İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 21 · 10 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 21

Bölüm-21 Yani?

(Cennet)-Son zamanlarda sürekli değişik davranıyordu zaten! Sikeyim nasıl anlamadım!? Nasıl!?

(Berke)-BAĞIRMA ARTIK AMINA KOYAYIM!!!

(Cennet)-NE BAĞIRMA AMINA KOYAYIM!? NE ZAMANDIR KATİLİN TEKİYLE YATIYORMUŞUM!!!

(Berke)-BANA NE AMINA KOYAYIM!? BEN Mİ VERDİM PARASINI!? NE BOK YEDİYSENİZ YEDİNİZ!!! BAĞIRMA ARTIK!!! Bak, hepinizi tek tek evinize bırakacağım tamam mı? O yüzden bağırmayı bırak ve aydınlanmanı kendi içinde yaşa lütfen. Şu an hiç kimse senin bağırtılarını kaldıracak durumda değil. Kızları ne kadar gerdiğine bir bak.

Berke tüm gücünü bağırmaya harcadıktan sonra derin bir nefes almış ve sakince konuşmasına devam etmişti. Kızlar travmatize olmuşlardı ve ağızlarını bıçak açmıyordu. Cennet ise arabaya bindikleri ilk andan itibaren kendi kendine söylenmeye ve dövünmeye başladığından Berke'nin artık sabredecek gücü kalmamıştı.

(Cennet)-Özür dilerim. Gerginim sadece.

Cennet kafasında hesaplamalar yapmadan duramıyordu. Şimdiye kadar Azat'ın verdiği bütün tepkiler, sokak arasında o adamlarla yaptığı kavga... Her şey bir anda Cennet için nedensizleşmiş ve hepsinin sonucu şiddete dönmüştü.

Azat'ın yaptığı tüm o konuşmalar, tüm o efendilik dolu hareketleri, mantıklı konuşmaları... Hepsi insanları çok iyi tanıdığı ve nabza göre şerbet vermeyi bildiği içindi. Azat öyle biri olduğu için değil.

(Berke)-Önemli değil. Hepimiz gerginiz.

Berke biraz sakinleştiğini ve oradan yeterince uzaklaştıklarını düşündüğünde biraz yavaşlamış ve uygun bir noktada kenara çekmişti.

(Berke)-Biraz hava alın. Konuşmuyorsunuz bile.

Dikiz aynasından kızlara bakıp arabadan inmelerini istemişti. Hava giderek soğuyordu ve soğuk hava onlara iyi gelebilirdi. Tabii bu travmayı atlatmak için ne kadar uzun süre hava almaları gerekecekti orası bilinmez.

Berke ve diğerlerinin hayatı an itibariyle bu şekilde ilerlerken geride kalan ikili için işler bambaşka bir noktadaydı.

Azat'ın ağzından kan geliyordu ve Göktuğ'un üzerinde toz bile yoktu. Azat fütursuzca baltayı Göktuğ'u deşmek için sallıyor ancak her saldırısı Göktuğ tarafından kolayca saptırılıyordu. Azat elindeki baltayı her savuruşunda Göktuğ çıplak elleriyle baltayı engelliyor ve Azat'ı etkisi zayıf basit darbeler indiriyordu.

(Azat)-Bir erkek gibi vurmaya ne dersin artık!? Ha!? Küçük bir orospunun çırpınması gibi hissettiriyorsun.

(Göktuğ)-O kadar acele etme. Henüz eğlenmeye başlamadım.

Göktuğ bir anda kendine doğru savrulan baltayı es geçti ve Azat'ı kolundan yakalayıp tek hareketle havaya fırlattı. Savrulan Azat evin üst katına uçtu ve balkon demirine çarparak balkona girdi.

(Göktuğ)-Hm. Geri düşer diye hesaplamıştım. Matematik çalışsam iyi olur.

Göktuğ elleri cebinde şekilde eve girmiş ve sakince üst kata çıkmaya başlamıştı. Üst kata çıkarken bir anda kafasını yana eğmiş ve aynı anda bir şey az önce kafasının olduğu noktaya saplanmıştı. Göz ucuyla baktığında gördüğü şey balkon demirinden bir parçaydı.

(Göktuğ)-Meh. Kalitesiz metal tabii. Nasıl yapılacağını göstereyim.

Göktuğ demiri oradan sökmüş ve durduğu merdivenden doğruca Azat'a fırlatmıştı. Azat ise baltayı savurup inanılmaz bir açıyla demiri ortadan ikiye ayırmıştı.

