ve Azat'ın bacağındaki, yani sağ elini tuttu. Sonra da baş parmağını ağzına aldı.

(Azat)-Cennet?

(Cennet)-Ehendim hayatım.

(Azat)-Ne yaptığını öğrenebilir miyim?

Azat gözlerini yoldan ayırmamaya çalışıyordu ama bir yandan da Cennet'in yüz ifadesini görmek istiyordu. Ateşli bir şekilde kendisine baktığından emindi. Cennet cevap vermeden önce parmağı ağzından çıkardı.

(Cennet)-Bize kaza yaptırıyorum.

Dedi ve parmağı yeniden ağzına aldı.

(Azat)-Ah harika.

Dedi ve gözünü iki saniyeliğine yoldan ayırıp Cennet'e baktı. Cennet şehvetle dolu bakışlarla kendisini izliyordu ve bir yandan da dilini parmağının etrafında gezdiriyordu. Azat derin bir nefes aldı ve yeniden yola döndü.

Dikkatinin dağılmaması için çabalarken yarı yarıya başarılı olabiliyordu. Ama sonuç olarak arabayı düzgün bir şekilde sürebilmişti.

***

Arabayı Cennet'in evinin önüne park ettikten sonra inip kapısını açtı ve Cennet yavaşça arabadan indi. Müstakil bir evde yaşıyordu. Eve genel olarak gri tonları hakimdi. Pencerelerin çerçevesi siyahla boyanmıştı ve eve ayrı bir hava katıyordu.

Dış kapıdan geçtikten sonra taşlı bir yol onları karşıladı. Yol irili ufaklı taşlarla kapıya kadar uzanıyordu. Geri kalan kısım ise birkaç ağaca ev sahipliği yapan basit bir ön bahçeydi. Cennet kapıyı açtıktan sonra içeri girdiler.

Ayakkabılarını çıkartıp kenara koydular ve içeri geçtiler. Azat göz ucuyla evi kesti ve 4 odası olduğunu gördü. Ev tek kişi için fazlasıyla büyüktü. Ama Cennet tek başına yaşıyordu ve günlerini sakin kafayla geçiriyordu.

(Azat)-Evin oldukça güzelmiş.

(Cennet)-Merak etme. Önümüzdeki 1 hafta boyunca daha da güzel olacak.

Cennet'in yüzündeki gülümseme Azat'ın içinde bir şeylerin yükselmesine sebep oluyordu. Bir an önce Cennet'le bir olmak istiyordu. Onun bedenini tatmak ve duygudan duyguya atlamak istiyordu. Arzularını kısıtlama olmadan salmak ve Cennet'e yeni zevkler tattırmak istiyordu.

(Azat)-Kim bilir? Eğer her şey çok güzel olursa...

Azat yavaşça gülümsedi.

(Azat)-... belki...

Ve sözünü bitirdi.

(Azat)-... 1 hafta daha yanında kalmak isteyebilirim.

Azat'ın bu sözlerinden sonra Cennet sakinliğini bozdu ve Azat'ı duvara sıkıştırdı.

(Cennet)-Hayır diyemeyeceğim şeyler söylüyorsun tatlı şey.

***

Aradan geçen yarım saatin ardından Cennet ve Azat yatağa geçmişlerdi ancak ne zaman öpüşmeyi bırakıp yatağa geçtiklerini bilmiyorlardı. Kendilerini öylesine kaptırmışlardı ki gerçek dünyadan kopmuşlardı.

İkili, birbirlerinin bedenlerini tatmanın getirdiği mükemmel zevkle mest olurken Cennet'in narin sesi Azat'ı daha da delirtiyordu. Cennet'in tatlı sesini daha fazla duymak, kulaklarını o sesle doldurmak için gittikçe daha sert git gel yapmaya başlıyordu.

Cennet'in miyavlamayı andıran iniltileri yalnızca Azat'ın kulaklarını doldurmuyordu. Bütün odayı dolduruyordu. Yataktan gelen sesler bile bu ses tarafından bastırılıyordu. Azat bu ses tarafından hipnoz edilmişken Cennet'in boynunu tuttu ve kendisine çevirerek dudaklarından öptü.

Kalçasına bir şaplak attıktan sonra yavaşlamaya başladı.

(Cennet)-Bebeğim?

(Azat)-Üstte olmanı istiyorum.

