İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 20 · 17 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 20

Bölüm-20 Bensiz Mangal Olmaz Ama

(Bilge)-Tamam. Onu da hazırladım. Diğerleri de hazır. Evde hazır. Sadece araba eksiğimiz var. Onu da Azat hallederim dedi.

Bilge hazırladığı eşyaların hepsini kontrol ettikten sonra kendini koltuğa bıraktı.

(Bilge)-Mangal hazırlığı tamam. Benim kızlar tamam. Berke malı tamam. Azat dünden hazır. Ah, o tek gelecek gerçi. Cennet'le olan birlikteliği bitmiş diye duymuştum.

En son yaşanan olaylardan beri yaklaşık 1 hafta geçmişti ve planladıkları mangal günü gelmişti. Göktuğ 1 haftadır ortalarda yoktu ve onun olmayışının getirdiği sessizlik harikaydı.

(Bilge)-Kimse durup dururken olay çıkartmıyor en azından. Kafa dinliyoruz lan 1 haftadır. Şaka gibi.

Göktuğ'un olmaması işlerine geliyordu. Akıllı olsa da ona akıl danışacakları zaman uğramadıkları zorbalık kalmıyordu. Ki genelde de istedikleri akılı vermiyordu.

(Bilge)-Böyle de çok sessiz oldu. Kesin bir sıkıntı çıkacak.

Bilge hissettiği sıkıntının gerçekleşmemesini dileyerek son bir kontrol daha yapmak için hazırlanırken kapısı çaldı. Bilge'nin annesi Bilge'den önce davranıp kapıyı açmışken Bilge odasından çıkmış ve kapıyı çalan kişiye bakmak için koridora ilerlemişti.

(Su)-Fatma teyzem. Ne yapıyorsun şekerim?

Su'nun haykırarak annesine sarılmasıyla gelenlerin kızlar olduğunu anlamış ve kapıya doğru ilerlemişti. Kızlar sırayla annesine sarılırken Bilge onları karşılamış ve odasına çekmişti. Kızlar çantalarını odanın girişine bırakırken...

(Cansu)-Her şey hazır mı bebeğim?

(Bilge)-Hazır aşkım. Sadece Berke ve Azat'ın gelmesi lazım. Araba işi Azat'ta çünkü. Ha birde, çift araba geleceklermiş. Azat iki araba ayarlamış biri de Berke'de.

Azat hiç uğraşmadan iki araba ayarlamıştı çünkü tek araba onlara yetmeyecekti. Sadece 4 kişi kızlar olduğundan ve Berke'yle kendisiyle birlikte 6 kişi olduklarından tek arabaya sıkışmaktansa iki araba gitmelerinin daha iyi olacağını düşünmüş ve rahat rahat gidip gelmek istemişti.

(Nazlı)-Tamam daha iyi. 6 kişi sıkışmaktansa.

(Bilge)-O da aynı şeyi söyledi.

(Cansu)-E şimdi biz nereye gideceğiz peki?

(Bilge)-Orasını Azat daha iyi biliyor. Söyledi bana ama unuttum. Güzel bir yerdir ama.

(Su)-Senin arkadaşlarının eli kolu bayağı uzun bakıyorum.

(Bilge)-Tahmin bile edemezsin. Her işe karşı birini tanıyorlar. Özellikle Azat. Göktuğ çok uğraşmıyor bu tür işlerle ama. Göktuğ gelmiyor bu arada. Söylemediysem eğer. Aklınızda olsun.

(Su)-Of gelmesin zaten.

(Nazlı)-Bence de ya.

(Cansu)-Onun yüzünden birbirimize düşüyorduk neredeyse. Gelmesin bırak.

"---(Göktuğ)-Size sadece sizinle yatmak için yazan vasıfsız tipleri düşünürsek bu kadar açık sözlü olarak gayet iyi insanlarız diye düşünüyorum.

(Göktuğ)-Ki tepkinize bakarsak yakın zamanda böyle bir teklif almışsınız. Tahminen hepiniz. Ama Su'nun gözlerini kaçırıyor olduğuna bakarsak size anlatmadığı bir konuşma yaşanmış gibi. Daha sonra size güvenmeyen arkadaşınızla bu konuyu konuşursunuz. Şimdilik sadece görmek istediğinizi görün. Ama emin olun ben ve bu para avcısı erkek fahişesi hepinizden daha iyi insanlarız.

(Bilge)-İğneleyici konuşmasan gayet mantıklısın aslında da.

(Göktuğ)-Mantıklı değilim. O kadar aptalsınız ki benim gibi yüzsüz bir şerefsizin söyledikleri bile aptallığınız karşısında mantıklı kalıyor. Aradaki farkı anlayabiliyor musun?"

