İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 23 · 13 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 23

Bölüm-23 Göktuğ Kanlısoy

--- ?? Yıl Önce ---

(Deniz)-Bütün hazırlıklar tamam mı?

Deniz her şeyin iyice tamam olup olmadığına bakmak için etrafı ve arkadaşlarını incelerken Hakan lafa girdi.

(Hakan)-Tamam sayılır. Prensesin gelmesini bekliyoruz.

(Umut)-Prenses burada dingil herif.

Teknik olarak birlikte çalışıyor olsalar birbirlerine aşırı bir saygı duydukları söylenemezdi çünkü kendi aralarında bir hiyerarşi vardı ve Umut "Şiddet Birliği"ne girer girmez birkaç gün içinde gücünü kanıtlayıp iki numaraya yükselmişti.

İleride kara borsanın lideri konumuna kadar yükselip Göktuğ'dan nefret etmeyen neredeyse tek kişi olan Hakan ise 3 numaraydı. Tabii bu zamanlarda henüz birbirlerini tanımıyorlardı.

(Deniz)-Atışmayı kesin. Alacakaranlık gelir birazdan. Şiddet Birliği'nin son üyesini almaya gidiyoruz.

Alacakaranlığın altında eğitim gören bir grup çocuk olarak son bir kişiye daha ihtiyaçları vardı. Ve Alacakaranlık bu kişiyi özel olarak istiyordu.

(Umut)-Tek bir kişiyi almak için koca birliği mi götürüyoruz yani? 1 numara olan sen gidip getirsen ya onu?

(Deniz)-Alacağımız kişi kolayca baş edebileceğimiz birisi değil.

(Umut)-6 kişiyiz lan!

Umut doğal olarak 6 kişinin sadece 1 kişiyi kolayca alabileceğini düşünüyordu.

(Umut)-Tamam kavga etmeyi seviyor olabilirim ve biriyle dövüşecek olmam gayet harika bir durum ama 6 kişiyiz amına koyayım!

Umut tepkisinde haklı olduğunu düşünüyordu ama yakalamak istedikleri kişinin kim olduğunu bilen Deniz onunla aynı fikirde değildi.

(Deniz)-Hoşuna gitmeyecek ama 6'mız birden ona saldırırsak 6 ceset olarak buraya dönme ihtimalimiz bile var.

(Umut)-Kim ulan bu hayvan!?

(Hakan)-Cidden kim lan bu? Birbirinden güçlü 6 kişiyiz burada.

Özel olarak toplanıp bu birliğe alınmış 6 kişinin bile gücünün yetmeyeceği kadar büyük bir canavarın var olması mantıklı değildi. Yine de...

.. imkansız da değildi.

(??)-Saldıracağınız kişi canavarların çocuğu. Benim neslimin canavarlarından olan Tümgeneral Şahin ve Albay Asena'nın oğlu. Göktuğ Kanlısoy.

Çocuklar kendi aralarında tartışma içindeyken yakınlarından gelen baskıcı bir sesle birlikte bakışlarını çevirdiler.

Konuşan kişi Orgeneral Baran Gündoğdu yani Alacakaranlık'tı.

(Deniz)-Orgeneralim. Hazırlıklar tamam.

(Alacakaranlık)-Güzel, Ceset Denizi. Sen iyice dinlendin mi? Alan'a girmek zorunda kalabilirsin.

(Deniz)-Dinlendim efendim. 10 dakika kadar alan'da kalabilecek durumdayım.

(Alacakaranlık)-Güzel. "Umutsuz Umut" ne durumdasın?

(Umut)-Harikayım efendim. Hiç olmadığım kadar enerji doluyum.

(Alacakaranlık)-"Beyefendi" sen?

"Beyefendi" Alacakaranlığın Hakan'a normal seslenme biçimi değildi. Beyefendi onun lakabıydı. Bu lakabı daha bu yaşta insanlara karşı olan davranışları ve onları etkileme yeteneği sayesinde kazanmıştı. Tabii kim olduğunu bilen çevresine karşı herhangi bir beyefendiliği bulunmuyordu. O yüzden görevlerde ona "Beyefendi" dense de birlik içindeki lakabı "Yavşak"tı.