***

Aradan 3 gün geçmişti ve herkes bir şeylerle ilgileniyordu. Bilge evinde oturmuş müzik dinlerken boş boş tavanı seyrediyor. Berke sporda vakit geçiriyor. Göktuğ elinde sigara ile sokak sokak dolaşıp kendisini darlayan evden uzak kalıyor. Azat ise Cennet'le birlikte televizyon izliyordu.

Hepsi bir şekilde zaman geçirmenin yolunu buluyorlardı. Fakat aralarından bir kişi ne yaparsa yapsın zevk alamıyordu. Bir türlü hoşuna giden bir şeyler bulamıyordu. Bulmak için çaba gösterdiği de söylenemezdi gerçi.

Göktuğ hiçbir şey için uğraşmıyor ve dümdüz bir hayat yaşıyordu. Bütün gün sigara içiyor ve geziyordu. Eve yalnızca uyumak için gidiyordu. Bazen de yemek yiyordu. Onun dışında kendi evinde neredeyse hiç zaman geçirmiyordu.

Zaten çoğu zaman kadınların yanında kaldığı için evine bile gitmiyordu. Evde kalmakta bir sıkıntısı yoktu. Sadece o lanet kapalı kutunun içinde kalmak onu daraltıyordu. Eve gitmemesinin tek nedeni buydu.

Tek başına yaşıyordu ve evinde istediği her şeyi yapabilirdi. Ama o inatla evine gitmiyordu. Eve gidip tüm gün televizyon izleyip kafa ağrıtmaktansa yürüyüp bacaklarına yüklenmeyi tercih ediyordu.

Dışarıda amaçsızca yürümeye devam ederken bir marketin önünden geçti ve o sırada marketten tanıdığı birisinin çıktığını gördü. Tabii o kişi de Göktuğ'u görmüştü. Hemen elini sallamaya başladı ve Göktuğ adımlarını yavaşlattı.

Göktuğ yavaşlayınca Hayal adımlarını hızlandırdı ve çabucak Göktuğ'un yanına geldi. Elinde iki poşet vardı. Mutfak için küçük bir alışveriş yapmıştı.

(Hayal)-Nereye böyle?

(Göktuğ)-Bilmem. Ayaklarım nereye götürürse.

Hayal çok enerjik bir şekilde Göktuğ'la konuşmuş olsa da Göktuğ aşırı durgun bir şekilde cevaplamıştı. Hayal Göktuğ'un bu durumlarına alışık olduğu için gayet doğal karşılamış ve...

(Hayal)-Yine bıkkın modun açık bakıyorum.

Demişti.

(Göktuğ)-Hiç kapatmadım ki.

Göktuğ ise hiç kapatmadığını söylemiş ve Hayal'in elindeki poşetlere uzanmıştı. Elindeki poşetleri aldıktan sonra yavaşça yürümeye başlamıştı.

(Hayal)-Yani peşinden gelmeliyim ha? Olur. Bana uyar.

Hayal hiç düşünmeden yürümeye başladı ve Göktuğ'un yanına geçti. Göktuğ'un yanında olmak ona yetiyordu. Onunla yürümekten bile zevk alıyordu. Derken uzandı ve Göktuğ'un elini tuttu. Göktuğ ise hiçbir şey olmamış gibi karşılık verdi yürümeye devam ettiler.

(Göktuğ)-Bugün akşam boş musun?

Birkaç dakika sessizce yürüdükten sonra Göktuğ sessizliği bozdu ve sorusunu sordu.

(Hayal)-Senin için her zaman boşum tatlım.

Hayal sorunun içeriğini bildiği için bu şekilde cevaplamıştı ve güler bir ifadeyle Göktuğ'a bakarak göz kırpmıştı. Göktuğ ise hafif bir gülümsemeyle karşılık vermişti.

(Göktuğ)-Akşam sendeyim o zaman.

(Hayal)-Nasıl istersen.

Göktuğ ve Hayal dışarıda gezinmeye devam ederken 3 günün ardından dışarıya çıkma ihtiyacı hissetmiş bir çift vardı. Ve bu çift tabii ki de Azat'la Cennet'ti. Onlarda 3 gündür evde oldukları için sıkılmışlar ve biraz dışarı çıkmışlardı.

