Azat ve Berke kendisini eve bıraktıktan sonra Bilge bir de ailesiyle kutlama yapmıştı ve sonra da odasına çıkmıştı. Doğruca kıyafetlerini çıkartıp pijamalarını giymiş ve bilgisayarın başına oturmuştu. Kutlamalar bir yana Göktuğ'un sözleri moralini bayağı bir bozmuştu ve bu bozukluğu saklamaya çalışmıştı. Ne kadar iyi saklayıp saklayamadığını bilmiyordu. O kadar da iyi bir oyuncu olduğunu düşünmüyordu.
Her neyse. Bilgisayarın başına oturduktan sonra kafasını dağıtabilmek için video izlemeye başladı. Mevcut durumda düşüncelerinden uzaklaşmasının en kolay yolu buydu. Sevdiği videoları izleyerek kafasını dağıtabilir, kahkahalar atabilirdi. Belki bu şekilde uyurken zorluk çekmezdi.
En azından planladığı şey bu yöndeydi. Ama bir sorun vardı. İzlediği videolardan bir şey anlamıyordu. Kafası o kadar doluydu ki videolar bomboş geliyordu. Sanki sadece ses olsun diye varlardı. Bilge'yi güldürmesi gereken videolar sadece kulaklarını yıkayan birer sesten ibarettiler o kadar.
Açtığı videolar öyle sıradan videolar da değildi. Her zaman deliler gibi kahkaha attığı TalkShow'u açmıştı. Normal şartlar altında her bir saniyesini gülerek geçirdiği programlardı bunlar. Ama şu anda hiçbir etkileri yoktu. Bilge nedense yapılan esprileri ya da muhabbetleri komik bulmuyordu.
(Bilge)-Sokayım ya. Sanırım uyumak daha mantıklı olacak. Uyuyabilirsem tabi.
Dedi ve bilgisayarı kapatıp kendini yatağının üzerine bıraktı. Soğuk yorgan vücudunu kapladı. Bilge hemen yorganın altına girdi ve yorganı kafasına kadar çekti.
(Bilge)-O çocuk istediğini alamazsa seni bırakır. O çocuğun tek derdinin seks olduğundan eminim. Senden yeterli yüzü bulamadığında seni terk edecek. Hatta aldatacak.
Bilge'nin sessizce mırıldandığı bu cümleler Göktuğ'un kendisine söylediği şeylerin bir kısmıydı. Göktuğ daha en başında bunları söylemişti ve dedikleri gerçekleşmişti.
(Bilge)-Haklıymışsın Göktuğ. Haklıymışsın.
Bilge derin bir nefes aldı ve gözlerini kapatıp çabucak uykuya dalmak için dua etti.
***
Azat ve Berke filmlerini izlerken aldıkları şeylerin birçoğunu yemişlerdi. Azat yalnızca aldıkları şeylerle yetinmemiş ve mutfağa gidip birkaç kutu bira alıp geri dönmüştü. 1 saat kadar sonra da çakırkeyif bir hale gelmişti.
Gece boyunca bir sürü şey içtikleri için mesanesi patlayacak dereceye gelmişti. Acilen tuvalete gitmesi gerekliydi. O yüzden de ses etmeden kanepeden kalktı ve tuvalete doğru hareketlendi. Yürürken hafiften sallanıyordu ve düşmeye meyilli bir görüntüsü vardı.
Ağır adımlarla tuvalete gitti ve çişini yapıp mesanesini boşalttıktan sonra fermuarını kapattı, ellerini iyice yıkadı ve kapıya yöneldi. Berke gelmeyeceği için kapıyı kapatmamıştı. Hafiften sallandığı için yürümekte zorlanıyordu. Tam kapıdan çıkacakken kafasını kapının köşesine vurdu ve olduğu yerde titreyerek istemsizce küfür etti.
(Azat)-Kim koydu lan bu siktiğimin kapısını buraya!?
Söylediği şey elbette ki mantıklı değildi.
Azat gözlerini ovuşturdu ve tuvalete geri dönerek aynanın karşısına geçti. Eliyle alnına bastırdı ve tam olarak sızlayan noktayı bularak oraya bakmaya başladı.
