İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 3 · 14 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 3

Bölüm-3 Doğum Günü Zorbalığı

(Berke)-Bırak beni Azat! Bırak da suratını dağıtayım şunun!

Berke öfkeyle kolunu Azat'tan kurtarmaya çalışıyordu ancak başarılı olamıyordu. Azat inanılmaz bir güçle sıkıyordu kolunu.

(Azat)-Yeter dedim! Benim evimde olduğunuzu unutmayın! Ayrıca Bilge'nin de doğum günündeyiz!

Azat Berke'nin kolunu biraz daha sıkarak sesini yükseltmeye başlamıştı.

(Berke)-O piçe neden bağırmıyorsun!?

(Azat)-Sence ona bağırsam sikine takacak mı beni!? Bırak da siktiğimin hevesini alıp sussun!

Azat ne yaparsa ya da ne söylerse söylesin Göktuğ'un umursamayacağını ve Bilge'nin üzerine gideceğini biliyordu o yüzden de tek seferde her şeyi yapmasına izin veriyordu. Göktuğ sustuktan sonra Bilge'yi teselli edebilirdi.

Kargaşa yüzünden konuşması bölünen Göktuğ Berke sustuktan sonra konuşmaya devam etti.

(Göktuğ)-Söyledim değil mi? Ve sen bu laflarım yüzünden bana kızdın. O başkalarıyla mutlu olurken sen de acınası bir şekilde ağlamaya devam et.

Göktuğ'un söylediği şeyler Bilge'yi daha da üzmüştü ve Bilge kendisini daha fazla tutamayarak ağlamaya başlamıştı. Berke Göktuğ'a bilerek omuz atarak Bilge'ye doğru hareketlenmiş ve...

(Berke)-Gel Bilge gel. Biraz hava al kendine gelirsin. Bu yavşaktan da uzaklaşmış olursun.

Berke Bilge'yi alıp kapıya yönelmişken Göktuğ tek kelime bile etmemişti. Berke kapıyı açtıktan sonra ise...

(Göktuğ)-Sen de Gözde'yi unutsan iyi edersin. O kızın gözü yükseklerde.

Göktuğ'un bu sözlerinden sonra Berke durmuş ve yumruğunu sıkmıştı. Ancak arkasını dönmemiş ve derin bir nefes alarak dışarı çıkmıştı. Çıkarken de kapıyı çarpmıştı. Azat ise sessizce Göktuğ'a bakıyordu.

Berke dışarı çıktıktan sonra Göktuğ masadaki kola bardağını aldı ve kafasına dikti. Sonra da telefonunu çıkardı ve birisini aradı. Telefon hemen açıldı.

(Göktuğ)-Müsait misin?

...

(Göktuğ)-Güzel. Geliyorum o zaman.

...

(Göktuğ)-Tamam. 1 saate oradayım.

Göktuğ telefonu kapattı ve cebine attı. Sonra da olduğu yerde birkaç saniye durduktan sonra yeniden konuştu.

(Göktuğ)-Berke'yi dayak yemekten kurtardığın için teşekkür falan beklemiyorsundur umarım.

(Azat)-Elbette beklemiyorum. Sadece, neden Bilge'ye bu şekilde davrandığını merak ediyorum.

Azat gerçekten de Göktuğ'a baktığı süre boyunca bunu düşünmüş ve bir anlam aramıştı ancak bulamamıştı. Göktuğ'un bunu yapması için bir sebep göremiyordu. Böyle bir şeyi yapması için gerçekten hiçbir sebebi yoktu.

Azat neyi merak ettiğini söylerken Göktuğ ceketini alıp giymeye başlamış ve kapıya yönelmişti. Azat'a cevap vermekle uğraşmamıştı.

(Azat)-Bir insanın arkadaşına bunu yapması için bir neden yok.

Diğer sözler bir anlam ifade etmiyorken bu sözler Göktuğ'un durmasını sağlamıştı. Göktuğ elini kapı koluna koyduğu anda durmuştu. Arkasına bakmadan konuştu.

(Göktuğ)-Arkadaşım olduğunuzu size düşündüren ne? Siz sadece zaman öldürmek için takıldığım birkaç insansınız o kadar.

