Göktuğ yaşanan olaylardan sonraki gün sabah saatlerinde elleri cebinde tek bacağı yarık halde etrafta gezinirken onu gören herkes endişe ve korkuyla ona bakıyordu. Kanla kaplı pantolonu ve üstü yüzünden herkes yolundan çekiliyordu. Göktuğ ise bunu fırsat bilip rahat rahat yolunda yürüyordu.
Dün geceyi uyumadan geçirmiş ve sokaklarda boş boş gezinmişti.
Herhangi bir şekilde acı çekiyormuş gibi görünmüyordu. Hatta topallamıyor ve hiçbir şey yokmuş gibi yürüyordu. İnsanlar sadece pantolonun neredeyse yarısını kaplayan kanı gördüklerinde geri çekiliyorlarken pantolonun altında kalan devasa yarayı görseler ne yaparlardı kim bilir?
-Roman dünyasının en önemli yazarlarından birisi olan ünlü Türk yazar Ayaz Gündoğdu dün gece saat 8 sularında kaldığı hastanede hayatını kaybetti sayın seyirciler. Yakınları ve sevenlerine sabır kendisine Allah'tan rahmet diliyoruz.
O anda bir teknoloji mağazasının vitrinindeki televizyonlardan aynı anda bu haber yayınlandı. Göktuğ durdu ve televizyona kilitlendi.
(Göktuğ)-Gündoğdu.
Diyen Göktuğ korkunç bir şekilde gülümsedi ve haberi izledi.
-Ayaz Gündoğdu'nun cenazesi bu akşam ... Mezarlığına defnedilecektir.
(Göktuğ)-Hahahahaha!!! Her şeye rağmen bir boka yarayamadın demek. Emekli olman çocuğunu kurtarmadı yani ha Baran Gündoğdu? Yoksa Orgeneral Alacakaranlık mı demeliyim?
Göktuğ'un dünden beri kaçık olan keyfi bir anda yerine gelmişti ve yüzü gülmeye başlamıştı.
(Göktuğ)-E bir ziyareti hak ettin o zaman. Bakalım hatırladığım kadar sert misin?
***
(Azat)-Ah, sikeyim ya. Orospu çocuğu kaç kemiğimi çatlattı kim bilir? Lan! Ara şu doktoru çabuk gelsin. Acıyor amına koyayım.
(Adam)-Yolda abi geliyor.
Azat eski, izbe bir evde, parçalanmaya başlamış bir koltuğun üzerinde oturuyordu. Küflenmeye başlamış duvarlarda şekilleri bozulmuş anlamsız grafitiler vardı ve evin kasvetli havasını daha da boğucu hale getiriyorlardı.
(Azat)-Ulan çetecilikten o kadar para kazanıyorsunuz hala böyle yerlerde toplanıyorsunuz. Ruhunuz fakir amına koyayım.
Azat böyle izbe yerlerde toplanmaktan hoşlanmıyordu. O kadar yer varken bu ahırdan bozma sikik mekâna gelmek onu yoruyordu. Birde...
(Azat)-O aptal köpeğe de söyle Zeytinburnu'ndaki otelde bana yer ayırsın. Yoksa bölge krallığını cesedi devralır.
(Adam)-Abi sen zaten bu bölgenin "İmparatoru" değil misin? Neden böyle şeylerle uğraşıyorsun?
(Azat)-Canım istiyor lan! Kimliğim yakın çevreme ifşa oldu. Kendimi kasmak için bir sebebim kalmadı. Eğlenceliydi gerçi. Bende asıl yerime dönme kararı aldım.
Azat Karaca.
Kendi içinde 7 bölgeye ayrılmış İstanbul'un 7 İmparatorundan biri. Kendi altında olan 5 bölge kralının "mutlak tepe noktası".
Çetelerin ona hitap ettiği ismiyle "Kasap Kral".
Alacakaranlığın kendine olan Şiddet Birliği'ne katılma talebini alenen reddetmiş o kişi.
Aynı zamanda diğer 6 İmparatorun aksine günlük hayatta en aktif olan kişi.
(Azat)-Git bana bir su getir.
İstanbul'da tam olarak 39 ilçe yani bölge var ve her birinin ayrı bir kralı var. Yani İstanbul'a hükmeden 39 kral mevcut. Anca bu krallardan daha güçlü, İstanbul'un gerçek sahipleri olarak adlandırılan 7 "büyük güç" mevcut.