(Azat)-Ne çabuk kızardın amına koyayım!?
Azat bir kez daha küfür etti ve oturma odasına döndü.
(Berke)-Ne oldu lan neye sövdün öyle?
Berke sadece 1 kutu bira içtiği için iyi durumdaydı. O midesini kolayla doldurmayı tercih etmişti. Tekli koltukta yayılmış bir şekilde film izliyordu. Uzun zamandır bu tür şeyler yemediği için şu anda aşırı derecede mutluydu ancak eski haline geri dönmek zorundaydı. Sporu aksatmak istemiyordu.
(Azat)-Kapıya kafa attım amına koyayım!
Azat çakırkeyif olmanın da getirdiği rahatlıkla bir kez daha küfür etti. Berke 1-2 saniye kadar öylece Azat'ın suratına baktı ve kahkahayı bastı.
(Berke)-Hahahahaha!!! Nasıl başardın lan onu!?
(Azat)-Ne bileyim ya!? Yarın buluşmam vardı birde.
Azat hala gideceği buluşmanın derdindeydi. Gerçi buluşmayı düşünmekte haklıydı. Sonuçta yaptığı şey itibariyle gittiği buluşmalardan para kazanıyordu. Yani o buluşmayı kaçıramazdı.
(Berke)-Morarmaz lan merak etme. Sende böyle şeylerden zarar görüyorsan biz ne yapalım?
Berke önüne dönüp filmi izlemeye devam etmişti. Kolasına uzamış ve yarısı dolu bardağı kafasına dikmişti. İçtiği 13. bardak falandı bu. 5'ten sonra saymayı bırakmıştı. Zaten saymasının pekte bir anlamı yoktu.
***
Azat sabah beşe doğru uyuyakalmıştı ve Azat uyuduktan sonra Berke'de televizyonu kapatarak olduğu yerde uyumuştu. Azat sabah 11'e doğru, yarı ölü bir şekilde uyanmıştı. Gözlerini yarım açmış ve saate bakmıştı. Saatin 11 olduğunu gördüğünde ise sakince olduğu yerden kalkmıştı.
Yeniden tuvalete gitmek amacıyla tuvalete yöneldi ve tuvalete girip aynanın önünden geçerken durulmuştu. Derince bir nefes almış ve...
(Azat)-Offfffff. Nasıl bir vücutsun anlamıyorum ki? Kafamda beyzbol sopası kırdıklarında kızarmadın kapıya çarpmaya kızarıyorsun! Amına koyduğumun kap... 1 dakika lan. Tamam tamam sorun yok. Ama önce duş.
Azat tam yeniden sövecekken aklına işe yarayacak bir fikir gelmişti ve o fikirle birlikte rahatlamıştı. Hemen tuvalete girmiş ve işedikten sonra duşa koşmuştu. Hızlıca duşunu aldıktan sonra da yatak odasına geçmiş ve kurulanıp üstünü değiştirmeye başlamıştı.
Dizleri yırtık ve zinciri olan siyah renkte bir kot pantolonu boxerinin üzerine geçirmişti. Atlet giymekle uğraşmayacaktı. O yüzden siyah renkte bir gömlek alarak hızlıca giyip düğmelerini ayarlardı ve giysi dolabının hemen yanındaki küçük dolaba yöneldi.
Bu küçük dolabın içinde takılar vardı.
Hemen 3 tane gümüş yüzüğü aldı ve birini sol elinin işaret parmağına yerleştirdi. Diğer ikisini de sağ elinin serçe ve orta parmaklarına yerleştirdi. Dolabın üstünde duran yarım parfüme uzandı ve birkaç fıs sıkarak geri yerine koydu. Islak saçları dağınıktı ve oldukça güzel görünüyordu. Elini saçına geçirip geriye yatırdıktan sonra çekmeceye uzanıp yüzüklerle aynı şekilde gümüş olan, zincir bir kolye çıkardı ve boynuna geçirdi.