Hepsi Göktuğ'un yaptığı bu konuşmayı düşünmüştü. İlk karşılaştıklarında Göktuğ'un yaptığı yersiz çıkarım o günün akşamına kızların tartışmasına sebep olmuştu ve neredeyse araları bozuluyordu.

(Bilge)-Göktuğ konusunu kapatalım. Gelmiyor ve gelmiyor oluşu bizim için daha iyi. Sürekli kafa sikecek birisi olmayacak ve eğlenebileceğiz.

(Fatma)-Kızım! Arkadaşların geldi.

O anda annesinden gelen bu sözlerle Bilge ayağa kalktı.

(Bilge)-Hah. Geldi bizimkiler.

Hemen odadan çıkmış ve kapıya inmişti. Kapıya iner inmez gözleri kocaman açılmış ve neye uğradığını şaşırarak donup kalmıştı.

(Bilge)-Lan!

(Su)-Oha!

(Cansu)-Siktir be. Ah, özür dilerim Fatma teyze.

(Nazlı)-Hadi canım.

Gördükleri manzara gerçekten dillerini yutturacak türdendi. Azat birbirinden pahalı 2 spor arabayla kapının önünde öylece duruyordu. Bir arabanın kaputuna Berke oturmuş diğerinde ise Azat ve Cennet vardı.

Azat kaputtan kalktı ve...

(Azat)-Öyle şaşkın bakmaya devam edecek misiniz? Gitmemiz gereken bir mangal var.

(Bilge)-Şaşırmamamızı bekleyemezsin.

Bilge'nin şaşırmaktan başka şansı yokken Azat elinde bir buket çiçekle onlara doğru ilerlemiş ve çiçeği Bilge'nin annesine vermişti.

(Azat)-Bunlar sana Fatma teyze.

Çiçekleri alan Fatma teyze şaşkınlıkla Azat'a bakarken...

(Fatma)-Ne gerek vardı oğlum...

(Azat)-Şhhh. Lütfen. İçimden geldi.

(Fatma)-Sağ olasın oğlum.

Azat başını eğerek Fatma'nın sözlerini karşıladı ve kızlara döndü.

(Azat)-E hadi artık. Eşyalarınızı alın gelin.

Kızlar hemen odalarına koşarken Bilge'nin annesi Azat'a sarılmış ve kapıdan ayrılmıştı.

(Bilge)-Çok çakalsın ha.

(Azat)-Sadece annene çiçek almak istedim.

Azat gülümsedi.

(Bilge)-İnsanların güvenini kazanmak konusunda oldukça iyisin.

(Azat)-Bugünlere şıp diye gelmedim. Benimde birkaç kozum var tabii. Koş eşyalarını al. Daha yola çıkacağız.

(Su)-Getirdik eşyaları.

(Azat)-Bilge'nin eşyalar da geldiyse geçebiliriz.

O andan sonra Azat kızları eşyalarını aldı ve bir kısmını Berke'ye vererek birlikte arabalara yerleştirdiler. Bilge annesiyle vedalaştıktan sonra arabaya bindi ve yavaşça yola çıktılar.

(Azat)-Bilesin diye söylüyorum gideceğimiz yerde daha iyi bir ev buldum ve orayı kiraladım. Gittiğimiz yer aynı ama seninle seçtiğimiz yerde kalmayacağız. Biraz daha geniş bir yer tuttum.

(Bilge)-Bütün parasal işleri neden senin sırtlandığını öğrenebilir miyim? Hepsini beraber ayarlayacağız dedik ya.

(Azat)-Kızım sen annenden para alıyorsun. Muhtemelen diğer kızlarda. Bir kısmını Berke üstlendi gerisini ben üstlendim. Bunda bir şey yok.

(Cennet)-Sende bizim paralardan harcıyorsun aşkım.

(Azat)-Benim tek gelirim siz değilsiniz bebeğim.

(Cennet)-Bak bak. Ne iş yapıyormuşsun bakalım?

Cennet bu konuyu kurcalamak istese de Azat'ın geçiştireceğini biliyordu ama belki bir cevap alır diye yine de sorusunu sormuştu. Azat'ın jigololuk dışında nereden para kazandığını merak ediyordu. Hep etmişti.

Çünkü gerçekten de sadece kadınlardan gelen parayla bu kadar şey yapamazdı.

(Azat)-Orası bende kalsın.

Azat gerçekte ne iş yaptığını bilmelerine gerek olmadığını düşündüğünden Cennet'in bu sorusuna cevap vermeyecekti. Verse bile... yalandan başka bir şey olmayacaktı.

