(Bal Arısı)-A-anlamadım. Üçüncü bir bölge derken?
Bal Arısı duyduğu bu sözlerle birlikte şok geçirmişti. İstanbul'un doğu tarafının, özellikle de sakin ve kavgasız olmasıyla ün salmış iki bölgenin tam arasında duran bu mahalle için bir bölge açmaktan bahsediyordu.
(Göktuğ)-Köpekbalığı ve diğer kralı ezip sadece bu mahalle için bir bölge kurayım mı diyorum. Tek bir sözüne bakar.
Göktuğ bunu yaptığı taktirde kesinlikle savaş çıkar ve sakin olarak bilinen iki bölgenin tam göbeğinde ciddi bir sorun patlak verirdi. Ve o bölgelerde sakin bir bölge olmaktan çıkardı çünkü Göktuğ gibi birinin yöneteceği bir bölge %100 ihtimalle sağa sola salça olup sorun üstüne sorun üretecekti.
(Bal Arısı)-Bilmiyorum. Bunu yapmanın mantığı ne olacak ki?
(Göktuğ)-Sadece biraz kaos çıksın istiyorum. Ve tabii sizinle istediğim gibi sevişebilmekte var.
Göktuğ'un zevk aldığı iki şey dövüşmek ve sevişmek olduğundan bir genelev mahallesi için olay çıkarmak istediklerine ulaşabilmesi için yapabileceği en iyi şeydi.
Tabii bunun için İstanbul'un doğu tarafında gerçekten büyük bir kaos çıkarması gerekecekti çünkü bundan uzun yıllar önce eski bölge krallarının kurduğu bu bölgelendirme sistemi temelde İstanbul genelinde çeteler tarafından bir olay çıkmaması için bu şekilde dizayn edilmişti.
30 yıldan fazladır 7 bölgeye sahip İstanbul'un sadece bir kişinin sevişme isteği yüzünden yeni bir bölgeyle karşılaşması mantıklı bir durum değildi. Krallar gelip geçerdi ve özellikle batı yakasında sürekli olarak krallar değişirdi çünkü yer altında inanılmaz bir kaos hüküm sürmekteydi.
Ancak yeni bir bölge açılması bir bölge kralının tahtından düşmesiyle aynı şey değildi. Yeni bir bölge tamamen yeni bir düzen, yeni kurallar ve yer altında yeni sorunlar demekti. O yüzden Göktuğ'un bu hareketi tamamen mantıktan uzak ve yapılmaması gereken bir şeydi.
(Bal Arısı)-Kaos ve seks için koca İstanbul'un düzenine baş mı kaldıracaksın? Bu delilik.
(Göktuğ)-Delilik ya da değil. Kaos çıksın istiyorum.
(Bal Arısı)-Bak ne diyeceğim. Benim koynumdayken çıkartacağın tek kaos beni farklı pozisyonlarda becermek olsun, olur mu?
(Göktuğ)-Buna hayır demek için hiçbir sebebim yok.
Dedi Göktuğ, Bal Arısı'nın dudaklarına bakarken. Eli yavaşça bacak arasına doğru kayarken Bal Arısı zevkten çıldırmaya hazır gözlerle ona bakıyordu. Göktuğ gibi birini istememek kesinlikle aptallık olurdu.
Ne yapacağını ve bir kadına nasıl zevk vereceğini çok iyi bilen biriydi. Güçlü olması da bazı kadınlar için ekstra bir puan değeri taşıyordu.
***
(Azat)-İstediğiniz şey buysa size yardımcı olamam. Para olmadan kimseyle sevişmiyorum. Prensip meselesi.
(Kız)-Seks oyuncaklarından ziyade gerçek bir erkekle denemek istemiştik.
(Azat)-İki güzel kadınsınız. Lezbiyen olmanızda da bir sıkıntı yok, bir erkeği hissetmek istiyor olmanızı da hoş karşılıyorum. Özel isteklerinizin ne olduğu çok önemli de değil. Ama dediğim gibi, para olmazsa bende yokum.
Azat karşısında duran lezbiyen bir çiftten gelen isteği para vermek istemedikleri için reddediyordu. Azat'la konuşan kadın omuz hizasında siyah saçlara ve siyah gözlere sahipti. Oldukça zayıftı ama bedeni bu zayıflığın üzerine kurulmuş bir ustalık eseri gibiydi.