Sola saatini sağa ise rastgele seçtiği bir bilekliği geçirdi ve çoraplarını giyerek kapıya yöneldi. Ama ondan önce başka bir şey yapmak için durdu. Odasına geri döndü ve kalem kâğıt alarak üzerine bir şeyler yazdı.
Berke için bir not yazıyordu.
"Evden çıkarken kapıyı kilitle ve kapının kenarındaki saksının altına bırak. Evi temizlemene gerek yok ben hallederim."
Yazdı ve Berke'nin görebileceği bir yere bırakarak kapıya yöneldi. Ayakkabı dolabını açtı ve siyah bir ayakkabı çıkartarak hemen giydi. Kapıyı açtı ve tökezleyerek dışarı çıktı. Neredeyse düşüyordu.
(Azat)-Pekâlâ. İlk durak Bilge.
Dedi ve hızlı adımlarla Bilge'nin evine doğru ilerlemeye başladı.
***
(Bilge)-Lan! Alnına ne oldu senin!?
Bilge kapıyı açar açmaz alnı kızarmış Azat ile karşılaştı ve verdiği ilk tepki bu oldu. Biraz endişelenmişti.
(Azat)-Eh, bilirsin işte, tuvalet kapısıyla biraz tartıştık.
Azat esprili bir dille olanları anlatırken küçük yumruk figürleri sunmayı da unutmadı.
(Bilge)-Ee sonra?
(Azat)-Sonra kapıdan dayak yedim. Gülebilirsin sorun yok.
Azat Bilge'nin gülmemek için kendisini tuttuğunu fark ettiğinde gülebileceğini söylemişti. Gülebilirlerdi. Azat kendi hatası yüzünden bu haldeydi ve açıkçası komikti de. Çakırkeyif olduğu için kapıya kafa atmıştı ve sonra da kapıya küfretmişti. Gerçekten komik bir durumdu.
Ancak Bilge gülmedi ve kendisini tuttu.
(Bilge)-Ee, burada ne işin var o zaman?
(Azat)-Saat 2'de buluşmam var. Orayı kapatmanı isteyecektim senden.
(Bilge)-Orası kolay canım gel içeri. Anne. Bana biraz buz verir misin?
Daha saat 2'ye çok vardı. Azat ayakkabılarını çıkartıp içeri girdi. Bilge'nin annesi mutfak kapısından kafasını uzatıp kimin geldiğine baktı ve Azat'ın geldiğini görünce büyük bir gülümsemeyle...
(Fatma)-Azat, hoş geldin oğlum.
(Azat)-Hoş buldum Fatma teyze. Nasıl gidiyor?
(Fatma)-Gördüğün gibi çocuğum, bütün gün mutfaktayım. Alnına ne oldu ya?
(Azat)-Kapıya çarptım Fatma teyze ya. Kendi kendime iş çıkardım.
(Bilge)-Gel içeri. Fondötenle hallederim hemen.
(Fatma)-Dikkat et oğlum sende o zaman. Durup dururken canını yakmışsın. Neyse artık bununla geçmiş olsun.
(Azat)-Ederim Fatma teyze ederim. Teşekkür ederim.
(Bilge)-Sohbetiniz bittiyse odama geçiyoruz biz. Kızarıklığı bir yok edeyim ben.
Bilge'nin annesi başıyla onayladı ve işinin başına döndü. Azat'la Bilge'de Bilge'nin odasına geçtiler. Bilge'nin annesi Bilge ve Azat'ın yalnız kalmalarına izin veriyordu çünkü Azat, arkadaşının ailesine karşı "aşırı iyimser ve iyi niyetli" çocuk kontenjanını dolduruyordu. Fatma, Azat'ın yaptığı işten habersizdi.
Azat'ın ne yaptığını bilse muhtemelen Bilge'nin Azat'la bırakın yan yana gelmesini mesajlaşmasına bile izin vermezdi. O yüzden de Azat, tıpkı başka insanlarında yaptığı gibi yapıp "iyi "arkadaş" imajı çizmişti. Bilge'ye karşı gerçekten iyi kalpli bir arkadaştı tabii ama yaptığı iş bu imaja biraz ters düşüyordu.
