---Birkaç Yıl Önce---
(Göktuğ)-Ben bu adamdan bıktım amına koyayım! Bana ne lan 20 kilometre ötedeki bir grubun oluşumundan. Kendin gidip öldürsene hepsini. Boş boş işlere beni gönderiyorsun. Neyse araba güzel en azından.
Göktuğ altındaki spor arabayla birlikte Alacakaranlığın istediği yere doğru ilerlerken söylenmeden edemiyordu. Kendisine böyle aptalca ve basit görevlerin verilmesini mantıklı bulmuyor aksine bu görevleri yapmamayı ve sığınakta kalıp yatmayı tercih ediyordu ama elinden gelen bir şey yoktu.
Alacakaranlıkla ne kadar dövüşürse dövüşsün kazanamadığından girdiği iddiaları kaybediyor ve böyle sıkıcı görevlere gitmek zorunda kalıyordu. Bu konudaki en büyük mutluluğu diğer geri zekalıları yanına vermiyor oluşuydu. Birlikteki diğer andavallar yanında olduğu zaman canı iyice sıkılıyor ve hiçbir şey yapası gelmiyordu.
(Göktuğ)-O kadar adam varken gidip İstanbul'daki lavukları bana toplatıyorsun. Tamam güçlü olabilirler de benim gitmemi gerektirecek kadar mı güçlüler lan!? Gönder mallardan birini halletsin işte!
Göktuğ söylenmeye devam ederken aniden bir araba önüne kırdı ve Göktuğ zorunlu olarak fren yaptı.
(Göktuğ)-İninize kadar gelmemi bekleyemediniz demek. E ben karşılamaları severim. Cenaze töreni karşılamaları hep zevkli olmuştur.
Kontağı kapatan Göktuğ indi ve sakince kapıyı kapattı. Önündeki arabadan da 3 kişi indi ve karşısına dikildiler. Ellerinde sopalar ve bıçaklar vardı.
(Göktuğ)-Ama hile onlar bak. Bana kimse eşya kullanmak serbest demedi. Bilsem birkaç tüfek getirirdim.
Adamlardan en uzun boylu olanı Göktuğ'un bu alaycı tavrına sinirlenmiş olacak ki bir adım öne çıkıp elindeki beyzbol sopasını Göktuğ'a fırlattı.
(Adam)-Al bunu. İhtiyacın olacak.
(Göktuğ)-Kendimi tanıtmama gerek yok diye düşünüyorum.
Göktuğ eğilip sopayı yerden alırken konuşmuştu.
(Adam)-Elbette yok. İnimizi basmaya gelen Şiddet Birliği'nin piçlerinden birisin!
(Göktuğ)-Kalbimi kıracaksın ama.
(Adam)-Kemiklerin tercihimiz tabii ama kalbinde olur.
Göktuğ adamın bu sözlerine karşı gülümsedi ve elinde tuttuğu beyzbol sopasını sıkarak parçalayıp kenara attı.
(Göktuğ)-Bunu yapabilmenizi çok isterdim ama imkânı yok amına koyayım.
(Adam)-16 yaşında veledin tekisin. Birkaç dövüşü kazandın diye kendini bir şey sanma!
(Göktuğ)-Güçle yaş bağlantılı olsaydı Şiddet Birliğinde çocuklar değil siz olurdunuz dingiller.
Göktuğ sakinliğini bozmuyordu.
(Göktuğ)-Her neyse. Bu aptalca konuşma devam edecek mi yoksa sizi öldüreceğim sekansa geçecek miyiz? Biraz acelem var da. Genelev mahallesinde beni bekleyen birkaç kadın var. Hmm. Üstüm kan dolu gidersem ayıp olur mu ki ya?
Göktuğ kendi kendine mukayese edip kadınlara ayıp olup olmayacağını düşünürken geride duran adamlardan birisi ileri atılmış ve Göktuğ'a saldırmıştı. Göktuğ ona hiç bakmıyordu bile ve bunu fırsat bilen adam inanılmaz bir hızla elindeki sopayı savurup Göktuğ'un kafasına geçirmişti.
Sopa ortadan ikiye ayrılıp etrafa savrulurken Göktuğ istifini hiç bozmadan düşünmeye devam ediyordu. Bir başkasına yapılsa kafasını parçalayıp belki de orada canından edecek bire darbe Göktuğ üzerinde sinek ısırığı kadar bile hasar bırakmamıştı.