Azat Karaca bu 7 canavardan sadece biri.
O anda bir başka adam içeri girdi ve...
(Adam)-Abi. Doktor geldi.
(Azat)-Getir buraya. Kalkasım yok.
(Adam)-Tamam abi.
***
Yine aynı günün sabahı herkes otelde kendi odasında içine kapanık şekilde oturuyorlardı. Cennet herkesin otel parasını ödemişti. Bu halde evlerine gitmemeleri gerektiğini düşündüğünden otelin en mantıklı sonuç olacağına karar vermişti.
Sabah olduğunda Berke kapısını çalmıştı. Cennet kapıyı açıp...
(Cennet)-Ne oldu?
(Berke)-Bir şeyler içelim mi? Kahvaltıda yaparız.
(Cennet)-Kızlara haber ver. Bende hazırlanayım.
(Berke)-Kızlar iptal. Kapılarını bile açmadılar.
(Cennet)-O kadar mı kötüler?
(Berke)-Maalesef. Uzun bir süre erkeklerle araları olmayacak muhtemelen. Özellikle Bilge'nin. Çünkü yıllardır o ikisiyle arkadaşız.
(Cennet)-Tamam, bunu aşağıda konuşuruz.
(Berke)-Tamam.
Cennet kapıyı kapatıp üstünü değişmeye gittiğinde Berke duvara yaslandı ve cebinden bir sigara çıkardı.
(Berke)-İkisinde de bir orospuluk olduğu kesindi. Ama Azat'ın bu raddede olmasını hiç beklemiyordum.
Berke hala kafasında dünkü olanları döndürüyordu. Yapılan konuşmalar, Azat'ın çılgın bakışları ve Azat'ın kendi ailesini öldürmüş olmasını aşamıyordu.
(Berke)-Uzun zaman önce onlardan kopmalıydım. Bilge nasıl acaba?
Bir yandan da Bilge'yi düşünüyordu. Olanlardan en çok onun etkilendiğini biliyordu. Cennet yaşı gereği bu olayları biraz daha sindirebilir diye düşünüyordu ama Cennet'in Azat'la uzun zamandır yatıyor olması bu sindirilebilirliği eritir düşüncesi de yok değildi tabii.
(Berke)-Siktir et. Sadece içmek istiyorum.
Berke kendi kendine konuşurken Cennet kapıyı açtı ve birlikte otelin barına indiler. Cennet kokteyl sipariş ederken Berke votka tercih etti.
(Cennet)-Arabadaki durum için tekrar özür dilerim.
(Berke)-Takma kafana. Hepimizin sinirleri bozuk.
(Cennet)-Göktuğ hep böyle miydi?
Cennet'in merak ettiği şey buydu.
(Cennet)-Yani, Azat'la araları hep böyle miydi?
Göktuğ'la birkaç defa denk gelmesine rağmen ondan hiç haz etmiyordu ve Azat'a neden sınırsızca sataştığını merak ediyordu. Dün akşam cevabını almıştı ama biraz daha fazlasını merak ediyordu.
(Berke)-O hep böyleydi. Her zaman kavgacı ve umursamaz birisi olmuştur. Azat onun gibi değildi. Yani, onun kadar kavga meraklısı, sürekli düşmanlık yapan birisi değildi. Değil gibi davranıyormuş. Göktuğ'un hep sorunlu birisi olduğunu biliyordum ama insanları öldürdüklerini düşünmek işleri biraz iğrençleştiriyor.
(Cennet)-İnsanları doğrayan biriyle yattığıma inanamıyorum.
(Berke)-Bilemezdin ki. Ben kaç yıldır tanıyorum onu, bu halini ilk defa görüyorum. Senin kanman çok doğal.
(Cennet)-Yine de... insan kendinden iğrenmeden duramıyor.
(Berke)-Haklılık payın var tabii. Kötü bir his olsa gerek. Da, Bilge'yi düşünüyorum ben. Azat'ı çok severdi o. Onu abisi gibi görürdü hep. Yıkıldı kızcağız.
(Cennet)-Uzun bir süre kendine gelemez artık.