Bu kelimeleri söyledi ve Azat'ın vereceği tepkiyi ya da söyleyeceği şeyleri beklemeden kapıyı açıp dışarı çıktı. Azat'ta hiç sesini çıkarmadan öylece arkasından baktı ve bir bardak kolayı kafasına dikerek kapıya yöneldi.

(Azat)-Değişmemekte kararlı gibi.

Kendi kendine konuşan Azat kapıyı açtı ve Berkelerin yanına geçti. Göktuğ çoktan mahalleyi terk etmişti bile. Yürüyüşü oldukça hızlıydı. Sakin görüntüsüne rağmen yürürken daima bir yerlere yetişmeye çalışıyormuş gibi oluyordu. Ama bunu umursamıyordu çünkü insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü hiç takmıyordu.

(Azat)-İyi misin Bilge?

(Bilge)-İyi gibiyim.

(Berke)-Göktuğ çok sağlam çocuk olsa da bazen ne dediğini gerçekten bilmiyor.

(Bilge)-Beni üzen kısımda o ya zaten. Söyledikleri doğruydu. Beni uyarmıştı.

Bilge Göktuğ'un kişiliğini bildiği için dediklerine fazla üzülmemişti. Onu asıl üzen şey dediği şeylerin hepsinin doğru olmasıydı. Göktuğ, Bilge o çocukla ilk çıkmaya başladığında onu uyarmıştı ve Bilge onu tersleyerek başından gitmesini söylemişti.

(Berke)-Seni daha önceden uyarmış olsa bile bu kadar üstüne gelmesine gerek yoktu. Sana söylemiştim diyerek bitirebilirdi. Hatta böyle bir şeye hiç girişmeyebilirdi.

Berke yine de haklı olduğunu düşünüyordu ve bunu üsteliyordu. Bir kızın üstüne bu kadar gidilmesini istemiyordu. Hele de o kız çok sevdiği arkadaşlarından biri olan Bilge iken. Ayrıca, Bilge zaten yeterince üzgün durumdaydı. Zaten üzgünken birde üstüne gidip iyice helak edilmesi hiç hoş bir durum değildi.

(Azat)-Neyse artık. Göktuğ'un ne kadar lanet bir kişiliğe sahip olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Ama, her ne kadar bunu dile getirme şekli çok kötü olsa da haklılık payı vardı. Benimde gözüm o çocuğu hiç tutmamıştı. Yine de söyleyip senin canını sıkmak istememiştim.

(Bilge)-Sanırım bir daha birileriyle olmadan önce sizi dinlesem iyi olacak.

(Azat)-Her zaman bizi dinlemene gerek yok. Bazen kalbini dinlemen gereken zamanlar olacak. Kalbin doğru da söylese yanlış da söylese işin sonunda sen bir şeyleri tecrübe etmiş olacaksın. Bu senin için bir tecrübeydi mesela. Bunun verdiği yıkıcılığı unutma ve birlikte olmak istediğin insanlara daha dikkatli yaklaş.

Azat nazik bir dille gereken uyarıyı yapmış ve Bilge'yi sıkıca sarmıştı. Bilge'yi gerçekten çok seviyordu. Bilge oldukça sevecen ve nazik bir kızdı. Hatta oldukça kafadar bir insandı. Farklı ortamlara kolayca uyum sağlayabilen bir yapıdaydı.

En önemlisi de insanlara karşı kolay kolay önyargılı davranmazdı.

(Bilge)-Yanımda olduğunuz için teşekkür ederim.

(Berke)-Her zaman Bilge. Her zaman.

Berke'de gidip sarılmalarına katıldı ve birkaç saniye o şekilde kaldılar. Sonra da...

(Azat)-Şimdi daha iyi olduğuna göre hadi içeri geçip pastayı bitirelim. Bugün sabaha kadar uyumak yok.

Azat aslında uyumak istiyordu ve eve geldiğindeki tek gayesi buydu ancak şu anda Bilge'nin moralini düzeltmeyi daha çok istediği için uykusunda feragat edecekti. Daha önce birkaç gün boyunca uyumadığı zamanlarda olduğu için bu konuda antrenmanlıydı da denebilir.