Diğer kadın ise ondan daha dolgun bir vücuda sahip olup mor saçlara ve siyah gözlere sahipti. Diğer kadından biraz daha kısaydı.
Çift uzun yıllardır lezbiyen olduklarını ve böyle kalmaya devam edeceklerini ama artık seks oyuncaklarından sıkılmaya başladıklarını dile getirmişler ve gerçek bir erkek arama kararı aldıklarını söylemişlerdi.
Ancak Azat ne olursa olsun para olmadan sevişmiyordu. Bu durum kendini bildi bileli böyleydi. Ancak kızları eli boş göndermek gibi bir niyeti yoktu. Kızların kendisine anlamsız bir heyecanla geldiğini sezmiş ve şu anda da bu heyecanlarının kırıldığını görebiliyordu.
(Azat)-Ama... Sizi birine yönlendirebilirim. Sadece yaşlarınızı öğrenmem gerek.
(Kadın)-29.
Zayıf olan kadın yaşını söylerken Azat diğer kadına bakmış ve...
(Diğer Kadın)-Bende 27 yaşındayım.
Bu cevabı almıştı.
(Azat)-Tamamdır. Sizi yönlendireceğim arkadaş sadece kendinden büyüklerle yatıyor da.
(Kız)-Ondan büyük müyüz peki?
(Azat)-Fazlasıyla. Yani sizinle yatacaktır.
Azat telefonunu çıkardı ve birini arayıp hoparlöre aldı. Telefon yaklaşık 10 defa çaldıktan sonra açıldı ve sert bir ses...
-Ne var lan dingil!?
(Azat)-Cırlama hemen. Sana iki kişi yönlendireceğim.
-Niye. Öldüremedin mi?
Bu soruyla birlikte kadınların bakışı değişirken Azat gözlerini devirmişti.
(Azat)-Öyle değil geri zekalı. Lezbiyen bir çift var yanımda. Erkek istiyorlar.
-Lezbiyen bir çift niye erkek arıyor amına koyayım!?
(Azat)-Onu kendin sorarsın. Her neyse. Ben para olmadan çalışmam biliyorsun.
-Fakir bir erkek fahişesi olduğundan o.
(Azat)-Fakir değilim ama sen bilirsin. Her neyse. Ne zaman boş olursun?
-Kuralları biliyorsun.
(Azat)-Kuralları biliyoruz herhalde. Uymasalar yollamam sana herhalde. Sanki farklı kurallara sahibiz.
-Kes. 3 gün sonra akşam 8'de benim evimde olsunlar. Adresimi ver.
(Azat)-Hangi adresini?
-Otelin oradakini ver.
Azat üstüne hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı kadınlara dönüp...
(Azat)-Biriniz dediğim adresi yazsın.
(Kadın)-Yazalım da. Bu kurallar ne iş?
Diye meraklanıp sordu zayıf kadın.
(Azat)-Kurallar aptallardan uzak durmak için. Yattığımız ve yatacağımız kadınlar bizden yaşça büyük olmalı. Birde bakire olmamalılar.
(Kadın)-Bakire olmadığımızı nereden biliyorsun?
(Azat)-Tecrübe diyelim. Ayrıca, seks oyuncağı kullanıyormuşsunuz.
(Kadın)-Mantıklı.
(Azat)-Bırakın onu da... Şu adresi yaz hadi.
***
Adresi yazdıktan sonra Azat yoluna gitmiş ve kadınlar yalnız kalmıştı.
(Kadın)-Kızım bana bak. Bunlar öldürmek falan diyor. Sıkıntıya girmeyelim.
(Diğer Kadın)-Yok be. Konuşmalarına baksana. Birbirlerini seviyorlar gibi görünmüyor. Tipik zorbalar işte.
Zayıf kadın endişelenmiş olsa da diğer kadın onu hemen rahatlatmıştı. Birbirlerini gerçekten sevmiyor oluşları da işin cabasıydı.
(Kadın)-Yani. Orası öyle de. Kim öldürmekle ilgili şaka yapar ki?
(Diğer Kadın)-İnsanları bilemeyiz hayatım. Aralarındaki ilişkiyi de bilemeyiz.
(Kadın)-Zorba bir herifin yanına gitmek var ama şimdi. Erkek göreceğiz diye delinin birine takılmayalım.