Yürürken Azat Göktuğ'u görmüştü ancak yanındaki kadını görünce seslenmemişti. Biraz daha o şekilde yürüdükten sonra kadın Göktuğ'a dönmüş ve Azat kadının yüzünü görmüştü.

(Azat)-Ah.

(Cennet)-Ne oldu bebeğim?

(Azat)-Göktuğ'un yanındaki kadın. Biliyorum o kadını.

Cennet'in Azat'in parmağıyla gösterdiği yere baktı ve Hayal'i gördü.

(Cennet)-Güzel kadınmış. Kim ki o?

(Azat)-Göktuğ'un spor hocası. Gerçi aralarındaki ilişki hoca öğrenci ilişkisinden daha öte ama. Bu onların bileceği şey.

Azat daha önce bir defa o kadını Göktuğ'un yanında görmüştü. Ve kadını net bir şekilde hatırlıyordu. Bu konularda tuhaf bir şekilde iyiydi. Kolay kolay unutmazdı. Ama unuttuğu şeyi de tamamen unuturdu.

(Cennet)-Kimsenin hayatı bizi ilgilendirmez. Beni yalnızca sen ilgilendiriyorsun. Değil mi hayatım?

(Azat)-Öyle tabii güzelim.

Azat Cennet'e belinden sarıp kendine çekti ve başından öptü.

Azat ve Cennet sessizce kendi yollarında yürümeye devam ederken Hayal bir sigara yakmış ve Göktuğ'a vermişti. Sonra da kendisi için bir sigara çıkartmıştı. Sigarasını yaktıktan sonra çakmağı cebine atmıştı.

Bu şekilde biraz daha yürüdükten sonra...

(??)-Abiii.

Diyen bir kız sesi duyuldu ve Göktuğ birisinin bacağına sarıldığını hissetti. Başını eğip bacağına baktığında ise parlak siyah gözlü tatlı mı tatlı bir kız gördü.

(???)-Oğlum.

Sonra bir ses daha duyuldu ve Göktuğ sesin geldiği yere baktı. Bir adam ve bir kadın çekingen gözlerle ona bakıyordu. Göktuğ'un durgun yüz ifadesi iyice durgunlaştı ve sakin bir sesle...

(Göktuğ)-Burada ne işiniz var? Ve sen. Ece. Bırak bacağımı.

Anne babasına bakarak burada ne işlerini sorduktan sonra bacağına yapışan küçük kardeşini eliyle iteleyerek bacağından ayırdı. Kardeşi bırakmak istemese de Göktuğ'un gücüne karşı gelemedi ve istemeyerek abisinden ayrıldı.

(Ece)-Ama abiii...

(Göktuğ)-Senin abin olmadığımı daha önce söylediğimi hatırlıyorum Ece.

Ece yanaklarını şişirerek abisine tatlı bir surat yapmaya kalkmıştı ancak Göktuğ ifadesini hiç bozmadan soğuk bir tonda konuşarak kardeşinin moralini bozdu.

(Ece)-Ama...

(Göktuğ)-Aması maması yok. Okuman için sana yeterince para gönderdiğimi düşünüyorum. Ve tek isteğim benimle iletişime geçmemen. Geçmemeniz. Gönderdiğim paralar yetmiyor mu?

Abisinin bu soğuk tavırları karşısında Ece'nin gözleri doldu ancak Hayal hemen devreye girerek küçük kıza destek olmaya çalıştı. Ancak...

(Göktuğ)-Hayal.

Hayal ne olduğunu sorgulayarak Göktuğ'a baktı ve onun soğuk bakışlarıyla karşılaştı. Korkutucu hissettiriyordu.

(Göktuğ)-Uzaklaş.

Göktuğ'un tek kelimesi Hayal'in yavaşça Ece'yi bırakmasına yetmişti. Hayal sakince Ece'den ayrıldı ve ayağa kalktı.

(Göktuğ)-De, söyleyin bakalım. Ne işiniz var burada?

Göktuğ hala soğuk bir sese sahipti. Ailesine karşı bile bu tavrını sürdürüyordu.

(Anne)-Biraz yürümek için dışarı çıkmıştık. Ece'de seni görünce koşturuverdi.

Göktuğ bu sözler karşısında gözlerini devirdi ve derin bir nefes aldı.

(Göktuğ)-Kızınıza bazı şeyleri öğretmeniz gerekiyordu. Mesela artık bir abisi olmadığını.