(Hakan)-Her şeyim hazır efendim.

(Alacakaranlık)-Diğerleri de hazır. Sizi bekliyorlar. Göktuğ'un yeri belirlendi. Dikkatli olun.

(Hepsi Birden)-Emredesiniz Orgeneralim!!!

Baran yanlarından ayrıldıktan sonra üçlü kendileri için hazırlanan araca doğru hareketlendiler ve Göktuğ'a doğru harekete geçtiler.

***

(Deniz)-Bunun olacağını bilmeliydim.

(Umut)-Yapma. Gerçekten son kişi burada mı?

(Hakan)-Sanırım her şey bittikten sonra biraz eğlenebiliriz.

(Umut)-Cidden mi? Böyle bir yerde mi? Beyefendi lakabını neden aldığın belli oldu.

Herkes şaşkın şaşkın karşısında durdukları yere bakarken baktıkları yerde inanılmaz bir hareketlilik vardı.

(Hakan)-Alt tarafı genelev mahallesi geldik lan! Cırlamayın hemen!

(??)-Devam edelim. Göktuğ burada bir yerde.

Grubun bir diğer üyesi olan "Şimşek" Tolga atıldı ve gördükleri bu karmaşaya girme kararı aldı.

(Deniz)-Bizim yaşlarımızda birinin genelev mahallesinde ne işi var amına koyayım?

Deniz bu aptalca durum karşısında elini alnına götürmüştü. Takımdaki diğer herkes daha olası yerlerde bulunuyorken Göktuğ'un böyle bir yerde olması mantıklı gelmiyordu.

(Deniz)-Ne yapalım? Ortalık biraz karışacak o zaman.

Deniz'in bu sözlerinden sonra herkes harekete geçmiş ve çevreye, binaların içine baka baka ilerlemeye başlamışlardı. Genelev mahallesi her anlamda parlak ve yoğun bir koku bombardımanına tutulmuş gibiydi.

(Umut)-Sikeyim. Mide bulandırıcı.

Kokudan en çok şikâyet eden kişi Umut'tu.

(Umut)-Şu piçi yakalayıp gidelim çabuk yoksa midemle aram açılacak.

(Hakan)-Sanırım sana prenses demekte haklıyım.

Hakan konuşurken Umut'un yüzüne bile bakmıyordu ve binaların içini gözetleyip kadınları kesiyordu.

(Hakan)-Amına koyayım, Göktuğ denen piçi boş verip Alacakaranlık beni bulup öldürene kadar şu kadınların altında ölsem mi acaba? Fena fikir değil gibi.

Hakan kendi içinde büyük bir mukayese içindeyken diğerleri etrafı ondan daha hızlı araştırıyorlardı.

(Hakan)-Sanırım işleri biraz hızlandırabilirim.

Hakan o anda diğerlerinden ayrıldı ve binalardan birinin içine girdi. Bunu gören Deniz iç çekti ve...

(Deniz)-Görev bittiğinde bu piçi satacağım. Alacakaranlıkla kendisi uğraşsın. Hepiniz göreve devam edin. Başka bir kopma istemiyorum.

(Umut)-İstesen de kopmam amına koyayım. Bu yer iğrenç.

(Tolga)-İleri gittikçe koku artıyor mu bana mı öyle geliyor?

Tolga burnuna güvense miydi yoksa bunca koku yüzünden burnunun doğru düzgün çalışmadığını mı düşünse emin değildi.

(Deniz)-Haklısın. İlerledikçe koku ağırlaşıyor. Sanırım mahallenin en zengin noktasına ilerliyoruz.

(??)-Lan geri zekalılar! Buraya bakın!

Grup ilerlemeye devam ederken arkadan gelen bir sesle arkalarına döndüler ve Hakan'ı yanağında kocaman bir dudak izi ve kolunda harika bir kadınla gördüler.