Bilge odaya girdikten sonra kapıyı kapattı ve sordu.
(Bilge)-Bugün kimle buluşuyorsun bakalım?
(Azat)-Adı Cennet'ti sanırım.
(Bilge)-Sanırım?
Bilge basit bir cevap beklerken kesin olmayan bir cevap aldığı için biraz şaşırmıştı. Azat hiç net olmayan bir cevap vermemişti bugüne kadar. Daima net olmuştu.
(Azat)-Bu kadın yeni. Benimkilerden değil.
(Bilge)-Ha öyleli.
(Azat)-Aynen.
Bilge o sırada yatağının yanındaki çekmeceye uzandı ve fondötenini çıkardı.
(Bilge)-Yatağa otur.
Azat odaya girer girmez sakince yere oturmuştu ve şu anda Bilge'nin isteğiyle birlikte yatağa çıkmıştı.
(Azat)-Nasıl isterseniz efendim. Ah, düşündüğümden daha rahatmış.
Azat ilk cümlesinden sonra dil çıkartmıştı. Yatağa oturduğunda yatağın oldukça rahat olduğunu fark etmiş ve dile getirmeden edememişti. Bilge ise sahte bir kızgın ifadeyle...
(Bilge)-Dalga geçmesene lan. Yatak dediğin rahat olacak tabii.
Fondöteni Azat'ın alnına sürmeye başladı. Azat hareketsiz kaldı ve beklemeye başladı.
(Azat)-Daha iyi misin bari?
(Bilge)-Ne için?
(Azat)-Düne göre.
(Bilge)-Daha iyi olmaktan başka çarem var mı? Ailemle yaşıyorum. Ağlayarak karşılarına çıkarak onları üzemem.
Bilge oldukça sakin bir şekilde konuşuyordu. Azat sorduğu soru yüzünden canını sıkabileceğini düşünmüştü. Bilge'nin durumunu merak ediyordu ve merakını gidermek için sorduğu soruyla onun canını sıkmak istemiyordu. Ancak Bilge'nin canı sıkılmış gibi görünmüyordu. O yüzden de Azat'ın içi biraz rahatlamıştı.
(Azat)-Sen de haklısın tabii. Kimse ailesini üzmek istemez. Dün gece bir şey söylememiş olsam da, Göktuğ'a hak verdiğimi söylemek isterim. Hareketlerine değil. Daha önce seni uyardığı konusunda.
(Bilge)-Evet. Biliyorum. Göktuğ haklıydı. Ama her zaman size güvenirsem ben nasıl bir şeyler öğreneceğim ki?
Azat gerçekten de Göktuğ'u haklı buluyordu. Kendisi de o çocuktan pek haz etmemişti ancak Bilge'yi üzmemek için bir şey söylememişti. Azat'ta mükemmel bir kişiliğe sahip değildi ancak Göktuğ kadar bozulmuş da değildi.
Göktuğ gerçekten ayarsızdı ve çoğu zaman sessiz kalıyor, sessizliğini bozmayı seçtiği zamanlarda da aşırı patavatsız oluyordu. Karşısındaki insanın ne hissedebileceğini zerre kadar umursamıyordu. Lafını sakınmadan karşısındaki kişinin kalbini parçalıyor, mevcut üzüntülerini biraz daha artırıyordu.
Ama yine de onlar Göktuğ'dan uzaklaşmıyorlardı. Göktuğ'un kişiliği boktan olsa da garip bir şekilde güvenilirdi. Ona herhangi bir sır verdikleri zaman o sırrı ondan başka kimsenin duymayacağını biliyorlardı. Çirkin kişiliğine rağmen iyi özellikleri de vardı yani.
Bilge Göktuğ'un sözlerinde haklı olduğunu zaten biliyordu. O yüzden de o davranışları için Göktuğ'a kızgın değildi. Ama kendisi bir noktada onu yanıltmak istemiş ve o çocukla ilişkisine devam etmişti. Evet aldatılmıştı ve çok üzülüyordu ama bunu tecrübeden sayarak kendisini avutuyordu.