(Göktuğ)-Gerçi o kadın bir sefer azgınlıktan benim kanımı yalayarak temizlemeye çalışmıştı. Siksen ayıp olmaz. Sikeceğim zaten de... Neyse ya. Yanına bir gideyim bakarız. Birde... sen az önce kafama mı vurdun benim?
Adam elinde kalan sopaya baktı ve şaşkın, endişeli bakışlarını Göktuğ'a kaydırdı.
Göktuğ şaşkın gözlerle kendisine bakan adama döndü ve arkada bekleyen ikilinin yanından bir karaltı geçti. Ardından da bir parçalanma sesi yankılandı. Adam geldikleri arabaya çakılmış hareketsizce yatıyordu.
(Göktuğ)-Oğlum dokundum lan sadece. Nereye uçtun öyle?
O anda adamlar nasıl bir işe kalkıştıklarını anlamışlardı ama artık çok geçti. Göktuğ çoktan ikilinin arkasına geçmişti bile ve bir anda ikisini birden kol kilidine alarak nefeslerini kesti. Az önce kendiyle konuşan uzun boylu olan cebinden hızlıca bir şok cihazı çıkardı ve Göktuğ'un koluna yapıştırdı.
Göktuğ çarpılmanın etkisiyle...
(Göktuğ)-Ne yapıyorsun lan sen?
Göktuğ sakince adama bakarken şok cihazının biraz bile etkisi olmadığı net bir şekilde belli oluyordu. Göktuğ şok cihazlı adamı kenara fırlatıp boşa düşen kolunu diğer kolunda boğduğu adamın kafasına dayamış ve tek hareketle boynunu kırarak saf dışı bırakmıştı.
(Göktuğ)-Biri gitti.
Göktuğ inanılmaz derecede sakindi ve ses tonu hiç heyecanlı değildi.
(Göktuğ)-Şaşırmadığına göre buna hazırlıklıydınız diye düşünüyorum.
(Adam)-Ölenleri geri getiremem.
Adam oldukça soğukkanlı bir şekilde cevap vermişti. Ölenleri geri getiremezdi ve karşılarında Şiddet Birliğinden birisi olduğuna göre üzülmek yapması gereken son şey bile değildi. Şiddet Birliğinin isminin şiddet olmasının bir sebebi vardı sonuçta.
(Göktuğ)-Aptal değilsin en azından.
Adam boynunu kütletip elindeki sopayı Göktuğ'un suratına fırlattı ve Göktuğ aynı anda çekilerek bu hamleden kaçındı. Tabii adam sopanın arkasından koşmuş ve elindeki bıçağı Göktuğ'un kalbine saplamak için ileri atılmıştı.
Ancak Göktuğ gayet sakince bir saldırıdan kaçınmış ve adamın eline tekme atarak bıçağın havaya uçmasını sağlamıştı. Sonra da zıplayarak havaya uçan bıçağa tekme atmış ve bıçak adamın bacağına saplanmıştı.
(Göktuğ)-Tüh. Kafanı hedeflemiştim.
(Adam)-Dalga mı geçiyorsun lan!?
Adam bacağındaki bıçağı çıkartırken bağırmıştı. Canının yandığı kesindi ama bıçağı o şekilde bacağından çıkartması ve rahatça bacağını kullanmaya devam edebiliyor olması onun basit bir otoban faresinden fazla olduğunu gösteriyordu.
(Göktuğ)-O kadar belli oluyor mu ya? Oyunculuğumu biraz geliştirmem gerekli sanırım.
(Adam)-Piçin tekisin!
(Göktuğ)-Demin 16 yaşında veledin tekisin diyordun, ne oldu?
Adam bu soruya cevap vermedi ve elindeki kanlı bıçakla birlikte Göktuğ'a doğru koşmaya başladı. Tam o anda da Göktuğ'un az önce yumruklayıp arabaya sapladığı adam onu arkasından sardı ve sıkıca tuttu.
(Diğer Adam)-Beni unuttun sanırım.
(Göktuğ)-Unutur muyum hiç? Adın neydi bakalım?
Göktuğ adamı kıyafetinden tutup çekti ve üstünden atarak sırt üstü yere vurdu. Onu yapmasıyla birlikte üzerine koşan adam arkadaşının üstünden zıplayarak atağa geçti ve bıçağını savurdu. Göktuğ adamın bileğini havada yakaladı ve sertçe sıkarak bıçağı bırakmasını sağladı.