(Hakan)-Adamımızı buldum. Hangi bina demiştin bebeğim?

(Kadın)-Mahallenin en sonundaki en görkemli bina şekerim. Sizin yaşlarınızda bir çocuk orada takılıyor.

(Hakan)-İşimiz bittiğinde yanına uğrayacağım.

(Kadın)-Elbette hayatım.

Kadın Hakan'ın kolundan ayrılıp yerine geri dönerken Umut Hakan'a baktı ve...

(Umut)-10'lu yaşlarındasın ve koca kadınlar senden etkileniyor mu? Pedofili lan bu? Sende az iğrenç değilsin tabii.

(Hakan)-Kuralların olmadığı bir yerdeyiz aptal herif. Geldiğimizden beri bilmem dikkat ettin mi ama buradaki "kadınların" bazıları "reşit" değil. Muhtemelen buraya satıldılar. Burada kural yok. O yüzden yaş gibi kavramların da bir önemi yok. Buradaki kadınların hepsi reşit olmayan erkeklerle yatmayı sorun etmiyordur. Ayrıca, vücut benim vücudum.

(Umut)-Yine de rezil herifin tekisin. Bakış açın çok boktan.

(Hakan)-Boktan olan şey bakış açım değil, dünya. Eğer bunun iğrenç olduğunu düşünüyorsan Alacakaranlığın yaptığı şeyin "birlik" toplama adı altında "çocuk kaçırma" olduğunu unutma. Hiçbirimiz reşit değiliz. O yüzden orospu gibi davranmayı bırak ve erkek ol.

(Deniz)-Atışmayı bırakın artık. Göreve devam ediyoruz.

(Hakan)-En görkemli bina orada işte.

Hakan eliyle kadının kast ettiği binayı göstermiş önden yürümeye başlamıştı. Onlar binaya yaklaştıkça ortamın parlaklığı ve kokuların ağırlığı artarken insanların sesleri giderek azalıyordu. Buradaki kadınların diğer kadınlarla bir olmadığı kesindi.

(Hakan)-Sanırım mahallenin en pahalı yeri burası. Sevişme sesleri çok az.

Hakan genel bir çıkarım yapmış olsa da haksız değildi. Buradaki kadınlar diğer kadınlardan çok daha pahalı oldukları için onlara ulaşabilen insanların sayısı da oldukça azdı.

Tam binanın girişine gelmişler ve içeri adım atacaklardı ki üst taraflarından bir cam kırılma sesi geldi. Sonra da sert bir şey yere çakıldı. Çocuklar hemen arkalarına baktılar yere düşen şeyin bir insan olduğunu gördüler.

(Deniz)-Sanırım birisinin parası yetmemiş.

(Hakan)-Hahaha!!!

Hakan belki birisi pencereden bakar diye kafasını yukarı kaldırmış ve tam o anda...

(Hakan)-O ne lan!?

Çocuğun birisi binanın en üst katından aşağı atlayıp az önce yere düşen adamın üzerine çakılmıştı.

(Çocuk)-Sana bir daha Kraliçe Arı'yı görmeye gelmeyeceksin demedim mi lan ben!?

(Umut)-Sanırım aradığımızı bulduk. Hoy! Siyah saçlı! Buraya bak.

Çocuk bir anda sert bakışlarını Umut'a çevirdi.

(Çocuk)-Ne var lan!?

(Umut)-Boşa bağırıyorsun. Kafasının altından akan kana bakacak olursak çoktan öbür tarafa gitti.

(Çocuk)-Ölüsünü de dövebilirim. Benim için sorun yok. Ama sen işine baksan iyi edersin.

(Deniz)-Üzgünüm Göktuğ ama bunu yapamayız. Bendeniz Ceset Denizi. Şiddet Birliği'nin bir numarasıyım. Orgeneral Baran Gündoğdu nam-ı diğer Alacakaranlığın özel emriyle seni Şiddet Birliği için götürmeye geldik.

(Göktuğ)-Bir grup velet beni götürmeye mi gelmiş? İşinize bakın dedim. Yanında olmazsam üzülen bir kadın var.