***

Göktuğ Bilge'yi güzelce azarlayıp kızın canını daha fazla sıktıktan sonra bir saat kadar yürümüş ve aradığı kadının yanına gelmişti.

Kadın tek katlı bahçeli bir evde oturuyordu. Zamanının çoğunu evinin içinde televizyon karşısında geçiriyordu çünkü yapacak daha iyi bir şeyi yoktu. Kapıyı açıp Göktuğ'u gördüğünde aşırı derecede sevinmişti ve hemen boynuna atlamıştı.

Kadın 1.73 boyunda 57 kiloydu. Sportif bir vücuda sahipti. Göğüsleri ve kalçaları dolgundu. Vücudu şekilliydi. En önemlisi de beli inceydi. Mor saçları ve siyah gözleri vardı. Oldukça seksi bakışlara sahipti. Görüntüsüne karşın 31 yaşlarındaydı.

Ardından önce yanağına bir öpücük kondurmuş ve rujunun izini çıkartmış, sonra da dudaklarından öperek boynunu bırakmıştı.

(Kadın)-Hoş geldin hayatım. Özlettin kendini.

(Göktuğ)-Biliyorsun. Bazen canım istemiyor. Bazen başkaları beni istiyor. Son zamanlarda oldukça yoğundum. Boşta kalınca yanına gelmek istedim.

(Kadın)-Yanıma gelmen için illa boşta mı kalman lazım? Zaten spora da gelmiyorsun ne zamandır.

Kadın yanaklarını şişirerek tatlı bir ses tonuyla konuştu.

(Göktuğ)-Hayır ama biliyorsun ki çok boş zamanım olmuyor ve boş zamanım olduğunda da bazen yorgun olabiliyorum.

Göktuğ kendini açıklarken bile sakinliğinden aman vermiyordu. Sanki, sadece açıklamak için açıklıyormuş gibi hissettiriyordu. Ama ortama bakılırsa kadın bunu umursamıyordu.

(Kadın)-İyi tamam affettim. Hadi içeri gel. Söndürmen gereken bir ateş var.

Kadın seke seke içeri girdi ve Göktuğ'da onu takip etti. Kapıyı arkasından kapattıktan sonra da ceketini çıkartarak kapının arkasındaki askıya astı. Sakince ayakkabılarını çıkardı ve kenara koydu. Koridorda yürürken yavaşça kazağını da çıkarttı ve kenara bıraktı. Oturma odasına girdi.

Kapının hemen kenarında 2.5 ve 5 kiloluk ikişer dambıl olduğunu gördü.

"Bunlar burada değildi."

Bu şekilde düşündükten sonra hemen karşısında mor renkli, vücut hatlarını tam anlamıyla belli eden seksi bir kıyafetle kendisine bekleyen kadına baktı. Kadının bu güzelliğine daha fazla dayanamayacağını hissetti.

Kadına doğru hareketlendi ve kadında aynı anda hareketlenerek Göktuğ'un kucağına atladı. Göktuğ hemen kadını kucakladı ve kalçasından tuttu. Dudaklarına yapıştı ve aynı anda kalçalarını sıkmaya başladı.

Ters döndü ve koltuğa oturdu. Kadını tamamen kucağına almış oldu. Dudaklarını bırakmadan göğüslerini okşamaya geçti. Kadın hafiften inlemeye başlarken tırnaklarıyla Göktuğ'u çizmeye başladı. Uzun tırnakları ile Göktuğ'un sırtını soyuyordu ve iz bırakıyordu.

Göktuğ ise sırtı çiziliyor olmasına rağmen sesini çıkartmıyordu. Bütün odağı kadının vücut hatlarında ve dudaklarındaydı.

Tüm bunlar olurken Göktuğ dimdik olmuştu bile ve alttan alttan kadını dürtüklüyordu. Bunu hisseden kadın Göktuğ'un dudaklarından ayrıldı ve...

(Kadın)-Soy beni.

