İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 14 · 11 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 14

Bölüm-14 Şerefsiz

(Azat)-Kısacası Berke Gözde'yi unutmadığı için kafayı yemeye başladı ve bitik görünüyor doğru anlamış mıyım?

-Evet. Bu konuda senden yardım istemek için aradım.

(Azat)-Beni yanlış anlama Bilge. Kadınlar konusunda bilgili olabilirim ama daha önce hiç Berke gibi bir moda girmedim. Bir kadın için, hatta bir insan için bu kadar acizleşmeye gerek yok. Eğer birisi seni istemiyorsa başkasına dönersin. Olay bundan ibaret.

-Yani Berke'ye yardım edemez misin?

(Azat)-Ah, bunu söyleyeceğim günün gelmemesini umuyordum. O piçle aynı fikirde olmaktan iğreniyorum ama Göktuğ haklı. Berke'nin o kızdan vazgeçmesi gerek. Yapamıyorsa Göktuğ'u arasın ve kendisini geneleve götürmesini istesin. Kabul ederse tabii.

(Cennet)-Bunun bir çözüm olacağından emin değilim.

(Azat)-Çözüm değil zaten. Aptallığı bırakması için. Aptal aptal düşüncelerle devam ederse daha çok ağlar Gözde'nin peşinden.

(Cennet)-Geneleve gitmek buna da bir çözüm değil.

Azat eliyle Cennet'e sus işareti yaptı.

(Azat)-Telefonu hoparlöre al.

-Hoparlördesin zaten.

(Azat)-Güzel. Beni iyi dinle Berke. Gözde malını unut ve kendi hayatına değer vermeye başla. Elini sikinden ayır ve düzgün insanlarla tanışmaya çalış. Zorlanıp zorlanmama önemli değil. Sik gibi evde dikilmeye devam edersen eline hiçbir şey geçmeyecek. Bir tane aptalın uğruna hayatını alt üst etmenin bir anlamı yok. Hele de Gözde gibi ucuz bir malın uğruna.

-Hayat sana ve Göktuğ'a güzel tabii. Harika kadınlarla birlikte olun. Keyfinize eseni yapın. Üstüne kadınlardan para bile alın.

Berke aniden lafa dalmış ve Azat'ın sözünü kesmişti. Bu sözler sonrasında Azat sadece gülümsemekle yetinmişti.

-Sizin hiçbir zaman böyle dertleriniz olmadı. O dediklerini bende biliyorum. Sadece senden yardım istemiştim.

(Azat)-Dediklerimi biliyorsan uygulasana dangalak. Ayrıca, kafana eseni yapmanı kim engelliyor Berke? Ailenden yeterince para alıyorsun. Tek başına yaşıyorsun. Zengin bir mahallede büyüdün. Keyfine esen her şeyi yapabilecek fırsatın vardı ama sen aptal olduğun için hiçbir şey yapmaya çalışmadın.

-Azat.

(Azat)-Kapat çeneni Bilge. Aptal insanlardan nefret ettiğimi biliyorsun. Eğer bir şey yapmak istiyorsan yaparsın. Yapamayacağın bir şeyse uzak durursun. Bu iş bu kadar basit. Bir kızı elde edemedin diye zırlamak senin seçimin. Gözde'ye siktir çekip başka birisini de arayabilirdi. Ama elini sikine atıp Gözde diye ağlamayı seçti. Kolaya kaçması tamamen kendi aptallığından olan bir şey.

Bunca sözün ardından Azat durdu ve nefes aldı. Bu konuşmayı oldukça sakin bir şekilde yapmıştı. Berke gibi biri için sinirlenmeye niyeti yoktu.

(Azat)-Ha birde, Göktuğ ve benim hayatımın milyonda birini bile yaşasa çoktan kafasında birkaç delik açmıştı.

Azat sakince sözlerini bitirdikten sonra telefonu kapatıp kenara koymuştu.

(Azat)-Bu yüzden açmak istemedim. Aptalca sorularla kafamı şişiriyorlar.

(Cennet)-Çok çıkışmadın mı sence de?

(Azat)-Aptal olmayı bırakabilir. Gözde gibi değersiz insanlar parayla satın alınabilen değersiz bir maldan fazlası değil.

(Cennet)-Şey. Bende sana para verdim. Hatırlatmak için söylüyorum.