(Deniz)-Bizi yanlış anladın sanırım. Senden gelmeni istemiyoruz. Bizimle geliyorsun. Ve bu bir emirdir.

Deniz son sözlerini baskıyla söylerken Göktuğ boş boş kendisine bakmış ve öylece dikilmekle yetinmişti.

(Göktuğ)-Çocukça.

Diye söylenen Göktuğ ellerini cebine atmış ve Kraliçe Arı'nın yanına çıkmak için binaya yeltenmişti ancak aynı anda Şiddet Birliği'nden iki üye önünü kesmişti.

(Deniz)-Beni dinlemeyi reddetmeni anlıyorum. Ama ne var ki, bende seni dinlemiyorum. Çocuklar. Yakalayın onu.

Göktuğ'un önünü kesen iki çocuk onu hemen kollarından sarmışlardı ancak bir an sonra çocuklardan birisi havada diğeri ise kendini duvara çakılı halde bulmuştu.

(Tolga)-Hızlı!

Deniz hemen Tolga'ya bakmış ve o tek kelime durumun onlar için ne kadar uğraştırıcı olacağını gözler önüne sermeye yetmişti. Şimşek lakabını sahip olduğu hızı yüzünden alan Tolga bile onun hareketlerini takip edemediğini söylüyordu.

Havaya fırlayan çocuk yere inerken Göktuğ yumruğunu sıkmış ve sadece tek bir yumrukla onu karşı binanın üst kat duvarına çivilercesine çarpmış ve çocuk ikinci kattan aşağı yüz üstü çakılmıştı. Duvara çakılı olan diğer çocuk ise suratının izi duvarda net bir şekilde çıkacak kadar sert duvara çakıldığından bayılmıştı bile.

(Göktuğ)-Bu kadar mıydınız yani? İki kişiyi kaybettiniz bile.

Sadece bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar Göktuğ iki kişiyi oyun dış bırakmıştı.

(Tolga)-Bunu bana bırakın.

Boynunu kütleten Tolga...

(Tolga)-İşte...

İleri doğru atılmak için hazırlandı ve...

(Tolga)-... geliyorum.

... Göktuğ'un arkasında belirdi.

Ancak tam o anda bir parmak omzuna dokundu ve...

(Göktuğ)-Ne yapıyorsun lan sen?

Tolga arkasında duran Göktuğ'un sesiyle birlikte tek adımda arkadaşlarının yanına döndü. Arkasına geçtiğini düşündüğü Göktuğ çoktan kendi arkasına geçmişti bile. Ve bu durum onun için korkunçtu.

(Deniz)-Tolga'dan daha hızlı.

"Tolga'nın öne çıkan en büyük özelliği hızıyken bu kadar geride kalması önceki tezlerimi destekler durumda. Bu çocuk çocuk falan değil. Alacakaranlığında dediği gibi... "ucube bir canavar"la karşı karşıyayız."

Deniz kendi içinde durumu bir yokladıktan sonra Tolga bir kez daha Göktuğ'a doğru atıldı ve sağına soluna geçmek yerine tüm hızıyla ona her yerden saldırma kararı alarak yağmur gibi yağan yumruklar sıralamaya başladı.

Göktuğ ise üzerine yağan bir yumruklar karşısında gayet sakindi ve her bir yumruktan sanki ağır çekimdeymiş gibi kaçınmaya başladı. Tolga bu yumrukların işe yaramayacağını anladığında durmuş ve ani ve beklenmeyen bir aparkatla Göktuğ'un çenesini hedeflemişti.

Ancak Tolga daha kolunu bile ivmelendiremeden durmuş ve geriye doğru yalpalayarak sırt üstü yere çakılmıştı.

(Hakan)-Tolga aparkatı hazırlayana kadar çenesine dirseği yedi. EĞLENCELİ LAN BU!!!

Sözlerine sakin başlayan Hakan haykırarak bitirmişti ve gülümsemeye başlamıştı.

(Göktuğ)-Gerçekten buna devam edecek miyiz?