Diğer kızlar bir yana Bilge Azat'la yıllardır arkadaş olduğu için en büyük darbeyi o yemişti. Her şeyini anlattığı, sonuna kadar güvendiği insanın bir katil çıkması ve hatta o kadar korkunç ifadeler takınabiliyor olması gerçekten akıl mantık işi bir durum değildi.
(Cennet)-Genç bir kız için yıkıcı olmalı.
(Berke)-Tahmin bile edemiyorum.
Berke önündeki viskiden bir yudum aldı ve daha bitmemiş bardağını tekrar doldurdu.
(Berke)-Sen nerede yaşıyorsun? Buradan çıkınca seni evine götüreyim.
(Cennet)-Bir süre burada kalacağım. İşleri riske atamam.
(Berke)-O da var gerçi. Bu kadar şey öğrendik. Sıkıntı çıkartabilir.
Azat'ın onlarla uğraşmayacağından emin olamayacakları için Cennet bir süre ortalıkta dolanmayacaktı. Şanslı mı yoksa şanssız mı olduğunu düşünen Berke yakın geçmişte evinden kovulmuş ve başka bir ev bulmak zorunda kalmıştı. Oraya taşınacağı için yeni adresi bilinmiyor olacaktı.
Geriye tek bir sıkıntılı isim kalıyordu.
(Berke)-Bilge'yi eninde sonunda evine götürmek zorunda kalacağım.
(Cennet)-Annesinden bir süreliğine izin aldınız değil mi?
(Berke)-Evet. İstesem de istemesem de onu geri götürmem gerek.
(Cennet)-Azat'ın bir boklar yememesi için dua etmekten başka çaremiz yok desene.
(Berke)-Biraz öyle.
Bundan daha iyi yapabilecekleri bir şeyleri yoktu. Berke'nin Azat'la baş edebilmesinin imkânı yoktu. Herhangi bir kavga dövüş durumunda Azat Berke'nin suyunu sıkardı. Ki zaten Berke canına susamadığı için direkt kaçmak durumunda kalırdı.
(Berke)-Bu saatten sonra korkarak yaşayacağız.
(??)-Korkarak yaşamayacağız.
Aniden gelen 3. bir sesle Cennet ve Berke'nin dikkati dağılmıştı.
(Berke)-Bilge?
Berke kendisine cevap veren kişiye döndüğünde gördüğü kişi Bilge'ydi.
(Berke)-Burada ne işin var senin?
(Bilge)-Daha fazla duramadım odada. Duvarlar üzerime geliyordu.
Bilge'nin yüzü normal görünüyor olsa da gözleri kızarmış, göz altları mosmor olmuş ve bakışlarında hiçbir duygu kalmamıştı. Resmen savaştan çıkmış gibi görünüyordu. Fazlasıyla etkilendiği belliydi.
(Cennet)-Gel böyle.
Cennet gözüyle yanında duran sandalyeyi işaret etti ve Bilge'nin oturmasını istedi.
(Cennet)-Ne içersin?
(Bilge)-Sikik bir akıl silme hapı çok güzel olurdu.
(Cennet)-Ondan hepimize lazım. Şu anda ne içmek istiyorsun?
(Bilge)-Cevabım aynı. Ama bir bira içsem güzel olurdu.
(Berke)-Buraya bir bira.
Berke barmene el yapıp Bilge'ye bir bira istedi. Bilge etrafına bile bakmıyor. Sadece başını eğmiş halde önüne bakıyordu.
(Berke)-Şimdi konuya gelelim. Neden korkarak yaşamayacağız?
(Bilge)-Azat peşimize düşmeyecek.
Bilge parmaklarıyla gözlerini ovuştururken sessiz bir tonda konuşmuştu.
(Bilge)-Nedenini sorarsanız...
(Berke)-Ne yaparsa yapsın ona güveniyorsun değil mi?
(Bilge)-Hayır. Bu saatten sonra kimseye güvenmek gibi bir niyetim yok.
Bilge'nin boğuk sesi önüne doğru uzatılan soğuk biradan daha keskin bir soğukluğa sahipti. Cebinden telefonunu çıkartan Bilge ekranı açtı ve mesaj uygulamasını açıp telefonu Berke'ye verdi.
Telefonu alan Berke şaşkın bakışlarını Bilge'ye çevirdi.
(Berke)-Azat'tan bu mesaj.