Sonra da gerildi ve inanılmaz güçlü bir yumrukla adamın karnına darbeyi indirdi. Yumruğu yiyen adam yumrukla birlikte arkadaşının üzerine çivileme çakıldı ve ikisi birden kan kustular. Yumruğun gücü o kadar fazlaydı ki yerde koca bir krater açmıştı ve ikili resmen mezarlarına gömülmüş gibi derine batmışlardı.
Yedikleri bu tek yumruk onları yere çakmakla kalmamış birde içeriden kemiklerini parçalamış ve ölümlerine yol açmıştı.
(Göktuğ)-Bu kadar mıydınız amına koyduklarım!? Elinizdeki her şey bu muydu?
Haykırdıktan sonra cebinden sigarasını çıkardı ve yaktı.
(Göktuğ)-Bir sikim sergilemediniz gerçi ama... olsun. Çabanıza değer diye düşünüyorum.
Tam o saniyede bir araba sesi yolda yankılanmaya başladı ve Göktuğ arkasına döndüğünde üzerine doğru gelen bir araba gördü.
(Göktuğ)-Bende geri kalanı nerede diyordum?
Göktuğ sakince sigarasını içine çekerken arabanın kendine yaklaşmasını istiyordu. Araba giderek hızlanıyor ve hızla Göktuğ'a yaklaşıyordu. Fakat Göktuğ öylesine sakindi ki sigarasının külünü bile yavaşça saçıyordu.
Araba kendisine tamamen yaklaştığında sigarasını ağzına götürdü.
(Göktuğ)-Bak bu yeni işte. Kadınlara anlatacak hikâye çıktı.
Sigarasını ağzına götürdükten sonra araba kendisine inanılmaz bir hızla vurmak üzereyken gerildi ve hareket halindeki arabanın kaputuna demirden yumruğunu indirdi. Yumruğun etkisiyle arabanın bagaj kısmı havaya kalktı. Kaputu ezilip içine çökerken tekerlekleri asfaltı delerek yarısına kadar yere batmıştı ve dumanlar yükselmeye başlamıştı.
Patlayan ön cam etrafa saçılmış ve arabanın içindekiler şaşkınlık ve korku karışımı duygularla Göktuğ'a bakakalmışlardı. Hayatlarında ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlardı.
Göktuğ sakince arabanın sürücü tarafına geçmiş ve ağzındaki sigarayı eline alıp...
(Göktuğ)-Amına koyayım bunun işe yaramayacağını bilmeniz gerekiyordu. Boşa mı avlıyorum ben sizin gibileri her gün. Bir sikim öğrenemediniz mi duyduğunuz hikayelerden.
Göktuğ konuşurken sürücü koltuğunda oturan adam bir anda silahını çekmiş ve Göktuğ'a doğrultmuştu. Ya da öyle yaptığını düşünmüştü.
(Göktuğ)-Güzelmiş bu. Susturucusu nerede bunun?
Çünkü Göktuğ çoktan silahı elinden alıp incelemeye başlamıştı bile. Ve bunu ancak Göktuğ kendisine susturucu sorusunu sorup silahı gösterdiğinde fark etmişti.
Adam korkudan ağzını bile açmazken diğerleri hemen arabadan inmiş ve Göktuğ'u çevreleyerek silahlarını ona doğrultmuşlardı. Ancak onlar silahlarını doğrulttuklarında Göktuğ aralarında değildi.
Bunu fark etmeleriyle aynı anda alçaktan gelen bir güç ayaklarını yerden kesmiş ve yere düşmüşlerdi. Göktuğ onlar tepki bile veremeden yere eğilmiş ve bacağını savurup hepsinin dengesini bozarak devirmişti.
Üçü birden ayağa kalkmak için hareketlenirken yükselen bir el ateş sesi doğrudan ortamın dengesini bozmuş ve hareket kabiliyetlerini kısıtlamıştı.
Sürücü koltuğundaki adamın kanlar içindeki kafası kornanın üzerine çakılıp kulak tırmalayan korna sesiyle diğerlerinin yalvarışlarını bastırmak için kullanırken Göktuğ 3 el daha ateş etti ve her şeye orada son verdi.