(Diğer Kadın)-Aşkım bir seferlik zaten. İyi olup olmayacağını bilmiyoruz. Olmazsa bir daha yapmayacağız zaten. Olursa da arada değişiklik olsun diye yaparız.
(Kadın)-Tamam bebeğim.
Kadın gayet sakin bir dille partnerine durumu açıklamış ve kol kola girip kendi yollarına gitmişlerdi.
(Diğer Kadın)-O değil de burası zengin bir mahalle be.
(Kadın)-Ne güzel işte hayatım.
***
(Hayal)-Tamam. Tamam. Tamam. Sakin ol Hayal. Sakin ol. Sadece... sakin ol. Göktuğ'la konuşursan çözebilirsiniz bunu.
Hayal evin içinde deliler gibi dönüp dururken ne yapacağını düşünüyordu. Kaldığı durumun içinden Göktuğ'la konuşmadan çıkamayacağını düşünüyordu. Aslında sıkıntı doğrudan Göktuğ'la alakalı olduğu için onunla çözmek zorundaydı.
(Hayal)-Telefonlarımı açmıyor ama! Ne bok yiyeceğim ben şimdi! Yalan söylediğimi düşünecek! Bende bilmiyordum ki! Nereden bilebilirdim!? AMINA KOYDUĞUMUN ŞEYİNİ NEREDEN BİLEBİLİRDİM!? OF!!!
Hayal bir anda bağırıp olduğu yere dikilmiş ve derin bir nefes almıştı.
(Hayal)-Daha erkenken dönmem lazım buradan! Da nasıl? Nasılnasılnasıl!?!?!?
Saçlarını çekiştirip dişlerini sıkarken etrafında gördüğü her şeye saldırma isteği vardı içinde ama bunu yapamayacak kadarda yorgun hissediyordu.
(Hayal)-Ona bunu nasıl anlatacağım!? Anlatsam ne tepki verecek!? Manyağın teki zaten!
Kendini sertçe koltuğun üzerine bırakırken aklında olan tek şey bu durumu Göktuğ delisine nasıl açıklayacağıydı. Titreyen elleriyle saçlarını geriye atıp telefonunu almış ve bir kez daha Göktuğ'u aramıştı.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra telefonu kapatmış ve hiç düşünmeden duvara fırlatmıştı.
(Hayal)-Aç şunu amına koyayım! AÇ!!! Aç Allah'ın belası!
Parçalanan telefon etrafa saçılırken Hayal yeniden ayağa kalkmış ve ne yapacağını bilemeden evin içinde oradan oraya dönmeye başlamıştı.
(Hayal)-Amına koyayım takıldığı sabit bir yer yok ki! Orospu karı gibi sürekli başka bir yerden çıkıyor! Nerede bulacağım ben şimdi onu!?
***
Umutsuz olsa da belki bir şans bir yerde Göktuğ'a denk gelirim diye kendini sokağa atan Hayal seri adımlarla çevrede geziniyordu. Göktuğ'un olabileceği her yeri tarıyor ve en çok takıldığı yerlere bakınıyordu.
Onu göremedikçe daha da geriliyor ve ne yapacağını bilemez hale geliyordu. Göktuğ'la işi olmasa kesinlikle ona denk gelirdi ama tam da şu anda ona ihtiyacı varken Göktuğ ortadan kaybolmuştu. Telefonlarına bile bakmıyordu.
Hiç değilse telefonlarına baksaydı içinde olduğu durumu ona izah edebilirdi ama şu anda ona hiçbir yerden ulaşamıyordu.
(Hayal)-Senden nefret ediyorum çocuk ya. Dengesizliğin vücut bulmuş hali gibisin. Ortadan kaybolacak bugünü mü buldun!?
Hayal aklına gelen her yere bakıyorken ve seçenekleri giderek tükeniyorken artık hızlı hızlı hareket etmiyordu. İyice durulmuş ve umudu kesmişti. Aklında kalan sadece 2-3 yer kalmıştı. Eğer oralarda da değilse onun aramasını beklemekten başka çaresi kalmayacaktı.
(Hayal)-Az önce telefonunu kırdın salak! Nasıl arayacak seni!? Arh. Kusura bak... ma... yın... Ah, sen...
Hayal kendine lanet okuyarak yürürken aniden birisine çarpmış ve sendeleyerek geri çekilmişti. Çarptığı kişiden özür dilemek için kafasını kaldırdığında tanıdık bir yüz görmüştü.