Göktuğ'un soğuk tavrı annesinin canını yakıyordu. Kendi öz oğlu tarafından bu şekilde muamele görmek onu gerçekten yaralıyordu. Oğlunu seviyordu ve ona değer veriyordu ancak Göktuğ için aynıları geçerli değildi.

O en ufak bir sevgi belirtisi bile göstermiyordu. Ailesine karşı ne tür duygular beslediği belli değildi. Anlaşılmıyordu. Yüz ifadesinden şu anki durumdan hoşnutsuz olduğu anlaşılıyordu. Soğuk ve korkutucu bakışları donuk ses tonuyla birleşince itici bir hal alıyordu.

(Anne)-Ama oğlum...

(Göktuğ)-Sana sizin oğlunuz olmadığımı açıkça dile getirdiğimi biliyorsun. Bana o şekilde hitap etmeyi kes!

Göktuğ annesine bu şekilde çıkıştıktan sonra bakışlarını yavaşça babasına çevirdi. Babası en başından beri kendisiyle göz göze gelmemeye çalışıyordu. Oğluna bakmak istiyor ancak başını birazcık kaldırıp geri indiriyordu. Göktuğ'dan korkuyor gibi görünüyordu.

(Göktuğ)-Hmph! Şuna bak. Yüzüme bakacak kadar cesaretin bile yok! E olamaz tabii. Hangi suçlu doğruları söyleyen birinin gözlerine bakabilir ki? Korkak!

Göktuğ'un acımasız sözleri karşısında babası yumruklarını sıkmıştı ancak hiçbir şey yapmadan serbest bırakmıştı. Duyduğu o son kelime onu gerçekten derinden yaralamış ve titremesine sebep olmuştu.

(Göktuğ)-Size tek bir şey söyleyeceğim. Bir daha beni gördüğünüzde yolunuzu değiştirin ve defolup gidin. Anladınız mı beni!?

Son ana kadar sakin kalan Göktuğ en sonda bağırarak çevrede duran birkaç kişinin dikkatini çekmişti. Tam arkasını dönüp yürümeye başlayacakken kardeşi Ece yeniden bacağına sarılmış ve...

(Ece)-Abi ne olur gitme!

Ece'nin bu hareketine öfkelenen Göktuğ Ece'nin kardeşi olmasını ya da yaşının küçük olmasını önemsemeden sert bir yumruk attı ve Ece'yi yere düşürdü. Hiç beklemediği bir anda yüzüne çarpan acı verici yumruk yüzünden yere düşen Ece ağlamaya başladı.

Annesi hemen Ece'nin yanına koşarken babası hala Göktuğ'a bakmamaya çalışıyordu. Göktuğ'dan korkuyormuş gibi bir hali vardı.

(Hayal)-Göktuğ buna hiç gere...

Hayal elini Göktuğ'un omzuna koymuş ve yaptığı hareketin gereksiz olduğunu söylemeye çalışmıştı ancak Göktuğ bir anda bileğinden kavramış ve canını yakacak kadar güç vermişti. Hayal bir anda bileğinin ezilmesi yüzünden dişlerini sıkmıştı.

(Göktuğ)-Hayal.

Hayal dişlerini sıkmaya devam ederken Göktuğ soğuk bir tonda adını söylemişti. Hayal Göktuğ'un yüzüne baktığında dişlerini sıkmayı bırakmış ve istemsizce kafasını geri çekmeye çalışmıştı. Göktuğ gözlerini sonuna kadar açmıştı ve kendisine bakıyordu.

Gerçekten korkutucu bir görüntüydü.

(Göktuğ)-Kes sesini!

Göktuğ yeterli olacağını bildiği bu iki kelimenin ardından Hayal'in bileğini bıraktı ve babasına döndü.

(Göktuğ)-Kızına bile yardım edemeyecek kadar işe yaramaz bir adam olmak gerçekten zoruna gitmiyor mu? Ha doğru ya. İşe yaramaz olmasaydın bazı şeyler bambaşka olabilirdi.

Dedi ve çevrede durup onları izleyen adamlardan birisi devreye girmeye karar verdi.

(Adam)-Sence de bu kadarı yeterli değil mi bilader?