Göktuğ kadından gelen bu isteği hiç düşünmedi ve kadını direkt olarak koltuğa yatırdı. Üstündeki mor parçayı kolayca çıkarttı ve kadının teninin kokusuyla kendinden geçti. Derin bir nefes aldı ve hızla kadının mor eteğini de çıkarttı.

Kadının teninin yanında mükemmel kelimesi bile anlamsız kalıyordu. Kadın tarif edilemeyecek kadar güzeldi. Spor yaptığı için vücut hatları daha belirgindi. Vücudundaki her bir kıvrım Göktuğ'un başını döndürüyordu. Hele de o ince beli. Sanki usta bir çizer tarafından günlerce uğraşılarak özenle çizilmiş gibiydi.

Kadının sol göğsünün altında bir dövme vardı ve dövmede "Maybe, the devil was a bitch." yazıyordu. Bu sözün öyle özel bir anlamı yoktu. İnternette rastgele gezinirken bu sözü görmüş ve hoşuna gitmişti.

Sözün anlamı ise, "Belki de, şeytan bir orospuydu." idi.

Göktuğ kadını soyduktan sonra geri çekildi ve pantolonunu çıkarttı.

(Kadın)-Seni ne kadar özlediğimi bilemezsin.

Aradan geçen yaklaşık 1 buçuk saatin ardından Göktuğ ateşli bir öpüşmeyle o anı sonlandırmış ve kadının üstünden kalkmıştı.

(Kadın)-Bana ne vereceğini gerçekten iyi biliyorsun.

Bu kadın Göktuğ'un birlikte olduğu kadınlar arasında libidosu en yüksek olanıydı. Göktuğ kendisine ne yaparsa yapsın sesini bile çıkartmıyordu. Göktuğ'un ona yaptığı her şey hoşuna gidiyordu. Hatta Göktuğ'un kendisine şiddet uygulamasını bile istiyordu ancak Göktuğ bu konuda çok ileri gitmiyordu. Kadının güzelliğini bozacak bir şeyler yapmak istemiyordu.

Ama yeri geldiğinde hafif şaplaklardan da kaçınmıyordu. Sonuçta yanına gittiği kadınların tamamının kendisini kullanması izin veriyordu. Onların isteklerini yerine getirmekte bunun bir parçasıydı.

Ve o anda Göktuğ bunun tam yeri olduğunu düşünmüş ve kadını tokatlayarak boğazından tutmuştu. Birkaç saniye bakışmışlardı ve kadın Göktuğ'un dudaklarına yapışarak...

(Kadın)-Beni acı içinde kıvrandırmanı istiyorum.

Bir süre daha seviştikten sonra Göktuğ kadından uzaklaşmış ve kenara çekilmişti.

(Göktuğ)-Biraz ara verelim.

Diyerek koltuktan inmişti. Hemen yakındaki masaya yönelmiş ve kadının sigara paketini alarak balkona yönelmişti. Hava neredeyse tamamen kararmıştı ama soğuk değildi. O yüzden Göktuğ tamamen çıplak bir şekilde balkona çıkmıştı.

Kadın hemen arkasından gelmiş ve ona sarılarak...

(Kadın)-Hadi amaaa, hemen mi yoruldun?

Kadın naz yaparak konuşurken Göktuğ bir sigara çıkardı ve yaktı.

(Göktuğ)-Dün gece uyumadım.

Yalan değildi. Göktuğ bir önceki başka bir kadınla birlikte olmuştu ve bütün gece ayakta kalmıştı. Ama o da, tıpkı Azat gibi uyumamaya alışkındı yani bu onun için o kadar da büyük bir sorun değildi.

(Göktuğ)-Bir şey soracağım.

(Kadın)-Sor hayatım.

(Göktuğ)-Senden başka kadınlarla birlikte olmam hakkında ne düşünüyorsun?

Göktuğ hiç beklemeden sorusunu sormuştu. Kadın ise oldukça sakin bir şekilde...

(Kadın)-Bilmem. Hiç düşünmedim. Ben yalnızca beni mutlu edecek bir erkek arıyordum o kadar. Şimdiye kadar birlikte olduğum erkekler arasında beni en mutlu eden sensin. Yani başka kadınlarla sevişmen çokta umurumda değil.