(Azat)-Şimdiye kadar herhangi bir değer taşıdığımı söylemedim. Göktuğ ve benim gibiler hiçbir değeri olmayan, aşağılıkların en aşağılığı insanlardan fazlası değil. Beni paranla satın alırsın ve kullanırsın. Bende seni kullanırım. Paran bittiğinde yolumuza bakarız. Bazı şeyler için zorlamaya gerek yok. Neyse o.

Azat insanların böyle düşünceleri neden desteklemediğini anlamıyordu. İnsanların doğrulardan bu kadar çok kaçınması ona aptalca geliyordu. Gerçeklerle yüzleşmek o kadarda zor olmamalıydı. Alt tarafı birçoğu değerli olmadıklarını yad a aptal olduklarını kabul edeceklerdi o kadar. Bu kadar basit bir şey onları bu kadar korkutuyor olamazdı.

(Cennet)-Bazen hayata bakış açın beni fazlasıyla geriyor.

(Azat)-Neden ki? Ne de olsa insanlar...

O anda Azat'la bakışan Cennet, gerilerek istemsizce kendisini Azat'tan uzaklaştırmıştı. Azat'ın soğuk bakışları içinde bir şeyleri tetiklemiş ve sonucunda korku ortaya çıkmıştı. Azat'ın soğuk ve karanlık gözlerine bakıp gerilirken Azat daha önce hiç göstermediği bir ses tonuyla konuşmasını bitirmişti.

... sadece yok olmak için varlar.

Azat'ın bu ani kişilik değişimi onu gerse de yemeğe odaklanmayı seçmiş ve bakışlarını önündeki tabağa indirmişti. Saniyeler içinde soğuk terler dökmeye başlamıştı.

"Az önceki bakışı unut. Az önceki bakışı unut. O bakışlar bir insanın olmamalı."

Cennet kendi içinde çıkarımlar yaparken aniden Azat'ın Bilge ve arkadaşlarıyla olan görüşmeden beri değişik davrandığını fark etmişti.

(Cennet)-Hayır.

O günle alakası yoktu. Her şey o çocuktan sonra başlamıştı. O çocukta ters giden bir şeyler vardı ve o ters giden şey her neyse Azat'a iyi gelmiyordu. Azat o zamandan beri gerçekten ters birine dönüşmüştü.

O andan beri daha ciddi ve bir şeyleri ters anlamaya daha yatkın hale gelmişti. Gereksiz şeylere sinirlenmeye başlamıştı. Hiç olmadığı kadar gergindi. Ve şimdi de bu olmuştu. Sadece birkaç cümleyle Azat'ta ters giden bir şeyleri nasıl tetiklediğini merak ediyordu.

(Azat)-Ne oldu? Neye hayır dedin?

(Cennet)-Ah, ehm, şey, yok bir şey. Aklıma bir şey geldi de. Eskilerden. Düşünmek istemediğim bir şey.

Cennet geçiştirmeye çalışsa da konuşurken takılması kendini ele vermişti ama Azat'ın bunu sorgulamak gibi bir niyeti yoktu.

(Azat)-Peki. Hatırlamak istemiyorsan sorgulamama gerek yok demektir. Ama canını sıkan bir şeyse ve anlatmak istersen dinleyeceğimi biliyorsun.

Neyse ki Azat'ın umursamazlığı Cennet için bulunmaz bir nimet gibiydi. Kullan – kullanıl mantığı çok mantıklı olmasa da bu gibi durumlarda kesinlikle işe yarayan bir şeydi.

(Cennet)-Biliyorum bebeğim ama anlatmak istemiyorum. Unutmak istediğim bir şey bu.

(Azat)-Kahvaltıdan sonra sana kendini bile unutturabilirim istersen.

Azat Cennet'in saçlarını kulağının arkasına götürüp yanağını okşarken bu sözleri söylemişti. Az önceki bütün korkunçluğu bir anda yok olup gitmişti. Sanki iki farklı kişiliği varmışta arada değiştiriyormuş gibiydi.

Ama Azat'ın kişilik bozukluğu olmadığını biliyordu. Muhtemelen Azat farkında olmadan gerçek kişiliğini göstermişti. Çünkü her ne kadar konuşmayı bilen, alımlı birisi olsa da hiçbir zaman tamamen güvenli biri gibi hissettirmemişti. Her zaman bir avcı havası yaymıştı. İnsanlar bu havaya kapılıyor olsa da hepsi onunla birkaç gün ya da tek gecelik birlikte olduğu için altında yatan o ciddiyeti kavrayamıyorlardı.