(Bilge)-Sesli oku lütfen.
(Berke)-Bu mesaja cevap vermene gerek yok. Şimdiye kadar rol yapıp normal bir insan gibi yaşamak eğlenceliydi. Korkmanıza gerek yok. Peşinize düşmeyeceğim. Yaşananları kimseye anlatmayacağınızı biliyorum. Ha birde, şimdiye kadar seviştiğim kadınlar içinde Cennet en iyisiydi. Ek olarak kaldığınız otelin girişinde sizi birisi bekliyor olacak. O kişiyi görmenizi tavsiye ederim.
Berke mesajı okumayı bitirdikten sonra Bilge'ye döndü ve...
(Berke)-Buna inanmamızı beklemiyorsun değil mi?
(Bilge)-Adamı görmeye gittim. Gerçekten bizi bekleyen biri vardı. Adamdan bir çanta aldım.
(Cennet)-Çantada ne olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım.
(Berke)-Sus payımız var ne olacak?
(Bilge)-Çantayı aldığım adam bunun bir sus payı değil şimdiye kadarki olan arkadaşlığımız için bir hediye olduğunu söyledi. Kişi başı 1'er milyon. Toplamda 6 milyon. Bilmiyorum ama bana yalan söylüyorlarmış gibi gelmedi. Nasıl bir durumun içinde olduğumuzu biliyorum. Ama...
(Cennet)-Yine de ona güvenmek istiyorsun.
(Bilge)-Bunun için özür dilerim ama hayatımın uzun bir kısmını Azat kaplıyor.
(Berke)-Siktir etsene. Bizimle uğraşması için bir sebebi de yok zaten. Kimseye anlatmayacağımız kısmı da doğru.
Berke ona güvenmiyor olsa da ortamı germek istemediğinden geçiştirmenin daha mantıklı olacağına karar vermişti. Ne kadar yakın olurlarsa olsunlar öyle bir adama güvenemezdi.
(Cennet)-Hahaha. Of ya. Hayatımdaki erkeklerin hepsi neden böyle benim?
Cennet ağlanması gereken haline gülüyordu çünkü elinden gelen tek şey buydu. Hayatına giren herkes, hem de herkes garip insanlardı. Azat'ı bulduğundan olabilecek en iyi kişiyi bulduğunu düşünmüştü ama olabilecek en kötü kişiyi bulmuştu.
(Bilge)-Diğer kızlara daha söylemedim. Sanırım onları da kaybettim. Sonuçta, onları onunla ben tanıştırdım.
(Berke)-Senin bir suçun yok Bilge. Böyle olacağını bilemezdin.
(Bilge)-Bilip bilmemem önemli değil. Beni hayatlarında istemeyecekler ve ben bunu olgunca karşılayacağım. Hak ettiğim şey bu çünkü.
Bilge Azat'la olan iyi kötü anılarını düşünüyorken ağlamamak için kendini zor tutuyordu ve bu ifade yüzüne yansıyordu. Ama göz yaşlarını emir vermişçesine sıkı tutuyor ve kendilerini göstermelerini engelliyordu.
Eğer kendini tutmazsa hiç durmadan ağlayacağını biliyordu. Bu onun için ağır bir şeydi. Her şeyini paylaştığı, en çok güvendiği kişiyi kaybetmişti. Ve onun hakkındaki gerçeği birazda olsa öğrenmişti.
Onu kırıp geçen şeyler yaşanan onca güzel anıydı.
(Berke)-Ben hala buradayım. Onlarla daha uzun süredir arkadaşsın tabii ama, yine de yanındayım.
Berke için Bilge'yle olan arkadaşlığı 1.5 yıl ya olmuş ya da olmak üzereydi. Ama kızlarla Bilge'nin arkadaşlığı en kötü ihtimalle 10 yıllıktı. Başka hiçbir olay onların arkadaşlığını bozamazdı ama bu yaşananları 10 yıl gibi bir süre kurtarmayabilirdi.
(Cennet)-Arkadaşlarınla düzgünce konuşursan seni anlayacaklarından eminim. Düzgünce dinlerlerse tabii. İnsanları anlamak zor.
Cennet son cümlesini kendisi için söylemişti. Onca olaydan sonra Azat'ın sorunlu birisi olduğunu çözememiş olması ona aptalca geliyordu.