Göktuğ sigarasını neredeyse tek nefeste bitirerek küllüğe bastı ve kadına döndü.

"Saçmalık."

(Göktuğ)-Hadi yatağa geçelim. Bedenimi sana bırakıyorum.

Bu sözleri duyan kadının gözleri aniden daha canlı bir şekilde parlamaya ve vücudu heyecanla titremeye başladı.

***

Azat ve Berke, Bilge'yi sakinleştirdikten sonra içeri geçip pastayı bitirmişler ve biraz sohbet etmişlerdi. Ardından da Bilge'yi evine bırakmışlardı ve birlikte geri dönmeye başlamışlardı. Azat, Berke'yi içmek için evine davet etmişti ve Berke'de kabul etmişti. Ve yolda giderken küçük bir sohbetleri olmuştu.

(Berke)-Offf. Bazen gerçekten Göktuğ'un davranışlarına anlam veremiyorum. Kızın üzerine bu kadar gitmesine hiç gerek yoktu!

Berke hala Göktuğ'a sinirliydi. Yaptıklarına bir anlam veremediği için ona olan öfkesi dinmiyordu. Yaptığı şeylerin mantıklı bir açıklaması yoktu. Daha önce Bilge'yi uyarmış olsa bile bu kadar üstüne gitmesine ve kızı ezmesine gerek yoktu. Herkes hata yapabilirdi.

(Azat)-Yapacak bir şey yok. Göktuğ'un ne kadar boktan bir kişiliği olduğunu biliyoruz. Ama tuhaf bir şekilde dürüst birisi. Ve güvenilir.

Azat'ta Göktuğ'un yaptığı şeylerden fazla haz etmiyordu ancak onun hakkındaki düşünceleri kötüden çok iyiydi. Dışarıdan bakınca verdiği "kötü birisi" izlenimine rağmen güvenilir birisiydi. Daha doğrusu Azat öyle olduğunu düşünüyordu çünkü şimdiye kadar Göktuğ hiç gereksiz konuşmalar yapmamış ya da "arkadaşlar arasında kalması gereken sır" potansiyeli taşıyan şeyleri dışa vurmamıştı.

O daima sessizce oturur ve ortamı izlerdi. Fazla konuşmazdı. Bir konuyla ilgili bilgisi varsa bile konuşmazdı. Ancak konuştuğu zaman kesinlikle birilerini üzerdi ya da söylediği şeyleri tersleyerek yanlış olduğunu ezici bir dille belirtirdi.

Ama bu huyları dışında iyi birisiydi. Azat'ın hatırladığı gibi değildi.

(Berke)-Orası öyle elbette ama çocuğun bir ortası yok. Ya hiç konuşmuyor ya da herkesi yerden yere vuruyor. O yüzden ona güvendiğim kadar ayar da oluyorum. Bazen beni gerçekten delirtiyor ve suratının ortasına bir yumruk geçirmek istiyorum.

Berke son cümlesini söylerken yumruğunu sıkmış ve yumruğuna bakmıştı. Kısa bir süreliğine bu yumruğun Göktuğ'un suratında şekillendiğini hayal etti ve minik bir huzur hissiyle sarıldı ancak hemen eskiye döndü. Azat'ın sözleri onu gerçek dünyaya çekmişti.

(Azat)-Yerinde olsam böyle bir şey yapmaya kalkmazdım.

Berke'yi gerçek dünyaya döndüren bu cümle kafasını karıştırmıştı. Azat nedense fazla ciddi gibi görünüyordu. Sanki Berke'yi uyarıyor gibiydi.

(Berke)-O niye be? O manyağın suratına sağlam bir yumruk geçirmeyi sende istemiyor musun?

(Azat)-Çoğu zaman evet, ama böyle bir şeye girişmem. Senin de girişmemen en iyisi olur bence.

Azat bu sözleriyle bir şeyler bildiğini açıkça belli ediyordu. Berke'de istemsizce Göktuğ hakkında bir şeyler düşünüyordu. Geçmişte birçok kavgaya girmiş olabilirdi. Ya da Azat'la kavga etmiş olabilirlerdi. Gerçi böyle bir kavga yaşansaydı kesinlikle haberleri olurdu.