(Göktuğ)-Sizi yumruklarımla öldürmek isterdim ama... sevişmem gereken kadınlar var.
Göktuğ sakince cebinden telefonunu çıkardı ve birini aradı.
(Göktuğ)-Lan dingil. Birilerini yolla gelip alsınlar bunları. Benim görevdeki 7 kişiyi de listeden sil.
...
(Göktuğ)-Ne demek boşta adam yok. Sizin beyninizi sikeyim! Benim için her zaman birilerini beklet demiyor muyum lan ben!?
...
(Göktuğ)-Lan sikerim Alacakaranlığını! Yaşlı piçin tekini dinlemeye devam ederseniz daha çok dayak yersiniz benden. Neyse kapat. Uğraşamayacağım sizinle. İşim gücüm var.
Göktuğ telefonu kapatıp cebine koydu ve bu pisliği temizlemek için bir şeyler düşünmeye başlarken gözüne bariyerler takıldı.
Bariyerler bir kaza anında arabaların uçurumdan uçup okyanusta kaybolmasını önlemek içindi. Göktuğ bunu fark edince gülümsedi ve bütün bu pisliğin okyanusun derinlerine gömme kararı aldı.
(Göktuğ)-Pekâlâ. Sanırım bu seferlik işleri kendim halletsem sorun olmaz.
Kendi kendine gülümseyen Göktuğ işin devamını getirmek üzere en yakınındaki 2 kişiyi saçlarından tuttu ve bariyerlere kadar sürükleyip...
(Göktuğ)-Görüşürüz cesetler.
Diyerek hiç düşünmeden uçurumdan aşağı fırlatarak diğerlerine yöneldi.
---Günümüz---
Şu anda olduğu yol bu olayın yaşandığı yoldu ve yol hala çok aktif bir yol değildi.
(Göktuğ)-O zamanlar iyiydi tabii. Şimdi denetimli serbestliğim var. Onunda bitmesine az kaldı gerçi. O bittiğinde daha rahat eğlenebileceğim. Yine de eğlenmek için her zaman bir yol var tabii.
Göktuğ o anda vites attı ve gaza bastı. Eğlencesine daha çabuk varmak istiyordu o yüzden arabasının sınırlarını sonuna kadar zorlayacaktı.
***
Tam olarak aynı anda fakat şehrin bambaşka bir köşesinde öğlen sıcağı insanları kavurup götürürken güneşin bile es geçtiği karanlık ara sokaklardan birini es geçmeyen birisi vardı. Etrafında 10 kadar kişi kanlar içinde yerde yatıyordu. Ölü değillerdi ama yaşıyor da sayılmazlardı.
Hepsi baygın şekilde etrafa dağılmışlardı. Başlarında ise gömleği kanla kaplanmış ve oldukça rahatlamış görünümlü birisi vardı. Elini saçlarına götürmüş ve elindeki kanı saçlarına da bulaştırmıştı.
(Azat)-Amına koyayım rahatladım be.
Ara sokakta dehşet saçan bu kişi uzun zamandır bu öfkeyi içinde tutan Azat'tı. Göktuğ'un kışkırtmaları yüzünden giderek daha fazla dolmuş ve en sonunda patlamak için böyle bir ana ihtiyaç duymuştu. Etrafında yatan 10 kadar kişi sokakta insanları gasp eden bir gruptu ve Azat bunu gördüğünde içindeki pisliği akıtmak için en iyi seçeneğin onlar olduğu kararına varmıştı.
(Azat)-Göktuğ piçi nerde lan acaba? Bunlar vahşetimi bastırmaktan ileri gitmez.
Azat Göktuğ'un ne yaptığını merak ederken kendine çeki düzen vermeye çalışıyordu.
(Azat)-Gömlek gitti be.
Azat telefonunu çıkardı ve Cennet'i aradı.
(Azat)-Atacağım konuma bir tişört ya da gömlek getirmeni istiyorum. Küçük bir mevzu oldu da. Birkaç kişiyle dalaşmak zorunda kaldım.
...
(Azat)-Konumu atacağım dedim ya. Sakinleş biraz. Beni dövebileceklerini düşünüyorsan vazgeçmeni öneririm. Sadece dediğimi yap.
Azat insanların endişeli hallerinden nefret ediyordu çünkü boş boş sorular sorup başını ağrıtıyorlardı.