(Bilge)-Konuşma yapmasam daha iyi olur diye düşünmüyor değilim. Yüzlerine bakacak cesaretim yok şu saatten sonra. Sadece benden nefret etmemeleri için dua edebilirim.
Bilge pekte umudu varmış gibi durmuyordu. Zaten bakışları kendini her şeyiyle ele verirken olumlu konuşmak tutarlı bir davranış olamazdı. O da düşüncelerini söyleyip geçiyordu işte.
(Bilge)-Bir bira daha alabilir miyim?
(Berke)-2 olsun.
(Cennet)-3 olsun.
Bilge bir bira daha istemişken diğerleri de ona eşlik etmek için bira sipariş etmişlerdi.
(Berke)-Yüzlerine bakacak cesaretin olmasını tavsiye ederim. Eğer konuşmazsanız bunu çözemezsiniz. Sana ters tepki vereceklerinin garantisi yok. Beklediğinin aksine olumlu bir tepki de alabilirsin. O kadar olgun olduklarını düşünüyorum kızların.
(Bilge)-Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.
Bilge kafasını sallayıp donuk bakışlarını biranın üstündeki halkalara odaklarken aniden birayı kafasına dikti ve koca bardağı tek nefeste bitirdi.
(Bilge)-Hala içkiden nefret ediyorum.
(Cennet)-Bu kadar olumsuz olma. Ne yaşanırsa yaşansın hayat akıp gitmeye devam ediyor. Hayatınızdaki bütün insanların iyi olacağının garantisi yok. 3 defa nişan attım. 1 defa düğün sırasında yemin töreninde terk edildim. Sevgililerimden biri bana silah çekti. Birini ben hastanelik ettim. Azat'ın durumu belli.
(Berke)-Erkek seçimlerini başkalarına mı bıraksan acaba? Pek becerikli değil gibisin. Ortam biraz yumuşasın... neyse. Anlamsız oldu.
Berke Cennet'in gülümsemeyen bakışları karşısında kendini geri çekti. Ortam biraz yumuşasın istemişti ama Cennet'in derdi ortamın yumuşaması olmadığından istediğine ulaşamamıştı. Cennet Bilge'nin aklını başına toplamasını istiyordu çünkü böyle karamsar düşüncelerle bir yere varamayacağını biliyordu.
(Cennet)-Demem o ki insanların ne olduğunun ve de ne olacağının garantisi yok. Azat'ın öyle birisi olması senin suçun değil. Kimse onun öyle birisi olduğunu tahmin edemezdi. Edecek olsam ben ederdim.
(Bilge)-Anlıyorum ama yine de biraz kafamı toparlamak istiyorum. Şu anda mantıklı bir konuşma yapabileceğimden emin değilim. Onların da beni dinleyecek durumda olduklarını sanmıyorum açıkçası.
***
Saat yavaşça ilerleyip akşamdan geceye doğru kayarken Göktuğ sakin adımlarla ilerliyordu. Önünde uzanan devasa bir kalabalık vardı ancak kalabalığın hızla azaldığını fark edebiliyordu. Buraya gelmeden önce üstünü başını değiştirip kanlı kıyafetlerinden kurtulmuştu.
(Göktuğ)-Azalmaya başladığınıza göre tam vaktinde geldim demektir.
Diyen Göktuğ gülümsedi ve azalmaya devam eden kalabalığın arasına karıştı. Bir süre olayları izledi ve sessizce kalabalığın arasında kalmaya devam etti. Aradan 1 saat kadar geçtiğinde geride sadece Alacakaranlığın ailesi ve bilmediği birkaç kişi kalmıştı.
(Göktuğ)-Aileni büyütmüşsün bakıyorum.
Kendi kendine söylenen Göktuğ sırtını yasladığı taştan ayrıldı ve yavaşça onlara yaklaştı ve suratında irrite edici rezil bir gülümsemeyle...
(Göktuğ)-N'aber, Alacakaranlık? Kötü bir zamanda gibisin.
Göktuğ'un seslendiği kişi bir anda kendisine döndü ve Göktuğ'u görünce gözleri kocaman açıldı. Hemen ayağa fırlayıp ailesini arkasına aldı ve kötücül bir hava yaymaya başladı. Kudretli duruşu karşısında ailesi birer çocuktan farksız görünürken Göktuğ gibi birini bile kolayca ezebilecek gibi bir görüntüsü vardı.