(Azat)-Meh. Kalitesiz metal tabii.

Azat dalga geçercesine Göktuğ'a bakarken...

(Göktuğ)-Sözlerimi çalmaya yetecek yeteneğin var tabii.

(Azat)-Olmaz mı? İstanbul'daki bütün "kral" ve "imparatorların" korktuğu piçin üzerinde nasıl delik açacaktım yoksa?

Dedi zamanında katanayla Göktuğ'un göğsünde açtığı yarığı kast ederek.

(Göktuğ)-Kullandığın şey kısa kılıçtı geri zekalı. Kullandığın şeyi bilmiyorsun daha amına koyayım?

(Azat)-Doğru. Eğer katana olsaydı inanmadığın tanrına kavuşmuş olurdun zaten? Dünya sensiz harika bir yer olurdu.

(Göktuğ)-Dünya olmasa da ben harikayım!

Diyen Göktuğ bir anda fırlayıp, tam anlamıyla ışınlanırcasına, Azat'ın dibinde bitmiş ve karnına yumruğu geçirmişti. Yumruğu yiyen Azat'ın ayakları yerden kesilmiş ve oluşan şok dalgasıyla üst kattaki bütün camlar tuzla buz olmuştu.

Ağzından kan gelen Azat gülümsemiş...

(Azat)-Eskisi kadar iyi değilsin.

Ve bu sözlerden sonra Göktuğ'un bacağına sapladığı baltayı tüm gücüyle indirerek Göktuğ'un baldırını yırtıp geçmişti. Bacağı kaslarına kadar parçalanan Göktuğ tepkisizce Azat'a bakmış ve...

(Göktuğ)-Eskisinden daha iyiyim.

Diyerek kanlar fışkıran bacağıyla Azat'ın suratına tekmeyi geçirmişti. Tekmeyi yiyen Azat çatıya çarpıp geri düşmüş ve yere çarptığı anda Göktuğ tarafından bir kez daha tekmelenmişti.

Duvardan sekip yere düşen Azat hızla ayağa kalkmış ve sol yumruğunu Göktuğ'a savurmuştu. Göktuğ üzerine doğru gelen yumruğa yumrukla karşılık vermiş ancak Azat aniden çekilip yere yatarak baltayı Göktuğ'un yarık bacağına fırlatmıştı.

Balta Göktuğ'un bacağına saplanırken Azat takla atarak ayağa kalkmış ve sırtını balkona doğru vermişti.

(Göktuğ)-Baltayı bana vermek istediğinden emin misin?

Azat bu soruya yalnızca dil çıkararak karşılık vermiş ve orta parmak göstermişti. Göktuğ ise baltayı bacağından çekip çıkarmıştı. Kaslarının bir kısmı parçalanmış ve akan kan artmıştı. Ama Göktuğ sanki hiçbir şey yokmuş gibi sakindi.

(Göktuğ)-Sen bilirsin.

Tam o anda Azat suratının yanından geçen ezici bir rüzgâr hissetmiş ve bir an sonra arkasında duran ve balkon duvarının bir kısmını oluşturan parça, üzerinde kalan bir parça kırılmış camla birlikte pürüzsüzce kesilmiş ve büyük bir gürültüyle balkondan aşağı devrilmişti.

(Azat)-Sen nasıl.!?

Azat neye uğradığına şaşırırken arkasına dönüp duvara bakma ihtiyacı hissetmişti. Göktuğ küçücük bir baltayla kocaman duvarı kesmişti. Hatta yetmezmiş gibi duvarla birleşik olan camda kesilmişti.

(Göktuğ)-Al şunu. Silah kullanmayı sevmiyorum.

Göktuğ baltayı Azat'a fırlatırken sessizdi. Bu kavgadan zevk alıyormuş gibi görünmüyordu.

(Azat)-Tamam. Sanırım işleri biraz sertleştirmem gerekecek. Senin nasıl bir ucube olduğunu unutmuşum.

Azat geriye doğru bir adım atıp balkona yaklaşmışken Göktuğ ona doğru atılmış ve balkona baktığı anda dünyası sarsılmıştı. Sarsılan dünyası bir an sonra gürültüyle kırılmış ve balkon yıkılmaya başlamıştı.

Azat ileri doğru zıplamış ve çöken balkondan kaçınıp eve girmişti.

(Azat)-Sen buraya gelene kadar balkonun destek ayaklarını kestim. Hayvan gibi güç kullandığın için de balkon seni taşımadı tabii.