Telefonu kapattıktan sonra yerde yatan aptallardan birinin üstüne oturmuş ve bulunduğu konumu gönderip beklemeye başlamıştı. Aradan 15 ya da 20 dakika geçmişken telaşlı adım sesleri yükselmeye başlamıştı.
(Cennet)-Azat.
(Azat)-Sakin ol. Bir sıkıntım yok. Birde arkanı dön. Bu pisliğe bakmanı istemiyorum.
(Cennet)-Niye kavgaya tutuştunuz ki?
Cennet doğal olarak meraklanmış ve sorma ihtiyacı hissetmişti. Alacağı cevaptan emin değildi hatta bir cevap alacağından bile emin değildi ama sormadan edememişti.
(Azat)-İnsanları gasp edip taciz ediyorlardı. Bende dayanamadım. Küçük bir laf dalaşı ve buraya çekildik işte.
Azat yine ve yine yalanlarıyla kendini aklamış ve usta manipülasyonlarına devam etmişti. İnsanları gasp edenleri dövmesi tamamen bir kamuflajdı.
"İnsanların suçlulara yapılan kötü şeyleri onaylama ve aklama eğilimde olması harika!"
Sırf bu eğilimleri yüzünden Azat'ın kişisel zevki ve tatmin hissi için onları dövmesi hiç sorun olmayacaktı. Üstelik bunun üzerine kahraman bile ilan edilebilirdi.
Kendisinin de bir zamanlar insanları gasp ettiği, dövüp zorla paralarını aldığı düşünüldüğü zaman şu anda o insanları dövüyor olması kendini haklı çıkarmıyordu. Sadece içinde biriken nefreti kusmak için halkında ses çıkartmayacağı o tipleri seçmişti o kadar.
Kötülüğe kötülükle karşılık vermek söz üzerinde tüm insanlığın met etmediği bir şey olsa da içten içe herkes kötülük yapan bir insanın aynı şekilde kötülük bulmasından zevk alır.
O yüzden birkaç serseriyi dövmek Azat için rahatlatıcı ve halk için onay verecekleri güzel bir olay olarak lanse edileceğinden kimse Azat'ın gerçek kişiliğinden haberdar olmayacaktı.
Azat kıvrak zekasıyla tüm bunları hesaplamış ve birde üstüne Cennet'i aynı mantıkla kandırmıştı.
(Cennet)-Anladım. Ama bu kadar kişiyi dövebilmen...
Cennet acıyarak yerde yatanlara baktı. Birde tabii Azat'a. O nazik ve sevecen insanın böyle şeyler yapabiliyor olması biraz korkutucuydu.
(Azat)-Küçükken dövüş eğitimleri almıştım. Büyüyüp güçlendikçe biraz yıkıcı hale geldiğim doğru. O yüzden kavga etmeyi sevmiyorum. Çünkü kendimi kaybettiğimde gözüm biraz fazla dönüyor. Sonuçta bu işte.
Azat arkasında yatanları gösterdi.
Acaba Cennet konunun gaspla bir alakası olmadığını ve Azat'ın sırf rahatlamak için bunu yaptığını, gasp kısmını tamamen yaptıklarının üstünü örtmek için kullandığını bilse nasıl tepki verirdi?
Azat bunu düşününce bir an için gülümsemeden edemedi.
"Sanırım bunu asla öğrenemeyeceğiz."
Bunu düşünürken üstünü sakince değişti ve oradan ayrıldılar. Sokaktan çıktığında bazı insanların kendine kahraman gözüyle bakması ve özellikle gasp edilen adamın minnettarlığı midesini bulandırsa da sanki bunu yapmak onun göreviymiş gibi davranmış ve alçakgönüllülükle oradan ayrılmıştı.
(Azat)-Haaa. İnsanlar beni bazen gerçekten yoruyorlar.
Azat derince bir nefes verip lafa girmişti.
(Cennet)-10 kişiyi dövmek yorucu olsa gerek evet.
(Azat)-Sen bana alttan alttan laf mı sokuyorsun bakalım?
Azat gülümseyerek Cennet'in gözlerine odaklanmıştı. Birazcık laf yiyecekti tabii. İki seferdir Cennet'e istemediği şekillerde yakalanıyordu. Bu seferki için bahanesi ilk seferden daha güçlüydü ama Azat Cennet'in aptal olmadığının farkındaydı.
(Cennet)-E arada yapmak gerekiyor tabii.