(Adam)-Göktuğ!
Adam yumruklarını sıktı ancak Göktuğ gayet sakin bir şekilde ellerini cebinden çıkartıp havaya kaldırdı ve...
(Göktuğ)- Sakin ol orgeneral. Olay çıkarmaya gelmedim.
(Adam)-Defol!
(Göktuğ)-Sen bilirsin aile babası.
Göktuğ ellerini indirip yeniden ceplerine attı ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Ama yürürken gülümsüyordu. Çünkü adamın peşinden geleceğini biliyordu.
Göktuğ mezardan biraz uzaklaştıktan sonra adam onu kolundan tutmuş ve duyulmayacaklarını düşündüğü bir yere çekmişti.
(Göktuğ)-Hoy hoy hoy. Yaşlı adam. Bana bu kadar sert davranma ama. Koluma zarar vereceksin yoksa.
(Adam)-Neyin peşindesin Göktuğ!?
Adam sinirli bir şekilde Göktuğ'un kolunu tutmaya devam ediyordu. Norma bir insanın kolunu bu şekilde tutuyor olsaydı çoktan kemiklerini ezmiş olurdu. Ama Göktuğ fazlasıyla sakin duruyordu.
(Göktuğ)-Oğlunun öldüğünü duyunca gelip sana bir bakmak istedim. Bir ölüm makinesi olan senin kendi canından biri öldüğünde ne hale geldiğini görmek istedim sadece.
Göktuğ zevkle parlayan gözlerini adamın gözlerine dikip hiç tereddüt etmeden bu sözleri söylemişti.
(Adam)-Buna inanmamı mı bekliyorsun!? Senin gibi karanlığa gömülü halde yaşayan bir piç kurusunun böyle duyguları anlamasını beklemiyorum ama burada olmak için kesinlikle bir sebebin var! Seni senden daha iyi tanıyorum.
(Göktuğ)-Beni benden daha iyi tanıyorsun öyle mi Alacakaranlık? Haha. Orgenerallikten ayrıldıktan sonra bayağı aptallaşmışsın sen.
Göktuğ inanılmaz soğuk kanlılığı ve sakin konuşması karşısındaki adamı deli ediyordu. Hala Göktuğ'un kolunu tutuyor hatta her an ona vuracakmış gibi yumruğunu sıkıyordu.
(Göktuğ)-Beni zerre kadar tanımıyorsun Alacakaranlık. Hala askeriyede senin altında eğitim gören o boktan "Şiddet Birliğindeki" kişi mi sanıyorsun beni? Sence şu an beni yenebilir misin Baran Gündoğdu? Alacakaranlık. Ölüm Makinesi. Dünyanın Sonu. Hayat Düşmanı. Sana hangi isminle seslenmeliyim?
Göktuğ kolunu Baran'ın kavrayışından çekip burnunun dibine girmiş ve soğuk bakışları yavaşça yerini sıkı bakışlara bırakmıştı. Göktuğ'un Baran'dan ölümüne nefret ettiği kesindi.
(Baran)-Yapman gereken tek şey buradan defolup gitmek. Şiddetin Göktuğ'u.
Baran ona bu şekilde seslendikten sonra az önceye kadarki bütün öfkesini silerek gülümsemeye başlamıştı. Göktuğ'un sinirlenmesini istediği belliydi. Ancak...
(Göktuğ)-Böyle seslenerek beni sinirlendirebileceğini falan mı sanıyorsun? Gidiyorum zaten amına koyayım. Baş sağlığı dilemeye gelmedim biliyorsun. Ölümün benim gözümde hiçbir anlamı yok. Umarım uğruna bütün birliği sattığın çocuklarınla yeterince vakit geçirmişsindir çünkü bitik durumdasın. Bir daha görüşmemek üzere...
-Alacakaranlık.
Göktuğ ellerini yeniden ceplerine koydu ve arkasını dönüp oradan uzaklaşmaya başladı. Baran derin bir nefes aldı ve etrafındaki tehlikeli aura dağılmaya başladı.
(Baran)-Oğlumun cenazesinde olduğumuz için dua et Göktuğ Kanlısoy. Yoksa şu anda kafanı gömecek bir delik arıyor olurdum!