(Azat)-Sadece sağlam gelir elde ettiğimi bilin yeter. Yaşamak için para olmazsa olmaz ne de olsa.

(Bilge)-Bende merak etmiyor değilim hani.

(Azat)-Merak etmeye devam edeceksiniz Bilge. Her şeyi bilmenize gerek yok.

(Su)-Bu gizemli tavırların sebebi ne ki? Jigolo olduğunu saklamıyorsan işini de söyleyebilirsin bence.

Arka koltukta Bilge'nin yanında duran Su lafa karışmıştı. Diğer kızlar ise yani Cansu ve Nazlı ise Berke'nin arabasındaydılar.

(Azat)-Bazı şeyleri bilmeniz başınıza bela açabilir Su. Yaptığım iş bela getirmez ama her şeyi bilmek isteyeceğiniz bir şey değil.

(Su)-Aman ya. Siz erkekler niye hep bir gizem yaratma peşindesiniz ben anlamıyorum.

(Azat)-Anlasaydın bu konuşmayı yapmazdık zaten.

Azat gülümsedi ve dikiz aynasından göz ucuyla Su'ya baktı. Su gözlerini devirdi ve yola odaklandı.

(Cennet)-Seninle ilgili en çok şeyi bilen benim sanırım.

(Azat)-Benimle ilgili bilinmesi gereken her şeyi biliyorsun diyelim. Ama evet. En bilgili sensin.

Cennet bu konuyla ilgili göğsünü kabartmalı mıydı emin değildi. Azat'la ilgili her şeyi biliyor olmanın kendisine getirdiği herhangi bir şey yoktu. Bir faydasını ya da zararını görmemişti.

(Cennet)-Bu kadarını bilmek yeterli sanırım.

***

Aradan yaklaşık 3 saat geçtikten sonra gidecekleri yere varmışlar, tuttukları eve eşyalarını yerleştirmişler ve etrafa bakınmak için dağılmışlardı. Cennet ve kızlar etrafta neler olduğuna bakmak ve farklı mekanlara girmek için sağda solda gezerken Berke mangal için daha fazla malzeme almak için markete gidiyordu.

Azat kendisiyle gelmeyi teklif etse de Berke biraz kafasını dağıtmak istediğini söylemiş ve tek başına gitmişti.

Geriye sadece Bilge ve Azat kalmıştı. Azat kiraladıkları evin balkonunda sigara içerken Bilge yanına gelmişti.

(Bilge)-Cennet'le ayrıldınız sanıyordum.

(Azat)-Mangaldan haberi vardı. Ayıp olmasın dedim.

(Bilge)-Diğerlerinden daha uzun kaldın bununla bakıyorum.

(Azat)-Paramı veriyor. Yeterince paran varsa hayatın boyunca yanında dururum.

(Bilge)-Sadıklığı bile paraya vuruyorsun.

(Azat)-Sadece kullanım haklarımı isteyene satıyorum. İsterlerse sadık, isterlerse grup. Paramı verdikleri sürece sikimde bile değil.

(Bilge)-Bu noktada Göktuğ'la aynısınız biliyor musun? O da kullan-kullanıl mantığına sahip.

(Azat)-İşimiz bu güzelim. Onlar bizi kullanır. Biz onları kullanırız. Sistem kendini bu döngüde devam ettirir.

Azat için hiçbir zaman kullanılıyor olması sorun olmamıştı. Parasının aldığı sürece umurunda değildi. Ki umurunda olması için de bir sebebi yoktu. Kadınlarla birlikte olmak onun için basit bir durumdu. Sekse ya da benzeri durumlara bir anlam yüklemiyordu.

O sadece içindeki vahşeti seksle söndüren biriydi o kadar. Zamanında o vahşet serbest kalmış ve iyi şeyler olmamıştı. Seks yaparak kendini rahatlatıyor ve sakin kalıyordu.

(Azat)-Yine de Göktuğ'la benzetilmek midemi bulandırdı. İğrenç herif. En yakın zamanda ölmesi dileğiyle.

(Bilge)-İkiniz neden böyle düşman oldunuz siz?

(Azat)-Düşman mı? Biz düşman değiliz. Biz hiçbir şey değiliz. Sadece sivri dilliyiz o kadar.

(Bilge)-İyi de her seferinde takışıp duruyorsunuz.

(Azat)-Anlaşma şeklimiz böyle. Bizimkisi bir arkadaşlık değil. Sadece tanışıyoruz ve yollarımız fazlaca kesişiyor o kadar.

Demişti Azat yeni bir sigara yakarken. Ancak sigarasını çıkarttıktan sonra ağzına götürürken sigara aniden ortadan ikiye ayrılmış ve kopan parçası balkondan aşağı uçmuştu.