(??)-Selam. Hayal miydi?
(Hayal)-E-evet. Hayal. Senin adın...
Hayal bir anlığına duraksayınca çarptığı kişi gülümsemiş ve adını söylemişti.
(Azat)-Azat.
(Hayal)-Azat. Evet.
(Azat)-Bir sıkıntı mı var? Gergin görünüyorsun. Göktuğ bir şey mi yaptı?
(Hayal)-Şey, hem evet, hem de hayır. Kendisine ulaşamıyorum.
(Azat)-O normal. Genelev mahallesinde şu an.
(Hayal)-Nerede?
(Azat)-Bir yere geçelim mi? Ayak altında durmayalım.
Hayal öğrendiği şeyle şok olmuşken Azat konuyu dağıtmış bir yere oturmayı teklif etmişti. Hem ayak altından çekilirlerdi hem de sanki Hayal bir şey saklıyormuş gibiydi. Ne olduğunu öğrenebilirse ona yardımcı olabilirdi.
Birde Göktuğ'un ne bok yediğini merak ediyordu tabii.
(Hayal)-Olur.
İkili en yakındaki kafeye geçmişken Azat garsona el yapıp yanlarına çağırdı ve Hayal'e ne istediğini sordu.
(Azat)-İstediğini alabilirsin. Çekinmene gerek yok.
(Hayal)-Bir şey istemiyorum.
(Azat)-Bir şey istiyorsun. Çok tanışmıyoruz diye böyle yapmana gerek yok. Çay sever misin?
(Hayal)-Kahve tercihim.
Hayal yüzü asık şekilde çekingen tavırlarla konuşuyordu. Azat bunun olmasını istemediği için onu biraz zorluyor ve bilinçli olarak üstüne gidiyordu.
(Azat)-Bir sürü kahve türü olduğunu düşünürsek...
(Hayal)-Filtre.
(Azat)-Bana da bir filtre o zaman. Tatlı ne istersin?
(Hayal)-Aslında... diyet...
(Azat)-Boş ver canım şimdi diyeti. Canın sıkkın. Tatlı biraz toparlar. Hanımefendiye bir cheesecake getirin lütfen.
(Garson)-Tabi efendim.
Garson siparişi alıp giderken Azat Hayal'e döndü.
(Azat)-Ne olduğunu anlatır mısın? Göktuğ'la hem ilgili hem ilgili değil dedin. Göktuğ'un ne kadar sıkıntılı bir tip olduğunu biliyorum o yüzden sana yardım edebilirim belki.
Azat şimdiye kadarki tecrübelerini kullanıp Hayal'e yardım etmek istiyordu. Ama bunun altında ne Hayal'e karşı bir şehvet vardı ne de başka herhangi bir duygu. Hayal üzerinden Göktuğ'u delirtmekte istemiyordu. Ki zaten Göktuğ buna delirmezdi.
Umurunda bile olmazdı.
Sadece son zamanlarda kontrolünü kaybetmeye başladığı için iyi adam rolünü hala iyi oynayabiliyor mu onu kontrol etmek istiyordu.
(Hayal)-Bu biraz utanç verici. Öylece söyleyebileceğim bir şey değil.
(Azat)-Ben aslında jigoloyum.
(Hayal)-H-a..? Na-nasıl yani?
Hayal aniden kendisine verilen bu bilgi karşısında ne diyeceğini ya da nasıl bir tepki vereceğini bilememişti. Göktuğ'dan dolayı Azat'ın bu iş yaptığını biliyordu ama bunu bu kadar net bir şekilde söylemiş olması ona garip gelmişti.
(Azat)-Diyorum ki hepimizin utandığı şeyleri var. Sorun onlardan utanmak değil. Utanabilirsin. Sadece, utansan bile kendi içinde o şeylerle barışık ol. Yoksa insanlar seni ezmek için bunu kullanırlar.
Hayal bu sözlerden sonra boşluğa dalmıştı. Göktuğ'un ağır tavırları ve ezici varlığının aksine Azat çok sakin ve naif bir insandı. Anlayışlıydı.
(Hayal)-Bu... o kadar kolay değil.
(Azat)-Hiç önemli değil. Ama sorunun ne olduğunu bilmezsem sana yardım edemem.