Göktuğ gayet sakin bir biçimde devam etmek istemediğini belli eden şeyler söylüyordu.

(Göktuğ)-Heyecanlanmaya başlarsam işler sizin için iyi sonuçlanmayabilir.

(Hakan)-Ah, lütfen heyecanlan. Bende heyecanlanmak istiyorum.

Diyen Hakan ceketini çıkardı ve parmaklarını kütletip Göktuğ'a bakmaya başladı. Bir anda gözden kaybolup Göktuğ'un yüzünde patlayan yumruğuyla birlikte tekrar görünür olan Hakan gülümsüyordu.

Başka birisine bu yumruğu atmış olsaydı büyük ihtimalle suratını paramparça ederdi ama Göktuğ tek eliyle o yumruğu tutuyordu.

Göktuğ karşılık vermek için yumruğunu kaldırdığı anda Hakan dizini Göktuğ'un deline vurmuş ve yumruğun yönünü saptırıp Göktuğ'a kafa atmak için gerilmişti ancak Göktuğ tuttuğu yumruğu iyice sıkmış ve Hakan'ı tek eliyle havaya kaldırıp yere vuracakken Hakan Göktuğ'un kendini yere vurmasına izin vermiş ancak yere vurulmadan önce bacak kaslarının tamamını kasarak yere inmişti.

Ayakları yere saplanmış ve yerin içine kadar girmişti ancak Göktuğ'un planladığının aksine yere bir et parçası gibi vurulmamıştı. Gayet de ayakları üstündeydi.

Ayaklarının yere girmesini fırsat bilip ayağını savurmuş ve Göktuğ'un suratı taş ve tozla kaplanmıştı. Bir an için görüş açısını tamamen kaybeden Göktuğ bir anda çenesine yediği bir darbeyle birlikte dengesini kaybetmiş ancak düşmemişti.

Hemen ardından art arda suratına darbeler yağmaya başlamış ve Hakan suratının her tarafına mızrak gibi ağır darbelerle onu geri itmeye başlamıştı.

(Umut)-Bir şeyler yanlış. Darbeleri işe yaramıyor.

Evet Hakan Göktuğ'u darmadağın edecek onlarca yumrukla saldırıyordu ancak Göktuğ sadece birazcık yerinden oynamıştı o kadar. Diğer bütün yumrukları yemesine rağmen olduğu yerden kıpırdamamıştı.

(Göktuğ)-Bunu fark edecek kadar zekisin demek.

Göktuğ bir anda Hakan'ın iki elini birden yakaladı ve onu durdurdu.

(Göktuğ)-Aynen öyle. Yumrukları hiçbir işe yaramıyor.

Göktuğ bir anda Hakan'ı kendisine çekmiş ve kafa atmıştı. Hakan ellerini ondan kurtarmaya çalışıyor olsa da Göktuğ'un kavrama gücü o kadar fazlaydı ki elleri tıpkı bileklerinden daha geniş olmayan bir zincirle çevrilmişçesine kilitlenmişti.

İlk kafayı yedikten sonra sendeleyen Hakan hemen ardından suratına yediği ikinci bir darbeyle birlikte resmen kendinden geçmişti. Bu diz darbesi o kadar güç içeriyordu ki neredeyse bayılacaktı.

(Hakan)-Hmph! O kadar kolay olsan hepimiz gelmezdik zaten değil mi?

Hakan gülümsedi ve suratına doğru yaklaşan diz kapağına kendisi kafa attı ve kafası resmen geri sekti. Ancak kendisi Göktuğ'un darbe mesafesini azalttığı için Göktuğ'un darbesi tam gücüne ulaşamamıştı.

Hakan hemen zıpladı ve Göktuğ'un göğsüne basarak ters takla atıp ondan kurtuldu. Yere indiğinde Göktuğ'a baktı ve çıkan bileklerini geri taktı.

(Hakan)-İki bileğimi de çıkarmak zorunda kaldım amına koyayım! Nesin sen, sikik bir ağacın kökü mü!?