Hayatta bir şeyleri öğrenmek için bir şeyleri yaşamak gerekliydi ve o da kötü bir yolla da olsa bunu deneyimlemişti. Bundan sonraki ilişkilerinde daha dikkatli davranacak ve sevgili olacağı kişiyi daha iyi tartacaktı.
(Azat)-Orası öyle tabii ama Göktuğ'u dinleseydin bu kadar üzülmemiş olacaktın.
(Bilge)-Aynı zamanda tecrübe kazanmamışta olacaktım. Yani Göktuğ'u dinlemememde bir sorun yok. Kapattım bu arada. Tuvalete gidip bakabilirsin.
Bilge konuyu değiştirerek morartıya getirmişti. Azat ise Göktuğ olayını daha fazla üstelemeden kapattı ve...
(Azat)-Hemen geliyorum.
Dedi ve odadan çıkıp tuvalete gitti. Hemen geri geldi.
(Azat)-Sen harika bir şeysin ya. Teşekkür ederim.
Azat'ın sözleri Bilge'nin burnunu kaldırmasına ve göğsünü germesine sebep olmuştu. Bilge komik bir ifadeyle birlikte kibirlenirken...
(Bilge)-Heh. Ne sandın ufaklık. Babadan oğula nesiliz biz.
(Azat)-Ney!? Hahahahaha. Sakalların nerede ustam?
Azat Bilge'nin konuşmasına istemsizce gülmüştü. Surat ifadesi ve ses tonu gerçekten komikti. Sert bir ses tonu Bilge'ye kesinlikle yakışmıyordu.
(Bilge)-Sakal kaşıntı yapıyor çocuğum. Kesiyorum o yüzden.
(Azat)-Hele hele. Neyse neyse. Sendeki küpelerden birini ver de kaçayım ben. Küpemi takmayı unutmuşum. Aceleyle çıktım malum.
Azat küpe hariç bütün takılarını almıştı. Sadece küpeyi unutmasında bir sorun yoktu. O kadar acele etmesine rağmen diğer takılarını unutmamıştı en azından. Daha buluşmasına zaman vardı ancak eve dönmekle uğraşmak istemiyordu. O yüzden de çareyi Bilge'nin küpelerinde bulmuştu.
(Bilge)-Oğlum kadın küpesi bendekiler.
(Azat)-Ee. Sence ben bunun farkında değil miyim? Ya da taktığım küpenin kadın küpesi olmasını umursayacak birisi miyim?
(Bilge)-La, değilsin de... ne bileyim.
(Azat)-Yavrum rastgele bir tane ver işte. Kadın erkek fark etmez. Küpe lazım sadece.
Azat taktığı takıların erkek ya da kadın takısı olup olmamasına dikkat etmiyordu. Eğer bir takı hoşuna gitmişse onu alıyordu ve kullanıyordu. Başkaları için bir takının erkek ya da kadınlar için olması önemli olabilirdi ama Azat için zerre kadar önem arz etmiyordu.
O sadece aldığı şeyin takı olup olmadığını önemsiyordu. Zaten kendi kişisel takıları arasında da bir sürü kadın takısı vardı. Daha çok sahip olduğu küpeler kadın küpesiydi ve birkaç yüzüğü kadınlar içindi. Erkek kolye ve bileklikleri yeterince güzel olduğu için onlar konusunda kadın reyonuna uğramamıştı.
(Bilge)-Tamam tamam. Getiriyorum. Küçük mü olsun büyük mü?
(Azat)-Küçük ya da orta olsun. Büyüğe gerek yok.
(Bilge)-Pekiii. Şuna ne dersin?
Bilge takı kutusu olarak kullandığı kutunun içinden bir tane küpe çıkardı ve Azat'a doğru attı. Azat küpeyi havada yakaladı. Küpe çiçek şeklindeydi ve orta büyüklükteydi. Gümüş renkliydi ve parlıyordu.
(Azat)-Sen harika bir şeysin ya. Seviyorum seni sakalsız yaşlı adam.
(Bilge)-Hadi lan çakal. Dalga geçiyor birde.