***
(Azat)-Hmm. Anladım. Söylemek istememeni anlıyorum. Seni üzmek ya da umutsuzluğa sürüklemek istemem ama bu konuda Göktuğ'dan çok bir şey beklemeni tavsiye etmiyorum.
(Hayal)-Farkındayım. Ama ona bunu söylemek zorundayım.
Dedi ve kahvesinden bir yudum aldı. Elleri titriyordu. Azat ona doğru uzandı ve ellerini tuttu.
(Azat)-Bu şekilde ani bir yakınlık kurduğum için özür dilerim ama biraz sakinleşmen için yapıyorum. Aşırı gergin görünüyorsun.
"Mis gibiyim lan. Piçliğimden bir sikim kaybolmamış."
(Azat)-Bir arayayım belki açar.
Azat telefonunu çıkartıp Göktuğ'u aramış ve 5 defa çaldıktan sonra Göktuğ telefonu açmıştı.
-Ne var amına koyayım? 2 oldu bu.
(Azat)-Tıslama hemen. Önemli olmasa aramam.
-Sen bana ne gibi önemli bir şey söyleyebilirsin lan?
(Azat)-Hayal benimle.
-Yani?
(Azat)-Seninle bir şey konuşması gerekiyormuş.
-Ee? O arasaydı.
(Hayal)-Aradım açmadın köpek!
Hayal sesi titrerken bağırmış ve aradığını dile getirmişti.
-Bağırma. Duyabiliyorum. Ne istiyorsun?
(Hayal)-Konuşmamız lazım. Buradan olmaz ama.
(Azat)-Buradan olmayacağı konusunda bende hemfikirim.
-Sen konuşma balta kafalı. Yarın sabah evime gelsin. Bu gece işim var.
(Hayal)-Bu akşama çekemez misin?
-Çekesim yok. Yarın gel.
(Azat)-Kapattı.
Göktuğ karşı bir düşünce sunulmasına fırsat bile vermeden telefonu kapatmıştı.
(Azat)-Beklediğimden az tepki verdi.
(Hayal)-Yarın sabaha kadar beklemek zor olacak.
(Azat)-Ters bir teklif gibi gelebilir ama, istersen geceyi benim evime geçirebilirsin.
(Hayal)-O kadarına gerek yok. Teşekkür ederim, bu yaptıklarında fazlasıyla yeterli. Göktuğ'a ulaştım en azından.
(Azat)-Sen bilirsin. Teklif var ısrar yok.
Azat konuyu orada kapattıktan sonra biraz daha oturup sohbet etmişler ve yaklaşık yarım saat sonra Azat Hayal'i evine bırakıp yoluna geri dönmüştü.
Yolda geri dönerken Cennet'i aramış ve onunla biraz konuştuktan sonra telefonu cebine atıp bir sigara yakmıştı.
(Azat)-10 gün sonra Cennet'le olan anlaşmam bitiyor. Yerine kim gelecek acaba? Şu ara talibim çok. Cennet yüzünden reddediyor olsam da. Hayal'e de üzüldüm lan. Göktuğ gibi biriyle gerçi. Çokta bir şey beklememek lazım.
Sigarasını ağzına götürüp uzunca içine çektikten sonra...
(Azat)-Göktuğ piçiyle ne zaman dövüşürüz acaba? Argh. Sigara yerine Göktuğ'un cesedini yakmak istiyorum.
***
Hayal Azat'la birlikte oturmaya devam ederken Göktuğ telefonu kapatmış ve Hakan'la birlikte gününü gün etmeye dönmüştü.
(Bal Arısı)-Kim aradı?
(Göktuğ)-Götün biri boş ver.
Hakan elinde iki şişe içkiyle sağdan sola dolanıyor ve içmek yerine kendi üzerine ve kadınların üzerine boca ediyordu.
(Bal Arısı)-Döktüğü içkilerin fiyatına alt kademeden en az 3 kadın kiralayabilirdi.
(Göktuğ)-Sizi elde etmek için para vermiyoruz. Yani, bırak içkilere harcasın. Zengin zaten. Dışarıdan bakıldığında pahalı kumaşlardan kıyafet satan zengin bir piç gibi görünse de İstanbul'un kara borsasının yarısı bunun elinde.
(Bal Arısı)-Bilmem mi? Köpekbalığının bizim için aldığı kumaşlar, parfümler ve fazlası... hepsini o satıyor.