(Göktuğ)-Sanırım diğer üçünden biraz farklısın. Eğlenmeye başlayabilirim gibi.

(Umut)-Ciddileşeceksin yani.

(Göktuğ)-O kadarını hak etti.

Boynunu kütleten Göktuğ kafasını kaldırdı ve kendisini izleyen Kraliçe Arı'ya baktı. Kraliçe Arı'nın derin dekoltesi güneşle parlarken elini çenesine dayamış şekilde Göktuğ'a bakıyordu. Göktuğ ona bakıp gülümsedi ve o anda Hakan ileri atıldı.

Hakan ağır bir tekmeyle Göktuğ'un suratını biçecekken Göktuğ bir anda karnında patlayan bir darbeyle birlikte havalandı ve bir an sonra Umut'un yumruğu sırtında patladı.

Fırlayan Göktuğ yerde taklalar atarak sekti ve binalardan birinin duvarına çakıldı.

(Göktuğ)-2'ye 1. Sanırım sizin durumunuzda buna izin verilebilir. Sonuçta benimle karşı karşıyasınız. Hah.

Göktuğ üzerindeki tozları çırparken gülmüştü.

Ve bir sonraki an Hakan'ın olduğu yerde bir patlama gerçekleşti. Hakan bir anda onlarca metre geriye uçmuş ve bir binanın kolonunu delip geçmişti. Bir an sonra da bir karaltı Deniz'in yanında uçup gitmişti.

Deniz arkasına dönüp baktığında uçarak yanından geçen kişinin Umut olduğunu gördü.

(Göktuğ)-2 yumruk 2 kişi. Hala beni yakalamak istiyor musun?

(??)-Ah, amına koyayım! Acıttın lan orospu çocuğu!

(???)-Amma sert vuruyorsun lan! En son sadist bir karı sikimi tekmelediğinde bu kadar heyecanlanmıştım gerçi.

Umut ayağa kalkmış ve üstündeki tozları çırpmaya başlamıştı. Hakan sızlana sızlana fakat heyecanlı bir şekilde Göktuğ'a doğru yürüyordu. Deniz ise omuzlarını silkmiş ve...

(Deniz)-2 yumruk 2 kişi olduğuna emin misin? Şaşırmış görünmüyorsun gerçi.

Göktuğ Deniz'i hiç takmadı ve bakışlarını doğruca Umut'a odakladı. Gayet sakin bir şekilde de...

(Göktuğ)-Tebrik ederim. O kısacık anda bileğimi kırdın.

Diyerek bileğini gösterdi.

(Umut)-Sağ ol sağ ol. Kaburgamı çatlatmasaydın buna daha çok sevinebilirdim tabii.

Umut tek eliyle kaburgalarını kontrol etti ve sadece tek kaburgasının kırıldığından emin oldu.

(Hakan)-İkimiz mi gidiyoruz?

(Umut)-Sevmesem de evet. Tek başımıza onu alt edemeyiz.

İkili birbirlerine bakarak başlarını sallamış ve harekete geçmişlerdi. Hakan sağda Umut solda Göktuğ'a yaklaşırken birdenbire zıplamışlar ve iki yandan Göktuğ'un kafasını dizleriyle ezmişlerdi. Daha doğrusu bunu yaptıklarını sanmışlardı çünkü Göktuğ gayet basit bir şekilde aralarından çekilmiş ve dizlerinin çarpışmasını sağlamıştı.

İkili birbiriyle çarpışırken Göktuğ gerilmiş ve bileğinden kırılmış olan sol eliyle Hakan'ın karnına yumruğu vurmuştu. Bu vakit aralığında Umut bir kez daha saldırıya geçmiş ancak Göktuğ sağ dirseğiyle gelen darbeyi engelleyip gelişine bir tekmeyle Umut'un ayaklarını yerden kesmişti.

Yere düşen Umut bir anda suratında patlayan Hakan'la birlikte yere çakılı kalmıştı. Göktuğ ayağını kaldırıp onların üzerine basmış ancak Hakan tüm gücüyle Göktuğ'u geri iterek ayağa kalkmış ve hızla kendi etrafından dönüp dengesi bozulan Göktuğ'un karnına yumruğu indirmişti.