Ve Cennet az önceden sonra emin olmuştu. O avcı havası alımlı olmaktan gelen bir hava değildi. Azat tehlikeli biriydi. Sadece bunu çok iyi saklıyordu. Ki yaydığı o havayla birlikte sözleri ve düşünceleri de Cennet'in bu tezini destekliyordu.

İnsanlara önem vermemesi, kendini aşağılık birisi olarak görmesi ve türevi sözleri onun dünyaya bakış açısını net bir şekilde gözler önüne seriyordu. Bu kadar uzun süre onunla birlikte olmak Cennet'in gözlerini açmasını sağlamıştı.

(Azat)-Az önceki sözlerim için özür dilerim. Bana bu kadar korkuyla bakmana gerek yok.

Fakat Cennet'in hala çözemediği şey Azat'ın insanları okuma konusunda çok iyi olduğuydu.

(Azat)-Geçmişte şiddetle alakalı birkaç sorun yaşadım ve bazen kendimi kontrol edemiyorum.

Tabii Cennet'in bilmediği bir diğer şey Azat'ın manipülatif bir insan olduğuydu.

(Azat)-Gerilmene sebep olduysam üzgünüm.

(Cennet)-Gerilmedim ama... senden beklediğim bir şey değildi.

(Azat)-Her insanın geçmişi harika olmuyor. Büyüdüğüm çevre fazlasıyla ters bir çevreydi ve hayatım kavga ederek geçti. Bazen ayarım kaçıyor işte. Tekrar yaşanmayacağını garanti ederim.

"Garantiymiş. Şu an bile Göktuğ'la dövüşüp kanını asfalta akıtmak istiyorum."

Azat sözleriyle Cennet'i etkilemeyi başarırken içten içe bambaşka şeyler düşünüyordu. Aklı hala Göktuğ'daydı. Onunla bir kez daha dövüşmek istiyordu. Baltasının intikamını almak istiyordu.

(Cennet)-Tekrar olmayacağını biliyorum bebeğim. Sadece şaşırdım işte.

Kahvaltıya normal bir şekilde devam edebilme şansını yakaladıklarında Berke konusu çoktan akıllarından silinip gitmişti bile. Zaten Azat'ın Berke konusunu taktığı ya da takacağı yoktu. Şu anı bozmaya hiç niyeti yoktu. Zaten kendini neredeyse ele verdiği için biraz fren yapmak zorunda kalmıştı.

***

(Melek)-Beni kırmadığın için teşekkür ederim.

(Göktuğ)-Daha gitmiyorum nasıl olsa. Biraz sevişmekten zarar gelmez.

Göktuğ kucağında oturan Melek'in sözlerine ciddi bir cevap vermeyi seçmişti. Gitmesinden önce biraz daha vakti vardı ve bu vakti boş geçirmiyor oluşu işine geliyordu. Sevişiyor olmak sıkılmasından iyiydi.

Aslında bunu yapmayacaktı ama Melek'in istekli sesi bir an için hoşuna gitmişti ve fikrini değiştirmesine sebep olmuştu.

(Melek)-Sanırım kendimi şanslı saymalıyım.

(Göktuğ)-Sayabilirsin. Şanlısın da. Dün aptalın teki şansını kaybetti mesela.

(Melek)-Seni kaybetmek büyük aptallık olurdu evet.

(Göktuğ)-Yine de bana bu kadar bağlı olma.

Göktuğ her an her şeyi yapabileceğinden dolayı insanların ona bağlanmasını mantıklı bulmuyordu. Sonrasında sürekli kendini arayıp ya da mesaj atarak kafasını sikiyorlardı. O yüzden insanların kendine bağlanmasını sevmiyordu.

Kendisi onlardan sıkılırsa bir anda tamamen uzaklaşıp başka birilerini buluyordu ve hayatına bir süre onlarla devam ediyordu. Ama şimdilik Melek'le iyiydi.

(Melek)-Bana bağlı olma diyorsun da kucağında olduğumun farkındasın umarım.

(Göktuğ)-Fiziksel olarak benden kopamazsın zaten.

(Melek)-İplerimi tutmak ister misin?

(Göktuğ)-Zaten bende değiller mi? Yoksa bilmediğim iplerin de mi var?

Göktuğ Melek'in göğüslerini okşarken ona meydan okuyor gibi bakıyordu. Melek kucağında zevk içinde kıvranırken kendisi de onu iyice kıvrandırmak için üstüne gidiyordu.