(Göktuğ)-Ee, ne de olsa Şiddet Birliği'nin eski yavşaklarından. 3 numara olduğu günlerde şerefsizin tekiydi.
(Bal Arısı)-O günlerde bile her boşluğunda yeraltıyla ilgilendiğini söylemiştin.
(Göktuğ)-Birliğin işine geliyordu. Yeraltına operasyon düzenleneceği zaman genel bilgileri ondan alıyorlardı.
(Hakan)-Hoy! Şiddet Birliği'de olduğum gizli bilgi unutma. Bal Arısı ve Altın Koza'm dışında kimse bunu bilmiyor. Bilmelerine gerekte yok.
Hakan bir anda etrafındaki kadınlardan sıyrılıp kendi hakkında konuşan Göktuğ ve Bal Arısı'nın yanına geçmişti. Parayla elde edebileceği ve şu anda para vermeden elde ettiği birkaç fahişenin kendiyle ilgili bir şey bilmesine gerek yoktu.
(Göktuğ)-Tamam lan zırlama. Kimseye bir şey söylemiyoruz. Eğlenmene bak sen.
Orada bulunan kadınlardan hiçbirisi zaten Hakan'ın eskiden Şiddet Birliği'nde olduğunu duymamışlardı çünkü Göktuğ bunu şu anda kucağında duran Bal Arısı'na söylemişti. Diğerleri bunu duyamayacak kadar meşgullerdi.
(Hakan)-Sen dikkatli ol yine de.
(Göktuğ)-İşine bak dedim.
Hakan hızlıca eski yerine dönüp kızlarla dans etmeye devam ederken Göktuğ koltukta dikelmiş ve rahat pozisyonunu bozmuştu. Elini cebine atıp telefonunu çıkartmış ve Hayal'den gelen 20 aramayı hiç umursamayarak başka birini aramıştı.
Telefon daha bir defa çalmışken açılmış ve...
-Ne istiyorsun lan!?
(Göktuğ)-Mesajımı aldın mı?
-Aldım! Genelev mahallesini sana hayatta vermem! Orası benim ana gelir kapım!
(Göktuğ)-Ana gelir kapın mı? Buranın günlük kazancını kumardan ve dövüşlerden saatlik kazanıyorsun. Beni aptal yerine koyma. Burası sadece bir kamuflaj. Kumarda bazı rütbeli insanların kazanmasına bilerek izin verip senden aldıkları parayı burada harcamalarını sağlıyorsun. Bilmiyor muyum sence bunu? Yoksa neden buradaki en ucuz kadının günlük fiyatı 100 bin liradan başlasın?
-Tch! Sen ve senin lanet zekân. Ne var ki bunda? Tek kazanan benim işte. Olması gerektiği gibi.
(Göktuğ)-Teklifimi düşünmeni tavsiye ederim.
-Teklifini reddetmek durumundayım.
(Göktuğ)-İyi düşün Ceset Denizi. İstanbul'a 8. bir bölge açılmasının altından hiçbiriniz kalkamazsınız.
-Saçmalama Göktuğ! İstanbul'un orta noktasına yeni bir bölge açmak intihar olur. Tek başına 7 bölgeyi düşman mı edineceksin!?
Göktuğ'un bu sözleri karşısında Deniz doğrudan sesini yükseltmişti. Bu alınabilecek bir risk ya da yapılması mümkün olan bir şey değildi. Yıllardır süregelen bir düzeni bozmak düzenin diğer parçalarını oluşturanlar için bir tehdit demekti ve yıkımla ilerleyen bu düzeni tehdit etmek demek düzenin bütün parçalarını karşınıza almak demekti.
(Göktuğ)-Ceset Denizi. Aptal olma.
Göktuğ o anda durdu ve gülümsedi. O gülümsemeyi gören Bal Arısı Göktuğ'un kucağından kaçıp gitmek istedi ama bunu yapamadı. Göktuğ'un suratındaki o tehlike dolu, korkunç gülümseme bir insana ait olamayacak kadar gericiydi. Kıvrılan dudakları dişlerini bir porselen sergisi gibi gözler önüne sererken, bakışları bin katilin kana susamışlığına sahipti.
O donuk, buz gibi, ölüm soğukluğu taşıyan sesiyle, suratında katliam düşüncesinin getirdiği o zevk dolu lanetli ifadeyle...
(Göktuğ)-7 bölge olarak "beni" düşman mı edineceksiniz?