(Göktuğ)-Fahişelik yapıyorsun yani.

Göktuğ Azat'a bakarken boynunu kütletmiş.

(Göktuğ)-Eğlenmeye başlıyorum o zaman.

Göktuğ eğilmiş ve bacağının yarıklığını umursamadan zıplayıp ikinci kata çıkmıştı.

(Azat)-Burası en az 3 metre yukarıda lan! Ayrıca bacağını yardım amına koyayım!? Bu ne rahatlık!?

Göktuğ o mesafeyi tek zıplamada çıkmış ve Azat'ın şaşkın bakışlarına karşın gülümseyip yumruğunu savurmuştu. Azat bu yumruktan hızla kaçınmış ve aparkat atarcasına baltayı sallamıştı. Göktuğ sorunsuzca bu hamleden kaçınmış ve dirseğini Azat'ın karnına geçirmişti.

Azat geri itilirken Göktuğ fırlamış ve odanın orta noktasında ancak durabilen Azat'ın suratına yumruğunu geçirmişti. Ancak bu normal bir yumruk değildi. Azat yumruğu yediği ilk an kendinden geçmiş ve bilincini kaybeder gibi olmuştu. Ve her şey o andan sonra başlamıştı.

Kendini kaybeden Azat inanılmaz sert bir şekilde zemine çakılmış ve yaşanan şok dalgasına karşın evin yapıldığı malzeme dayanmamış ve üst kat parçalanarak çökmeye başlamıştı. Kırılan tahtalar, beton ve metal parçalar dağılırken evin üst katı ikilinin üstüne çökmüş ve üst katla birlikte alt kata düşmüşlerdi.

Göktuğ tek bir yumrukla koca bir evi yıkarak ortalığı birbirine katmıştı. İnanılmaz bir toz bulutu etrafı kaplarken molozların altından bir yumruk çıkmış ve içinden geçtiği taşı paramparça etmişti. Bir an sonra da Göktuğ ayağa kalkarak üstünde kalan diğer taşları dağıtmıştı. Yarık bacağıyla önünde duran taşı betonu ezmiş ve açılan boşluktan Azat'ı fırlatmıştı.

Evin dışına uçan Azat homurdanma ve sızlanma sesleri eşliğinde ayağı kalkmış ve yaşanan kaosa bakmıştı.

(Azat)-Daha da güçlenmiş lan bu! Sikeyim! Çenem çatlamış.

Konuşurken çenesinde aşırı bir acı hisseden Azat çenesinin çatladığını düşünmüş ve eliyle kontrol ettikten sonra gerçekten de çenesinin çatladığına emin olmuştu.

Azat Göktuğ'un harabeden çıkmasını beklerken küçük bir parça odu yanına düşmüştü. Azat daha ilk bakışta bu odun parçasının ne olduğunu anlamıştı.

(Azat)-İnsan hediye verdiği baltayı kırar mı lan? Ne biçim ev sahibisin sen. Hediye kırmak ayıp değil mi?

Fakat tam o anda bir patlama yaşandı ve evin içindeki molozların yarısı gökyüzüne savruldu. Ardından çıkan toz bulutunun içinde minicik bir kırmızılık belirdi. Bir an sonra da Göktuğ ağzında sigarasıyla o harabenin içinden çıktı.

Az önceki patlamanın sebebinin Göktuğ olduğu kesindi.

(Göktuğ)-Çok konuşuyorsun. Odaklanmış halin daha eğlenceliydi. Bu halini beğenmedim. Ben gidiyorum.

(Azat)-Nereye lan!? Daha işimiz bitmedi.

(Göktuğ)-Benim işim bitti.

(Azat)-Ahh. Çenem ağrıyor. İyi. Siktir git o zaman. Ya da dur lan!? Hayal mi ne sikimdi? Konuştun mu onunla? O günden beri merak ediyordum.

Göktuğ hiçbir şey demeden orta parmağını kaldırmış ve arkasını dönüp gitmişti.

(Azat)-Amına koyduğumun hayvanı. Ev yıkıldı be. Bende rahatladım sanki biraz.

Azat boynunu kütletip omuzlarını gererken yok olmuş eve baktı. Az önceye kadar orada 2 katlı güzel bir ev vardı. Şimdi ise her şey molozlardan ibaretti. Sonra da dönüp Göktuğ'a baktı.

(Azat)-Gücünün yarısını kullandın mı acaba siktiğimin ucubesi!?