(Melek)-Bilmem. Bütün iplerimi keşfetmek ister misin?

(Göktuğ)-Benimle bu kumarı oynamak istediğine emin misin?

Göktuğ bir Melek'i kucaklayıp ayağa kalktı ve onu duvara yaslayıp dudaklarına yapıştı.

***

Gitme vakti gelip Göktuğ hazırlandığında Melek sadece külotuyla Göktuğ'u izliyordu. Parmağını ısırıyor ve şehvet dolu gözlerle ona bakıyordu.

(Göktuğ)-Bakışların biraz bekleyecek. Ben dönene kadar yalnızlıktan delirmezsin diye düşünüyorum.

(Melek)-Dayanıklı şekilde dönsen iyi edersin. Yoksa 2 hafta sonra altımdan kalkamazsın.

Göktuğ bu sözler karşısında tek kaşını kaldırdı ve elini Melek'in çenesine dayayıp kendine yaklaştırdı.

(Göktuğ)-Belki de hiç altından kalkasım yoktur.

Dedi ve küçük bir öpücük sunarak ondan ayrıldı. Dudağını ısıran Melek ise Göktuğ'un kalçasına bir tokat attı.

(Melek)-Çok bekletme ama beni.

(Göktuğ)-Merak etme. Beklemeyeceksin.

"Azat piçinin delirmesini de ben beklemeyeceğim. İçten içe kanımı dökmek için kudurduğundan eminim. Umarım baltanı özlemişsindir Azat."

Göktuğ arkasını dönüp kapıyı ardından kapattı ve suratında korkunç bir gülümseme belirdi.

"Çünkü çok yakında sevgili baltanla buluşacaksın!"

Aynı anda telefonu titredi ve titreyen telefonunu çıkartıp ekrana baktı. Gelen mesajla birlikte dudakları biraz daha kıvrıldı ve gülümsemesi daha da korkutucu bir hale geldi.

(Göktuğ)-Hahahahaha!!! İşte bu çok eğlenceli olacak.

Delicesine kahkaha atıp apartmanı yankıya boğan Göktuğ suratındaki o korkunç gülümsemeyle birlikte apartmandan çıkıp insanların arasına karıştı.

***

Bilge Berke'nin yanından ayrıldıktan sonra evine dönmekle meşguldü. Aklı tam olarak Berke'de sayılmazdı ama ondan çokta uzakta değildi.

(Bilge)-Beni yapabileceğim bir şey yok ki. Dinlemek ve yanında olmaktan başka ne yapabilirim?

Bilge yapabileceği şeyleri sorgularken hala işe yarar bir sonuca varamıyordu.

(Bilge)-Empati bile bir yere kadar. Kendini bu kadar dibe düşürmemeli. Bende karamsara bağlamamak için çabalıyorum. Gerçi kafamı dağıtmak için sürekli dışarı çıkmak cebimi karamsarlaştırıyor ama... O kadarına yapacak bir şeyim yok. En kötü Azat'tan para isterim. Azat.

Bilge aniden farklı bir sorunun daha farkına varmıştı. Yüz ifadesi birden değişmiş ve şaşkın bir hal almıştı.

(Bilge)-Azat bugün neden tersti lan o kadar?

Azat daha önce hiç böyle davranmamıştı. Canını sıkan bir şey mi olmuştu acaba?

(Bilge))-Olabilir mi ki? Azat'ın daha önce herhangi bir şeye canının sıkıldığını görmemiştim. Parası mı bitti ki?

Bilge hızlıca Azat'ın parasının bitme ihtimalini gözden geçirmiş ve vazgeçmiş bir ifadeyle...

(Bilge)-Mümkün değil. Onda para denizde su. Bir insan jigololuk yaparak nasıl zengin olabilir lan bu kadar? Altından mı "şeyi" bunun?

Para seçeneğini eledikten sonra başka seçenekler düşünmeye başlamıştı ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Azat'ı daha önce hiç gergin, üzgün ya da başka bir duygu içinde görmemişti. Her zaman sakin bir gülümsemeye sahip ya da flörtöz bir tavırda olurdu.

(Bilge)-Kesinlikle bir şeyler olmuş. Akşam arasam mı acaba? Şimdi ararsam kızabilir? Cennet onu sakinleştirmiştir gerçi.

Bilge bu sözlerinden sonra olduğu yerde durdu ve iğrenmiş bir yüz ifadesine büründü. Bedeni iğrenmeyle titredi ve omuzları kasıldı.