Adam bu sözleri söylerken Göktuğ'un kolunu tuttu ve aynı anda Azat oraya dikkat kesildi. Göktuğ adamın kolunu tutmasından hiç hoşlanmamıştı ve yüzünü ekşitmişti.

(Göktuğ)-Sen kimsin lan yarak!?

Göktuğ lafını hiç esirgemeden hışırtılı bir sesle konuşmuştu. Adamın kendisini öylece tutması onu deli etmişti.

(Adam)-Yalnızca yoldan geçiyordum birader. Küçük bir kıza vurduğunu görünce araya girmekten başka şansım yoktu.

Göktuğ gözlerini devirdi ve adamın suratına yumruğu geçirdi. Adam yediği yumrukla birlikte dengesini kaybetti ve yere düştü. Ancak hemen toparlanıp ayağa kalktı.

(Göktuğ)-Başkalarının aile içine karışma hakkını kim verdi lan sana!?

(Adam)-Kimse vermedi göt oğlanı! Tıpkı sana küçük bir kıza vurma hakkı verilmediği gibi.

Adam haklı bir şey söylemiş olmasına rağmen Göktuğ gülümsemiş ve kıkırdayarak...

(Göktuğ)-Hahaha. Sikimde mi zannediyorsun lan!?

Dedi ve bir anda hareketlenerek küçük kardeşini ayağıyla iterek takla atmasını sağladı. Aynı anda da dolaylı yoldan annesini de devirmiş oldu. Babası hemen ikilinin yanına giderken bağırdı.

(Baba)-Göktuğ! Yetti artık!

(Göktuğ)-KES SESİNİ LAN SEN ÇAKMA AİLE BABASI!!!

Göktuğ öfke dolu bir ifadeyle babasına baktı ancak babası onu umursamadan karısı ve kızının yanına çöküp onlara yardım etmeye başladı.

(Başka biri)-Sana hiç kimse terbiye vermemiş anlaşılan.

O anda olaya başka birisi daha dahil oldu ve Göktuğ'un kafasına arkadan bir darbe indirdi. Göktuğ sendeleyerek ileri doğru gitti ama düşmedi.

(Göktuğ)-Hahahahaha. HAHAHAHAHA!!!!!

Göktuğ aniden gülmeye başladı ve saniyeler içinde kahkaha atmaya başladı.

Sonra da bir anda diğer adama doğru döndü ve adam gördüğü manzarayla birlikte istemsizce irkildi. Göktuğ'un gözleri kocaman açıktı ve suratında iğrenç bir gülümseme vardı.

(Göktuğ)-Şimdi siktim belanı!

Dedi ve ileri doğru atılarak sadece tek bir yumrukla adamı bayılttı. Adam kırık bir burunla yere yığılırken Göktuğ'un elini tutan adam...

(Adam)-Sanırım gerçekten dayak yemezsen aklın başına gelmeyecek.

Bu şekilde söylendi ve Göktuğ'a saldırıp sağla bir yumruk indirdi. Göktuğ sendeledi ancak hiç beklemeden karşılık vererek aynı şekilde bir yumruk salladı. Adam bu yumruktan ucu ucuna kaçındı ve bir yumruk daha attı. Yumruk doğruca Göktuğ'un suratına inmişti ancak Göktuğ'un burnu bile kanamamıştı.

Ve küçük bir sorun vardı. Adam yumruğu attıktan sonra Göktuğ yerinden bile kıpırdamamıştı.

(Azat)-Cennet. Sanırım gözlerini kapatmak isteyebilirsin.

Azat aniden garip hissetmeye başlamış ve Cennet'e bu uyarıda bulunmuştu ancak Cennet onu dinlememişti. Kavgayı hiç sevmezdi ama nedensiz bir izleme isteğine kapılmıştı.

(Göktuğ)-Sikerler. Kendimi tutmayı bırakıyorum. Siktiğimin komiseri de sikimde değil. Sikip öldüreceğim seni!

Dedi ve bir anda atik bir hareketle ileri atılıp adamı suratından tuttu ve tüm gücüyle iterek hemen diplerindeki dükkânın vitrinine geçirdi. Adamın kafasıyla koca bir camı parçalanmıştı ve dükkânın içine düşmüşlerdi.