Azat'ın sözleri dikkate alındığında Göktuğ'un güçlü birisi olduğunu düşünmek kolaydı. Ama Azat gerçekten saçma bir ciddiyete sahipti ve bu ciddiyet Berke'yi düşüncelere boğuyordu. Azat kesinlikle bir şeyler biliyordu ve söylemiyordu.

Berke'de Azat'a güvendiği için Azat'ın söylemediği şeyi üstelemeyecek ve öğrenmeye çalışmayacaktı. Zamanı geldiğinde illaki ortaya çıkardı. O yüzden Berke...

(Berke)-Sen öyle diyorsan öyle olsun. Bundan sonra daha dikkatli olurum.

(Azat)-En iyisini yaparsın. Her neyse. Eve gitmeden açık market var mı bakalım bir. Cips falan alırız. Sadece birayla geçmez bütün gece.

Azat sakince konuyu değiştirmişti.

(Berke)-Bu hafta üç yeni film çıktı gördün mü?

(Azat)-Gördüm. İstersen ilk önce korku filminden başlayıp aradan çıkartırız. Neydi adı?

Azat elini çenesine götürerek filmin adını düşünmeye başladı. O sırada ise Berke filmin adını mırıldandı.

(Berke)-Soğuk Gölge.

(Azat)-Hah. Evet. Soğuk Gölge. Fragmanı çok iyiydi onun ya.

(Berke)-Değil mi değil mi? Korku filmi sevmeyenleri bile izlemeye teşvik etmiştir o fragman.

(Azat)-Kesinlikle.

Berke fragmanı izler izlemez Azat'a fragmanın linkini atmış ve izlemesini istemişti. Sadece fragman bile Berke'nin tüylerini diken diken etmeyi başarmıştı. İzledikleri bir önceki korku filminde yüz ifadesi bile değişmemişti ve dizi bittikten sonra sadece küfür etmişti. Bugüne kadar izlediği en kötü korku filmiydi o.

Ama Soğuk Gölge'nin fragmanı bile onu germeye yetmişti. Yapımcı her kimse kesinlikle harika bir iş çıkartmıştı ve o filmi gece izleyeceklerdi.

(Azat)-Korku filmlerini gülerek izleyen birisi bile gerildiğini söyledikten sonra o filmin kötü olma ihtimali yok.

(Berke)-Diyene bak. Seninle dünyanın en korkunç korku filmi olarak kabul edilen filmi izlediğimizde ben çığlık atarken sen boş boş ekrana bakıyordun. Bu konuda benden daha iyisin.

(Azat)-Alt tarafı bir korku filmi işte. Benim kadar sakin birisi için pek heyecanlı değildi. Ama güzel olduğunu inkâr edemem.

(Berke)-Lan uyukladın filmi izlerken! Güzel olduğunu nerden biliyorsun!?

Berke komik bir şekilde tepki vermiş ve bu tepki üzerine Azat kıkırdamıştı.

(Azat)-Ne var oğlum? Çok uykum vardı o gün.

(Berke)-Senin ne zaman uykun yok ki zaten. Kadınlarla birlikte olacağım diye günlerce uyumuyorsun. En sonunda bir yerde uyuyup kalacaksın o olacak.

Berke Azat'ı alaya alıyordu ve tuhaf hareketler yaparak konuşuyordu. Azat ise pür dikkat onu dinliyordu. Gülmemek için çabalıyordu. Berke'nin komik hareketleri onu gerçekten eğlendiriyordu.

(Azat)-Yok lan bir şey olmaz. Çok çok bir böbrekten olurum.

(Berke)-Şey... bu, o kadar komik değildi.

(Azat)-Hahahahaha!!!

Azat kendi söylediği şeyden sonra dayanamadı ve kahkahayı bastı. Berke'de ona katıldı ve gülüşerek yollarına devam ettiler. Azat'ın evinin yakınlarına kadar yürüdüler fakat açık market bulamadılar. Şanslarına olacak ki Azat'ın evinin yakınlarında bir market vardı. Hemen markete girdiler.