Azat başını iki yana salladı ve Göktuğ'u siktir etti.

(Azat)-Bende gitsem iyi olacak. Polis gelir birazdan.

Azat arkasını dönüp sakince orayı terk ederken kendi kendine konuşmaya devam ediyordu.

(Azat)-Cennet'te gitti iyi mi? Seksi kadındı. Gerçi anlaşmamız da bitmişti zaten. Yakında yenisi gelir. Yerine yenisi geldiği sürece insanlar kimin sikinde amına koyayım!?

---Birkaç Gün Önce---

(Göktuğ)-Ne istiyorsun?

(Hayal)-Seni önemli bir şey konuşmak için arıyorum ama telefonlarıma bile çıkmıyorsun. Şimdi de "ne istiyorsun" diyerek geçiştiriyor musun?

(Göktuğ)-Boş konuşmak yerine sadede gel.

(Hayal)-İçeri girelim.

Hayal evet ya da hayır cevabı beklemeden eve girmiş ve oturma odasına geçmişti. Göktuğ'un basit ve umursamaz hayatına karşın evi oldukça iç açıcı ve ferahlatıcıydı. Geniş odalar, iyi ayarlanmış renk seçimleri, pahalı tablolar... Kısacası Göktuğ'dan beklenmeyecek her şey bu evdeydi.

(Hayal)-Bayadır evini görmüyordum. Yeni tablolar almışsın.

(Göktuğ)-Çaldım.

(Hayal)-Çevrendekiler çalmıştır. Sen götünü bile kaldırmazsın bunlar için.

(Göktuğ)-Başımı şişirdiğin konuya gelecek misin yoksa seni dışarı mı atayım?

Göktuğ gayet sakin bir şekilde buzdolabından bir şişe viski çıkartıp kafasına dikmeden önce bu soruyu Hayal'e yöneltmişti.

(Hayal)-Göktuğ ben hamileyim.

Hayal bir anda Göktuğ'u hazırlıksız yakalamak için durumunu dile getirmişti ancak Göktuğ bu sözler karşısında şok olmak yerine viskiyi içmeye devam etmişti. Şişeyi indirdiğinde bomboş gözlerle Hayal'e bakmış ve...

(Göktuğ)-Yani?

Duygularından arındırılmış bir canavar gibi bomboş ve sakin gözlerle Hayal'e bakıyordu. Hayal'in hamile olması çokta umurunda olan bir şey değildi. Ki umurunda olsa bile bu konu hakkında bir şey yapmak gibi niyeti ya da nedeni yoktu.

(Hayal)-NE DEMEK YANİ LAN!?!?!? NE DEMEK YANİ!? SENDEN HAMİLEYİM AMINA KOYAYIM!!! NE DEMEK YANİ!?

Hayal tamamen haklı olarak Göktuğ'a bağırırken Göktuğ yanında geçip gitmiş ve salonun ortasındaki siyah renkli geniş koltuğa kendini bırakmıştı.

(Göktuğ)-Güvenli günümdeyim demiştin. Yalan söylemişsin. Beni bağlayan şey ne bu durumda?

Göktuğ'un sakinliği o kadar irrite ediciydi ki Hayal şu anda onu "gerçekten" öldürmek istiyordu.

(Hayal)-LAN SENİ..! TAKVİMİ YANLIŞ HESAPLAMIŞIM!

(Göktuğ)-Hatan 9 aylık mı olacak yoksa kısa mı sürecek?

(Hayal)-NE!?

(Göktuğ)-Diyorum ki doğurur musun yoksa aldırır mısın? Bana öyle bakma. Aldıramayacağın kadar zaman geçmedi. Yani doğurmak için bana oyun yapamazsın.

Hayal daha hiçbir şey demeden yapmayı planladığı şeyin anlaşılmasına sinir olmuştu ama Göktuğ bu konuda haklıydı. Hamileliği daha yeniydi ama bu bir bebeğin aldırılması gerektiği anlamına gelmiyordu.

(Göktuğ)-Babalık yapmayacağımı biliyorsun.

(Hayal)-Ama bu senin...

(Göktuğ)-Sorumluluğum falan değil. Hamile olman benim için bir şey ifade etmiyor. Ki bana güvenli gününde olduğunu söylediğini hatırlatmak isterim. Kısaca burada mağdur olan taraf benim.

Göktuğ'un uyuz tavırları açıkça devam ederken Hayal onu boğmamak için kendini zor tutuyordu.

(Hayal)-Sen mağdur değil orospu çocuğusun! Aşağılık herifin tekisin!