Göktuğ'un ayakları bu darbeyle birlikte yerden kesilmiş ve aynı anda Umut dizini Göktuğ'un suratına saplamıştı. Geri uçan Göktuğ takla atıp hızlıca ayağa kalkmış ve ileri atılıp Umut'un suratına dirseği geçirmişti.

Dirseği yiyen Umut sendelemiş ve Hakan tarafından yere düşmesi engellenmişti.

(Hakan)-Düşme sakın! Bastırıyoruz onu.

(Göktuğ)-Ha?

Göktuğ o anda durdu.

(Göktuğ)-Ne dedin sen? Beni...

-Bastırmak mı?

(Deniz)-Dikkat!

Tam o anda bir patlama gerçekleşti. Etrafa yayılan tozlar hızla dağılırken ortaya çıkan manzara korkutucuydu. Binaların dip kısımları çatlamış, yer parçalanmış ve etraftaki binaların ilk katlarındaki bütün camlar yok olmuştu.

Hakan ve Umut neler olduğunu anlamaya çalışırken hemen önlerinde duran Deniz gard almış şekilde önlerinde dikiliyordu ve Göktuğ'un yumruğu gard pozisyonundaki kollarının üstünde bir gülle gibi hacme sahipti.

Deniz'in bütün vücudu titriyor ve dişlerini sıkıyordu. Burnu kanamıştı ve tırnakları etine saplanmıştı. Ama yine de gülümsüyordu.

(Deniz)-Her şeyin... bu kadar mı... lan.!?

Göktuğ yumruğunun durdurulmasına şaşırmış gibi görünmüyordu ancak suratındaki tek ifade diğerlerinin içinde kaldığı durumu gözler önüne seriyordu. Göktuğ sakin ya da heyecanlı değildi. Sinirliydi.

(Umut)-Ne yaptın lan sen!?

(Göktuğ)-Ben sizin bastırabileceğiniz...

(Hakan)-Deniz çekil!

(Göktuğ)-... biri miyim!?

Hakan o anda Deniz'i itti ve gelen yumruğun altına yattı. Yumruğu göğsüyle karşıladı ancak bu yumruk...

(Hakan)-Siktir!

Öncekilerden farklıydı.

Hakan'ın göğsünde parlayan yumruk onu yere geçirmiş. Yere geçirmekle kalmamış yeri parçalamış, yerin ortasında kocaman bir delik açmış ve Hakan'ın parçalanan kemiklerinin sesleri eşliğinde etrafı toz dumana katmıştı.

Göktuğ tozların içinde silik bir figür olarak görünürken ayağını kaldırmış ve Hakan'ın kafasını paramparça etmek için tekmesini savurmuşken Umut bir anda Hakan'ı korumak için tekmenin önüne atlayıp kendini siper etmişti.

Sırtına yediği tekmeden Hakan'ın üstünden uçmuş ve yüz üstü yere çakılıp takla atmıştı. Yere biraz daha sert çarpsa boynu bile kırılabilirdi.

Hakan ağzından kanlar fışkırırken hareket etmeyi kesmiş ve oyunun dışında kalmıştı. Tozlar iyice dağıldığında Göktuğ Hakan'ın başında dikiliyordu. Hakan'ın göğsünde kocaman bir yumruk izi ve Göktuğ'un yumruğunda bir dolu kan vardı.

(Göktuğ)-Siz köpekler... beni bastırabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Göktuğ yumruğunu savurup üstündeki kanı attı ve Hakan'ı tekmeleyip binalardan birinden içeri girmesini sağladı.

Gözlerinde saf öfke ve gökyüzünü kasıp kavuran, nefes almayı bile zorlaştıran karanlıktan daha karanlık ölüm kokan yoğun aurasıyla birlikte Umut'un gözlerine baktı.

(Göktuğ)-Şimdi sinirlendim işte!

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

24. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.