(Bilge)-Iyyy. Ne dedim ben ya!? İyice pisleştim bunlarla görüşe görüşe.

Son zamanlarda giderek daha pis şeyler düşünmeye başlamıştı. Onun yanında öyle davranmıyor olmalarına rağmen içten içe onu etkiliyorlardı.

Ve bu etkileniş kesinlikle Bilge'nin sözlerine yansıyordu. En basitinden eskiden de küfür ederdi ama onlarla zaman geçire geçire çok daha küfürbaz birisi haline gelmişti.

(??)-Bilge? Sen misin?

O anda Bilge durdu. Zihninde patlak veren iğrenmişlik hissi duyduğu sesle birlikte aniden bütün bedenine yayılmış ve görünmez bir kalkan gibi kendisini çevrelemişti.

Kafasını kaldırıp arkasına baktığında siyah saçlara ve gözlere sahip, 1.75 boylarında ortalama tipe sahip deri ceketli bir çocuk gördü.

Onu görmesiyle birlikte iğrenmiş suratı öfkeyle doldu ve bakışları ciddileşti.

(Bilge)-Samet! Şerefsiz Samet! Yüzsüz Samet!

(Samet)-Şey, sanırım bunları hak ettim. Ama sana geri geldim. Kimse senin tırnağın bile olamazmış.

(Bilge)-Sikime anlat sen bunları. Aldattın lan sen beni köpek! İnanır mıyım bu laflarına senin!?

Bilge bir anda haykırınca çocuk gerilmiş ve Bilge'ye tedbirli yaklaşma kararı almıştı.

(Samet)-Sakin olur musun? Hepsi kızın suçuydu. Birden üstüme gelince...

(Bilge)-Birden üstüme gelince ne? Erkekliğine sahip çıkamayacak kadar fahişe ruhlu musun sen? Tutamadın mı fazlalığını!? Ha? Ne oldu kız üstüne gelince?

Samet Bilge'yle baş edemeyecek gibi görünüyordu. Yine de bir planı vardı tabii. Bilge temastan fazlasıyla hoşlanan biriydi ve Samet'le didişmeden duramayan bir yapıdaydı. Sürekli onunla temas halindeydi.

Saçlarıyla oynanmasını da çok severdi.

(Samet)-Bak. Özür dilerim tamam mı? Seni aldattığım için çok pişmanım. Bana izin verirsen...

Samet konuşurken Bilge'ye yaklaşmış ve elini saçına atmak için kaldırmıştı. Saçının ucundan tutmuş ve...

(Samet)-Sana kendimi affet... arghğ... Ne-den..?

Tam konuşuyorken Bilge bacak arasına tüm gücüyle tekme atmış ve onu susturmuştu. Testislerine tekme yiyen Samet dizlerine üstüne çökmüşken Bilge beklenmeyeni yapıp suratına da bir tekme atmıştı.

Yediği tekmeyle birlikte yere yığılan Samet burnu kanarken neresini tutması gerektiğine karar bile veremiyordu. Fakat Bilge ona bir iyilik yaptı ve eline bastı. Topuğuyla elini çiğnerken...

(Bilge)-Bir daha bana dokunursan o lanet parmaklarını kopartırım! Anladın mı beni!?

Samet acı içinde başını sallarken Bilge parmaklarına biraz daha baskı uygulamış ve 10 saniye kadar buna devam etmişti. Ayağını Samet'in elinden geçerken...

(Bilge)-Tch! Boka bassam bu kadar üzülmezdim bu ayakkabıya. Şimdi onu çöpe atmam gerekecek. Ha birde...

Bilge bir kez daha Samet'in eline basmış ve...

(Bilge)-Bir daha gözüme gözükme! Sapık orospu çocuğu!

Bilge bu sözlerinden sonra arkasını dönüp yürümeye başlamış ve birkaç adımdan sonra koşmaya başlamıştı. Koşarak oradan uzaklaşmış ve kendini güvende hissedene kadar koşmaya devam etmişti. Sırtını bir duvara yasladığında başını gökyüzüne kaldırmış ve derin nefesler alıp vermeye başlamıştı.

(Bilge)-Ne yaptım lan ben öyle!? Ben değil gibiydim. Rahatladım da sanki. Bilmiyorum.

Kendini rahat bırakıp yere oturmuş ve bacaklarını suratına kadar çekmişti.

(Bilge)-Sanırım onlara benzemek her zaman kötü hissettirmiyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.