(Göktuğ)-Bunu söyleyen ilk kişi sen değilsin. Bak. Doğurmak istiyorsan sana paranı veririm. Ya da üstüne kalabileceğin zengin bir geri zekalı da ayarlayabilirim. Ama benim sikimde olmadığını bil.

(Hayal)-Bir an olsun işe yarayabileceğini düşündüğüm için kafama sıçayım! Bende geri zekalılık! Senin gibi bir yavşaktan baba olmayacağını biliyordum zaten!

(Göktuğ)-Burada ne işin var o zaman? Teklifimi bir düşün. Üzerine kalacağın aptal bir zenginle para dolu bir hayat sürebilirsin. Çocuğuma da iyi bakarsın artık.

Göktuğ hafifçe gülümseyip Hayal'in gözlerine bakarken Hayal daha fazla dayanamayıp onu tokatlamak için elini kaldırmış ancak bir anda kolundan tutulup aşağı çekilmişti.

Bir anda kendini Göktuğ'un kucağında bulan Hayal kalkmak için çabalasa da Göktuğ'un gücü yanında kendinin gücü bir anlam ifade etmiyordu.

(Göktuğ)-En son beni kovarken içinde kalmış gibi bakıyordun.

(Hayal)-Bırak beni.

(Göktuğ)-Yapmayacaktım zaten.

Göktuğ hiç uğraşmadan Hayal'i bırakmış ve Hayal kucağından kalkıp ondan uzaklaşmıştı. Hemen mutfağa gitmiş ve eline geçen ilk bıçağı alıp karşısına dikilmişti.

(Hayal)-Senden nefret ediyorum.

(Göktuğ)-Ne kadar da çok ortak yönümüz var. Ulan bu bıçağı da bayadır kullanmıyordum ha.

(Hayal)-Sen ne ara..?

Hayal az önce aldığı bıçağı Göktuğ'un elinde görünce neye uğradığını şaşırmıştı.

(Göktuğ)-Beni öldürmek isteyenlerin listesine senin de adını yazayım bari. 100 kişiyi geçtiniz herhalde.

(Hayal)-Göktuğ!

(Göktuğ)-Babalık yapmayacağım dedim.

(Hayal)-Onu anladık.

Hayal ne yaparsa yapsın Göktuğ'la uğraşamayacağını anladığında her şeyden vazgeçme kararı almıştı.

(Hayal)-Paramı ver o zaman. En azından onu yap.

Göktuğ cebinden telefonunu çıkartıp birini aradı ve telefonu kulağına dayadı.

(Göktuğ)-Bir sus amına koyayım daha yeni açtın telefonu!

...

(Göktuğ)-Zırlama bir. Kapa çeneni. Sana birazdan bir banka hesabı atacağım. Benim adıma aylık...

Göktuğ Hayal'e döndü.

(Göktuğ)-Ne kadar istiyorsun? Ya da siktir et.

(Göktuğ)-100 bin lira falan gönder işte.

...

(Göktuğ)-Para içinde yüzdüğün için "köpekbalığı" lakabı almadın mı sen amcık!? Konuşma da dediğimi yap. Kadın hamile.

...

(Göktuğ)-Biliyorum orospu olduğumu. Baba değilim sonuçta.

...

(Göktuğ)-Çok konuşuyorsun ya. Sus artık.

...

(Göktuğ)-İyi yaparsın.

Göktuğ telefonu kapatıp Hayal'e döndü.

(Göktuğ)-Temiz birinin hesabından senin hesabına aylık 200 bin lira para gelecek. Suçlu piçin tekinden değil yani. Korkmana gerek yok.

(Hayal)-Ne korkacağım be!?

(Göktuğ)-Sonra bana gelip hepiniz suçlusunuz polisler bana sıkıntı çıkarmasın diye ağlama diye diyorum. Beni uğraştıracak gibi bakıyorsun çünkü.

(Hayal)-Ölene kadar seni meşgul edecek şeyler olmasını çok isterdim de. Çocuğumu babasının öldüğünü söyleyerek büyüteceğim. En kısa zamanda gerçekten ölmen dileğiyle.

Diyen Hayal arkasını döndü ve evi terk etmek için kapıya yöneldi.

(Göktuğ)-Kapım her zaman açık. Öldürebilen öldürsün.

Dedi Göktuğ bacak bacak üstüne atıp kollarını koltuğun iki yanına atıp suratında lanet bir gülümsemeyle yayılırken.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.