Azat elinde kalan sigaraya bakmış ve...

(Azat)-İkimizden biri ölecek ha Göktuğ?

Sadece sigaraya bakarak bunları mırıldanırken Bilge kendisine bakıyordu.

(Bilge)-O nasıl oldu lan? Nasıl ikiye ayrıldı o?

(Azat)-Dandik bir parça sanırım.

Azat bunu da geçiştirip bir sigara daha çıkardı.

(Bilge)-İçme işte. Boşa mı kırıldı o?

(Azat)-Sen bayağı sızlanıyorsun bakıyorum. Aç mısın?

(Bilge)-Biraz.

(Azat)-Biraz değil bayağı. Kızları ara gelsinler. Bende Berke'yi arayayım. Başlayalım yavaştan. Akşamda çöküyor zaten.

Havanın hafiften kızarmaya başlamasıyla birlikte mangal için en güzel vakitlerin yaklaştığını düşünen Azat ayaklanmış ve yaktığı sigarayı bu sefer kendi isteğiyle balkondan aşağı atmıştı.

(Bilge)-At at. Mangaldan sonra temizleyeceğiz nasıl olsa.

(Azat)-İşimiz bitince hallederiz.

Azat telefonunu çıkarmış ve Berke'yi aramıştı.

(??)-Geldim geldim. Arama.

Aniden aşağıdan gelen bir bağırmayla Azat balkondan aşağı bakmış ve Berke'yi görmüştü. Elinde 3 poşet kadar eşya vardı.

(Azat)-O ne lan doldurmuşsun?

(Berke)-Et aldım biraz daha. Akşam içinde içki falan.

Berke son görüşmelerine göre biraz daha toparlanmış bir haldeydi. Biraz olsun o aptal mantıktan kurtulabilmiş gibi görünüyordu. Ama sadece görünüyordu. İçten içe ne durumda olduğunu bilmiyor ve açıkçası merakta etmiyordu.

(Bilge)-Ben kızları arıyorum. Anca gelirler.

(Azat)-Ara sen ara. Bizde mangalı hazırlayalım.

Azat hızlıca aşağı inip Berke'nin yanına gitmiş ve mutfaktan birkaç malzeme daha alıp dışarı çıkartmışlardı. Sonra da mangalı koydukları yerden dışarı çıkartıp ayarlamışlardı.

Azat mangalı hazırlayıp yakmaya hazırlanırken kızlar çıkagelmiş ve mangala dahil olmuşlar ve yapılacak diğer işlerle ilgilenmek için mutfağa geçmişlerdi.

(Cansu)-Biraz yersiz bir soru olacak Cennet abla ama içimdeki merak duygusuna laf geçiremiyorum. Azat'ın geceliği ne kadar?

Cansu sorduğu sorunun ardından elindeki bıçağı bıraktı ve kollarını sağa sola sallayarak...

(Cansu)-Ya-yani... merak ettiğimden değil... yani, merakımdan ama... değil işte.

Telaş içinde söylediği şeyi çevirmeye çalıştı. Cennet ise gülümseyerek Cansu'nun bu telaşlı haline baktı.

(Cennet)-Sakin olsana. Kimsenin yanlış anlayacağı yok. Ayrıca, istesen de seni kabul etmez zaten. Belli kuralları var. Soruna gelecek olursak geceliği ... civarında.

(Cansu)-Kaç!?

Cennet'in verdiği cevabın ardından herkesin gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

(Cansu)-Abla pahalı değil mi ya? Yani, ne bileyim ben haftada o kadar para harcamıyorum. 2 haftada ancak belki.

(Bilge)-Sen bizim çakala bak lan? Pahalıdan gidiyormuş birde.

(Azat)-E biraz değerli olduğum doğrudur.

(Bilge)-Ay.

(Su)-Aklımı aldın.

(Nazlı)-"Aklımızı" aldın.

(Azat)-Bıçak almaya gelmiştim. Baktım dedikodum dönüyor. Dinleyeyim dedim.

(Cennet)-Bence de biraz pahalısın aslında.

(Azat)-Değiyor mu peki?

(Cennet)-Değmese 1 aydan fazladır yanında olmazdım.

(Azat)-Ben bıçağımı alayım. Gerisini siz kendi içinizde konuşun. Bende kendimi "çocuklara" ifşalamak zorunda kalmayayım.

Cennet göz ucuyla Cansu'ya baktı ve Azat'ı işaret etti. Azat bıçağını alıp çıkarken Cansu göz devirip Cennet'e baktı.

Azat mutfaktan çıktıktan sonra da...

(Cansu)-Kurallardan birisi yaş sanırım.