(Azat)-Öyle mi?
Azat bir anda Cennet'in boğazına yapıştı ve kalabalığın ortasında onu havaya kaldırdı.
(Azat)-Sence ben senin gibi birinin dalga geçebileceği biri miyim Cennet?
Cennet'in boğazını giderek daha fazla sıkarak konuşmasına izin vermiyordu.
(Azat)-Sahip olduğun düşük zekâ seviyenle ve o boktan görüntünle gerçekten benimle dalga mı geçiyorsun!?
-Azat... ne... fes... ala... mıyor... um...
Biraz daha zorlayıp Cennet iyice kızardıktan sonra onu yere fırlatmış ve acıyan gözlerle ona bakmaya başlamıştı. Acıma dolu bakışları Cennet'in kızarmış suratına odaklanmışken bir anda...
(Cennet)-Pişt sana diyorum.
Cennet tarafından sarsıldı ve o anda Azat gerçekliğe dönerek etrafında bakındı. Kafasını iki yana sallayarak kendine gelmeye çalıştı.
(Cennet)-Ne oldu neye daldın?
(Azat)-Yok bir şey, sadece kafama sert bir darbe aldım da. Hoş olmayan bir anım aklıma geldi.
Azat belli belirsiz bir yalanla durumu geçiştirirken gerçekliğe dönüşünün şokunu yaşıyordu.
"Uzun zamandır bu olmuyordu. İnsanlığımın sınırlarına geliyorum sanırım."
(Cennet)-Eğer anlatmak istersen bir yere oturabiliriz. Yürürken olacak iş değil.
(Azat)-Anlatılacak bir şey yok. Küçükken yaşadığım mahallede çocuğun biri baltayla birkaç kişiyi doğramıştı. O zamandan sonra sıra bize gelmesin diye vahşi bir hayat benimsemek zorunda kaldım.
"O çocuğun ben olmam dışında bir sorun yok tabii."
(Azat)-Ebeveynleri de kendi gibi olduğu için kendimizi savunmamız gerekiyordu. O yüzden belirli bir yaşa gelene kadar oldukça vahşet dolu bir kişiliğe sahiptim. O mahalleden kurtulunca değiştim biraz tabii ama yıllarca öyle bir kişilikle yoğurulduğum için arada kendimi kaybediyorum. Elimde olan bir şey değil bu. Kişiliğim böyle maalesef.
(Cennet)-Şey, canım sıkıldı ama yaşadıklarını düşününce. Böyle bir şey beklemiyordum.
Cennet Azat'ın anlattığı bu kısacık şeye üzülürken Azat durumu sakince kurtardığı için memnundu. Bu saatten sonra Cennet kendinden şüphelenmeyi kesin olarak bırakırdı çünkü anlattığı hikâye gayet olabilitesi yüksek bir hikâyeydi. Yani Cennet'in kendisine inanmaması için hiçbir sebebi yoktu.
(Azap)-Önemli değil. Takma kafana. Ben alışkınım insanların şaşırmasına. Ki haklısınız da. Her yerde benim gibi yaşamış bir insan bulamazsın. Ama bence kendimi o kişilikten iyi kurtardım. Yani, öyle düşünüyorum en azından.
(Cennet)-Bana sorarsan şu anki kişiliğin harika. Bu hallerini görmem bu kadar uzun süredir yanında olduğum için diye düşünüyorum. 1 gecelik ya da haftalık seninle olanlar seni bu kadar tanımayacaklarından sorun olmuyordur muhtemelen.
(Azat)-Yani biraz öyle. Bu konuda şanslı mısın yoksa şanssız mısın karar veremedim.
(Cennet)-Seni daha fazla tanımak bence şans ama istemediğin şeyleri anlatmak zorunda kalman biraz şanssızlık oluyor tabii.
Cennet Azat'ın moralini toparlamak için çalışıyordu. Elini sıkıca tutmuş ve kendini ona iyice yaklaştırmıştı. Azat ise bu harekete karşılık elini beline atmış ve kendine doğru çekerek iyice yakınlaştırmıştı.
Sonra da kulağına fısıldamak için başını biraz yakınlaştırmış ve şehvet dolu bir sesle...
(Azat)-Hadi bunları boş verip eve gidelim ve sana gerçekten ne kadar şanslı olduğunu harika bir şekilde göstereyim. Çıplak bir şekilde tabii.