Bütün gece bir şeyler yiyecekleri için bayağı bir şey aldılar. Aldıkları bu şeylerin tamamını bitirmeyeceklerdi tabii. Ama yarısını kesinlikle silip süpüreceklerdi. Parayı ödedikten sonra bir sürü poşetle dışarı çıktılar.

(Berke)-Bu gecelik diyetimden özür diliyorum. Bugün ölümüne kalori yüklemesi yapacağım. Sağlıksız olacak ama olsun. 2 aydır adam akıllı abur cubur yemiyorum.

(Azat)-Spor yapmadığım halde kilo almadığım için oldukça şanslıyım sanırım. Aylarca bunlardan uzak duramazdım ben.

Azat kendisini iyi tanıyordu. Spor yapabilmek için abur cuburlardan uzun süre uzak kalamazdı. Abur cuburlardan uzak dursa bile alkol aldığı için yaptığı spor boşa olurdu. O yüzden yiyip yiyip kilo almama özelliğine dua ediyordu.

(Berke)-Yapabileceğim bir şey yok bu konuda. Tekrar kilolu halime dönmek istemiyorum. Spor benim hayatımın bir parçası.

Berke'de küçüklüğünde kilolu olup dalga geçilen yüzlerce insandan biriydi ve bu yüzden çocukluğunu zehir yutarcasına yaşamıştı. Çocukluğu boyunca hiç zevk almamış ve sıkıcı bir hayat sürmüştü. Fakat büyüdükçe bazı şeylerin farkına varmış kendini sevmeyi öğrenmişti. Kendisini sevmesinin yolu buydu.

Spor yapmak ve harika bir görüntüye sahip olmak. Düzgün beslenmek ve hayatındaki her şeye dikkat etmek. Bu şekilde kendisini sevmeyi öğrenmişti. Spor onun için bir yoldaş konumundaydı. Asla ayrılmaması gereken bir yoldaş.

(Azat)-Bu yüzden sana saygı duyuyorum ya işte. Bir şeyi kafana koyduğunda onu yapmadan durmuyorsun. Harika bir kararlılığın var.

(Berke)-Herkes bazı şeyler için kararlıdır.

(Azat)-Ben değilim sanırım ya. Reddedildikten sonra okumaya devam edip iyi bir iş adamı olabilirdim. Gerçi hala okuyor olurdum ama her şey farklı olabilirdi. Ama ben kendimi karı kıza verdim ve en sonunda jigolo oldum. Paramı bundan kazanıyorum.

Azat başını yere eğip sessizce mırıldanmıştı ancak Berke onu rahatça duymuştu.

(Berke)-Para kazanmak için farklı bir yol. Ama, asla insanların fikirlerini irdeleyecek birisi olmadım. Sen böyle yapmak istediysen benim için bir sorun yok. Başkalarının hayatına karışan insanlardan nefret ederim. Yani, eğer sen, kendin için bunun iyi olduğunu düşündüysen başka kimsenin buna karışmaya hakkı kalmaz. Ki en başından beri de olmadı zaten. Herkes okumak ya da çalışmak konusunda iyi olacak diye bir şey yok sonuçta.

Berke bu konuşmasıyla Azat'ın içini rahatlatmayı amaçlamıştı. Başarılı da olmuştu. Azat daha rahat görünüyordu. Berke için kalpten gelen sözler her zaman daha etkili olmuştu o yüzden de bu tür zamanlarda konuşma yaparken kalbini dinlemeyi tercih ediyordu.

(Azat)-Neyse artık ya. Bu zamana kadar gelmişim bu şekilde. Bu saatten sonra dert etmenin anlamı yok. Ben olduğum gibi mutluyum.

Azat bu konuya alıştığı için fazla kafaya takmıyordu tabii ama ara sıra ister istemez aklına geliyor ve canı sıkılıyordu. Az önceki de bunlardan biriydi. Uzun zamandır bunu yaptığı için tamamen alışmış haldeydi yani kendisini artık sorgulamıyordu. En başında da sorgulamıyordu ama ilk başlarda çok fazla düşünüp kendini yoruyordu.

(Azat)-Aman neyse. Hadi hızlan biraz. İzlememiz gereken bir film var.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.