(Cennet)-Doğru bildin. Mantıksız sayılmaz.

Cennet önündeki yeşillikleri doğrarken bir yandan da Cansu'ya laf anlatıyordu.

(Cennet)-Azat kendinden küçükleri kendi seviyesinde görmeyen birisi. Kendi seviyesinden kastım da zekâ, yaşanmışlık benzeri şeyler. Azat, fark etmişsinizdir ki kendini geliştirmiş, oturmayı kalkmayı bilen, her işini kendi halledebilen birisi. Kendinden küçüklerin aptal olduğunu düşünüyor.

(Su)-Aptalda değiliz şimdi. Yaşımız biraz küçük diye niye aptal olalım?

(Cennet)-Siz değilsiniz. Ama Azat gibi kendini geliştirmiş birinin yanında sizin yaşıtlarınızın çoğu aptal kalıyor. Kalmasalar bile Azat yine istemeyecektir.

(Cansu)-Kriterlerden birisi yaş dedik. Bir tek yaş olamaz. İllaki başka kriterleri vardır.

(Cennet)-Bakıyorum da sen çok meraklısın.

(Cansu)-Yanlış anlaşılma olmasın ama insan her gün böyle şeylere denk gelemiyor. Merak ediyoruz yani.

(Nazlı)-Birde en yakın arkadaşımızın arkadaşı böyle olunca, insan daha bir meraklanıyor çünkü ulaşabileceğimiz bir konumda kalıyor Azat.

(Cansu)-Ee, başka kriteri var mı? Ben hala oradayım.

Cennet elindekileri bıraktı ve Cansu'ya döndü. Cansu'nun burnunun dibine kadar girdi.

(Cennet)-Daha önce seviştin mi?

Cansu aldığı soruyla birlikte şok geçirmiş ve gözlerini Cennet'ten kaçırmaya çalışmış ve kızlara bakmıştı.

(Cansu)-Ha-hayır.

Cennet bir anda Cansu'dan uzaklaşıp yeşillikleri doğramaya devam ederken...

(Cennet)-Artık diğer kriteri biliyorsun.

Cennet göz ucuyla Cansu'yu keserken Cansu travma yaşamış gibi etkilenmişti ve önündekileri doğrama hızı yavaşlamıştı.

(Cennet)-Aranızda yapan var mı bakalım?

Cennet göz ucuyla hepsine bakarken gözü sadece bir kıza takılmıştı.

(Cennet)-Su'ydu değil mi? Gözleri kaçırmana gerek yok.

(Bilge)-Su? Lan geçen ki kavgada anlatmadığın bir şey olduğunu biliyordum.

(Su)-Of söyleyemedim işte. Ne var ya? Bana kötü gözle bakmanızı istemedim.

(Nazlı)-Lan salak.

Nazlı bir anda Su'nun kafasına bir tane patlatıvermişti.

(Nazlı)-Yaptıysan yaptın. Niye kötü gözle bakalım? Kötü bir şey mi yaptın sanki!?

(Cennet)-Gayet akıllısınız işte. Arkadaşlarından çekinme şekerim. Biriyle birlikte olmanın kötü bir tarafı yok. Kötü bir tecrübe olduysa oğlanı suçla geç. O dallama da seni suçlayacaktır zaten.

(Su)-Yani...

Su konuşmak için çabalasa da utancından konuşamıyordu. Cennet çok rahat olsa da onun için o kadar kolay değildi. İlk defa böyle bir şey yaptığı için gergin ve dolayısıyla biraz korkuyordu. Arkadaşlarına söylememe sebebi de buydu.

(Cennet)-Bu kadar gerginsen üstüne gitmeye gerek yok. Hadi işlerimizi halledip erkeklerin yanına geçelim.

Cennet Su'nun konuşacak kadar sakin olmadığını anladığında konuyu kapatmış ve işlerine dönmüştü. Kızlarda kendilerine düşen işlerin başına dönmüşken Bilge elindekileri bırakmış ve dışarı çıkmıştı.

(Bilge)-Ne durumdayız.

(Berke)-Ateş hazır. Biraz sakinleşsin etleri atarız.

(Bilge)-Tamamdır.

Bilge geri gittikten sonra Azat lafa girdi.

(Azat)-Hala 31'de misin yoksa kendine geldin mi?

(Berke)-Tam olarak kendime geldim sayılmaz. Hala iyi hissetmiyorum.

(Azat)-Sende amma uzun tuttun depresyonunu ha. Aptalca.

(Berke)-Elimde olan bir şey değil.

(Azat)-Gayet de elinde olan bir şey. Götünü yaymak kolayına geldiği için uğraşmak istemiyorsun sadece. Hiç iç çekme haklı olduğumu sende biliyorsun.