İkili biraz gülüştüler ve Azat yavaştan ayaklandı.
(Azat)-Neyse kaçayım ben. Küpeleri 1 - 2 güne geri getiririm.
Azat küpeleri kesinlikle geri getirecekti ama 1 - 2 gün demiş olmasının sebebi o gün yanına gittiği kadının yanında kalacak olmasıydı. Kadınların yanında gittiğinde yapacakları şeyleri genelde gece saatlerinde yaptıkları için eve dönmüyordu. O yüzden de bu şekilde dile getirme ihtiyacı hissetmişti. Sonuçta sonraki sabaha kadar kadının yanında kalacaktı.
Hatta bazen yanına gittiği kadınlar ona biraz daha para ödeyerek daha fazla birlikte olmak bile istiyorlardı. Azat'ta önceden böyle bir şeyin olup olmayacağını kestiremediği için 1 2 gün olarak belirmişti.
(Bilge)-Sende kalabilirler. Zaten çok fazla takmıyorum onları.
Ancak Bilge zaten çok fazla kullanmadığı bir küpesini vermişti. Küpeyi severek almıştı ancak birkaç kez taktıktan sonra düz küpeleri değil de şekilli küpeleri daha çok sevdiğini fark etmişti ve bu küpeyi bir kenara ayırmıştı. Yani küpenin Azat'ta kalmasında bir sorun yoktu.
(Azat)-Emin misin?
Azat dalga geçer bir ifadeye bürünmüştü.
(Bilge)-Eminim.
(Azat)-Sonra ağlama bak küpelerimi ver diye.
Azat sahte bir ciddiyetle konuşmuştu.
(Bilge)-Bıçaklarım seni bak.
(Azat)-Yapma bedenime öyle şeyler pis karı!
Azat sanki çıplakmış gibi alt tarafını ve göğüslerini, kollarıyla kapatarak sesini çok az yükseltmişti.
(İkisi birden)-Hahahahaha!!!
Sonra da ikisi birden kahkaha atmışlardı.
(Azat)-Sağ ol o zaman. Hadi kaçtım ben.
(Bilge)-Babay.
Azat yavaşça odadan ayrıldı ve kapıya giderek ayakkabılarını giydi. Evden çıktı ve kapı önünde durdu.
(Azat)-Kadına gitmeden önce bir kahvaltı yapayım lan ben. Ya da neyse. Bir simit alır yerim.
Hızlı bir karar değişimiyle kahvaltı yapmaktan vazgeçti ve simitle atıştırmayı seçerek kadının yanına doğru yola koyuldu.
***
Buluşmayı ayarladığı yer lüks bir mekandı. Genel olarak zengin insanların gittiği ve 7/24 açık bir yerdi. Buluşmayı ayarlamak için çok uğraşmamıştı. Eskiden çok konuştuğu fakat artık konuşmadığı arkadaşlarından birisi orada çalışıyordu. O da onu aramış ve yer ayırtmıştı.
Saat zaten neredeyse 2 olmak üzereydi ve Azat mekâna varmıştı. Bilge'nin evinden çıktıktan sonra simit almış ve bir kez daha fikir değiştirerek evine dönmüştü. Mekâna yürüyerek gitmek istememişti. O yüzden de evine dönerek kendi arabasını alma kararı almıştı.
Arabalarla çok fazla arası yoktu ancak 2. el olarak aldığı, eski model temiz bir Porsche'si vardı. Araba çok iyi durumdaydı. Sahibi çok acil paraya sıkıştığı için arabayı olması gerekenden oldukça aşağı bir fiyata satmıştı ve Azat'ta bu durumu kaçırmamıştı.
Azat arabasından indi ve anahtarı valeye bıraktı.
(Azat)-Çok uzağa bırakma.
(Vale)-Elbette efendim.
Mekândan içeri girdi ve çalışanlar hemen kendisini karşıladı. Daha doğrusu arkadaşı onu karşıladı. Arkadaşı Azat'a masanın yerini söyledi ve diğer müşterilerle ilgilenmeye geçti. Başka bir kişi Azat'ı karşılamış olsaydı daha güzel bir şekilde ilgilenirdi ama arkadaşı olduğu için yerini söylemesi yetmişti. Eşlik etmesine gerek yoktu.