Adamın kafası büyük bir acıyla kavrulup kanamaya başlamışken Göktuğ hiç durmadı ve adamın kucağında durarak yumruklamaya başladı. Adam acısını bir kenara koymaya çalışıyordu ancak işe yaramıyordu. Kafası kesiklerle dolduğu için canı çok yanıyordu. Ama yine de kendisini savunmaya çalışmaktan vazgeçmiyordu.

Ancak Göktuğ'un yumrukları her seferinde savunmasını delip suratına ulaşıyordu. Göktuğ insan azmanı sayılabilecek kadar güçlüydü. Belki de daha güçlü. Hiçbir tekniği olmayan vahşi bir hayvan gibiydi.

Ama korkutucu olan şey gücü değildi. Adamı döverken en ufak bir öfke belirtisi bile göstermiyordu. Daha önce hiç gülmemiş gibi gülümsüyordu ve korkunçluk saçıyordu.

Attığı yumrukların her biri tam güçteydi ve karşısındaki kişiye zarar vermekten hiç çekinmiyordu. Adam neye uğradığının farkında bile değildi. Görebildiği tek şey üzerinde oturan korkunç bir gülümsemeye sahip olan şerefsizdi.

(Göktuğ)-Hahahahahahaha!!!!! Hadisene! Neden karşılık vermiyorsun!? Korktun mu yoksa piç kurusu!?

(Azat)-Göktuğ yeter.

Göktuğ adamı haşat etmeye devam ederken Azat bir anda yerinden fırladı ve koşarak Göktuğ'a arkadan yapıştı. Kollarını Göktuğ'un koltuk altlarından geçirdi ve onu adamın üzerinden kaldırdı. Birkaç adım geri giderek uzaklaştırmayı da es geçmedi.

(Göktuğ)-Burada ne işin var lan senin sikik!?

Göktuğ başını çevirip Azat'a baktı ve bağırdı. Azat onu hiç umursamadı ve tutuşunu biraz daha güçlendirdi. O sırada da adam yavaş yavaş ayağa kalkıyordu. Onca yumruktan sonra ayağa kalkabiliyor olması gerçekten inanılmazdı.

(Adam)-Piç kurusu!

Adam hışırtılı sesiyle konuştu ve boğazını temizlemek için yere tükürdü. Kan tükürmüştü ama umurunda bile değildi. Şu anda umursadığı tek şey elinde tuttuğu camı o çocuğa saplamaktı. Onu öldürmezdi belki ama küçük bir kız gibi çığlık attıracağı kesindi.

Adam hiç beklemeden ileri atıldı ve...

(Hayal)-Göktuğ dikkat et!

Hayal korkuyla bağırdı ancak adam çoktan elindeki camı savurmuştu bile. Fakat Göktuğ gücünü kullanıp Azat'a zorla geri adım attırdı ve ucu ucuna da olsa kesilmekten kurtuldu. Sonra da Azat'ın gücüne güvenerek zıpladı ve adamın çenesine sağlam bir tekme geçirdi.

Adam geriye doğru sendeledi ve düşer gibi oldu ancak düşmemeyi başardı. Ama elindeki cam kan yüzünden yere düşmüştü. Adam da elini arka cebine attı ve bir bıçak çıkardı.

(Azat)-Lan bir siktir git artık! Akıllanmadın mı hala!?

Adamın bıçak çektiğini gören Azat daha fazla dayanamadı ve bağırdı. Adamın hala saldırmaya çalışıyor oluşu onu sinir etmişti. Göktuğ tutuluyor olmasına rağmen adama zarar verebiliyordu ve adam aptallık yaparak orayı terk etmemekte ısrar ediyordu.

(Adam)-Arkadaşı mısın lan onun!?

(Azat)-Konuşma da siktir git lan! Zor tutuyorum zaten!

(Adam)-Arkadaşını kurtarmak için yanlış zamanda geldin velet!

Azat adama gitmesini söylemiş olsa da adam onu hiç takmamış ve konuşarak bıçağını sallamaya başlamıştı. Azat ise daha fazla dayanamayarak Göktuğ'u biraz daha sıktı ve gözlerini kocaman açarak bağırdı.

(Azat)-Onu senden değil, seni ondan koruyorum orospu evladı! Siktir git artık şu siktiğimin yerinden!