Berke Azat'ın söylemleri karşısında iç çekerken Azat iç çekmemesini çünkü haklı olduğunu söylemişti. Ve haklıydı da. Berke günlük hayatına devam edebilme imkânı varken evde pinekleyip kendini yormayı seçmişti. Okulu aksatmış, arkadaşlarını dışlamış ve en sonunda kendini de dışlamaya başlamıştı.

Daha yeni yeni toparlanıyordu ancak hala Gözde'yi unutmuş değildi. Aklı hala onda sayılırdı. Arada sırada aklına geliyor ve bütün enerjisini sömürüyordu.

(Berke)-Haklı olman beni bazen fazlasıyla yaralıyor biliyor musun?

(Azat)-Ben her zaman haklıyım Berke.

Azat kendi egosunu her şeyden üstte tutuyordu ama bunu insanlara onların anlamayacakları seviyede aşılıyordu. Ha yalan yok, aldığı aksiyonlara bakıldığı zaman gerçekten de her zaman haklıymış gibi görünüyordu ve muhtemelen verdiği bütün kararlar %95 oranında doğruydu da. Yani haksız bir egoya sahip değildi.

(Berke)-Neyse işte. Aşmaya çalışıyorum. Elimden bu kadarı geliyor.

(Azat)-Her zaman sana bir kadın ayarlayabilirim.

(Berke)-Ve her zaman bu teklifini reddedeceğimi bilmeni istiyorum.

(Azat)-Hayatına girecek farklı bir kadın sana o aptalı unutturacaktır.

(Berke)-Hayatıma giren farklı bir kadının benim sevdiğim kadın olmasını yeğlerim.

Azat o andan sonra Berke'yi umursamayı kesti ve önünde duran ateşe odaklandı. Ateşin sıcaklığı tenini çarparken gözleri ateşle birleşmiş ve ateşin yarattığı çatırtılar kafasında yankılanmaya başlamıştı.

***

Her taraf ateşler içinde yanıyor yanıyor ve yanıyordu. Azat'ın çatırdayan kemikleri ateşin içinde parçalanan odunlar gibi sesliydi. Parmakları kırılmış ve doğru düzgün yumruk bile yapamayacak bir haldeydi.

(??)-Ne yapabilirsin ki lan!? Baltanı da kırdım zaten!

(Azat)-Ne mi yapabilirim? Bugünlere kadar sadece baltamla mı geldiğimi sanıyorsun Göktuğ!?

(Göktuğ)-Bugünlere kadar neyle geldiğin umurumda mı lan sence? Parmakların kırık. Muhtemelen kaburgalarında 10'dan fazla çatlak var. Omzun çoktan kırıldı. Bana zarar verebilecek bir baltanda kalmadı.

Göktuğ ateşlerin içinden geçip sakince Azat'a doğru ilerlerken Azat parmaklarının tamamını kaybetmeyi bile umursamadan yumruk yapmış ve...

... o an bedenini saran acı onu bir anda kendini getirmişti.

Kafasını hızla sallayarak bakışlarını ateşten ayıran Azat etrafına baktı ve bir anlığına dalıp hayal gördüğünü anladı. Ateşten birkaç adım uzaklaştıktan sonra Berke kendisine bakmış ve ne oldu der gibi el yapmıştı.

(Azat)-Tuvalete gidip geliyorum.

Berke başıyla onaylayıp etleri yavaşça ızgaraya koymak için hazırlanırken Azat eve girmiş ve kendini lavaboya atmıştı.

(Azat)-Tamam. Sanırım sınırıma yaklaşıyorum. Size ihtiyacım kalmadığını düşünmüştüm ama son zamanlarda çok fazla kendimi kaybetmeye başladığım için yanıma aldığım iyi olmuş.

Azat elini cebine atmış ve bir sigara paketi çıkartmıştı. Ancak bu paketin içinde sigara yoktu. Azat paketi eline çevirip salladı ve 5 kadar hap avcuna düştü. Bakışlarını aynadaki kendine çevirdi ve doktorun söylediği şeyleri düşündü.

-Aptal olma. Sana söylediğim gibi. Bu sakinleştirici haplardan her biri bir gergedanı birkaç saatliğine bayıltmaya yetecek kadar ağır. Senin gibi insanlığın dışında yaşayanlar bundan yarım tane alsa yeter.

(Azat)-Siktir amına koyduğumun doktoru! Gergedan kadar zayıf mıyım lan ben!?

Diyen Azat kaşlarını çattı ve gülümseyerek 5 hapı birden ağzına attı.

(Azat)-Bu amına koyduğumun hapları sakinleştirici değil mi işte? Ne kadar sakin o kadar iyi!?