Azat ağır adımlarla üst kata doğru ilerlemeye başladı. Mekân genel olarak parlak gri renge sahipti ve iki köşede duvara yapışık halde merdivenler vardı. Yaklaşık 70 merdiven vardı ikinci kat oldukça yüksekteydi.
Masalar birbirinden yeterince uzaktı. İşlemeli masa örtüleri kullanılmıştı ve masraftan kaçınılmamıştı. Mekânın duvarlarının neredeyse tamamı camdı ve harika bir görüntü sunuyordu. Azat burayı seviyordu. Olması gerektiği gibi pahalıydı ama yaptıkları işin karşılığı olarak gayet normaldi.
Gelen misafirlere üst düzey bir hizmet sunuyorlardı.
Azat üst kata çıktıktan sonra yürümeye devam etti ve terasa kadar ilerledi. Mekânın terası bile fazlasıyla büyüktü. Terasta tahminen 35 masa vardı. Masalar arasındaki boşlukları da sayacak olursak teras harbiden devasaydı.
Azat kendilerine ayırtılan masaya oturduktan sonra çok zaman geçmeden bir garson geldi ve masaya menüyü bıraktı.
(Garson)-Buyurun efendim.
Azat ise menüye bakmadı ve doğrudan isteğini belirtti.
(Azat)-Ben bir şişe şarap alacağım. Siparişi arkadaşım gelince veririz.
(Garson)-Nasıl isterseniz efendim.
Garson Azat'a bir şişe şarap getirmek için gitti ve o arada Azat'a eşlik edecek olan kadın, yani Cennet aradı.
...
(Azap)-Kapıda mısın?
...
(Azap)-Ben terastayım.
...
(Azap)-Tamam bekliyorum.
Aradan 2 dakika kadar geçtikten sonra merdivenlerden bir kadın çıktı. Tahminen 1.67 boyundaydı. Sarı saçlara ve mavi gözlere sahipti. Doğal sarıydı. Düzgün bir burna sahipti. Hata öyle ki burnu estetik gibi duruyordu. Ama değildi. Dudakları da parlak kırmızıydı ve dolgundu. Parıldayan, siyah renkte, yırtmaçlı bir elbise giymişti ve 5 santimetrelik siyah topuklu ayakkabıları vardı. Bugünkü siyah ayarını bozmak istemediği için ojelerini de siyah seçmişti. Tuttuğu cüzdanı bile siyahtı ve pahalı bir markaya aitti.
"Ulan kadın harbiden cennet çıktı."
Azat hemen kafasını salladı ve bu düşüncelerinden kurtuldu.
"Kendine gel salak. İlk defa mı güzel kadın görüyorsun?"
Azat hemen ayağa kalktı ve kendisini kadına göstererek yerini belli etti. Kadın yavaşça Azat'ın yanına geçti ve kısa bir el sıkışmanın ardından Azat kadının sandalyesini çekti ve kadın sakince oturdu.
(Cennet)-Teşekkür ederim.
(Azat)-Rica ederim.
Cennet, cüzdanını masaya bıraktı. Azat'ta yerine oturdu. Zaten mesajlaşırken birbirleri hakkında yeterince şey öğrenmişlerdi. O yüzden baştan bir tanışma faslına ihtiyaçları yoktu. Zaten şu an burada olmalarının tek nedeni bir noktada buluşmaları gerektiği içindi.
Yani bu buluşmanın tek amacı bir araya gelmekti. Buradan sonra tüm gücü geçirecekleri noktaya gideceklerdi. Yani ya kadının evine gideceklerdi ya da bir otele çünkü şu anda Azat'ın evi kullanılacak durumda değildi.
Daha aralarında bir konuşma başlamadan önce garson elinde bir şişe şarapla geldi. Azat, arkadaşım gelecek dediği için 2 kadeh getirme akıllılığında bulunmuştu ve en doğrusunu yapmıştı. Şarabı ve kadehleri masaya koyduktan sonra...