Azat kendisini daha fazla sıkmış olsa da Göktuğ çok daha fazla güç kullanmış ve Azat'tan kurtulmayı başararak adamın eline sert bir tekme atmış ve bıçağın yere düşmesini sağlamıştı. Bıçak yere düştükten hemen sonra Göktuğ arkasına dönüp Azat'ın karnına tekme atarak yere düşürmüş ve tekrar arkasına dönerek bıçağa yönelmişti.

Bıçağı yerden alarak sıkmış ve hiç düşünmeden adamın bacağına saplamıştı.

(Adam)-GRAAHGHHGHGHH!!!!!!!

Adam acı içinde çığlık atarken Göktuğ daha da ileri gitmiş ve bıçağı çevirmeye başlamıştı. Adamın çığlıkları daha da artmıştı. Bıçağı bırakan Göktuğ yumruklamaya geçmiş ve birkaç sağlam yumruktan sonra ayağa kalkarak adamın suratını tekmelemeye başladı.

Gözü dönmüştü. Kocaman açılmış gözleri ve suratındaki iğrenç gülümsemesi yüzünden kimse araya girmek istemiyordu. Araya girmek isteyenler ise korkuları yüzünden geri duruyorlardı. Göktuğ 10'a yakın tekmeyle adamın suratını mahvettikten sonra eğilip yerden bir cam parçası almış ve...

(Göktuğ)-Bir daha insanların aile içi meselelerine karışmayacaksın tamam mı lan dalyarak!?!?!?

Elindeki camı adamın gözüne saplamak için harekete geçmişti.

Tam o anda Azat Göktuğ'un elindeki camı tutmuş ve sıkarak Göktuğ'un elinden çekmişti. İkisinin de elleri kesilmişti ama ikisi de tepki vermemişlerdi. Adam ise yüzünde küçük bir sıyrıkla paçayı kurtarmıştı.

(Azat)-Yettin lan artık!

Diye bağıran Azat tüm gücüyle bir yumruk savurup Göktuğ'u yere düşürdü ve üstüne çıkarak onu yumruklamaya başladı. En sonunda o da kendini kaybetmişti. Göktuğ'la neredeyse aynı güç seviyesine sahiptiler ancak aralarında önemli bir fark vardı.

Göktuğ daha vahşiydi. O yüzden Azat'ın kafasını tuttu ve kendine doğru çekerek sağlam bir kafa attı. Azat kafa yemenin verdiği şokla istemeden ayağa kalktı ve o anda Göktuğ'da ayağa fırladı.

(Göktuğ)-YOLUMA ÇIKMAYI BIRAK LAN ARTIK SENDE ERKEK FAHİŞESİ!!!

Diye haykırdı ve Azat'ın karnına sert bir yumruk indirdi. Öyle ki Azat'ın ayakları yerden 2 santimetre kadar ayrıldı ve Azat havaya kalktı. Bir an sonra ise suratında bir yumruk patladı. Sonra bir yumruk daha ve Azat'ın burnu kanamaya başladı.

(Cennet)-Azat!!!

Tam o anda Cennet kendini tutamayıp "Azat" diye haykırdı ve Göktuğ'un dikkati o noktaya kaydı. Öfke dolu gözleri Cennet'in endişeyle kaynayan gözleriyle buluştu. Ve Göktuğ beklenmedik bir şey yaptı.

(Göktuğ)-Tch!

Dilini şaklattı ve Azat'a vurmayı kesti. Arkasına dönüp biraz yürüdü ve poşetleri alarak yürümeye başladı. Ancak oradan ayrılmadan önce gerildi ve tüm gücüyle adamın suratına bir tekme daha attı. Adam çektiği acını yoğunluğu yüzünden bayılmıştı.

Birkaç adım attıktan sonra Hayal'e döndü ve...

(Göktuğ)-Yürü.

Göktuğ bunu söylemiş olmasına rağmen Hayal yapmadı çünkü yaşananlar yüzünden şoka girmişti ve Göktuğ'u duymamıştı. Ancak Göktuğ bunu fark edecek durumda değildi ve Hayal'in kendisini siklemediğini düşünmüştü. O yüzden de...

(Göktuğ)-SANA YÜRÜ DEDİM LAN!!!

Bu şekilde bağırdı ve Hayal aniden kendine geldi. Hızlı adımlarla Göktuğ'un yanına geçti ve yürümeye başladılar. Hayal korkusundan sesini bile çıkartamıyordu. Ara sıra arkasına dönüyor ve yaşananlar için, içinden özür diliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.