Azat uzun zamandır herhangi bir soruna bulaşmadığından sakinleştirici haplarını kullanmıyordu. Ama o gün Göktuğ'un kendini kışkırtmasından sonra içi içini yemeye başlamış ve bir şekilde uyutmayı başardığı "psikopat" yeniden gün yüzüne çıkmaya başlamıştı.

Zaten halihazırda birkaç defa öfke patlaması yaşamaya ve sağa sola sataşmaya yakınken kendini bir şekilde dizginlemiş ve kimseye zarar vermemişti. Ara sokaktaki olay hariç tabii. Ama son zamanlarda, kimseye belli etmiyor olsa da çok fazla dalıp gidiyor ve eskilerden bir şeyler aklında yer ediniyordu.

Sanki kaybettiği hafızasını geri kazanıyor gibiydi ama aslında içinde saklı duran ve kanla beslenen o köpek yeniden uyanıyordu. Azat eski günlerinde neredeyse her gün insanlarla dövüşüp gününü gün ederken artık sadece kadınlarla vakit geçiren dümdüz elemanın birine dönüşmüştü.

Tabii bu dönüşme isteği bilinçliydi ama onun sınırı buydu. Her şey buraya kadardı. Eskiden beri olduğu kişiyi bir kenara atamıyordu. Sadece derinlere gömerek orada tutmaya çalışıyordu ama artık zincirleri onu tutmuyordu.

(Azat)-Mangal mevzusu bir bitsin ilk işim Göktuğ'u öldürmek olacak. Baltamın da hesabını soracağım.

Tuvalette birkaç dakika bekleyip hapların etkisini gösterdiğini hisseder hissetmez kendini yeniden dışarı atmış ve ateşin başına dönmüştü.

Berke çoktan etleri ateşe dizmiş ve pişmelerini bekliyorken kızlar salata ve benzeri malzemelerle masayı donatmışlar sohbet ediyorlardı. Hava da giderek kararıyorken mangalın ateşi geceyi yakarak kendini gösteriyordu.

(Cennet)-Ne oldu sana bakalım? Halsiz gibisin.

(Azat)-Karnım aç. Daha bir şey yemedim biliyorsun.

"Nerden anladın lan halsiz olduğumu? Daha şimdi aldım hapları!"

(Cennet)-Doğru.

Azat'ın hiçbir şey yememiş olması şu anki halsizliği için güzel bir bahane olarak yerini almıştı ancak Azat Cennet'in keskin bakışlarına şaşırmadan edememişti.

***

Aradan 45 dakika 1 saat kadar geçip yemeklerin bir kısmı çoktan mideye indirildiğinde Azat etlerin geri kalanını mangala atmak için hareketlenmiş ancak Berke onu durdurup kendisi mangalın başına geçmişti. O kadar fazla yemek yemişti ki biraz ayağa kalkma ihtiyacı hissetmişti.

Ancak tam o mangalın başına geçip etleri ızgaraya atacakken masadan bir gürültü koptu ve kızların çığlığı gökyüzünden yankılandı.

-KYAAAAA!!!

Berke hemen ne olduğuna bakmak için arkasına dönmüşken masanın ortasına saplanmış kırmızı sıvıyla kaplı bir balta duruyordu.

(??)-Aaa, kırıldım ama. Bana o kadar mesaj atıp bensiz yemeye başlamışsınız. Bensiz mangal olmaz ama.

(Azat)-Berke. Kızları al ve gidin buradan.

Azat masadaki baltayı alırken bunu atan kişinin kim olduğunu çok iyi biliyordu.

(Bilge)-Sen burayı nereden biliyorsun lan!?

Bilge yavaşça kendilerine yaklaşan silüete doğru haykırdı.

(Göktuğ)-E sen bana mesaj attın Bilge. Unuttun mu hemen? Çok ayıp bak.

---Yaklaşık ?? Gün Önce---

Gitme vakti gelip Göktuğ hazırlandığında Melek sadece külotuyla Göktuğ'u izliyordu. Parmağını ısırıyor ve şehvet dolu gözlerle ona bakıyordu.

(Göktuğ)-Bakışların biraz bekleyecek. Ben dönene kadar yalnızlıktan delirmezsin diye düşünüyorum.

(Melek)-Dayanıklı şekilde dönsen iyi edersin. Yoksa 2 hafta sonra altımdan kalkamazsın.

Göktuğ bu sözler karşısında tek kaşını kaldırdı ve elini Melek'in çenesine dayayıp kendine yaklaştırdı.

(Göktuğ)-Belki de hiç altından kalkasım yoktur.