(Garson)-Ne arzu edersiniz efendim?
Diyerek önce Cennet'e sonra da Azat'a baktı. Menüyü alıp götürmediği için orada hızlı bir sipariş verebilirlerdi ancak Cennet Azat'a baktı ve Azat'ın beklemediği bir şey yaptı.
(Cennet)-Biz sipariş vermeyelim. Acelemiz var malum. Şarabı içip kalkalım.
Dedi ve Azat'a göz kırptı. Azat ise göz ucuyla Cennet'e baktı ve iffetsiz bir gülümsemeyle birlikte dudağının kenarını ısırarak başını manzaraya çevirdi.
"Birilerini işini biliyor gibi ha?"
(Azat)-Sen nasıl istersen.
(Garson)-Nasıl isterseniz efendim.
Diyen garson masadan uzaklaştı.
(Cennet)-Umarım aç değilsindir.
(Azat)-Merak etme.
Azat dudaklarını yaladı ve şarap şişesine yöneldi. Şişeyi açarak kadehlere doldurdu.
(Azat)-Önümde duran bu güzelliğe bir an önce sahip olmak istiyorum. Yani yemek yemenin pekte bir önemi yok.
Azat o anda rahatladı ve normla haline döndü. Kadın ise bunu bekliyormuş gibi gülümsedi ve kadehi eline alarak Azat'a uzattı. Kadehleri tokuşturdular ve "şerefe" diyerek birer yudum aldılar. Azat ilk yudumdan sonra şarabını bıraktı ve sigarasını çıkartıp kadına uzattı.
(Cennet)-Sorun olmasın?
(Azat)-Sorun olmaz. Terası seçme nedenlerimden biride bu. Ayrıca, bu saatte buluştuğumuz için üzgünüm. Akşam için boş yerleri yoktu.
Cennet, Azat'ın uzattığı sigarayı alırken Azat konuşmaya devam etmişti.
(Cennet)-Önemli değil. Hatta daha bile iyi. Akşam saatlerini burada heba etmek istemezdim.
Cennet bu sözlerden sonra sigarayı ağzına götürdü ve Azat Cennet'in sigarasını yaktı. Cennet'in parmakları ince uzun olduğu için sigara elinde oldukça güzel duruyordu. Cennet'in sigarasını yaktıktan sonra kendi sigarasını da yaktı ve şarabından bir yudum daha aldı.
(Azat)-Ve son bir şey daha.
Kadın sigara dumanını terasın dışına doğru üfledikten sonra Azat'a döndü. Bakışları çoktan Azat'ı soymaya başlamıştı bile. Elini çenesine yerleştirdi ve...
(Cennet)-Dinliyorum.
(Azat)-Dün gece bir arkadaşın doğum gününü kutladığımız için benim evim darmadağın halde. O yüzden ya bir otele gideceğiz ya da senin evine.
(Cennet)-Dert ettiğin şey bu olsun hayatım. Bana geçeriz. Ha bu arada...
Kadın doğrudan eve geçebileceklerini söyledi ve sigarasından bir fırt çekti. Sonra da aklına bir şey gelmiş olacak ki çantasına uzandı ve içinden bir zarf çıkardı.
(Cennet)-Al bakalım. Bu senin.
Azat bu zarfın içinde ne olduğunu direkt olarak anlamıştı ve sakince almıştı. Ancak zarfı aldığında olması gerekenden daha kalın olduğunu fark etti ve açtıktan sonra bunu doğruladı. Kadına karşı şaşkın bir bakış atarak...
(Azat)-Bir günlüğün fiyatı bu kadar değil. Burada çok fazla para var.
(Cennet)-Biliyorum.
(Azat)-E o zaman...
Cennet yavaşça Azat'a doğru uzandı ve çenesini tutarak kendisine çekti. Dudağının tam kenarına bir öpücük kondurdu ve dudağının hemen yanının ruj izi olmasını sağladı. Sonra da çenesini bırakıp ceketinin yakasından tuttu ve kulağına eğilerek...
(Cennet)-Bir haftalığına benim olmanı istiyorum.