Dedi ve küçük bir öpücük sunarak ondan ayrıldı. Dudağını ısıran Melek ise Göktuğ'un kalçasına bir tokat attı.

(Melek)-Çok bekletme ama beni.

(Göktuğ)-Merak etme. Beklemeyeceksin.

"Azat piçinin delirmesini de ben beklemeyeceğim. İçten içe kanımı dökmek için kudurduğundan eminim. Umarım baltanı özlemişsindir Azat."

Göktuğ arkasını dönüp kapıyı ardından kapattı ve suratında korkunç bir gülümseme belirdi.

"Çünkü çok yakında sevgili baltanla buluşacaksın!"

Aynı anda telefonu titredi ve titreyen telefonunu çıkartıp ekrana baktı. Gelen mesajla birlikte dudakları biraz daha kıvrıldı ve gülümsemesi daha da korkutucu bir hale geldi.

(Göktuğ)-Hahahahaha!!! İşte bu çok eğlenceli olacak.

Delicesine kahkaha atıp apartmanı yankıya boğan Göktuğ suratındaki o korkunç gülümsemeyle birlikte apartmandan çıkıp insanların arasına karıştı.

---Günümüz---

(Bilge)-Lan! Kafana sıçayım Bilge!

(Azat)-Berke dediğimi yap! Kızları al ve siktirip gidin!

(Göktuğ)-Ödün kopuyor değil mi lan milletin önünde ne yarak olduğun anlaşılır diye?

(Azat)-Berke! Siktirip gitmek için 5 saniyen var! Ve tekrar etmeyeceğim!

Berke Azat'ın suratına baktığında gördüğü şey içini en az Göktuğ kadar korkuyla kaplamıştı. Azat bağırıyordu ama gergin ya da korkmuş değildi.

Azat gülümsüyordu!

Hem de daha önce hiç olmadığı kadar içten ve korkutucu bir şekilde gülümsüyordu.

(Göktuğ)-Gidin gidin tabii. Çok sevgili Azat'ın kendi anne babasını baltayla doğradığını falan öğrenirsiniz sonra yazık olur. Ya da belki de şimdiye kadar yüzlerce kişiyi öldürdüğünü öğrenirsiniz değil mi Azat?

(Cennet)-Lan! Sen mahallede böyle bir olay oldu demiştin! Sen miydin o!?

Cennet şaşkınlıkla ne yapacağını şaşırırken Berke onu tuttu ve çekiştirerek...

(Berke)-Yürüyün be yürüyün! Sonra farkındalık yaşarsınız! Kıyamet kopacak burada!

(Göktuğ)-Kopacak tek şey fahişe prensimizin kafası olacak.

(Azat)-Senin kafan da güzel bir parça olurdu ama unutma bunu!

Azat elindeki baltayı masaya saplarken zevkten kudurmak üzereydi.

(Göktuğ)-Elindekinin yerini tutmaz ama... umarım hediyemi beğenirsin.

(Azat)-Kanınla kirlendikten sonra çok seveceğime emin olabilirsin.

İkili arasındaki gerginlik artmaya devam ederken Berke çoktan kızları alıp arabanın birine binmiş ve oradan uzaklaşmaya başlamıştı. Arkasına bile bakmadan önüne çıkan herkesi sollayarak oradan kaçıyordu.

(Göktuğ)-Ama hediyeler kirlenmemeli. Kimse sana edep öğretmedi mi?

(Azat)-Öğrettiler. Öğretmez olurlar mı?

Azat o anda cayır cayır yanan mangalı tutmuş ve Göktuğ'un üzerine fırlatmıştı. Göktuğ üzerine doğru uçan mangalı yakalamış ve sıkarak tuttuğu kenarı ezmişti. Sonra da kenara atmıştı. Ancak o mangalı kenara atmışken Azat elinde baltayla ona doğru koşturuyordu ve daha ilk hamlesinden Göktuğ'un kafasını koparmak için baltayı savurmuştu.

(Azat)-Ne kadar uzun zamandır bu anı bekliyorum ben biliyor musun!?

Göktuğ bu hamleden kaçınmak için bir adım geri atmış ve Azat'ın karnına tekmeyi geçirip onu geldiği yere geri yuvarlamıştı.

Taklalar atan Azat ayağa kalkmış ve boynunu büküp kocaman açılmış ölüm dolu gözlerini Göktuğ'a dikip baltanın keskin tarafını yalamıştı.

Göktuğ ise ne geleceğini önceden biliyormuşçasına kollarını açmış ve tüm dişlerini sergileyen o "lanetli" gülümsemesini geceyi daha da karartması için ortaya çıkartmışken Azat'la göz göze gelmişti.

(Azat)-Hadi ölelim Göktuğ!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.